Kategori: Yorum

  • İçki İçiliyor Diye Linç: İstanbul'da Mini Madımak

    “Demokrasi”, “insan hakları”, “birlikte kardeşçe yaşam” söylemleri herkesin ağzında dolanırken halen eskisi kadar cahil, akılsız ve vahşi insanlar olduğunu görmek üzücü. Daha Ramazan başlarken bu konuda korkularımı yazmıştım. Keza haksız da çıkmadık ki dayak haberini bu Ramazan da aldık. Ramazan’dan ve referandumdan sonra sakinleşiriz sanmıştım; yanılmışım…

    Dün akşam İstanbul’da sanat galerisi açılışını basan 20 kişilik grup, içki içiyor diye insanları sopalarla dövmeleri yetmiyormuş gibi bir de galeriye zorla doldurup içeriye biber gazı basmışlar.

    Nazi kamplarından, Sivas Katliamından farklı olmayan bu beyinsizlik örneği gerçekten tüyler ürpertici.

    Bu tür olayları görmezden gelmek, “birkaç kendini bilmez” diye geçiştirmek en büyük yanlış. Zaman içerisinde “birkaç” kendini bilmezin daha organize olarak, dışarıdan getirilen kalabalıklarla neler yapabileceğini görmeniz; bu konuda en büyük örnek olan Sivas Katliamı nedir, nasıl gelişmiştir öğrenmeniz; bazı basın organlarında kasıtlı olarak olayın yumuşak anlatılmasına kanmamanız için; zaman ayırıp şu belgeseli izleyebilmeniz dileğimle:

  • "Bir" Taraf Olan Bertaraf Olur!

    Referanduma gidilirken Başbakan Erdoğan TÜSİAD başta olmak üzere; çeşitli nedenlerle Evet veya Hayır şeklinde resmi fikir açıklamayan herkesi ima ederek, “bitaraf olan bertaraf olur” demişti. Referandum bitti, şimdi gözler kimlerin bertaraf olacağında…

    Bundan seneler önce Emin Çölaşan’ın Hürriyet’ten kovulması bugün son örneğini yaşadığımız “bertaraf” serisinin ilk örneğiydi.

    TRT 2’nin en yüksek izlenme payına sahip olup TRT 1’e geçirilen, ardından da kısa sürede izlenme oranlarını katlayan Banu Avar bu dizinin bir başka örneğiydi. İsveç ve Nobel programı birilerini öylesine kızdırmıştı ki Banu Avar’a o programı yayınlamaması emredildi. Söz geçirilmeyince saatiyle oynandı, itildi kakıldı. Programı ısrarla yayınlayan TRT’nin o dönemki yükselen yıldızı Banu Avar o hafta aniden kovuldu.

    Yıllarca kanallar tarafından adeta kapışılan Hulki Cevizoğlu’nun kanal kanal dolaşıp kovulması da bir başka örnek. Attila İlhan ile yaptığı programın tadı hala damağımda. Bugün ise Hulki Cevizoğlu aşağıya gönderile gönderile adeta kayboldu.

    Hükümete karşı en sert eleştirileri yapanlardan birisi de Nihat Genç’ti. Nihat Genç doğası gereği olsa gerek onyıllardır kim başa gelirse muhalefet olmuş birisi. Ancak Nihat Genç’in “yazı yazmayı bırakmaya mecbur kaldığını” açıklaması da ne hikmettir ki anca bu haftaya denk geldi.

    Hükümete karşı sert eleştirileriyle geçen senelerin bir başka muhalefet yıldızı ise Yiğit Bulut’tu. Artık değil. Muhalif döneminde damat olarak girdiği Doğan holdingden kavgayla kovulan Yiğit Bulut, batının AK Parti’ye karşı olmasında bir bit yeniği olduğunu söylemeye başlayıp birden AK Parti’yi destekleyen yazılar yazmaya başladı. Bu son dönemde bu yazıların sayesinde olacak ki Başbakan 2 haftada 2 kere Yiğit Bulut’un programına konuk oldu. (Yanlış anlaşılmasın, Yiğit Bulut’un bu konudaki gözlemlerine kısmen katılsam da Başbakan’ın tutumu dikkat çekici.)

    Bugün ise sert muhaliflerin Yılmaz Özdil ile birlikte başı çeken diğer ismi bertaraf oldu. Bekir Coşkun da kovuldu!

    Bekir Coşkun’un kendi ağzından durum şöyle:

    Altaylı, editörler ve Habertürk’ün sahibinin işime son verilmemesi konusunda son derece çaba sarfettiğini biliyorum. Ancak, baskı çok yoğundu yapılacak birsey yok. İlk bertaraf olan ben oldum.

    Halbuki yanlışı var. Kendisi ne ilk bertaraf olan, ne de bu gidişle son… Yıllardır bertaraf olan olana.

    Bu konuda sanıyorum Başbakan’ın konuşmasını da hepimiz yanlış anlamışız. Zannediyoruz ki o “bitaraf (tarafsız) olan bertaraf olur” dedi. Belli ki Başbakan’ın demek istediği “Bir taraf olan bertaraf olur”muş. O tarafın hangi taraf olduğunu da zaten görüyoruz.

    “Demokrasi”nin gözünü seveyim.

  • Referandum Bitti, Sıra Genel Seçimlerde

    2010 başından beri beklenen, gündemdeki hayati ve çoğu daha önemli bütün konuların önünde tartışılan referandum nihayet sonuçlandı. Halk %58 oranla anayasa değişikliğine evet dedi.

    Artık gözler 2011 genel seçimlerine çevrildi. Öyle ki Başbakan Erdoğan bile ilk açıklamasında yeni anayasa çalışmalarını başlatacaklarını fakat bu anayasayı seçim sonrası meclise taşıyacaklarını söyledi…

    Bundan 3 hafta önce yazdığım “Referandum Sonuçlarının Seçimlere Etkisi Ne Olur?” ile sıraladığım tahmin dizimde ilk birkaç öngörümün tuttuğunu gördüm.

    Öncelikle açık ara Evet çıkar diye tahmin ediyordum, %60 demiştim %58 oldu. Ardından AK Parti’nin seçime doğru yeni anayasa vaadiyle seçim kampanyası yapacağını tahmin ediyordum, ki Erdoğan daha ilk açıklamasında bu mesajı vererek yine tahminlerimi boşa çıkartmadı.

    Bu tür bir sonuçta CHP’nin ne olursa olsun karlı çıkacağını, bu tür bir sonucun en çok MHP’ye darbe vuracağını yazmışım. Bu da bugün itibariyle tutmuş gözüküyor.

    Genel seçim sonuçları ile ilgili asıl hayati dönem ise bundan sonra başlıyor. AK Parti’nin yeni anayasa vaatlerinin boş olmadığını, halkın hayır oyu verenler dahil büyük çoğunluğunda yeni bir anayasa isteği olduğu, referandum sonuçlarıyla en büyük mesaj olarak ortaya çıktı. Dolayısıyla AK Parti bu söylemiyle genel seçimlere güçlenerek gidecektir.

    Karşısında CHP’nin AK Parti ile gerçek anlamda yarışabilmesi için referandumdaki gibi bir “karşıt kampanya” benimsemesi değil, “biz de yeni anayasa hazırlayacağız” demesi gerekir. Deniz Baykal olsaydı bunun imkansız olduğunu bilirdim fakat Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha 10 gün önce yaptığı “macun tüpten çıktı, hayır çıksa bile anayasa değişmeli” açıklaması benimle aynı fikirde olduğunu gösteriyor.

    CHP’nin en büyük sorunu ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP tabanı dışında yeterince liderlik desteği ve saygısı görmemesi. Ara ara yaptığı altı boş çıkışlar, CHP örgütlerindeki tembellik ve liderin yalnız bırakıldığı görüntüsü (ki Kılıçdaroğlu’nun oy kullanamaması skandalı bunun son örneğidir) bu sorunların sürdüğünü gösteriyor.

    Seçimlerin muhtemel anahtarı ise MHP olacak gibi duruyor. Daha şimdiden “MHP’nin oyları baraj altına iner mi?” tartışması başladı. Bana göre Türkiye’nin siyaseti açısında en faydalı durum, daha çok partinin etkin ve temsil kabiliyeti olmasıdır, ki MHP’nin baraj altında kalması yalnızca temsil oranlarını veya belli bir kısım seçmeni değil, Türkiye demokrasisini olumsuz yönde etkiler. Bunun için de Devlet Bahçeli ve tüm MHP’lilerin daha mantıklı, daha üretken ve çok daha sakin politikalar sunması gerekir.

    Tamamen kişisel tahminlerime göre Türkiye’de bir sonraki seçim sonuçları ne olursa olsun, 2-3 seneye kalmadan yeni bir anayasa kabul edilecektir. Dolayısıyla bugünkü referandum sonuçlarından ziyade bu saydığım gelişmelerin uzun vadede çok daha önemli olacağını düşünüyorum. Referandum sonuçları “Hayır’lı” olmamış olabilir, ama muhalefete verilen mesaj dolayısıyla hayırlısının olduğu kesin.

  • KPSS Skandalı Nasıl Görmezden Gelinir?

    2 haftadır, konu hakkında yazı yazmadan önce deliller ortaya çıksın diye bekledim. Bekledim ki en yakınlarımdan 2 kişinin mağdur olduğu bu seneki KPSS sınavıyla ilgili birilerine yüklenecek olursam haksızlık etmeyeyim…

    Bekledim, ve beklediğim üzere kopyanın delilleri çıkmaya başladı. Fakat umduğum olmadı. Hükümet ve yanlısı medya bu skandalı ısrarla görmezden gelmeye devam ediyor ve her türlü yüklenmeyi hak ediyor.

    Önce Nimet Çubukçu çıktı, “atamalar ne olursa olsun yapılacak” dedi. Bu açıklamayı yaptığında iddialarla ilgili hiçbir söylentiyi ciddiye almamıştı.

    Sonra ÖSYM başkanı çıktı, “kopya yok” dedi. Bu açıklamayı yaptığında iddialarla ilgili hiçbir delile dayanmadan konuşuyordu. Haksız çıktı.

    Bugün ise tüm delillere rağmen YÖK başkanı “sınav iptal edilmez, 3227 kişiyi takip ediyoruz” dedi. Bu sefer de sınavı iptal etmeyerek bahsi geçen 3227 kişi dışında kopya çekmiş olan kişiler es geçilerek kaynatılmış oldu.

    Kopya belgesini ortaya çıkaran Eğitim-Sen ise yaptığı açıklamada YÖK’ten kimsenin hala belgeyle ilgili bilgi istemediğini açıkladı.

    Durum çok vahim. İddialar haklı veya haksız çok vahim. Bu skandal hakkında halk arasında “Cemaatin kadrolaşma oyunu” iddiası baskın durumda. AK Parti’nin yönetim beceriksizliği de ikinci vurgulanan kaygı. Bütün bu sorunlar konuşulur, hiçkimse kaygılarından arındırılamamışken birileri hala pişkin pişkin çıkıp “atamalar aynen yapılacak” diyebiliyor.

    En kötüsü de böylesine bir skandalda milyonların sokaklara dökülmesini beklerken, insanların boynunu büküp susması. Toplum olarak öylesine sindirilmişiz ki…

    Ailemdeki iki öğretmen adayı dahil KPSS’ye alnının teri ile hazırlanıp herhangi bir torpil veya örgütlü kopyaya başvurmadan girmiş tüm özde namuslu vatandaşların sonunun hayırlı olmasını diliyorum.

  • Referandum Sonuçlarının Seçimlere Etkisi Ne Olur?

    Herkesin referandumu tartıştığı son birkaç ayın ardından, 12 Eylül yaklaştıkça artık fikirler az çok şekillenmeye başladı. Fakat yine de her an her şey olabilir ve vatandaş fikrini değiştirebilir. Bu bilinmezlik ortamında son birkaç günde farkettiğim yeni tartışma gündemi ise, referandum sonuçlarının seçimlere nasıl bir yansıma yapacağı…

    Bu referandum sürecinde partilerin seçim kampanyası boyutunda referandum kampanyaları yürütmeleri bizlere gösteriyor ki aslında bütün partiler bu referandumu seçime yansıtılacak bir araç olarak da görüyor. O yüzden olası sonuçları bu gözle yorumlamak istedim.

    AK Parti’nin halen en yüksek oy oranına sahip olması ve tabanının referandumda eveti bütünlük halinde destekliyor olması sebebiyle, açık ara Hayır sonucu çıkmasını beklemiyorum. O yüzden önümüzde 3 seçenek var:

    1. Açık ara Evet çıkar (%60 üzeri evet)
    2. Ucu ucuna Evet çıkar (%50-60 arası evet)
    3. Ucu ucuna Hayır çıkar (%50-60 arası hayır)

    1. Açık ara evet çıkarsa…

    Önceki yazılarda ve yorumlarda belli ettiğim üzere kendi fikrim “Hayır” olsa da benim tahminim açık ara Evet çıkacaktır. Bu tahminim kendi gözlemlerime dayanıp, çok aramış olmama rağmen hiçbir güncel güvenilir anketle desteklenememiştir. Dolayısıyla olasılığı az gibi görünüyor. Velev ki anketler yanıldı ve ben haklı çıktım, o durumda da Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi bir etkiyi aynen bekleyebiliriz sanırım. Bazı anketler gösteriyor ki AK Parti’ye rakip partilerden de Evet yönünde destek bulunuyor, fakat AK Parti’den Hayır yönünde oy neredeyse hiç çıkmayacak gibi. Evet destekçisi diğer partileri de hesaba katında, çıkacak farklı bir evet sonucunun AK Parti’nin oy oranının çok üzerinde olacağı ortada. Fakat bu sonuç AK Parti’nin başarısı olarak algılanacak, AK Parti’yi yeni anayasa vaatleriyle seçim kampanyası kurmaya ve bu dalgayla birlikte yıllardır yavaş yavaş azalan oy oranını tekrar yükseltebilmeye yönlendirecektir.

    Muhalefette ise mağlubiyetin seçime de etkileri aynı oranda olacaktır. Fakat söylemini işsizlik başta olmak üzere diğer sorunlara da odaklayan CHP’nin doğru hamleler ve politikalarla az hasarla kurtaracağını tahmin ediyorum. Oy oranları son 3 seçimde artmış olan MHP’ye ise bu sonuç büyük darbe vuracaktır. Özellikle referandum sürecinde CHP’yi taklit etmekle eleştirilen Bahçeli (Hayırda Hayır vardır sloganını kullanması ve Recep Bey demesi gibi) mağlubiyette MHP’yi kendi kendine köşeye sıkıştıracak gibi duruyor.

    2. Ucu ucuna Evet çıkarsa

    Evet çıkacak diyen anketlerin (bkz.1. anket, bkz. 2. anket) ayrıntılarını inceleyince de aynı şekilde Evet oylarının tümünü AK Parti’ye mal etmek saçma oluyor. Fakat Evet oranlarının %50 civarında olması demek, AK Parti’nin son genel seçimlerdeki %47 oranından çok aşağıda kalacak olması anlamına geliyor. Keza Evet sonucu bekleyen anketlerde bile AK Parti’nin bugünkü oy oranı en fazla %41 olarak gösteriliyor. Anket ortalamalarını düşünürsek bugün AK Parti’nin 35-40 aralığında olduğunu varsayıyorum. Çıkacak bir ucu ucuna Evet sonucunda AK Parti’ye yeniden tek parti iktidarı olabilmek için “yeni anayasa” vaatlerinden daha güçlü bir seçim kampanyası gerekecektir. Sanırım AK Parti de bunn farkında ki bu referandum sürecini seçimler için de bir koz olarak görüyorlar. Aksi takdirde zaten paketi topluca değil, madde madde meclise sunar, bunu bir taktik olarak kullanmazlardı.

    Muhalefetin bu durumda çok kaybı olacağını düşünmüyorum. Hatta bilhassa çıkacak Hayır oranının yukarıda bahsettiğim MHP’nin hatalı hamleleri sebebiyle çoğunlukla CHP’ye mal edilecek olması CHP’yi Hayır sonucuyla bile yukarıya çekebilir. Eğer CHP Evet sonucundan da bir ders alıp seçime doğru söylem ve vaatlerini yeni anayasa ihtiyacına yönlendirebilirlerse, AK Parti kadar yükselişi olabilir.

    3. Ucu ucuna Hayır çıkarsa…

    Bu ihtimal AK Parti için olası en kötü ihtimal. Ağustos itibariyle “Hayır” çıkacak diyen Sonar anketine göre (ki Sonar son 10 yılın en istikrarlı araştırma kurumu), AK Parti’nin bugünkü oy oranı %37, CHP’nin %31, MHP’nin %13. Bu oranlar, “iktidar yıpranması” ve “Kılıçdaroğlu dalgası” gözönüne alındığında ve son 3 seçimin sonuçlarına sırayla bakıldığında çok da anlamsız gelmiyor:

    Referandum sonucunda Hayır çıkmasıyla birlikte ise “mağlup” baskısı AK Parti’yi biraz yıpratabilir. Son dönemde tüm siyasi hareket alanını açılım ve anayasa üzerine kuran AK Parti, referandumda %50yi geçemezse, Evet oylarının da yalnızca bir kısmı kendisine ait olduğu için kuvvetli bir panik dönemine girebilir. Erdoğan’ın paniklediğinde yaptığı gafları ve sert çıkışları, Kılıçdaroğlu’nun da Baykal’a oranla Erdoğan’ın üslubuna daha yakın cevaplar veren birisi olduğunu düşününce bizi gergin aylar bekleyeceği kesin.

    Hayır çıkması elbette ki en çok muhalefete yarayacaktır. Öncelikle çıkacak hayır sonucunun en büyük anlamı “AK Parti’ye karşı durma” olacağı için bir anlamda iktidarın değişmesi yönünde de bir işaret olacağı kesin. Bu durumda da yine yukarıda bahsettiğim MHP taktiği sonucu olarak bu pastadan en büyük payı CHP’nin alacağını düşünüyorum. Bütün bunlara rağmen bile CHP’nin birinci parti olabileceğini sanmıyorum, fakat AK Parti’ye yeterince yakın oy oranına çıkabilirlerse, MHP ile birlikte güçlü bir koalisyona doğru gidilir gibi duruyor.

    4. Sonuç olarak…

    Sonuç olarak bu referandum sonucu ne olursa olsun, partiler için hayati önem taşıyor. Bütün bu mücadele, “halk ne derse o olur” denmesine rağmen yapılan bunca yatırım, halkı etkilemek için başvurulan yöntemler, son dönemde tekrar artan çirkin söylemler hep bu seçim kaygısının sonucu.

    Referandum ve seçim sonucunda halkın kararı ne çıkarsa doğrusu odur, kabul etmemiz gerek. Bu süreç ile ilgili benim veya bir başkasının kişisel tahminleri doğru veya yanlış olmuş hiç önemli değil. Yeter ki sandık öncesi dönemlerde çirkin tartışmalar ve boş sloganlar yerine mantıklı söylem ve politikalar nihayet karşımıza çıksın.