Kategori: Yorum

  • Gerçekten Özgür ve Şeffaf Bir Dünya İçin

    WikiLeaks yıllardır yayında ama hiç bu kadar ilgi çekmemişti. Bugüne kadar herkes alternatif bir “gazetecilik kaynağı” olarak yorumlamıştı… Ama bunun bir günde değişmesi için Wikileaks’in ve kurucusu Julian Assange’nin Amerika’yı “yeterince” kızdırması yetti.

    Önce alelacele İsveç’te Assenge için tecavüz davası açıldı. Bu ilk defa değil, aynı oyun daha önce de oynanmış, sonra karar geri çekilmişti. Bu defa ise geri çekilmedi ve tutuklama emri İnterpol’e iletildi.

    Bilmeyenler için söylemek gerek, İnterpol tarafından aranmak için, memleketinizde size karşı bir dava açılması gerekiyor. Yani Amerika’da açılan bir dava İnterpol’u bağlamıyor. Assange’ı dünya çapında aramak için tek çare İsveç’te bir tutuklama kararı çıkartmaktı, o da ne hikmetse anında oluverdi!

    Yetmedi, sanki ağız birliği etmiş gibi tüm liderler ve ülkelerindeki yandaşları medyalar wikileaks’in güvenilirliğini sorgulamaya, haberleri sulandırarak magazine indirgemeye başladı.

    Yetmedi, wikileaks’e doğrudan yüklenmeler başladı. Wikileaks alan adı sağlayıcı şirket servisi durdurdu… Ama wikileaks’i durduramadı. Wikileaks http://213.251.145.96/ üzerinden alan adı kullanmadan doğrudan yayın yapmaya devam ediyor.

    Bu hikaye sırasında gözlerden kaçan o kadar çok saldırı, iftira, hakaret yapıldı ki, saymakla bitmez.

    Herşeye rağmen gerçek anlamda özgür ve şeffaf bir dünya için Wikileaks ve benzeri projeleri destekliyorum, takip ediyorum. Umarım bu konuda sizin de gözünüz ve aklınız açık olur.

  • Günün Sorusu: "WikiLeaks Nedir?"

    WikiLeaks.org sitesi 4 yıldır yayında olan bir “gizli belge” sitesi. Ne hikmetse Dünya basınının ilgisini çekebilmek için gizli Amerikan Büyükelçilik dedikodularını yayınlaması gerekti. Halbuki WikiLeaks bundan ibaret değil. WikiLeaks gazeteciler için paha biçilmez bir maden… farkedene.

    Öncelikle wikileaks ile ilgili bilinmesi gereken ilk şey şu:

    Wikileaks’in açıkladığı belgelerin hepsi gerçek ve resmi gizli belgeler!

    Ha, belgelerin gerçek olması, içindeki tahmin ve fikirlerin doğru olduğunu göstermiyor. Ama burada önemli olan, belgelerle ortaya çıkan, toplumlardan ve diğer devletlerden gizlenen görüşler.

    Örneğin ABD’nin İsrail devlet başkanı için “asla sözünü tutmaz” notunu düşmüş olması çok önemlidir.

    Örneğin ABD’nin Davutoğlu için “tehlikeli” yorumu yapıyor olması çok önemlidir.

    Örneğin ABD’nin belgelerde “incirlik üssü ABD için hayati önem taşıyor, bu yüzden Türkiye’nin suyuna gidilmesi”nin önerilmesi çok önemlidir.

    Bazıları bunları “zaten tahmin ediyorduk” veya “bildiğimiz şeyler” diye geçiştirse de, bu belgelerdeki yorumlar, resmi ve kesin yorumlar olduğu için artık tahmin yapmaya gerek bırakmıyor.

    Wikileaks’in bazı belgelerindeki yorumlar, benzetmeler çok ilgilendirmiyorsa da Dünya’da olan biten diğer olaylarla ilgili öyle belgeler var ki,  tarihin akışını değiştirebilecek öneme sahip (örneğin bkz. geçen Mart’ta wikileaks ne açıklamıştı).

    Özgür bir dünya için, bilgi özgürlüğünü ve şeffaflığını sonuna kadar destekliyorum. Wikileaks’i takibe devam.

  • Kişi Kendinden Bilir İşi

    CHP ile AK Parti heyeti bayramlaştıktan sonra AK Parti heyeti mikrofonlar açıkken (unutmuş diyorlar ya) CHP dedikodusu yapmışlar. Bence bunda şaşılacak bir şey yok. Hatta haber değeri bile taşımazdı; eğer AK Parti Ankara milletvekili Haluk Özdalga’nın ağzından şu cümle çıkmamış olsaydı:

    Bunlar zaten oruç bile tutmazlar, şimdi türban sorununu biz çözeriz diye ortaya çıkıyorlar.

    “Kişi kendinden bilir işi” diye pek sevdiğim bir atasözümüz vardır. İnsanoğlu sıklıkla karşılarındakini anlamaya çalışmadan kendilerini onların yerine koyup, varsayımsal olarak yargılar. Bu cümle de bunun en güzel örneği.

    AK Parti genelinde ve tabanında çok yaygın bir düşünce mantığı bu. Türban dini bir mesele, ve bunu ancak “dini bütün” birisi çözebilir. (Burada CHP’lileri topyekün dinsiz imansız varsaymak bambaşka bir komedi, ama o konunun yeri bu yazı değil.)

    Velev ki haklılar ve türban sorununu dini bütün olmayan birisi çözemez…

    Bu mantık doğruysa Türkiye’deki ekonomik sorunları da Dünya’nın en zengin liderlerinden birisi olan Erdoğan’ın çözmesini de bekleyemeyiz… Bize fakir bir Başbakan gerek! Ah Ecevit yaşasaydı, ne güzel çözerdi işsizliği… Ama bi dakka, AK Parti iktidara gelince ekonomi için hep Ecevit hükümetini suçlamıştı?!

    Sonuçta sorunları çözecek olan akıldır, o akıldaki fikirdir. Kaldı ki türban da zaten din sorunu değil, özgürlük sorunudur. Dolayısıyla bu sorunu çözecek kişide aramamız gereken özellik iman değil; özgürlük ve eşitlik anlayışı, “”sözde değil özde” demokratlık bilinci olmalıdır.

    Böyle bakınca görüyorum ki bizde bu sorunu çözecek adam henüz yok…

  • Kılıçdaroğlu CHP'ye Ne Yapıyor?

    Kılıçdaroğlu başkanlığa geldikten sonra yaptığı bazı açıklamalar, AK Parti alışkanlığı olsa gerek “açılım” şeklinde yorumlandı hep. Malum, AK Parti oy oranını arttırmak için, oy oranının az olduğu kesime “açılım” yapar, güzel sözler ile “biraz oradan biraz da buradan oy eklersek ne ala” mantığıyla oylarını arttırmaya çalışır sıklıkla. Bunda gocunacak bir şey yok, popülist siyasetin gereği zaten bu dengeyi kurmaktır.

    Kılıçdaroğlu Sav’ı CHP’den savdıktan sonra, başkanlığa geldiğinden beri ara ara yaptığı “solcu” göndermelerin dozunu arttırma fırsatı nihayet yakaladı. CHP’nin son 5 yılda içine saplandığı “statükocu, milliyetçi, eski kafalı” damgalarından sıyrılmak için sanıyorum ki Kılıçdaroğlu’nun aradığı çıkış yolu, CHP’yi (olması gereken şekilde) sol kanada kaydırmak.

    Yapılan başörtüsü açıklamaları başta “oy koparmak” için gibi gözüktüyse de, Ecevit’i anmaları, Nazım Hikmet göndermeleri, bugünkü Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’in mezarına ziyareti ve diğer ufak değişim göndermeleri birleşince görüyoruz ki Kılıçdaroğlu bunları “oy koparmak” için değil, CHP’nin sol geleneğini geri getirmek için yapıyor. Bu da “iktidar olmak için” yapılan bir hesap olamaz, keza herkes biliyor ki Türkiye’de “sol oy potansiyeli” iktidar olmaya asla yetmez. Belli ki bütün bu “solcu göndermeler” aslında CHP’nin kendi iç dengeleri için yapılıyor.

    Kılıçdaroğlu iktidar olur mu, olmalı mı bilmem ama Türkiye’nin siyasi geleceği için birisi gerçek anlamda “solcu” olmalı. Orası kesin. Dolayısıyla henüz yalnızca görüntüde kalan bu değişim çabasının gerçekten yerleşmesini ve başarılı olmasını umuyorum.

  • "Yandaş Medya" Şimdi Ne Yapacak?

    Yıllardır AK Parti’ye verdiği destekten çok muhalefete yüklenen nam-ı diğer “yandaş medya”, son gelişmeler sonrasında CHP’ye nasıl yaklaşacak merakla bekliyorum.

    Önder Sav’ı tartışmaya gerek yok. CHP içinde duyulan saygı, harcadığı emek falan biz vatandaşı ilgilendirmez. İstatistikler yalan söylemez. Fatih Altaylı’nın geçenlerde yazdığı gibi Önder Sav 53 yıldır CHP’deyim diye gururla söylüyor ama CHP de 53 yıldır iktidar olamıyor. Tesadüf olabilir mi?

    CHP’yi hedef alan haber ve yazılarda bugüne kadar hep “CHP zihniyeti” diye bir yafta ve “Kılıçdaroğlu’dan lider olmaz” teziyle sayısız yorum yayımlandı. Ama ayrıntılara baktığımızda “CHP zihniyeti” diye tanımladıkları şeyin en katı temsilcisi de, Kılıçdaroğlu’ya yöneltilen eleştirilerin temelinde de Önder Sav ve ekibi vardı her zaman…

    Örneğin Zaman, Türkçe yayınlarının aksine İngilizce yayınlarında genellemelerden uzak, doğrudan Önder Sav’ın hegemonyası olduğunu ve iplerin onun elinde olduğunu belirten haberler yaptı. Yani Türkçe yayınlarında (siyasi mecburiyetten olsa gerek) CHP’yi topyekün bombalayan gazete, İngilizce yayınında CHP’yi değil, onu rahat bırakmayan Önder Sav’ı suçluyordu.

    Bugün ise Zaman’da ufak da olsa “CHP’de Önder Sav dönemi kapandı” manşetiyle son gelişmeler verildi. Acaba “yandaş medya” başından beri CHP’ye değil, Önder Sav’ın temsil ettiği gruba mı karşıydı?

    “Yandaş medya” da yeni CHP‘de bir umut görüyor olabilir mi, yoksa ben mi hayal kuruyorum?