Kategori: Yorum

  • Yumurtaları Yedik, Kartopu Attık, Gene Cop Yedik

    AK Parti’lilerin yumurtladığı “Yumurtaları omlet yapıp yeselerdi zekaları gelişirdi” ve “çok zenginler herhalde ki yumurtaları atıp ziyan ediyorlar” veciz sözlerini dinlemiş olduğu besbelli ODTÜ’lü gençler bugünkü eylemde hiç yumurta ziyan etmediler. Atılan bu defa kartoplarıydı… Belli ki Burhan Kuzu’yu dinlemiş, yumurtaları yemişler ki böyle akıllanmışlar.

    Ama gel gör ki Polis bir türlü akıllanmıyor. Kartopuna silahla, copla karşılık vermek de neyin nesi?

    Eylemleri 70lerin sonundaki öğrenci olaylarına benzetme gafletinde bulunarak milleti korkutmaya çalışan bre salak yandaş medya mensupları, bu sözüm size:

    Artık görün ki öğrenciler birbiriyle kavga etmiyor! Öğrencilerin derdi düzenin kendisiyle, ve bu düzeni ısrarla besleyen yöneticilerle…

    Bence doğru benzetme yine de çok uyuşmasa da dünyadaki 68 kuşağı akımıyla olabilir, ki o da Türkiye’ye doğru dürüst yansımadı bile… Yansıtılmadı desek daha doğru olacak sanırım. Hemen asıverdiler 3 vatansever genci.

    Bizim yönetici zihniyetimize bakınca gidişat hiç de farklı durmuyor. “Öğrenciler ne diyor” diye dinleyeni bırak, gençleri adam yerine koyan bile yok. Biri anarşist diyor, öteki terörist, beriki de kalkmış gençlerin zekasına hakaret ediyor. Polis kalkanında uzun eşek oynayan dehayı görmemek, küçümsemek nasıl mümkün oluyor anlamıyorum.

    Zihnen miyop yöneticiler önümüzdeki seçimlerden ötesini göremiyor. Bu gençler muhtemelen bu yaz genel seçimlerde çok da etkili olmayacak ama bu zihniyetle yıllar geçtikçe bugün atılan kartopları hızla çığa dönüşecek.

  • Adalet de Bana, Kalkınma da Bana…

    Son belediye seçimlerinde AK Parti’li bir vekilin “hükümete yakın belediyelere daha çok hizmet gider” temalı kibar tehditinin hemen ardından Başbakan Erdoğan “her belediyeye eşit davaranağız” mesajı vermişti. E haklı tabi, ne de olsa en demokrat da onlar, en adil de onlar… Aksi beklenemez!

    Aradan 1 seneyi biraz geçti ve önce “Adalet” ardından da “Kalkınma” konusunda bu sözü yuttular.

    Bilmeyen, duymayan varsa hatırlatalım, geçenlerde “Melih Gökçek yasası” olarak anılan bir yasa tasarısı kabul edildi. Adalet yerini (!) buldu…

    Olayın başını bilmeyenler lütfen şu videoyu izlesin ve neden bu yasaya “Gökçek yasası” dendiğini anlasın:

    Dün ise İstanbul ve Ankara metrolarını Ulaştırma Bakanlığı devraldı. Her belediyeye eşit olacağı sözü veren Başbakan nedense İzmir metrosuna aynı yardımı ve desteği sağlamadı. Kalkınma da yerini (!) buldu…

    Adalet ve Kalkınma Partisi isminin gereğini sonuna kadar yerine getiriyor. Demokraside, özgürlüklerde ve zenginleşmede olduğu gibi adalet ve kalkınmada da yalnızca kendilerine hizmet ediyorlar.

    Halkın arkasında olanlar için durmak yok, hizmete devam!

  • Bir Silah Elinize, Bir Silah Da Bilmemnerenize

    TBMM Silah Alt Komisyonu silah bulundurma yaşını 18’e indirmiş; üzerinde silah taşıma sınırını da 2 silaha çıkartmış. Diyorlar ki silahı olmayan kimse kalmasın, olanlar da bi tane daha kapsın!

    Haberin en trajikomik bölümü ise şu:

    Silah Üreticileri, Satıcıları ve Sevenleri Derneği (SÜSASD) Başkanı Cuma İçten, “İç savaş çıkarsa silah gerekir, Boşnaklar silahlanmış olsaydı Sırplar bu kadar kolay katliam yapabilir miydi?” şeklinde görüş belirtti.

    Allah aşkına siz söyleyin, hangi birine şaşırmalı:

    • Derneğin ismine mi?
    • “Türkiye’de kesin iç savaş çıkacak” yaklaşımına mı?
    • Velev ki çıktı, “Türkiye’de iç savaş çıkarsa herkeste silah olsun” zihniyetine mi?
    • Türkiye’de birinin gelip Türklere katliam yapacağını ima etmesine mi?

    Ben seçemedim ve sadece bu kadar embesil nasıl olunabilir ona şaştım kaldım.

    Henüz izlememiş olanlara Michael Moore’un “Bowling for Columbine” belgeselini öneriyorum.

    Keşke gerizekalı silah severler de izlese de bireysel silahlanmayı serbestleştirdikçe neler olduğunu görse.

    .

    Lütfen birisi bana TBMM Silah Alt Komisyonu neden vardır, böyle bir komisyon bulundurmanın amacı nedir ayrıca açıklasın.

  • Devlet Başkanı Çadıra, Vatandaş Lüks Otele

    Güney Amerika haberleri bizim basınımızda neredeyse hiç yer almaz. Yer alsa da çoğu zaman “dostumuz” Amerika’nın sinirini bozacak bir şey yaptıkları için ya da magazin haberine benzediği için oluyor her ne hikmetse. Dolayısıyla bu tür haberlerin gündem olması çok zor. Halbuki değişen dünya dengelerinin ne yöne gittiğini görmek için Güney Amerika’yı çok yakından takip etmek, çok iyi anlamak gerekiyor.

    Son habere göre, Venezuela lideri Hugo Chavez Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı bırakıp, Kaddafi’nin hediye ettiği çadıra taşınıyor. Sebebi de sel felaketinde evsiz kalan vatandaşlardan olabildiğince çoğunu kendisinin ve muhafızlarının yerine Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na yerleştirmek. Daha önce de felaketzedelerin lüks otellerde bedava kalmaları emrini veren Chavez’i acaba bizde olsa örnek alacak lider olur muydu?

    Maden kazasına kader diyen, eylem yapan işçilere anarşist, öğrencilere terörist diyen bir yönetimin acaba bu tür “sözde değil özde” halkçı bir harekete yeltenmesini ummak ne derece bir saflık olur?

    Yeni oluşan dünya dengelerinde bir tarafta uzun süredir “müttefiklerimiz” olan kapitalizm temelli ülkeler, diğer yanda ise “emperyalizm karşıtı” eksendeki, çoğu zaman halkçı ülkeler var. Dolayısıyla Türkiye’nin geleceği için bizden uzak bu diğer gruptaki gelişmeleri, liderlerin ve halkların eğilimlerini gözden kaçırmamak gerek. Kim bilir, belki bu “asi ülkelerden” de öğreneceğimiz bir şeyler çıkabilir.

    Güney Amerika haberleri bizim basınımızda neredeyse hiç yer almaz. Yer alsa da çoğu zaman “dostumuz” Amerika’nın sinirini bozacak bir şey yaptıkları için olur her ne hikmetse. Dolayısıyla bu tür haberleri duyurmak, değişen dünya dengelerinin ne yöne gittiğini görmek için Güney Amerika’yı çok yakından takip etmek, çok iyi anlamak gerekiyor.

  • Toplumu Eylemsizleştirmek Gerek Mümtaz'er Hoca!

    Mümtaz’er Türköne yukarıdaki resme “patolojik olarak eğilmemiz gerekir” diyor! “Patolojik” kelimesi “hastalık” demek. Aman yanlış anlaşılmasın, burada hasta olan polis değil ona göre! Diyor ki Mümtaz’er hoca, yerde saçından sürüklenen, apışarasına tekmeler yiyen kızımız hasta! Tedavi görmesi lazım!

    Zaman yazarlarının sıkça oynadığı iki oyun var:

    1. “Türkçesini kullanırsak herkes anlar, tepki olabilir, biz yabancı bir kelimeyi kulanalım, öyle anlamadan baş sallasın okuyan…
    2. “Başlıkta veya yazının başlangıcında bir mesaj verir gibi gözüküp, yazının sonunda tam ters bir anafikirle bitirelim. Sık sık tekrarlar yapalım, okur ne olduğunu anlamadan onayladığını sansın.”

    Bu yazıda bu oyunların ikisi birden ustalıkla uygulanıyor:

    • “Hastalık demeyeyim, patolojik diyeyim!”
    • “Başlıkta Polisin Orantısız Gücü diyeyim, bütün yazı binbir tekrarla eylemcilere saydırayım!”
    • “Oooh ne güzel de yazdım, ninni gibi oldu vallahi.”

    Yazıda 54 cümle var. Bu 54 cümlede 11 kere eylemcilere ve eylem yapmaya “patolojik” diyor hocamız. Yani 5 cümleden birisinde eylemcilere “hasta bunlar” demiş oluyor.

    Ne diyeyim. Mümtaz’er hoca da kendince haklı tabi. En nihayetinde kitleleri kontrol altında tutmak için toplumu eylemsizleştirmek gerek.

    Aman kimse eylem yapmasın!

    Aman kimse fikrini öyle ulu orta söylemesin!

    Aman… Amannn…

    Güneş girmeyen eve doktor girer der atalarımız. Bakın hava gitgide kararıyor, kara kış geldi geliyor… Siz siz olun aman ha hastalanmayın!