Etiket: CHP

  • Kişi Kendinden Bilir İşi

    CHP ile AK Parti heyeti bayramlaştıktan sonra AK Parti heyeti mikrofonlar açıkken (unutmuş diyorlar ya) CHP dedikodusu yapmışlar. Bence bunda şaşılacak bir şey yok. Hatta haber değeri bile taşımazdı; eğer AK Parti Ankara milletvekili Haluk Özdalga’nın ağzından şu cümle çıkmamış olsaydı:

    Bunlar zaten oruç bile tutmazlar, şimdi türban sorununu biz çözeriz diye ortaya çıkıyorlar.

    “Kişi kendinden bilir işi” diye pek sevdiğim bir atasözümüz vardır. İnsanoğlu sıklıkla karşılarındakini anlamaya çalışmadan kendilerini onların yerine koyup, varsayımsal olarak yargılar. Bu cümle de bunun en güzel örneği.

    AK Parti genelinde ve tabanında çok yaygın bir düşünce mantığı bu. Türban dini bir mesele, ve bunu ancak “dini bütün” birisi çözebilir. (Burada CHP’lileri topyekün dinsiz imansız varsaymak bambaşka bir komedi, ama o konunun yeri bu yazı değil.)

    Velev ki haklılar ve türban sorununu dini bütün olmayan birisi çözemez…

    Bu mantık doğruysa Türkiye’deki ekonomik sorunları da Dünya’nın en zengin liderlerinden birisi olan Erdoğan’ın çözmesini de bekleyemeyiz… Bize fakir bir Başbakan gerek! Ah Ecevit yaşasaydı, ne güzel çözerdi işsizliği… Ama bi dakka, AK Parti iktidara gelince ekonomi için hep Ecevit hükümetini suçlamıştı?!

    Sonuçta sorunları çözecek olan akıldır, o akıldaki fikirdir. Kaldı ki türban da zaten din sorunu değil, özgürlük sorunudur. Dolayısıyla bu sorunu çözecek kişide aramamız gereken özellik iman değil; özgürlük ve eşitlik anlayışı, “”sözde değil özde” demokratlık bilinci olmalıdır.

    Böyle bakınca görüyorum ki bizde bu sorunu çözecek adam henüz yok…

  • Kılıçdaroğlu CHP'ye Ne Yapıyor?

    Kılıçdaroğlu başkanlığa geldikten sonra yaptığı bazı açıklamalar, AK Parti alışkanlığı olsa gerek “açılım” şeklinde yorumlandı hep. Malum, AK Parti oy oranını arttırmak için, oy oranının az olduğu kesime “açılım” yapar, güzel sözler ile “biraz oradan biraz da buradan oy eklersek ne ala” mantığıyla oylarını arttırmaya çalışır sıklıkla. Bunda gocunacak bir şey yok, popülist siyasetin gereği zaten bu dengeyi kurmaktır.

    Kılıçdaroğlu Sav’ı CHP’den savdıktan sonra, başkanlığa geldiğinden beri ara ara yaptığı “solcu” göndermelerin dozunu arttırma fırsatı nihayet yakaladı. CHP’nin son 5 yılda içine saplandığı “statükocu, milliyetçi, eski kafalı” damgalarından sıyrılmak için sanıyorum ki Kılıçdaroğlu’nun aradığı çıkış yolu, CHP’yi (olması gereken şekilde) sol kanada kaydırmak.

    Yapılan başörtüsü açıklamaları başta “oy koparmak” için gibi gözüktüyse de, Ecevit’i anmaları, Nazım Hikmet göndermeleri, bugünkü Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’in mezarına ziyareti ve diğer ufak değişim göndermeleri birleşince görüyoruz ki Kılıçdaroğlu bunları “oy koparmak” için değil, CHP’nin sol geleneğini geri getirmek için yapıyor. Bu da “iktidar olmak için” yapılan bir hesap olamaz, keza herkes biliyor ki Türkiye’de “sol oy potansiyeli” iktidar olmaya asla yetmez. Belli ki bütün bu “solcu göndermeler” aslında CHP’nin kendi iç dengeleri için yapılıyor.

    Kılıçdaroğlu iktidar olur mu, olmalı mı bilmem ama Türkiye’nin siyasi geleceği için birisi gerçek anlamda “solcu” olmalı. Orası kesin. Dolayısıyla henüz yalnızca görüntüde kalan bu değişim çabasının gerçekten yerleşmesini ve başarılı olmasını umuyorum.

  • "Yandaş Medya" Şimdi Ne Yapacak?

    Yıllardır AK Parti’ye verdiği destekten çok muhalefete yüklenen nam-ı diğer “yandaş medya”, son gelişmeler sonrasında CHP’ye nasıl yaklaşacak merakla bekliyorum.

    Önder Sav’ı tartışmaya gerek yok. CHP içinde duyulan saygı, harcadığı emek falan biz vatandaşı ilgilendirmez. İstatistikler yalan söylemez. Fatih Altaylı’nın geçenlerde yazdığı gibi Önder Sav 53 yıldır CHP’deyim diye gururla söylüyor ama CHP de 53 yıldır iktidar olamıyor. Tesadüf olabilir mi?

    CHP’yi hedef alan haber ve yazılarda bugüne kadar hep “CHP zihniyeti” diye bir yafta ve “Kılıçdaroğlu’dan lider olmaz” teziyle sayısız yorum yayımlandı. Ama ayrıntılara baktığımızda “CHP zihniyeti” diye tanımladıkları şeyin en katı temsilcisi de, Kılıçdaroğlu’ya yöneltilen eleştirilerin temelinde de Önder Sav ve ekibi vardı her zaman…

    Örneğin Zaman, Türkçe yayınlarının aksine İngilizce yayınlarında genellemelerden uzak, doğrudan Önder Sav’ın hegemonyası olduğunu ve iplerin onun elinde olduğunu belirten haberler yaptı. Yani Türkçe yayınlarında (siyasi mecburiyetten olsa gerek) CHP’yi topyekün bombalayan gazete, İngilizce yayınında CHP’yi değil, onu rahat bırakmayan Önder Sav’ı suçluyordu.

    Bugün ise Zaman’da ufak da olsa “CHP’de Önder Sav dönemi kapandı” manşetiyle son gelişmeler verildi. Acaba “yandaş medya” başından beri CHP’ye değil, Önder Sav’ın temsil ettiği gruba mı karşıydı?

    “Yandaş medya” da yeni CHP‘de bir umut görüyor olabilir mi, yoksa ben mi hayal kuruyorum?

  • CHP Ya Evrilecek, Ya Devrilecek

    Kılıçdaroğlu ile CHP geç de olsa belki de Deniz Baykal dönemi oluşmuş anti-CHP nefret bloğunu kırma şansını yakaladı. Halkın büyük bölümü zaten yıllardır Deniz Baykal ve Önder Sav’ı CHP’ye oy vermeme nedenlerinin başında gösteriyordu. Belirli medya kurumları “CHP zihniyeti” vurgusu yaparken de aslında benzer kişilerin kadrolarının yaklaşımlarından bahsediyordu.

    CHP, yıllardır statükocu olmakla suçlanırken aslında kendi içinde de görüyoruz ki ayrı bir statüko ile mücadele sürüyormuş. Bunun ilk örneği Sarıgül-Baykal kurultayında ortaya çıkmıştı. İkinci örneği ise bugün yaşanıyor. CHP, kendi içindeki duvarları, Kılıçdaroğlu’nun tabiriyle “korku imparatorluğunu” yıkma mücadelesinde. Ancak eminim bu defa Sarıgül’ün yerinde ismi şaibelere karışmamış, sol söyleme daha yakın birisi olduğu için başarılı olacaklardır.

    Şahsen CHP’nin sürekli laiklik üzerinden oy kovalamasını kısır ve aciz bulanlardanım. Bunun üzerine Türkiye’deki partilerin hemen hepsinin serbest piyasa ekonomisi ve küreselleşme yanlısı olduğu ve kimse sosyal devletin “S”sinden bile bahsetmediği için Türkiye’de ekonomik olarak somut bir muhalefetten söz edilemiyordu. Bu yüzden laiklik ve cumhuriyet gibi muallak söylemler sunan “eski” CHP yaklaşımının yıkılması pek olumlu bir gelişmedir. Darısı MHP’nin başına…

    CHP ve MHP gibi köklü partiler AK Parti’nin sahip olduğu şansa sahip değiller. Bölünerek arkalarına rüzgar alıp 2 senede iktidara koşamazlar. Bölünenler her zaman eski partinin duygusal bağıyla birlikte belirli bir kesim seçmeni de geride bırakmak zorundadır. Ecevit bunu iki defa göstermiştir. Bugünkü güçlü AK Parti karşısında da bu ince hesaplar hayati duruma gelir. Dolayısıyla CHP kendi içinde dönüşümünü bölünmeden, fakat aynı güçle yaşamalıdır.

    Bunu başarmadan da zaten ne iktidar olabilirler, ne de eskisinden iyi bir muhalefet.

  • Referandum Bitti, Sıra Genel Seçimlerde

    2010 başından beri beklenen, gündemdeki hayati ve çoğu daha önemli bütün konuların önünde tartışılan referandum nihayet sonuçlandı. Halk %58 oranla anayasa değişikliğine evet dedi.

    Artık gözler 2011 genel seçimlerine çevrildi. Öyle ki Başbakan Erdoğan bile ilk açıklamasında yeni anayasa çalışmalarını başlatacaklarını fakat bu anayasayı seçim sonrası meclise taşıyacaklarını söyledi…

    Bundan 3 hafta önce yazdığım “Referandum Sonuçlarının Seçimlere Etkisi Ne Olur?” ile sıraladığım tahmin dizimde ilk birkaç öngörümün tuttuğunu gördüm.

    Öncelikle açık ara Evet çıkar diye tahmin ediyordum, %60 demiştim %58 oldu. Ardından AK Parti’nin seçime doğru yeni anayasa vaadiyle seçim kampanyası yapacağını tahmin ediyordum, ki Erdoğan daha ilk açıklamasında bu mesajı vererek yine tahminlerimi boşa çıkartmadı.

    Bu tür bir sonuçta CHP’nin ne olursa olsun karlı çıkacağını, bu tür bir sonucun en çok MHP’ye darbe vuracağını yazmışım. Bu da bugün itibariyle tutmuş gözüküyor.

    Genel seçim sonuçları ile ilgili asıl hayati dönem ise bundan sonra başlıyor. AK Parti’nin yeni anayasa vaatlerinin boş olmadığını, halkın hayır oyu verenler dahil büyük çoğunluğunda yeni bir anayasa isteği olduğu, referandum sonuçlarıyla en büyük mesaj olarak ortaya çıktı. Dolayısıyla AK Parti bu söylemiyle genel seçimlere güçlenerek gidecektir.

    Karşısında CHP’nin AK Parti ile gerçek anlamda yarışabilmesi için referandumdaki gibi bir “karşıt kampanya” benimsemesi değil, “biz de yeni anayasa hazırlayacağız” demesi gerekir. Deniz Baykal olsaydı bunun imkansız olduğunu bilirdim fakat Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha 10 gün önce yaptığı “macun tüpten çıktı, hayır çıksa bile anayasa değişmeli” açıklaması benimle aynı fikirde olduğunu gösteriyor.

    CHP’nin en büyük sorunu ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP tabanı dışında yeterince liderlik desteği ve saygısı görmemesi. Ara ara yaptığı altı boş çıkışlar, CHP örgütlerindeki tembellik ve liderin yalnız bırakıldığı görüntüsü (ki Kılıçdaroğlu’nun oy kullanamaması skandalı bunun son örneğidir) bu sorunların sürdüğünü gösteriyor.

    Seçimlerin muhtemel anahtarı ise MHP olacak gibi duruyor. Daha şimdiden “MHP’nin oyları baraj altına iner mi?” tartışması başladı. Bana göre Türkiye’nin siyaseti açısında en faydalı durum, daha çok partinin etkin ve temsil kabiliyeti olmasıdır, ki MHP’nin baraj altında kalması yalnızca temsil oranlarını veya belli bir kısım seçmeni değil, Türkiye demokrasisini olumsuz yönde etkiler. Bunun için de Devlet Bahçeli ve tüm MHP’lilerin daha mantıklı, daha üretken ve çok daha sakin politikalar sunması gerekir.

    Tamamen kişisel tahminlerime göre Türkiye’de bir sonraki seçim sonuçları ne olursa olsun, 2-3 seneye kalmadan yeni bir anayasa kabul edilecektir. Dolayısıyla bugünkü referandum sonuçlarından ziyade bu saydığım gelişmelerin uzun vadede çok daha önemli olacağını düşünüyorum. Referandum sonuçları “Hayır’lı” olmamış olabilir, ama muhalefete verilen mesaj dolayısıyla hayırlısının olduğu kesin.