Etiket: AK Parti

  • Adalet de Bana, Kalkınma da Bana…

    Son belediye seçimlerinde AK Parti’li bir vekilin “hükümete yakın belediyelere daha çok hizmet gider” temalı kibar tehditinin hemen ardından Başbakan Erdoğan “her belediyeye eşit davaranağız” mesajı vermişti. E haklı tabi, ne de olsa en demokrat da onlar, en adil de onlar… Aksi beklenemez!

    Aradan 1 seneyi biraz geçti ve önce “Adalet” ardından da “Kalkınma” konusunda bu sözü yuttular.

    Bilmeyen, duymayan varsa hatırlatalım, geçenlerde “Melih Gökçek yasası” olarak anılan bir yasa tasarısı kabul edildi. Adalet yerini (!) buldu…

    Olayın başını bilmeyenler lütfen şu videoyu izlesin ve neden bu yasaya “Gökçek yasası” dendiğini anlasın:

    Dün ise İstanbul ve Ankara metrolarını Ulaştırma Bakanlığı devraldı. Her belediyeye eşit olacağı sözü veren Başbakan nedense İzmir metrosuna aynı yardımı ve desteği sağlamadı. Kalkınma da yerini (!) buldu…

    Adalet ve Kalkınma Partisi isminin gereğini sonuna kadar yerine getiriyor. Demokraside, özgürlüklerde ve zenginleşmede olduğu gibi adalet ve kalkınmada da yalnızca kendilerine hizmet ediyorlar.

    Halkın arkasında olanlar için durmak yok, hizmete devam!

  • Kişi Kendinden Bilir İşi

    CHP ile AK Parti heyeti bayramlaştıktan sonra AK Parti heyeti mikrofonlar açıkken (unutmuş diyorlar ya) CHP dedikodusu yapmışlar. Bence bunda şaşılacak bir şey yok. Hatta haber değeri bile taşımazdı; eğer AK Parti Ankara milletvekili Haluk Özdalga’nın ağzından şu cümle çıkmamış olsaydı:

    Bunlar zaten oruç bile tutmazlar, şimdi türban sorununu biz çözeriz diye ortaya çıkıyorlar.

    “Kişi kendinden bilir işi” diye pek sevdiğim bir atasözümüz vardır. İnsanoğlu sıklıkla karşılarındakini anlamaya çalışmadan kendilerini onların yerine koyup, varsayımsal olarak yargılar. Bu cümle de bunun en güzel örneği.

    AK Parti genelinde ve tabanında çok yaygın bir düşünce mantığı bu. Türban dini bir mesele, ve bunu ancak “dini bütün” birisi çözebilir. (Burada CHP’lileri topyekün dinsiz imansız varsaymak bambaşka bir komedi, ama o konunun yeri bu yazı değil.)

    Velev ki haklılar ve türban sorununu dini bütün olmayan birisi çözemez…

    Bu mantık doğruysa Türkiye’deki ekonomik sorunları da Dünya’nın en zengin liderlerinden birisi olan Erdoğan’ın çözmesini de bekleyemeyiz… Bize fakir bir Başbakan gerek! Ah Ecevit yaşasaydı, ne güzel çözerdi işsizliği… Ama bi dakka, AK Parti iktidara gelince ekonomi için hep Ecevit hükümetini suçlamıştı?!

    Sonuçta sorunları çözecek olan akıldır, o akıldaki fikirdir. Kaldı ki türban da zaten din sorunu değil, özgürlük sorunudur. Dolayısıyla bu sorunu çözecek kişide aramamız gereken özellik iman değil; özgürlük ve eşitlik anlayışı, “”sözde değil özde” demokratlık bilinci olmalıdır.

    Böyle bakınca görüyorum ki bizde bu sorunu çözecek adam henüz yok…

  • Diktaların Biri Gider Öbürü Gelir…

    Referandum öncesi harıl harıl demokrasi çığlıkları atanlar zafer sarhoşluklarını anca atlatıyolar herhalde ki HSYK seçimlerinde dönen olayları yavaş yavaş görüp uyanıyorlar.

    Bundan haftalar önce söylentiler başlamıştı, AK Parti kendi listesini Anadolu’da dağıtıyor, dayatıyor diye. Dedikodu dedik, geçtik…

    Ardından Yüksek Seçim Kurulu hakimlere kendilerini tanıtma, seçim için çalışma yapmayı yasakları. Görmedik, duymadık…

    Bugün ise referandumda “özgürleşeceğiz”, “yargıya demokrasi gelecek”, “yargıdaki dikta gidecek” diye uman ve referandumda “Evet” diyen gerçekten tarafsız yargıçlar tek tek pişman olmaya başlıyorlar.

    Geçen hafta Fatih Altaylı’nın bir örneğini yazdığı bu “uyanma” dizisi yayılarak büyüyor. Bugün ise artık şaibeler muhabbet arasında değil, açıktan açığa tartışılıyor.

    Hükümetten ses yok. Olmayacaktır da.

    AK Parti’yi azıcık tanıdıysam aha şuraya yazıyorum ki HSYK seçimleri yaklaştıkça gündemi bastıracak duygusal bir hamle yaparlar. Ne bileyim işte, türban olur, İsrail’le sataşma olur, IMF’ye laf atma olur. Maksat Müslüman-Türk gururu okşansın, aylarca “demokrasi” diye haykıranların gözleri başka yere çevrilsin.

    Referandum için “hayır”ı desteklediğimi bilen yakın çevremdeki bazı “evet”çi dostlarımdan bile oy veremediğimi öğrenince “oh iyi olmuş” diyenler oldu. Nasıl bir demokrasi aşkı ama!

    Bugün ise “evet” cephesinde “yargıdaki dikta kalksın” diyenler söylemlerini değiştiriyor: “yargıdaki Kemalist dikta kalksın” diyor. Yerine de emin adımlarla yeni bir dikta geliyor. Biri gider biri gelir, diktalar daim kalır anlaşılan… Nasıl bir demokrasi anlayışı ama!

    Çoğunluğun borusunun ötmesine demokrasi denmez, onun adı başkadır.

    Gerçek anlamda demokrasi, herkesin sesini duyurabilmesidir. Evet, imkansızdır; ancak bu amaca ne kadar yaklaşılırsa o kadar “gerçek” demokrat olunur.

  • Referandum Bitti, Sıra Genel Seçimlerde

    2010 başından beri beklenen, gündemdeki hayati ve çoğu daha önemli bütün konuların önünde tartışılan referandum nihayet sonuçlandı. Halk %58 oranla anayasa değişikliğine evet dedi.

    Artık gözler 2011 genel seçimlerine çevrildi. Öyle ki Başbakan Erdoğan bile ilk açıklamasında yeni anayasa çalışmalarını başlatacaklarını fakat bu anayasayı seçim sonrası meclise taşıyacaklarını söyledi…

    Bundan 3 hafta önce yazdığım “Referandum Sonuçlarının Seçimlere Etkisi Ne Olur?” ile sıraladığım tahmin dizimde ilk birkaç öngörümün tuttuğunu gördüm.

    Öncelikle açık ara Evet çıkar diye tahmin ediyordum, %60 demiştim %58 oldu. Ardından AK Parti’nin seçime doğru yeni anayasa vaadiyle seçim kampanyası yapacağını tahmin ediyordum, ki Erdoğan daha ilk açıklamasında bu mesajı vererek yine tahminlerimi boşa çıkartmadı.

    Bu tür bir sonuçta CHP’nin ne olursa olsun karlı çıkacağını, bu tür bir sonucun en çok MHP’ye darbe vuracağını yazmışım. Bu da bugün itibariyle tutmuş gözüküyor.

    Genel seçim sonuçları ile ilgili asıl hayati dönem ise bundan sonra başlıyor. AK Parti’nin yeni anayasa vaatlerinin boş olmadığını, halkın hayır oyu verenler dahil büyük çoğunluğunda yeni bir anayasa isteği olduğu, referandum sonuçlarıyla en büyük mesaj olarak ortaya çıktı. Dolayısıyla AK Parti bu söylemiyle genel seçimlere güçlenerek gidecektir.

    Karşısında CHP’nin AK Parti ile gerçek anlamda yarışabilmesi için referandumdaki gibi bir “karşıt kampanya” benimsemesi değil, “biz de yeni anayasa hazırlayacağız” demesi gerekir. Deniz Baykal olsaydı bunun imkansız olduğunu bilirdim fakat Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha 10 gün önce yaptığı “macun tüpten çıktı, hayır çıksa bile anayasa değişmeli” açıklaması benimle aynı fikirde olduğunu gösteriyor.

    CHP’nin en büyük sorunu ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP tabanı dışında yeterince liderlik desteği ve saygısı görmemesi. Ara ara yaptığı altı boş çıkışlar, CHP örgütlerindeki tembellik ve liderin yalnız bırakıldığı görüntüsü (ki Kılıçdaroğlu’nun oy kullanamaması skandalı bunun son örneğidir) bu sorunların sürdüğünü gösteriyor.

    Seçimlerin muhtemel anahtarı ise MHP olacak gibi duruyor. Daha şimdiden “MHP’nin oyları baraj altına iner mi?” tartışması başladı. Bana göre Türkiye’nin siyaseti açısında en faydalı durum, daha çok partinin etkin ve temsil kabiliyeti olmasıdır, ki MHP’nin baraj altında kalması yalnızca temsil oranlarını veya belli bir kısım seçmeni değil, Türkiye demokrasisini olumsuz yönde etkiler. Bunun için de Devlet Bahçeli ve tüm MHP’lilerin daha mantıklı, daha üretken ve çok daha sakin politikalar sunması gerekir.

    Tamamen kişisel tahminlerime göre Türkiye’de bir sonraki seçim sonuçları ne olursa olsun, 2-3 seneye kalmadan yeni bir anayasa kabul edilecektir. Dolayısıyla bugünkü referandum sonuçlarından ziyade bu saydığım gelişmelerin uzun vadede çok daha önemli olacağını düşünüyorum. Referandum sonuçları “Hayır’lı” olmamış olabilir, ama muhalefete verilen mesaj dolayısıyla hayırlısının olduğu kesin.

  • KPSS Skandalı Nasıl Görmezden Gelinir?

    2 haftadır, konu hakkında yazı yazmadan önce deliller ortaya çıksın diye bekledim. Bekledim ki en yakınlarımdan 2 kişinin mağdur olduğu bu seneki KPSS sınavıyla ilgili birilerine yüklenecek olursam haksızlık etmeyeyim…

    Bekledim, ve beklediğim üzere kopyanın delilleri çıkmaya başladı. Fakat umduğum olmadı. Hükümet ve yanlısı medya bu skandalı ısrarla görmezden gelmeye devam ediyor ve her türlü yüklenmeyi hak ediyor.

    Önce Nimet Çubukçu çıktı, “atamalar ne olursa olsun yapılacak” dedi. Bu açıklamayı yaptığında iddialarla ilgili hiçbir söylentiyi ciddiye almamıştı.

    Sonra ÖSYM başkanı çıktı, “kopya yok” dedi. Bu açıklamayı yaptığında iddialarla ilgili hiçbir delile dayanmadan konuşuyordu. Haksız çıktı.

    Bugün ise tüm delillere rağmen YÖK başkanı “sınav iptal edilmez, 3227 kişiyi takip ediyoruz” dedi. Bu sefer de sınavı iptal etmeyerek bahsi geçen 3227 kişi dışında kopya çekmiş olan kişiler es geçilerek kaynatılmış oldu.

    Kopya belgesini ortaya çıkaran Eğitim-Sen ise yaptığı açıklamada YÖK’ten kimsenin hala belgeyle ilgili bilgi istemediğini açıkladı.

    Durum çok vahim. İddialar haklı veya haksız çok vahim. Bu skandal hakkında halk arasında “Cemaatin kadrolaşma oyunu” iddiası baskın durumda. AK Parti’nin yönetim beceriksizliği de ikinci vurgulanan kaygı. Bütün bu sorunlar konuşulur, hiçkimse kaygılarından arındırılamamışken birileri hala pişkin pişkin çıkıp “atamalar aynen yapılacak” diyebiliyor.

    En kötüsü de böylesine bir skandalda milyonların sokaklara dökülmesini beklerken, insanların boynunu büküp susması. Toplum olarak öylesine sindirilmişiz ki…

    Ailemdeki iki öğretmen adayı dahil KPSS’ye alnının teri ile hazırlanıp herhangi bir torpil veya örgütlü kopyaya başvurmadan girmiş tüm özde namuslu vatandaşların sonunun hayırlı olmasını diliyorum.