Etiket: AK Parti

  • Evdeki Hesap Baraja Uyar Mı?

    Deniz Baykal Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında “Saadet Partisi’yle koalisyon yapabiliriz, AK Parti’yle olmaz” dedi. Programı canlı izlemiş birisi olarak bunun çok da abartılacak bir yanı olduğunu düşünmesem de basında konu büyütüldü.

    Yorumlar ise ilginç. Öncelikle Numan Kurtulmuş’u takip etmeyenler, Saadet Partisi’ni eski Erbakan dönemindeki haliyle devam ediyor sanıyor. Halbuki Devlet Bahçeli’nin MHP’ye kazandırdığı yeni havaya benzer bir havanın Saadet Partisi’ne Numan Kurtulmuş tarafından kazandırıldığı açık.

    Bu konuda “Numan Kurtulmuş nasıl siyaset yapar?”, “CHP, Saadet Partisi ile koalisyon yapmalı mı?” soruları bir yana, yaklaşan dönemin en önemli unsuru olacak “barajaltı” partilerin önemini de bir kez daha ortaya çıkardı bu vasat tartışma.

    Bülent Arınç bu konuya “CHP bu varsayımı yapacak kadar bile oy alamaz” şeklinde yaklaşsa da önemli olan CHP’nin ne kadar oy alacağı değil, barajaltı kalacak partilerin bugünkü meclis partilerinden ne kadar oy kırpacağı. “Numan Kurtulmuş, Mustafa Sarıgül, Abdüllatif Şener ve hatta DP bile barajın altında kalır” diye, mevcut üçlüden bıkıp onlara kayacak oyları görmezden gelmek, seçim sonrasında ağzı açık bakakalmayı garantiler. O yüzden CHP koalisyon hesaplarını iyi yapsın, AK Parti de CHP’yi bırakıp küçümsediği diğer partilere dikkat etsin.

  • Yargı Reformuna Darbeci Kalkanı

    12 Eylül Darbesi ManşetAK Parti yine yaptı her zamanki cinliğini ve Yargı Reformu paketine Darbecilere yargı yolunu açan maddeyi de sokuşturdu. Çok tartışılan “yargı reformu” konusunda “Darbe karşıtlığı” kalkanını kullanarak millet önünde yeni bir koz elde etme hesabına girişmiş oldu.

    Bu ek olmasaydı yargı reformu kendi içinde tartışılacak, yargı kanadı reformun başka türlü olması gerektiğini savunmaya devam edecek, hükümete yakın kişiler “özgürlük, halkın iradesi” gibi yargıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan sıfatlarla konuyu kurcalayacaktı.

    Artık işler değişti. Bu pakete karşı çıkanlara “darbecileri koruyor” diye çamur atabilecekler. Örneğin CHP oltaya düştü bile. Maddenin ayrı gelmesi halinde destekleyeceklerini açıkladılar. Halbuki artık hepimiz biliyoruz ki AK Parti bu maddeyi araya bilerek sokuşturdu, ki neden ayırsın bu dakikadan sonra…

    Bu gidişin sonucunda her halükarda AK Parti istediğini alacak gibi görünüyor. Bilerek ve isteyerek muhalefete iki ucu keskin bıçak uzatmış oldular. Ucundan tutan kan kaybedecek. Bunu daha önce de çok yaptılar ve hep karlı çıktılar. Yine farklı olmayacaktır.

  • MHP'den İstifa Dersi, Anlayana…

    MHP Aytaç DurakBirkaç gündür Adana Belediye Başkanı Aytaç Durak hakkındaki yolsuzluk iddiaları haberlere konu oluyor.

    Aytaç Durak 2 dönem başkanlığın ardından bir önceki seçimlerde AK Parti’den tekrar seçilmiş, son seçimde ise olaylı bir transferin ardından tekrar aday olarak, bu defa da MHP’den, ardarda 4. dönemi için seçilmişti. Son seçim sonuçları hakkında tartışma çıkmış, yeniden sayımlar yapılmıştı. Transferin olaylı olması ve AK Parti’nin elinden Adana’yı koparmış olması sebebiyle olsa gerek tartışmalar büyümüştü.

    Bugün ise Aytaç Durak’ın yıllardır karışmış olduğu iddia edilen yolsuzluklar tartışılıyor. Bu yolsuzluklar AK Parti’den seçilmişkenki dönemi de kapsasa, AK Parti ancak bugün soruşturulmasını istiyor. Malum artık MHP’nin sorumluluğu.

    Bu konuda Aytaç Durak önce “eşim zenginse ben ne yapayım” dedi. Fakat bu yeterli değildi. Devlet Bahçeli konuyla ilgili keskin bir yorumla

    Bugüne kadar toplumun en hassas olduğu ahlaki konularda zafiyet gösterenlerin MHP’de barınmaları ve sığınmaları söz konusu olmamıştır.

    dedi ve Aytaç Durak’ı MHP’den istifa etmeye çağırdı. Bu yorum konusunda MHP’nin on yıl öncesine kadarki tarihini düşündüğümde Bahçeli’ye katılamıyorum fakat Bahçeli dönemi için sanırım yeterince geçerli bir yorum. Temiz siyaseti korumak adına istifa etmeyi ve istifaya çağırmasını bilmek konusunda AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ın Devlet Bahçeli’den öğrenecek çok şeyi var.

    Bu arada Aytaç Durak da önce biraz nazlandı fakat bugün bu çağrıyı kabul ettiğini açıkladı. Yetmedi, adliyeye giderek kendi kendini ihbar etti. Suçlu veya suçsuz, her halükarda olumlu bir hareket. Onca haberi yapanların veya savcıların çoktan yapmış olması gerekeni kendi kendine yaptı. Bu da ne olursa olsun takdir edilmesi, ve yine aynı bazıları tarafından ders alınması gereken bir hamle.

  • Temizlik İmandan Gelir

    Tayyip Erdoğan’a “peygamber” benzetmesi yapan AK Parti eski il başkanından bahseden Osman Durmuş, Başbakan’ı çok sinirlendirdi. Davos’tan beridir Erdoğan’ı bu kadar kırmızı suratla görmemiştim… Fakat gel gör ki, Gölcük depreminden sonra Yunanistan’dan gelen kan bankası yardımı üzerine Sağlık Bakanı olarak yaptığı “Türk kanına Yunan kanı karıştırtmam!” açıklamasıyla kalplerimizde taht kurmuş, lavukluğu tasdikli birisinin Erdoğan’ı bu kadar kızdırabilmiş olması da bana biraz garip geldi.

    Davul bile dengi dengine çalarmış derler.

    Osman Durmuş, elinde ses kayıtlarının bulunduğu CD ile her ne kadar konudan ve ortamdan bağımsız bir bilgi sunuyor olsa da, Erdoğan’ın dediği gibi “internette dolaşan belden aşağı” uydurma bir şey değildi bu. Keza bugün bahsi geçen sözü eden kişi de partiden istifa etti.

    Bütün bu anlamsız, yersiz ve seviyesiz tartışmalar sırasında ve sonrasında dikkatimi çeken şey ise, benim şahsen beklentimin tersine MHP vekilleri sakin sakin yerlerinde otururken, AK Parti vekillerinin MHP sıralarına yürüyerek saldırmış olmasıydı. Her ne kadar bu durum Zaman tarafından “Osman Durmuş meclisi karıştırdı”, Samanyolu tarafından da “MHP vekili AKP vekiline yumruk attı” şeklinde başlığa taşınmış olsa da olayın özü değişmedi. AK Parti’liler MHP’lilere fiilen saldırdı.

    Bütün bu oldu bitti arasında “ama onlar başlattı” şeklinde işin içinden sıyrılmak imkansız. Mecliste bu tür bir konunun işi olmadığı gibi, karşısındakinin üzerine yürüdükten sonra yumruk atan adamın da işi olamaz.

    Temizlik imandan gelir.

  • Herkese Eşit, Bazılarına Daha Eşit Yakınlıkta

    Fethullah Gülen’in cemaat ile ilişkili herkes tarafından ısrarla vurgulanan meşhur bir iddiası var: “Gülen, bütün partilere eşit yakınlıkta.” Bu iddia, 2002 seçimlerinden sonra ortalıkta dolaşan Gülen cemaati – AK Parti ilişkilendirmesinden sonra ortaya atılmış, düzenli olarak geliştirilmiş bir planın parçasıydı.

    Başarıyla yıllarca da sürdürüldü.

    Son aylarda ise, özellikle 2009 seçimlerine doğru başlayan bir mecburi tavır alma ihtiyacı ile, Gülen cemaatine bağlı basın, yayın ve ekonomi organlarının tümü, alttan alttan aslında bazılarına her zaman daha yakın olduklarını göstermeye başladılar.

    Bu durum AK Parti ve Gülen karşıtları için elbette ki sürpriz değil. Ancak burada asıl önemli olan, bu değişimin AK Parti’yi Gülen’den bağımsız olarak desteklemiş olan çok büyük çoğunluk ile Gülen’i AK Parti’den bağımsız olarak takip eden büyük azınlık üzerindeki etkisi.

    2009 seçimlerinde AK Parti’nin oy kaybına uğrayacağı uluorta konuşulurken, bu kaybı azaltma çabaları da aynı şekilde zirveye tırmandı. Önceleri yalnızca AK Parti’yi destekleyen yayınlara ağırlık verilip, Ak Parti’nin “başarıları” sürekli insanların gözüne sokulup, bir o kadar karşıt haber de samanaltı yapılıyordu.

    Bugün ise gelinen noktada bu samanaltı işleminin tüm siyasi partileri kapsayan geniş çaplı bir tavır olduğu alenen ortaya çıktı. Gülen cemaatine doğrudan bağlı basın kuruluşları, artık şu maddelere göre yayın yapıyor:

    1. AK Parti icraatlarından bahsedilirken, istatistiklerin yalnızca olumlu gözüken fakat çoğunlukla bir anlam ifade etmeyenleri haberlere konulurken, asıl anlam içeren ve kriz sebebiyle çoğunlukla olumsuz olan istatistik verilerinden bahsedilmiyor.
    2. CHP ile ilgili sürekli din karşıtı, demokrasi karşıtı ve darbeci havası yaratacak haberler manşete taşınırken, demokratik açılımlara toptan karşı olduğu havası yaratılıyor. Eski çürümüş CHP yönetimlerinden örneklerle bugüne bağlantı kuruluyor, CHP’liler dinsiz, imansız, vicdansız yaratıklar olarak yansıtılıyor.
    3. MHP’nin şiddetli ve kavgacı geçmişine göndermeler yapılıyor, sürekli “aşırı” milliyetçi sıfatıyla birlikte bahsediliyor. Aşırının sınırı nedir kimse bilmediğinden, “aşırı dindar” veya “dinci” gibi eşdeğer saçmalıkta sözleri de alaşağı ediyor.
    4. AK Parti’den ayrılan, veya olası taban kaymasına yol açabilecek parti ve kişilerle ilgili zadeleme kampanyası sürdürülüyor. Örneğin Mesut Yılmaz ve Demokrat Parti denenmiş, başarısızlığı kanıtlanmış olarak anlatılıyor. Saadet Partisi yerine göre “aşırı” yerine göre “gerici” yerine göre de “bizi tek anlayan” havasında tanıtılıyor. Denge korunuyor. Abdüllatif Şener, sürekli yerden yere vuruluyor.
    5. CHP’den oy koparması umulan ve büyük ihtimalle baraj altında kalacak hareketler sonuna kadar destekleniyor. Açılıma destek olan SHP, şimdilik tek başına kalmış Ufuk Uras, cemaate karşı olmayan Mustafa Sarıgül, “işte sol böyle olunur” gazıyla veriliyor. Halbuki içlerinde gerçek sola en az uzak olanı Ufuk Uras olsa bile, vatandaş böyle uyutuluyor.
    6. MHP’nin yükselişini frenlemek için BBP destekleniyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun Gülen’e ne kadar saygı duyduğu vurgulanıp, MHP’nin geçmişinden belki daha şiddetli olaylara karışmış örgütü, “gerçek milliyetçi” gibi sunuluyor.
    7. Bütün bunlardan bağımsız gözüken fakat hepsiyle paralel olarak da, sivil toplum örgütleri ile olan ilişkiler. Aynı şekilde kendilerine uyan eylemleri manşete taşıyıp, uymayan örgütlerin adını bile anmıyorlar. 8 kişilik eylemi “büyük sivil tepki” diye verip, maddi olarak Saros(kim olduğunu bilmiyorsanız ayıp zaten) kaynaklı hareketleri “geleceğin yöneticileri” olarak tanıtıyorlar.

    Gülen’in kendisi birey olarak belki herkese eşit yakınlıkta olabilir ama, cemaatin bazılarına daha eşit yakınlıkta olduğu artık iyice ortada.