Etiket: AK Parti

  • Cumhuriyet İsmi İdeolojikmiş… Öcü!

    Habere göre Marmaris’te bir caddenin isminin Kenan Evren Bulvarı’ndan Cumhuriyet Bulvarı’na değiştirilmesi görüşmelerinde AK Parti temsilcisi itiraz etmiş. Gerekçesinde de konunun ideolojik olduğunu savunmuş…

    Anlamadığım nokta, “Cumhuriyet” ideolojisinin kime ne zararı var? Böyle bir itiraz gerekçesi mi olur?

    Anlamadığım nokta, basında bas bas bağıran “darbe karşıtı” toplum örgütlerini ve darbecilerin yargılanması fikrini AK Parti ve ilişkili basın kuruluşları sonuna kadar desteklerken, AK Parti gibi örgütlenmesiyle övünen bir kurumda bu tavır nasıl tutarlı olarak benimsenmemiş olabilir?

    Tutarsızlığın sebebi AK Parti meclis üyesinin Darbe karşıtlığı – Cumhuriyet karşıtlığı – muhalefet karşıtlığı üçleminde arada kalmışlığından başka ne olabilir?

    Aman daha fazla arada kalmasınlar…

  • Açılım Hala Açılmadı…

    Nihayet geçen Cuma mecliste açılım konuşuldu. Konuşuldu fakat, hiç de olması gerektiği gibi sonuçlanmadı. Hükümetin ne yaptığı, ne yapacağı konusunda yine kimse bir halt anlamadı.

    Cuma’nın özetlerini, değişik gazetelerden yorumları, liderlerin konuşmalarının tam metinlerini okuduktan sonra bir kez daha 3 parti için aynı sonuca vardım:

    1. MHP üslubu ve  konuşma dili ile seviyeli, anlaşılır devam ediyor. Açılıma karşı olduklarını söyleseler de çözüm fikirlerini paylaşıyorlar. Tavırları net, herkes yaklaşımlarının açık şekilde farkında. Erdoğan’ın kışkırtması sonucu CHP salonu terk ederken Bahçeli’nin ufak bir el işareti yapmasıyla MHP’lilerin salonda kalmaları da dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı.

    2. CHP hala kolay anlaşılmayan bir üslup ve tavırla konuşuyor. Özellikle Baykal’ın uzun ve temiz olmayan cümleler kurması yüzünden ne dediği, ne düşündüğü kaynıyor. Kamuoyunda hala Kürt’lere ve diğer azınlıklara bazı haklar verilmesine karşılar sanılıyor. Açılıma da bana göre özünde karşı falan değiller. Son konuşmada Baykal’ın açıkça belirttiği gibi, yalnızca PKK ile muhattap olmaya karşılar. Ama üslup yüzünden bu önemli ayrıntı aradan kaynıyor.

    3. AK Parti ise hala kulağa hoş gelen, boş laflar söyleyerek oy avlıyor. Hala ne yapacaklarını açıklamadılar. Erdoğan, mecliste açıklamaları gereken gün, “açıklamak boynumuzun borcudur” diyerek bir ikinci cümle eklemedi. Israrla ne yapılacak, plan nedir kimseye söylemiyorlar. Şimdi de kalkmış Anadolu turuna çıkmış “açılımı anlatmak için”.

    Meclise anlatmadan halka mı anlatacaksın?

    Bunun anlamı çok açık. Açılımı oy avlamak için kullanıyorlar.

    .

    Bütün bunlar olurken de halk tartışmaya, ayrılıklar büyümeye, gerginlik ve sinir tırmanmaya devam ediyor. ABD planı olduğunu öngörenler de haklı konumuna yerleşmeye devam ediyor. Çünkü eğer ABD bir yana dursun, küresel kirli güçlerine bir hedefi olacaksa, o da ancak ortalığın karışması olacaktır.

    Toplum bilimcilerin vurguladığı gibi, kitleleri yönlendirmek veya saklanmak, kargaşa anında çok daha kolaydır.

    .

    Son meclis görüşmesinden benim çıkardığım sonuç, seçime kadar adamakıllı bir şeyin değişmeyeceği… AK Parti’nin bu tavrından oy kaybedeceği açık ancak uzun vadede beklenmedik meyveler de toplayabilirler. Sonumuz hayrola…

  • Eyvah! Kevin Costner Demokratik Açılımı Desteklememiş!

    AK Parti’nin “Kevin Costner bile demokratik açılımı destekliyor” reklamına MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’dan cevap geldi (Bkz. haber). Sağolsun Sn. Vural olayı kaynağından öğrenmiş ve Kevin Costner’ın Halkla İlişkiler Şirketi aracılığıyla Kevin Bey’in bu konuda hiçbir yorum yapmadığını onaylayan bir e-posta almış.

    Bu sayede biz de artık içimiz rahat uyuyabiliriz. Şahsen benim gözüme uyku girmiyordu “ya Kevin abi açılımı desteklemiyorsa” diye…

    .

    Oktay Vural, MHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’su olma yolunda ilerliyor. Kılıçdaroğlu kadar olmasa da dikkat çeken, yolsuzluk ve dolandırıcılıkları kurcalayıp ortaya çıkarmaya çalışan, çalışkan bir kişi. Fakat bu tür magazin reklamlarla dalga geçerek AK Parti’nin seviyesizleştiği durumları göstermek yerine aynı magazin tavırları sürdürerek muhalefet yapmak onu aşağı çekmiş oluyor.

    Eğer son seçimlerde “tek başına iktidar” sloganıyla çıkmış, oy oranını arttırmış ve bir dahaki seçimde daha da arttırması beklenen bir muhalefet partisi bu tür reklamlara muhalefet ederek kendi reklamını yapmaya kalkarsa asıl önemli konularla kim ilgilenecek? Hadi magazin boyutunu geçtim, demokratik açılıma karşı ol veya olma, bu kadar kapsamlı bir konuya muhalefet böyle mi yapılır? Oyuncak mıdır bu?

  • Konuşarak Anlaşamıyorlardı, Yazışarak Ne Olacak?

    Önce “ya sev ya terket” yaklaşımıyla doğuya sırtını dönüp sonra bir anda silkinip  “demokratikleşme için işimiz çok, koşar adım sorunları çözmeye devam edeceğiz” diyen Başbakan yine bir U dönüşü ile fren yaptı. Önce Ağustos ayında “Ekim’deki kongreyi bekleyeceğiz” dedi, Ekim ayı gelince de muhalefete “mektup” gönderme yöntemini seçti. İşlerin aciliyetinden o kadar çok bahsetti ki, ben mektubu APS ile gönderdiğini tahmin ediyorum.

    Öte yandan “körler sağırlar birbirini ağırlar” denkleminin kör kısmında ise Deniz Baykal, “mektuba mektupla cevap veririz” dedi. Sanki mektupta ne yazdığını bilmiyor, sanki Başbakan’ın görüşme talebini mektupla göndermiş olmasının ne kadar büyük bir koz olduğunu görmüyor. Kör sağır ikilisindeki yeri de sanırım bu sayede korunmuş oluyor.

    Deniz Baykal’ın bu anlamsız nazı sayesinde de pastanın aslan payını yine Türkiye’nin bir numaralı muhalefet adamı olan Başbakan götürecek. Birkaç güne kalmaz kendisi sanki mektup göndererek işleri hiç yavaşlatmamış gibi üste çıkar, “bakın muhalefet bize mektupla cevap verecekmiş” diye suçu onlara bırakıverir. Ooh, gelsin oylar!

    Yahu bizim muhalefette, hadi iktidar yapmayı geçtim, muhalefet yapmayı bile becerebilecek bir kişi yok mu Allah aşkına?!

  • AK Parti ve İki Başlı Söylemler Dizisi

    Yıllar önce Gül-Erdoğan ve Erdoğan-Erinç ikilileriyle ortaya çıkan bu yeni politika modelinde son dönem moda ikililerimiz ise Erdoğan-Babacan ve Erdoğan-Bağış. Sayısız olayda değindiğim bu popülist mavi boncuk dağıtma siyasetine her hafta bir yeni örnek ekleniyor. Bazen yakalamakta zorlanıyorum çünkü bu işi gün geçtikçe daha büyük bir ustalıkla ve hissettirmeden beceriyorlar.

    Son örneğimizde, geçtiğimiz Cuma Başbakan Erdoğan İstanbul’da “IMF’ye uzatmayın bu işi diyeceğiz” temalı bir konuşma yaparken “Türkiye güçlü bir ekonomi olduğunu artık teyid etti.” demek için sözü bağlarken satır arasında Gelir İdarelerinin özerkleştirilmesine karşı bir tutum sergileyerek “özerk kurumların beklendiği gibi faydalı olmadığını” savundu. Bu sırada da Merkez Bankasınının özerk olmasından kaynaklanan rahatsızlıklarını örnek olarak gösterdi. (kaynak)

    Aynı gün aynı sıralarda Londra’da Başbakan Yardımcısı sıfatıyla bulunan Ali Babacan ise konuşmasında”IMF ile anlaşmazsak dünyanın sonu değil” mesajı vererek, bu tezatlık yetmezmiş gibi satır aralarında da Merkez Bankasının özerkliğinin ne kadar faydalı ve doğru olduğu üzerine böbürlenerek “Merkez Bankası’nın özerkliğinin ekonomideki başarımızın ana unsurlarından biri olduğunu düşünüyorum.(…) Merkez Bankası’nın özerkliğini her zaman destekledik.” dedi. (kaynak)

    Önceki benzer onlarca örneği hatırlayarak söyleyebilirim ki AK Parti bu oyunu şaşkınlık verici derecede iyi oynamaya başladı. Bu örnekte, Başbakan’ı dinleyen halk adeta onun sözleriyle avutularak ekonomiyi yöneten Babacan’ın yapacaklarına karşı uyutulmuş oluyor.

    Oyunun kuralı zaten bu: Takip edilen kişi kulağa hoş gelecek sözler söyleyecek, takip edilmeyen asıl sorumlu “gereği neyse” onu yapacak.