Etiket: 12 Eylül referandumu

  • Diktaların Biri Gider Öbürü Gelir…

    Referandum öncesi harıl harıl demokrasi çığlıkları atanlar zafer sarhoşluklarını anca atlatıyolar herhalde ki HSYK seçimlerinde dönen olayları yavaş yavaş görüp uyanıyorlar.

    Bundan haftalar önce söylentiler başlamıştı, AK Parti kendi listesini Anadolu’da dağıtıyor, dayatıyor diye. Dedikodu dedik, geçtik…

    Ardından Yüksek Seçim Kurulu hakimlere kendilerini tanıtma, seçim için çalışma yapmayı yasakları. Görmedik, duymadık…

    Bugün ise referandumda “özgürleşeceğiz”, “yargıya demokrasi gelecek”, “yargıdaki dikta gidecek” diye uman ve referandumda “Evet” diyen gerçekten tarafsız yargıçlar tek tek pişman olmaya başlıyorlar.

    Geçen hafta Fatih Altaylı’nın bir örneğini yazdığı bu “uyanma” dizisi yayılarak büyüyor. Bugün ise artık şaibeler muhabbet arasında değil, açıktan açığa tartışılıyor.

    Hükümetten ses yok. Olmayacaktır da.

    AK Parti’yi azıcık tanıdıysam aha şuraya yazıyorum ki HSYK seçimleri yaklaştıkça gündemi bastıracak duygusal bir hamle yaparlar. Ne bileyim işte, türban olur, İsrail’le sataşma olur, IMF’ye laf atma olur. Maksat Müslüman-Türk gururu okşansın, aylarca “demokrasi” diye haykıranların gözleri başka yere çevrilsin.

    Referandum için “hayır”ı desteklediğimi bilen yakın çevremdeki bazı “evet”çi dostlarımdan bile oy veremediğimi öğrenince “oh iyi olmuş” diyenler oldu. Nasıl bir demokrasi aşkı ama!

    Bugün ise “evet” cephesinde “yargıdaki dikta kalksın” diyenler söylemlerini değiştiriyor: “yargıdaki Kemalist dikta kalksın” diyor. Yerine de emin adımlarla yeni bir dikta geliyor. Biri gider biri gelir, diktalar daim kalır anlaşılan… Nasıl bir demokrasi anlayışı ama!

    Çoğunluğun borusunun ötmesine demokrasi denmez, onun adı başkadır.

    Gerçek anlamda demokrasi, herkesin sesini duyurabilmesidir. Evet, imkansızdır; ancak bu amaca ne kadar yaklaşılırsa o kadar “gerçek” demokrat olunur.

  • Referandum Bitti, Sıra Genel Seçimlerde

    2010 başından beri beklenen, gündemdeki hayati ve çoğu daha önemli bütün konuların önünde tartışılan referandum nihayet sonuçlandı. Halk %58 oranla anayasa değişikliğine evet dedi.

    Artık gözler 2011 genel seçimlerine çevrildi. Öyle ki Başbakan Erdoğan bile ilk açıklamasında yeni anayasa çalışmalarını başlatacaklarını fakat bu anayasayı seçim sonrası meclise taşıyacaklarını söyledi…

    Bundan 3 hafta önce yazdığım “Referandum Sonuçlarının Seçimlere Etkisi Ne Olur?” ile sıraladığım tahmin dizimde ilk birkaç öngörümün tuttuğunu gördüm.

    Öncelikle açık ara Evet çıkar diye tahmin ediyordum, %60 demiştim %58 oldu. Ardından AK Parti’nin seçime doğru yeni anayasa vaadiyle seçim kampanyası yapacağını tahmin ediyordum, ki Erdoğan daha ilk açıklamasında bu mesajı vererek yine tahminlerimi boşa çıkartmadı.

    Bu tür bir sonuçta CHP’nin ne olursa olsun karlı çıkacağını, bu tür bir sonucun en çok MHP’ye darbe vuracağını yazmışım. Bu da bugün itibariyle tutmuş gözüküyor.

    Genel seçim sonuçları ile ilgili asıl hayati dönem ise bundan sonra başlıyor. AK Parti’nin yeni anayasa vaatlerinin boş olmadığını, halkın hayır oyu verenler dahil büyük çoğunluğunda yeni bir anayasa isteği olduğu, referandum sonuçlarıyla en büyük mesaj olarak ortaya çıktı. Dolayısıyla AK Parti bu söylemiyle genel seçimlere güçlenerek gidecektir.

    Karşısında CHP’nin AK Parti ile gerçek anlamda yarışabilmesi için referandumdaki gibi bir “karşıt kampanya” benimsemesi değil, “biz de yeni anayasa hazırlayacağız” demesi gerekir. Deniz Baykal olsaydı bunun imkansız olduğunu bilirdim fakat Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha 10 gün önce yaptığı “macun tüpten çıktı, hayır çıksa bile anayasa değişmeli” açıklaması benimle aynı fikirde olduğunu gösteriyor.

    CHP’nin en büyük sorunu ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP tabanı dışında yeterince liderlik desteği ve saygısı görmemesi. Ara ara yaptığı altı boş çıkışlar, CHP örgütlerindeki tembellik ve liderin yalnız bırakıldığı görüntüsü (ki Kılıçdaroğlu’nun oy kullanamaması skandalı bunun son örneğidir) bu sorunların sürdüğünü gösteriyor.

    Seçimlerin muhtemel anahtarı ise MHP olacak gibi duruyor. Daha şimdiden “MHP’nin oyları baraj altına iner mi?” tartışması başladı. Bana göre Türkiye’nin siyaseti açısında en faydalı durum, daha çok partinin etkin ve temsil kabiliyeti olmasıdır, ki MHP’nin baraj altında kalması yalnızca temsil oranlarını veya belli bir kısım seçmeni değil, Türkiye demokrasisini olumsuz yönde etkiler. Bunun için de Devlet Bahçeli ve tüm MHP’lilerin daha mantıklı, daha üretken ve çok daha sakin politikalar sunması gerekir.

    Tamamen kişisel tahminlerime göre Türkiye’de bir sonraki seçim sonuçları ne olursa olsun, 2-3 seneye kalmadan yeni bir anayasa kabul edilecektir. Dolayısıyla bugünkü referandum sonuçlarından ziyade bu saydığım gelişmelerin uzun vadede çok daha önemli olacağını düşünüyorum. Referandum sonuçları “Hayır’lı” olmamış olabilir, ama muhalefete verilen mesaj dolayısıyla hayırlısının olduğu kesin.

  • Referandum Sonuçlarının Seçimlere Etkisi Ne Olur?

    Herkesin referandumu tartıştığı son birkaç ayın ardından, 12 Eylül yaklaştıkça artık fikirler az çok şekillenmeye başladı. Fakat yine de her an her şey olabilir ve vatandaş fikrini değiştirebilir. Bu bilinmezlik ortamında son birkaç günde farkettiğim yeni tartışma gündemi ise, referandum sonuçlarının seçimlere nasıl bir yansıma yapacağı…

    Bu referandum sürecinde partilerin seçim kampanyası boyutunda referandum kampanyaları yürütmeleri bizlere gösteriyor ki aslında bütün partiler bu referandumu seçime yansıtılacak bir araç olarak da görüyor. O yüzden olası sonuçları bu gözle yorumlamak istedim.

    AK Parti’nin halen en yüksek oy oranına sahip olması ve tabanının referandumda eveti bütünlük halinde destekliyor olması sebebiyle, açık ara Hayır sonucu çıkmasını beklemiyorum. O yüzden önümüzde 3 seçenek var:

    1. Açık ara Evet çıkar (%60 üzeri evet)
    2. Ucu ucuna Evet çıkar (%50-60 arası evet)
    3. Ucu ucuna Hayır çıkar (%50-60 arası hayır)

    1. Açık ara evet çıkarsa…

    Önceki yazılarda ve yorumlarda belli ettiğim üzere kendi fikrim “Hayır” olsa da benim tahminim açık ara Evet çıkacaktır. Bu tahminim kendi gözlemlerime dayanıp, çok aramış olmama rağmen hiçbir güncel güvenilir anketle desteklenememiştir. Dolayısıyla olasılığı az gibi görünüyor. Velev ki anketler yanıldı ve ben haklı çıktım, o durumda da Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi bir etkiyi aynen bekleyebiliriz sanırım. Bazı anketler gösteriyor ki AK Parti’ye rakip partilerden de Evet yönünde destek bulunuyor, fakat AK Parti’den Hayır yönünde oy neredeyse hiç çıkmayacak gibi. Evet destekçisi diğer partileri de hesaba katında, çıkacak farklı bir evet sonucunun AK Parti’nin oy oranının çok üzerinde olacağı ortada. Fakat bu sonuç AK Parti’nin başarısı olarak algılanacak, AK Parti’yi yeni anayasa vaatleriyle seçim kampanyası kurmaya ve bu dalgayla birlikte yıllardır yavaş yavaş azalan oy oranını tekrar yükseltebilmeye yönlendirecektir.

    Muhalefette ise mağlubiyetin seçime de etkileri aynı oranda olacaktır. Fakat söylemini işsizlik başta olmak üzere diğer sorunlara da odaklayan CHP’nin doğru hamleler ve politikalarla az hasarla kurtaracağını tahmin ediyorum. Oy oranları son 3 seçimde artmış olan MHP’ye ise bu sonuç büyük darbe vuracaktır. Özellikle referandum sürecinde CHP’yi taklit etmekle eleştirilen Bahçeli (Hayırda Hayır vardır sloganını kullanması ve Recep Bey demesi gibi) mağlubiyette MHP’yi kendi kendine köşeye sıkıştıracak gibi duruyor.

    2. Ucu ucuna Evet çıkarsa…

    Evet çıkacak diyen anketlerin (bkz.1. anket, bkz. 2. anket) ayrıntılarını inceleyince de aynı şekilde Evet oylarının tümünü AK Parti’ye mal etmek saçma oluyor. Fakat Evet oranlarının %50 civarında olması demek, AK Parti’nin son genel seçimlerdeki %47 oranından çok aşağıda kalacak olması anlamına geliyor. Keza Evet sonucu bekleyen anketlerde bile AK Parti’nin bugünkü oy oranı en fazla %41 olarak gösteriliyor. Anket ortalamalarını düşünürsek bugün AK Parti’nin 35-40 aralığında olduğunu varsayıyorum. Çıkacak bir ucu ucuna Evet sonucunda AK Parti’ye yeniden tek parti iktidarı olabilmek için “yeni anayasa” vaatlerinden daha güçlü bir seçim kampanyası gerekecektir. Sanırım AK Parti de bunn farkında ki bu referandum sürecini seçimler için de bir koz olarak görüyorlar. Aksi takdirde zaten paketi topluca değil, madde madde meclise sunar, bunu bir taktik olarak kullanmazlardı.

    Muhalefetin bu durumda çok kaybı olacağını düşünmüyorum. Hatta bilhassa çıkacak Hayır oranının yukarıda bahsettiğim MHP’nin hatalı hamleleri sebebiyle çoğunlukla CHP’ye mal edilecek olması CHP’yi Hayır sonucuyla bile yukarıya çekebilir. Eğer CHP Evet sonucundan da bir ders alıp seçime doğru söylem ve vaatlerini yeni anayasa ihtiyacına yönlendirebilirlerse, AK Parti kadar yükselişi olabilir.

    3. Ucu ucuna Hayır çıkarsa…

    Bu ihtimal AK Parti için olası en kötü ihtimal. Ağustos itibariyle “Hayır” çıkacak diyen Sonar anketine göre (ki Sonar son 10 yılın en istikrarlı araştırma kurumu), AK Parti’nin bugünkü oy oranı %37, CHP’nin %31, MHP’nin %13. Bu oranlar, “iktidar yıpranması” ve “Kılıçdaroğlu dalgası” gözönüne alındığında ve son 3 seçimin sonuçlarına sırayla bakıldığında çok da anlamsız gelmiyor:

    Referandum sonucunda Hayır çıkmasıyla birlikte ise “mağlup” baskısı AK Parti’yi biraz yıpratabilir. Son dönemde tüm siyasi hareket alanını açılım ve anayasa üzerine kuran AK Parti, referandumda %50yi geçemezse, Evet oylarının da yalnızca bir kısmı kendisine ait olduğu için kuvvetli bir panik dönemine girebilir. Erdoğan’ın paniklediğinde yaptığı gafları ve sert çıkışları, Kılıçdaroğlu’nun da Baykal’a oranla Erdoğan’ın üslubuna daha yakın cevaplar veren birisi olduğunu düşününce bizi gergin aylar bekleyeceği kesin.

    Hayır çıkması elbette ki en çok muhalefete yarayacaktır. Öncelikle çıkacak hayır sonucunun en büyük anlamı “AK Parti’ye karşı durma” olacağı için bir anlamda iktidarın değişmesi yönünde de bir işaret olacağı kesin. Bu durumda da yine yukarıda bahsettiğim MHP taktiği sonucu olarak bu pastadan en büyük payı CHP’nin alacağını düşünüyorum. Bütün bunlara rağmen bile CHP’nin birinci parti olabileceğini sanmıyorum, fakat AK Parti’ye yeterince yakın oy oranına çıkabilirlerse, MHP ile birlikte güçlü bir koalisyona doğru gidilir gibi duruyor.

    4. Sonuç olarak…

    Sonuç olarak bu referandum sonucu ne olursa olsun, partiler için hayati önem taşıyor. Bütün bu mücadele, “halk ne derse o olur” denmesine rağmen yapılan bunca yatırım, halkı etkilemek için başvurulan yöntemler, son dönemde tekrar artan çirkin söylemler hep bu seçim kaygısının sonucu.

    Referandum ve seçim sonucunda halkın kararı ne çıkarsa doğrusu odur, kabul etmemiz gerek. Bu süreç ile ilgili benim veya bir başkasının kişisel tahminleri doğru veya yanlış olmuş hiç önemli değil. Yeter ki sandık öncesi dönemlerde çirkin tartışmalar ve boş sloganlar yerine mantıklı söylem ve politikalar nihayet karşımıza çıksın.

  • Darbeyle Referandumun Ne Alakası Var Şimdi?

    “Referanduma Evet”çi gazetelerde ve televizyon kanallarında şu sıralar sıkça tartışılan konu, 1980 darbesi ve o darbe sonrasında çekilen çileler. Bu konudan bahsedip lafı bir şekil referanduma getirerek “Evet” pompalıyorlar kendilerince. Bu taktik Başbakan başta olmak üzere tüm AK Parti’lilerin ortak tavrı olduğu için bunun referandum stratejisi olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yok. Dayatılan mantık zinciri  aynen şu:

    Darbeler kötüdür -> Dolayısıyla 80 darbesi de kötüdür.

    82 Anayasası 80 darbesi sonrası gelmiştir -> 80 darbesi kötü olduğuna göre 82 anayasası da kötüdür…

    Sonuç (?!) -> Referanduma “evet” denmelidir.

    Bu mantık dizisi son cümleye kadar doğru. Fakat son cümleye geçişte çok büyük bir mantık uçurumu var çünkü darbe ile önümüzdeki referandumun en ufak bir alakası yok.

    Öncelikle evet derken amaç darbelere ve darbe anayasasına “tokat” atmaksa, bundan önce yapılan onlarca anayasa değişiklik paketinin darbecileri folloş etmiş olması gerekirdi. İsterseniz kendiniz bakın 1982 Anayasası‘nda kaç tane “değişiklik” yapılmış bugüne kadar. (Ben şahsen sayıp net rakam vermek istedim fakat daha 3te birine gelmeden 30 küsür saydığımı farkedince saymayı bıraktım.)

    Diyelim evet derken amacımız darbecilere tokat atmak. Hani onlara yargı yolu açılacak ya! Peki madem amacı buydu AK Parti’nin, neden bunu daha ortada paket maket yokken, CHP “bu maddeyi ayrı oylayıp anında geçirelim” dediğinde kabul etmediler? Neden bugün paketin amacı olarak gösterilen şeyi o gün bir saatte yapıvermediler?

    Yani neymiş? Anayasa değişikliği darbeye de darbecilere de tokat mokat atmak için yapılmıyor…

    Darbe anayasasına atılacak tek tokat, adam gibi uzlaşarak yeni bir anayasa hazırlamaktır. Bu anayasayı hazırlarsın, herkesin görüşünü alırsın. Yalnızca kendinle değil, diğerleriyle de uzlaşır, ortak bir anayasa hazırlarsın. Zaten bunları yaparsan o anayasayı meclisten de geçirirsin. Herkes mutlu olur, tartışma kalmaz, vatandaş anlamadığı paketlere oy vermek zorunda bırakılmaz.

  • Nasıl Oylamalıyız?

    Referandum tarihi ve oylayacağımız paketin içeriği kesinleştiğinden beri tartışmalar tekrar alevlendi. Yalnız tartışmalar artık paketin içeriğinden çok seçim havasına girmiş siyasilerin değerlendirmesine döndü.

    Yoldan geçen vatandaşı rastgele çevirip sorsak “neyi oyluyorsunuz yahu?” diye, alacağımız cevaplar binbir çeşit:

    • “1980 darbe anayasası kalsın mı gitsin mi?” diye oylayacağım!
    • Statükodan kurtulmak için oylayacağım!
    • “AK Parti kalsın mı gitsin mi?” diye oylayacağım!
    • “Daha fazla insan hakları olmalı mı?” diye oylayacağım!
    • Yargı sisteminin değişip değişmemesini oylayacağım!
    • Tuttuğum partim ne derse onu desteklemek için oylayacağım!
    • Ben bilmem beyim bilir…

    ve daha niceleri.

    Halbuki bunların herbirisi ayrı ayrı yetersiz ve dayanağı olmayan tanımlamalar.

    Öncelikle anayasa değişmiyor, anayasanın bir kısmı değişiyor. Dolayısıyla 1980 anayasasından kurtulduğumuz falan yok. Bu tanım AK Parti ve destekçisi basının araya sokuşturduğu slogan reklamlardan birisi.

    Statüko konusu ise daha derin. AK Parti yanlısı bir çok kişi bu konuda “Neyi Oylayacağız” yazısında değinildiği gibi bu değişiklik paketini statükoyu devirecek araç, referandumu da fırsat olarak yorumluyor. Halbuki bu tanımın altı boş olduğu gibi, tamamen taraflı bir yorum.

    Statüko, latince “Statu Quo” yani “mevcut düzen” anlamına gelir. İngilizce de sıkça kullanılan deyim haliyle “Status Quo” ise önyargılar anlamında da kullanılır. Bizim siyaset jargonumuza girişi de sanırım bu iki kullanımın harmanlanıp garip bir yorumuyla gelişti. Bizde ise artık statüko dendiğinde “kadrolara yerleşmiş baskın zihniyet” anlamında kullanılıyor. Statüko olarak işaret edilenler genel olarak kendileri gibi olmayanları barındırmamakla, düzeni kendi egemenliklerini devam ettirmek için sömürmekle suçlanıyorlar. (“Statüko” konusuna dalıp gitmeden referandum konusuna dönelim.)

    Bu anayasa paketine destek olanlar statükoyu devirmeyi umarken, pakete karşı olanlar da AK Parti’nin yargıyada kadrolaşarak yerleşmeyi planladığını öne sürüyor. Halbuki bütün bu iddiaların kaynağı olan “yasamanın yargıya çok daha fazla adam gönderecek olması”nın mantığı üzerine tartışan yok.

    Bütün bunlar yine de kendi içinde mazur görülebilir yorumlar. Bir de particilik olayı var ki, evlere şenlik. “AK Parti yaptıysa doğrudur” diyenler, “AK Parti yaptı ya, aman dikkat kesin bir halt çıkar altından” diyenler tam olarak al birini vur ötekine durumunda birbirlerine anlamsız atışmalarla gündemi meşgul ediyorlar.

    Peki ne olmalıydı?

    Öncelikle, anayasa değişikliği mecliste halledilmeliydi.

    Ha bunu beceremediler, o zaman daha ufak maddelerle tek tek mecliste görüşülmeliydi. Toptan referanduma gidilip de vatandaş 20 küsür madde içinde bilmemkaçını onaylayıp bilmemkaçını onaylamıyor diye ikilemde bırakılmamalıydı.

    Ha onu da belli ki belirli hesaplar yüzünden yapmadılar. Artık bizi, hepimizi yetkin olmadığımız bir konuda karar vermeye zorladıklarına göre oturup adamakıllı bu paketi inceleyerek, içeriğini irdeleyip kendimizce en doğru kararı vermeliyiz.

    Sadede gelirsek…

    Kabaca, paketin;

    • 3te 1i gerçektan değişmesi gereken maddeler.
    • 3te 1i de bir o kadar tartışmaya açık madde.
    • Kalan 3’te 1i de iddia edilen demokrasi atılımı için oldukça yetersiz.

    Dolayısıyla benim bu referandumda oyum “Hayır” olacaktır. Bunun asıl sebebi de paketin yetersizliği, elmalarla armutların bir arada oylanmaya zorlanmış olması ve referanduma siyasi oyunların alet edilmiş olması.

    Geçici bazı çözümler ve  istenmeyen bir anayasaya yapılacak tartışmalı bir yamadansa, bu yamaya Hayır diyerek adam gibi bir yeni anayasaya siyasileri yönlendirmeyi tercih ederim.

    Bize sunulanla yetinip evet demektense, daha iyisi için Hayır demeyi öğrenmemizi dilerim.