Kategori: Siyaset

  • Açılım İşsizliği Teğet Geçti

    Mart ayında belediye seçimleri bahanesiyle bütün politikacılar işlerini güçlerini bıraktığı sıralarda işsizlik tarihi rekorumuza ulaşmıştı hatırlarsınız. O dönemde Dünya sıralamasında da ilk 3e girme başarısını göstererek hükümet göğsümüzü kabartmıştı:

    Bugün ise gelişim için başkalarını değil kendimizi rakip olarak almamız gerektiğini farketmiş olacağız ki, artık bu tür bilgiler değil, il il işsizlik oranlarını tartışıyoruz (Bkz. 2009 illere göre işsizlik oranları). Artık bu son bilgiler ışığında İspanya veya Güney Afrika ile değil, kendi kendimiz ile yarışırız kim daha işsiz diye.

    Bu arada listede en dikkat çekici ayrıntı da “açılım” ile doğrudan ilişkili illerin işsizlik oranlarında zirveyi tekeline almış olması. Güneydoğu sorunu “ekonomik bir sorun değildir” diyenlere ithaf olunur. Olayı sayısız değişik boyutu arasından soyup, sıyırıp, yalnızca etnik ayrımcılığa indirgemek siyasi bir oyundan başka bir zorlama olamaz.

    Allah’tan kriz teğet geçmiş. Allah’tan açılım olmuş. Yoksa halimiz nice olurdu mazallah…

  • İşçiler mi Rusya mı?

    Bugün iki önemli konudan benim için hangisinin daha önemli olduğunu kestirmek imkansızdı.

    Bir yanda polis tarafından gaz ve copla dağıtılan işçiler, diğer yanda “tehdit halinde nükleer silah kullanma” kararına yaklaşan Rusya.

    İşçilerin eylemi izinsiz olsa da, bu durum ne ilk ne de son olduğu için olayın ayrıntılarından çok büyük resme dikkatimi çekiyor. Başbakan daha bir hafta olmadı ki bir Tekel işçisine “sen de işsiz kalıver ” demiş, “ülkede iş yapmadan maaş alma dönemini bitiriyoruz” diye sözüne devam etmişti. Bugünkü eylem de aynı yaklaşımın devamı olduğu için haklının haksıza karıştığı bir durum ortaya çıktı.

    Rusya ise aylardır ara ara yazdığım değişen dünya dengelerini ilgilendiren bir durum. ABD-İran kutuplaşmasında eski soğuk savaş gücünü arayan Rusya, sağa sola tehdit savuruyor. Venezuela, İran, Çin, Rusya bir yöne doğru usulca kayarken, karşı taraf da bu kaymayı ekonomik ve politik oyunlarla küçük göstermeye çalışıyor.

    Ekonomi değişiyor. Yönetim anlayışı değişiyor. Dengeler değişiyor. Ve yeni dengeler de ilişkilerimize ve coğrafi konumumuza bakıldığında aslında en çok bizi ilgilendiriyor. Farkedene.

  • Avrupa’da Minareler Yasaklansın Mı?

    İsviçre’deki referandumun ardından herkes kendi işine gelen şekilde sonuçları değerlendirip yazıp çizdi. Bizim ülkemizde bu çoğunluğu sevindirmek için daha ziyade “Cami yasağı demokrasi ayıbıdır” şeklinde yorumlandı. Vatandaş “dine saygısızlık” olarak yorumladı.

    Avrupa’da ise bu yasağın özgürlük boyutu tartışıldı. Avrupa’lı Hristiyan yobazlar da “bizde de yasaklansın” dedi. Habere göre bunun son örneği de Almanya’daki aşırı sağcı bir grup.

    Halbuki yine önemli olan ne olduğundansa nasıl olduğu değil mi?

    Öncelikle minarenin din ile alakası nedir? Cami minaresiz olmazsa, 800 yıllık bu tarihi ve mimari şaheser nedir?

    Minareyi dinin gereği sanmanın özü aslında bilgi eksikliğidir. Tıpkı ay takviminin Arap geleneği olduğunu bilmeden müslüman takvimi sanmak gibi. Bu konuyu tek örnekte kesmek istiyorum keza sayısız örnek bulunur.

    İnsanlar din ile gelenek ayrımını yapacak bilgiye sahip olmadığında, ikisini harmanlayıp duygusal yorumlar yapabiliyor.

    Öte yandan minare yasağını referandum ile dayatmak nasıl bir zihniyet olabilir? Öncelikle “minare yasaklansın” önerisinin arkasında ayrımcı, yobaz veya faşizan olmayan tek bir açıklama olabilir, o da “şehrin mimari yapısını korumak” olabilir. Gel gör ki durum buysa da gidip halka sormazsın, uzmanını çağırır, bilene danışırsın. Gerekirse minareleri yine yasaklar, en azından şeklen veya yükseklik olarak bir sınırlama getirirsin.

    Ama durum bu değildi, gidişat da bu yönde değil.

    Ah keşke geçenlerde izlediğim röportajdaki konuşmacının kim olduğunu not etseydim. O kadar haklıydı ki… Kabaca şöyle diyordu Avrupa’lı bir araştırmacı bozuk Türkçesiyle:

    “Avrupa’nın ekonomik olarak Türkiye’ye ihtiyacı var. Fakat halkın geri kafalı kesimlerini buna ikna edemiyorlar. Politikacılar da bu ikilem arasında kaldığından karar veremiyor.”

    O kadar doğru bir gözlem ki, gün geçtikçe, Avrupa ile ilgili haberleri ve Avrupalıların yorumlarını okudukça bunu daha da net görüyorum.

  • Rus Ruleti

    Onyıllardır uğraşılan, ancak 8 yıl önce hedeften iyice uzak düşmüş olan oyunda kurallar ve hedef değiştiğinden beri herkes eski hedefler için uğraşılıyor sanıyordu. Bugün ise, yeni hedef yolunda ilk golü kendi kalemize attırmayı başardılar (Muş’ta esnaf, göstericileri kalaşnikofla taradı).

    Vakti zamanında Kurtuluş Savaşı sırasında Türklerle birlikte emperyalizme karşı dik durmayı, omuz omuza savaşmayı, birlikte yaşamayı seçen Kürtler, o vakitlerden beri bir türlü becerilememiş oyunlarla kışkırtılmaya çalışılıyordu. Sayısız vaat, gizli destekler ve tarihin yeniden yazılmasına kadar uzanan dolaplarla, oyun hazırlanıyordu.

    Oyunun yeterince hazır olduğu sanıldığında oyuna şiddet girdi. Sonrası malum. Ancak sonu malum değil. Oyunun bu hali sonlanalı 10 sene oldu. Ancak bu kirli oyun o kadar uzun süre devam etti ki, kimse 10 sene önce oyunun kurallarının değiştiğini farketmedi.

    Oyunun yeni şeklinde dışarıdan etki yok. Bizi iyi tanımış olanlar bilir ki bizi bizden başkası alt edemez.

    İşte bu yüzden bizi bize kırdırmaktan, birlikte yaşayamaz hale getirmekten başka yol da olamazdı. O da tutarsa elbette.

    Bu yeni oyunda birilerinin çok istemiş olduğu açık gelişme sonunda yaşandı. Korkulan, fakat engellenmesi için siyasetçiler tarafından neredeyse hiçbirşey yapılmayan olaylar zincirine adım atıldı.

    Bugün bir esnaf, vatandaşın üzerine kalaşnikofla kurşun yağdırdı.

    Vatandaşta kalaşnikof ne arıyordu? Eylemciler izinsiz o kadar nasıl toplanabildi, neden durdurulmadı? Kan davası mı vardı? Esnaf kendini mi kaybetti?

    Bu soruların hepsi büyük resme baktığımda anlamını yitiriyor.

    Dünya üzerinde acaba benim elime kalaşnikof alıp mahallemdeki komşuları taramam için herhangi bir akıllı mantıklı bir sebep olabilir mi?

    Hatalar yalnızca yapılanlar veya yapılmayanlar değildir. Çoğu zaman nasıl yaptığınızdadır. Bu süreçte de ülke olarak topyekün “ne”yin derdine düşüp “nasıl”ı gözden kaçırdık. Hepimiz bugünkü kalaşnikofu kendi elimizle doldurduk.

    Artık koşullar akıl ve mantık sınırlarının ötesine iteklendi. Bundan sonra isteyen istediği kadar “analar ağlamasın” desin. Ben burada kendi kendime ağlıyor olacağım. Şu dakikadan sonra benim gözyaşımı nasıl dindirecekler?

    Artık kendi kendimize rus ruleti oynamayı kesmemizin vakti geldi.

  • Küresel Isınma Aldatmacasında Çok Önemli Gelişme

    Bugün İngiltere’de Associated Press tarafından ortaya çıkartılan bir haberde, iklim araştırmacısı bilimadamlarının e-postalarının ele geçirilmesi ve o mektuplarda yazılanlara değiniliyor (bkz. küresel ısınma aldatmacasıyla ilgili haberin aslı).

    Bu bilim adamlarının birbirlerine yazdığı mektuplarda bazı verilerin kamuoyundan saklanmasından, sonuçların çarpıtılmasına kadar öneriler geçiyor. Kamuoyuna “kesin” olarak duyurulan ve çok ufak bir kesim bilimadamının aksini iddia etmeye cesaret edebildiği “insan yapımı küresel ısınma” balonunun kesinliğine kendileri bile inanamamış bazı bilimadamları, bu şüphelerini bu mektuplarda birbiriyle paylaşsa da, mektubunun sonuna örneğin “ama olsun, bu gizli kalsın” şeklinde notlar düşüyor.

    Bu son ve çok önemli haber önümüzdeki günlerde “Küresel Isınma Lobisi” tarafından kesinlikle eleştirilecektir. NE de olsa onların ekmeğine yağ sürülmesi ihtimali azalacak bir miktar da olsa.

    Umarım herkes “küresel ısınma” oyununun farkına varır!

    .

    İlgilenenler için bkz. “Global Warming Swindle” isimli belgesel. Bu belgesel seneler önce yapıldı, ve bu belgeselin 2 sene ardından küresel ısınma tanımı ve yaklaşımı tekrar düzenlendi. Ancak hala oyun geçerliliğini koruyor.

    .

    Bilmeyenler için açıklama:

    Küresel Isınma tertipinin karşısındaki bilimadamlarının ortak görüşü özeetle şudur:

    Evet, küre ısınıyor. Hayır, bunun sebebi insanlar değil! Suç insanlara atılarak gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere pahalı teknoloji zorla satmaları için yürütülen bir kampanya. Bkz. Kyoto’nun incelikleri. Bkz. bugünkü iklim görüşmelerinin odak noktası…