Kategori: Siyaset

  • Öteki Gül’e Güçleri Yetmedi, Bunun Ne Günahı Vardı?

    Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar derken aynı ekolün 4. partisi de aynı şekilde kapatıldı. Henüz 2 sene olmadı ki aynı açıklama ve sonuç bildirisine rağmen AK Parti kapatılmamış, belki de kapatılamamıştı.

    İki parti de odaktı, birisi %47 olduğundan “hadi harçlığını keselim gitsin” dendi, diğeri yeri geldiğince aşırı Kürt milliyetçisi ve PKK destekçisi olduğundan toplumun çoğunluğunu pompalamak için kapatıldı ve “malvarlığı hazineye aktarılsın” dendi.

    Gerekçesi ne olursa olsun, parti kapatmanın kabul edilebilir olması çok zor. İmkansız demiyorum, fakat çok zor. Aynı kadronun da 4. defa kapatılmış olması bu zorluk dolayısıyla onların başarısı mıdır yoksa yasaların başarısızlığı mıdır emin olamıyorum.

    Bu ortamda yargının bana göre suçu yok. Sonuçta konmuş kuralları uyguluyorlar. Görevleri bu. Ancak yasaları suçlayabilirim. Basını, nefretle beslenen halkı, cehaletle büyüyen akımları suçlayabilirim.

    Milli Selamet, Refah, Fazilet serisinin nispeten yarım devamı sayılabilecek AK Parti kapatılmayarak 4. sıçramayı es geçti, veya geçirildi. Peki onlarınki can da bunlarınki patlıcan mı?

    Haydi diyelim bu kapatma kararı doğru (ki bence de doğru, ama “kapatma”yı haklı göstermez), o halde öncekileri neden kapatmadınız?

    Israrla vurgulamak isterim ki, AK Parti’nin de DTP’nin de aynı tanım dahilinde “eylemlerin odağı olduğu” saptandı.

    Aynı suçu işleyip ayrı cezalar alınıyorsa adalet bunun neresinde?

    AK Parti kapatılmadığında toplum baskısından da olsa bir adım ilerledik sanmıştım. Şimdi görün bakalım çıkacak curcunayı.

    .

    not: Umarım okuyan herkes bir yorum bırakır. Konu önemli, fikirleri paylaşmalı.

  • Eczane Masalları

    Dün ve bugün Zaman gazetesinde yayınlanan iki habere, babamın eczacı olması sayesinde edindiğim izlenimler doğrultusunda yorum yapmadan geçemeyeceğim.

    Dün de yazdığım gibi, Zaman başta olmak üzere, AK Parti’ye yakın gazetelerin haberleri veriş, daha önemlisi vermeyiş şekilleri “habercilik” tanımının çok üzerinde bir seviyede siyasi.

    .

    Dünkü habere göre eczacıların isyanları safsataymış, çünkü haber başlığına göre “Eczaneler krize rağmen cirolarını yüzde 85 arttır“mış. Haberi okuyunca bunun aslında böyle olmadığı, aslında “eczanelerin yüzde 85inin cirosunu arttırdığı”, büyük çoğunluğunun da yüzde 20’nin altında arttırdığı anlaşılıyor. Yani başlıktaki anlam ile haberin doğrusu yine uymuyor. Amaç belli, haberin ayrıntısını okumayanlara belirli bir his verilmiş oluyor.

    Bunu haberde kesinlikle bahsedilmeyen bilgilerimle biraz daha sorguladığımda ise iş daha ilginç bir boyuta varıyor. AK Parti hükümetinin 7 yılda ilaçlara önce zamları bastırıp, ardından yavaş yavaş indirimlere gitmesinden nedense bahsedilmiyor. Bu indirimler sırasında sigorta tarafından ödenmesi durdurulan ilaçların parasının artık vatandaştan çıktığından da bahsedilmiyor. Eczanelere düşen kar oranının azaltıldığından ve bu yüzden son 2 yılda kapanan eczane miktarından bahsedilmiyor. Eczanelerin birçok bölgede yarısı, çoğu bölgede 3te 1i kapanırken, ayakta kalmayı zar zor başarmış eczanelerdeki ciro artışının bununla ilişkili fakat orantılı olmamasından bahsedilmiyor. Kar oranının ciro ile kesinlikle oranlı olmadığından hiç bahsedilmiyor.

    Bahsedilen, cirosu artmış eczanelerin ciro artışını, kapanmış olan diğer eczanelerin müşterilerinden dolayı arttırdığından bahsedilmiyor. Cirosunu yüzde 20’den az arttıranlardan bahsediliyor, ama ellerinde kalan net karın ne kadar olduğundan, iflas eden eczanelerden bahsedilmiyor.

    Yapılan doğrulardan bahsedilirken, yan etkilerinden, yanlışlardan bahsedilmiyor. İlaç fiyatlarının Avrupa Birliği dayatması olduğu için indirildiğinden bahsedilmiyor.

    .

    Bugünkü haberde ise eczacıların kepenk kapatma eylemi “çileyi vatandaş çekti” başlığıyla verilmiş. Başlığı görenler sanki açık eczane kalmamış yorumu yapıyor, ancak aslında her bölgede nöbetçi eczanelerin ayarlanmış olduğunu ilk paragrafın sonuna kadar okuyanlar ancak öğrenebiliyor.

    (not: Elbette ki böyle eylemlerde aksaklıklar olacak. Ben olsam dükkanımı kapatmazdım, ancak eğer nöbetçi eczane düzenlemesi yapılmışsa, bu herkes kapatmış demektir. Bu bütünlükte de eczacılara kabahat çıkartılamaz. Eczaneler yasal olarak oda düzenlemelerine uymakla yükümlü.)

    Aynı haberde “ilaç fiyatlarındaki indirimler” için eylem yaptığı iddia edilen eczacılara karşı, bu indirimlere halkın sevindiğinden bahsediliyor. Yine az önce bahsettiğim şekilde, sigortanın artık bazı ilaçları karşılamadığına kesinlikle değinilmiyor. Eczacılar aç gözlü, yüzsüz yaratıklar olarak resmedilirken; hükümet indirimler yapan, halkın ucuz ilaç almasını düşünen kurum olarak yansıtılıyor.

    Halbuki eylem ilaç fiyatlarından bağımsız, 2 yıldır yapılan onlarca düzenlemenin sonucunda seslerini duyurmak için mecbur kalınmış, ne ilk ne de son eylem.

    2 yıldır yapılan düzenlemelerden de hiç bahsedilmiyor.

    .

    Babam eczacı olmasa, ben arada sırada babamın ağzını arayıp zar zor üç beş soru sormasam, bana da kimse bahsetmezdi…

    http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=923254&title=kepenkler-kapandi-cileyi-vatandas-cekti

  • Herkese Eşit, Bazılarına Daha Eşit Yakınlıkta

    Fethullah Gülen’in cemaat ile ilişkili herkes tarafından ısrarla vurgulanan meşhur bir iddiası var: “Gülen, bütün partilere eşit yakınlıkta.” Bu iddia, 2002 seçimlerinden sonra ortalıkta dolaşan Gülen cemaati – AK Parti ilişkilendirmesinden sonra ortaya atılmış, düzenli olarak geliştirilmiş bir planın parçasıydı.

    Başarıyla yıllarca da sürdürüldü.

    Son aylarda ise, özellikle 2009 seçimlerine doğru başlayan bir mecburi tavır alma ihtiyacı ile, Gülen cemaatine bağlı basın, yayın ve ekonomi organlarının tümü, alttan alttan aslında bazılarına her zaman daha yakın olduklarını göstermeye başladılar.

    Bu durum AK Parti ve Gülen karşıtları için elbette ki sürpriz değil. Ancak burada asıl önemli olan, bu değişimin AK Parti’yi Gülen’den bağımsız olarak desteklemiş olan çok büyük çoğunluk ile Gülen’i AK Parti’den bağımsız olarak takip eden büyük azınlık üzerindeki etkisi.

    2009 seçimlerinde AK Parti’nin oy kaybına uğrayacağı uluorta konuşulurken, bu kaybı azaltma çabaları da aynı şekilde zirveye tırmandı. Önceleri yalnızca AK Parti’yi destekleyen yayınlara ağırlık verilip, Ak Parti’nin “başarıları” sürekli insanların gözüne sokulup, bir o kadar karşıt haber de samanaltı yapılıyordu.

    Bugün ise gelinen noktada bu samanaltı işleminin tüm siyasi partileri kapsayan geniş çaplı bir tavır olduğu alenen ortaya çıktı. Gülen cemaatine doğrudan bağlı basın kuruluşları, artık şu maddelere göre yayın yapıyor:

    1. AK Parti icraatlarından bahsedilirken, istatistiklerin yalnızca olumlu gözüken fakat çoğunlukla bir anlam ifade etmeyenleri haberlere konulurken, asıl anlam içeren ve kriz sebebiyle çoğunlukla olumsuz olan istatistik verilerinden bahsedilmiyor.
    2. CHP ile ilgili sürekli din karşıtı, demokrasi karşıtı ve darbeci havası yaratacak haberler manşete taşınırken, demokratik açılımlara toptan karşı olduğu havası yaratılıyor. Eski çürümüş CHP yönetimlerinden örneklerle bugüne bağlantı kuruluyor, CHP’liler dinsiz, imansız, vicdansız yaratıklar olarak yansıtılıyor.
    3. MHP’nin şiddetli ve kavgacı geçmişine göndermeler yapılıyor, sürekli “aşırı” milliyetçi sıfatıyla birlikte bahsediliyor. Aşırının sınırı nedir kimse bilmediğinden, “aşırı dindar” veya “dinci” gibi eşdeğer saçmalıkta sözleri de alaşağı ediyor.
    4. AK Parti’den ayrılan, veya olası taban kaymasına yol açabilecek parti ve kişilerle ilgili zadeleme kampanyası sürdürülüyor. Örneğin Mesut Yılmaz ve Demokrat Parti denenmiş, başarısızlığı kanıtlanmış olarak anlatılıyor. Saadet Partisi yerine göre “aşırı” yerine göre “gerici” yerine göre de “bizi tek anlayan” havasında tanıtılıyor. Denge korunuyor. Abdüllatif Şener, sürekli yerden yere vuruluyor.
    5. CHP’den oy koparması umulan ve büyük ihtimalle baraj altında kalacak hareketler sonuna kadar destekleniyor. Açılıma destek olan SHP, şimdilik tek başına kalmış Ufuk Uras, cemaate karşı olmayan Mustafa Sarıgül, “işte sol böyle olunur” gazıyla veriliyor. Halbuki içlerinde gerçek sola en az uzak olanı Ufuk Uras olsa bile, vatandaş böyle uyutuluyor.
    6. MHP’nin yükselişini frenlemek için BBP destekleniyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun Gülen’e ne kadar saygı duyduğu vurgulanıp, MHP’nin geçmişinden belki daha şiddetli olaylara karışmış örgütü, “gerçek milliyetçi” gibi sunuluyor.
    7. Bütün bunlardan bağımsız gözüken fakat hepsiyle paralel olarak da, sivil toplum örgütleri ile olan ilişkiler. Aynı şekilde kendilerine uyan eylemleri manşete taşıyıp, uymayan örgütlerin adını bile anmıyorlar. 8 kişilik eylemi “büyük sivil tepki” diye verip, maddi olarak Saros(kim olduğunu bilmiyorsanız ayıp zaten) kaynaklı hareketleri “geleceğin yöneticileri” olarak tanıtıyorlar.

    Gülen’in kendisi birey olarak belki herkese eşit yakınlıkta olabilir ama, cemaatin bazılarına daha eşit yakınlıkta olduğu artık iyice ortada.

  • Tayyip ile Laf Ebeliği: Bölüm 128

    Vallahi uzun bir süredir yazmaya vakit ayıramamaktan kendime karşı mahçuptum ki, sağolsun Tayyip imdadıma yetişti. Öylesine güzel bir açıklama yapmış ki bundan bahsetmemek tüm benliğime ters düşerdi herhalde.

    Bir köşe yazarının “siyasetçiler ne kadar az konuşursa o kadar huzurlu oluyoruz” temalı yazısına Erdoğan eşdeğer bir zırvalama ile “köşe yazarları ne kadar az yazarsa…” şeklinde cevap verdi (Bkz. Haber). Herhalde eşdeğer saçmalıkta konuşmak yetmedi, üste çıkmak istedi ki şu sözleri ekledi:

    Yarım saatte bir köşe yazısı yazabiliyorlar, ne kabiliyetli insanlar. İş bu noktaya geldi. Bunların yaptıkları, açık bir tahrikten başka bir şey değil. Bu tezleri ileri sürenler millet, devlet, barış düşmanlarıdır.

    Bunlar çok partili hayata, serbest piyasa ekonomisine geçerken de Boğaziçi Köprüsü yapılırken de rahatsız oldular. Küresel sermayenin Türkiye’ye yatırım yapmasından, Türkiye’nin AB’ye katılımından ve Kıbrıs sorununun çözülmesinden de rahatsız oldular, bunlar budur. Şimdi 3. köprü yapılıyor yine rahatsız olmaya başladılar.

    Cümle cümle yorumlamak, aklımdaki dumuru aynen paylaşmak istiyorum:

    1.

    Bu tezleri ileri sürenler millet, devlet, barış düşmanlarıdır.

    Bu cümleye göre, karşı cevabıyla Başbakan da basın, yayın ve ifade özgürlüğü düşmanı olduğunu nihayet kendi ağzından ilan etmiş oluyor.

    2.

    Bunlar çok partili hayata,

    Konuyla ne alakası var şimdi bunun? Ayrıca o yazar o zamanlar yaşıyor muydu? CHP’nin kendisi çok partili hayatı başlatmamış mıdır? Diyelim tarihi bilmiyoruz, her muhalefet illa CHP’li midir? Her CHP’li CHP tarihindeki her karardan ve tepkiden mesul tutulabilinir mi?  Soruların sonu gelmez. Çıldırma noktasına doğru beni yöneltiyor bu tür hedef saptırma yöntemleri. Başbakan lafı çarpıtmayı iyi biliyor

    3.

    serbest piyasa ekonomisine geçerken de

    Haydi buradan yak. Başbakan çarpıtmanın yanısıra, yönlendirmesini de iyi biliyor. Çok partili hayata karşı olunamaz, fakat bu cümleye ikisini yanyana koyarak, serbest piyasa ekonomisini de aynı kefeye koyuyor. Böylece bilmeyenler, matah birşey sanıyor. Öte yandan da Emperyalizm bekçiliği görevini gururla ilan etmiş oluyor… tabi bu kısmı anlayana.

    4.

    Boğaziçi Köprüsü yapılırken de rahatsız oldular.

    Ağzı olan yıllar geçse de hala konuşuyor (Bkz. konuyla ilgili daha önce yazdığım yazı).

    5.

    Küresel sermayenin Türkiye’ye yatırım yapmasından, Türkiye’nin AB’ye katılımından ve Kıbrıs sorununun çözülmesinden de rahatsız oldular

    Bkz. 3.

    6.

    Şimdi 3. köprü yapılıyor yine rahatsız olmaya başladılar.

    Bkz. 4.

    .

    Bunların üzerine yarın tekrar çıkar, milliyetçi söylemler uçurur, biraz daha CHP’ye yüklenir, biraz Alevilere göz kırpar.

    Yıllardır uyguladığı taktik hep aynı. Söylemler, söyleyiş şekli, sırası, araya gizlenenler, ortaya çıkanlar… Umarım seçime kadar halkın daha büyük çoğunluğu bu oyunları farkeder.

  • Açılım Hala Açılmadı…

    Nihayet geçen Cuma mecliste açılım konuşuldu. Konuşuldu fakat, hiç de olması gerektiği gibi sonuçlanmadı. Hükümetin ne yaptığı, ne yapacağı konusunda yine kimse bir halt anlamadı.

    Cuma’nın özetlerini, değişik gazetelerden yorumları, liderlerin konuşmalarının tam metinlerini okuduktan sonra bir kez daha 3 parti için aynı sonuca vardım:

    1. MHP üslubu ve  konuşma dili ile seviyeli, anlaşılır devam ediyor. Açılıma karşı olduklarını söyleseler de çözüm fikirlerini paylaşıyorlar. Tavırları net, herkes yaklaşımlarının açık şekilde farkında. Erdoğan’ın kışkırtması sonucu CHP salonu terk ederken Bahçeli’nin ufak bir el işareti yapmasıyla MHP’lilerin salonda kalmaları da dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı.

    2. CHP hala kolay anlaşılmayan bir üslup ve tavırla konuşuyor. Özellikle Baykal’ın uzun ve temiz olmayan cümleler kurması yüzünden ne dediği, ne düşündüğü kaynıyor. Kamuoyunda hala Kürt’lere ve diğer azınlıklara bazı haklar verilmesine karşılar sanılıyor. Açılıma da bana göre özünde karşı falan değiller. Son konuşmada Baykal’ın açıkça belirttiği gibi, yalnızca PKK ile muhattap olmaya karşılar. Ama üslup yüzünden bu önemli ayrıntı aradan kaynıyor.

    3. AK Parti ise hala kulağa hoş gelen, boş laflar söyleyerek oy avlıyor. Hala ne yapacaklarını açıklamadılar. Erdoğan, mecliste açıklamaları gereken gün, “açıklamak boynumuzun borcudur” diyerek bir ikinci cümle eklemedi. Israrla ne yapılacak, plan nedir kimseye söylemiyorlar. Şimdi de kalkmış Anadolu turuna çıkmış “açılımı anlatmak için”.

    Meclise anlatmadan halka mı anlatacaksın?

    Bunun anlamı çok açık. Açılımı oy avlamak için kullanıyorlar.

    .

    Bütün bunlar olurken de halk tartışmaya, ayrılıklar büyümeye, gerginlik ve sinir tırmanmaya devam ediyor. ABD planı olduğunu öngörenler de haklı konumuna yerleşmeye devam ediyor. Çünkü eğer ABD bir yana dursun, küresel kirli güçlerine bir hedefi olacaksa, o da ancak ortalığın karışması olacaktır.

    Toplum bilimcilerin vurguladığı gibi, kitleleri yönlendirmek veya saklanmak, kargaşa anında çok daha kolaydır.

    .

    Son meclis görüşmesinden benim çıkardığım sonuç, seçime kadar adamakıllı bir şeyin değişmeyeceği… AK Parti’nin bu tavrından oy kaybedeceği açık ancak uzun vadede beklenmedik meyveler de toplayabilirler. Sonumuz hayrola…