Kategori: Siyaset

  • 193∞

    Atam, yol göstericim, örneğim,

    Kaç yıl oldu önemli değil. Seni seven, senin yolunda ilerlemek isteyen insanlar hala seni özlediklerinden, sensiz nasıl da olmadığından bahsediyor. Halbuki “sensiz olmuyor” bahanesi ne kadar da senin düşünce yapından uzak bilmiyorlar.

    Vaktinde “imkansız” denen nelerin başarıldığını, tarihte gerçekten benzeri olmayan bir gayretle 10 yılda nereden nereye gelinebildiğini ve bu gelişim sırasında nelerin aslında “olmadığını” bilmiyorlar mı acaba? Seni senin yaşarken bile direndiğin bir konuma koyup, kendileri gayret etmekten kaçmış olmuyorlar mı acaba? Sensizlik bahanesine sığınıp, teslim olmuş olmuyorlar mı Paşam?

    Bugün de hala sokakta kime sorsan seni anladığını söyler. Bugün de hala bunların çoğu bağımsızlık nedir bilmez. Ama bugün de olsa, o bardağı taşıran son damla gelip çattığında o insanlar yine gereğini yapar, eminim.

    Elin merhum Haiti Cumhurbaşkanı “tam bağımsızlığın” anlamını kavramış, senin yolunda yaşayıp vefat etmekten onur duymuşken, bizimkilerin senin yolunu abuk subuk yöntemlerle eş tutmaları ne kadar acı atam.

    “Biz” için bağımsızlık artık konuşulmaz olmuş. Senle, ben olmuş, alet olmuşuz. Egemenlik yerine demokrasi denir olmuş. Medeniyet dediğin canavarı hala tek dişli sanmış, teslim olduğumuzu bile farketmemiş, çoktan unutmuşuz.

    Halbuki biraz durup düşünseler. Biraz bilip gözleseler. Herkes bilecek ne kadar basit bir fikrin olduğunu, ve bu basitliğin ne kadar da kutsal olduğunu.

    Ben ısrarla bildiğime inanıyorum. İnandığıma güveniyorum. Güvendiğime sarılıyorum.

    Her ne olursa olsun, tam bağımsızlık için yaşıyorum.

    Saygı ve sevgilerimle,

    ufuk.

  • MHP’nin Duruşu

    Nice 29 Ekim’ler Var Sırada. 86. Yıldönümümüz Kutlu Olsun!

    .

    Devlet Bahçeli, bugün “teşkilata 10 emir verdi“. Haberden 10 emri okuduğumuzda, MHP kökenli olmayanların gözünde Bahçeli ile birlikte başlayan, şiddetten ve çatışmadan uzak, “sağduyulu ve saygılı milliyetçi” tavrı aynen korunmaya çalışılıyor.

    Bundan seneler önce, ilk olarak basit bir örnek de olsa, beyaz çorabı yasaklamıştı Bahçeli. Silahı mitinglerde yasaklamış, gençlere “silah değil, bilgisayar kullanın” diyerek, bana göre en önemli mesajı vermişti.

    Bugün gelinen nokta tesadüf değil.

    2002 seçimlerinde hükümette olmanın etkisiyle ve Cem Uzan furyasında kaybettikleri azıcık oy ile yedikleri darbeden hızla toparlandılar ve bence on küsür yılın meyvesini toplamaya başlıyorlar.

    MHP’nin yükselişini kimse inkar edemez. CHP’nin bile zaman zaman bu yükselişten kendine pay çıkartmaya çalıştığı beklenmeyen anlarda savurdukları milliyetçi söylemlerle farkediliyor. Halbuki CHP milliyetçiliği ile klasik MHP milliyetçiliği arasında dağlar kadar fark var.

    Fakat bu yeni sağduyulu yaklaşım ile CHP’nin tavır kayması birleşince bu ikili de birbirine yaklaşıyor.

    MHP yükselişte. Her ne kadar MHP tabanındaki tanıdıklarımdan aldığım yoruma göre tabanda Bahçeli’nin ekibinden (bazı mihraklara yakın kişiler olması sebebiyle) memnun olmayanlar varsa da, Bahçeli’den bizzat memnun olmadıkları için, bu da yükselişi etkilemeyecektir.

    Devlet Bahçeli doğru yolda.

  • İnsanlar Kışkırtılmadıkça Kötüye Yönelmez

    DTP’ye karşılama töreni sonrası yağan tepkilerin ardında Ahmet Türk nihayet bir açıklama yaptı (Bkz. haber). Bu açıklamada beklenen savunmalar, karşı saldırılar ve önceden kestirilebilir yorumlar bolca bulunuyor. Fakat bunların yanısıra Ahmet Türk’ün tartışmaya açık çok önemli bir önermesi var:

    DTP olmasaydı dahi halk yine barış grubunu yüz binler olarak karşılayacaktı

    Bu önermenin ne kadar doğru olduğu aslında açılım sürecinin kilit noktası.

    Açılım bana göre en çok, ayrımcı Türk milliyetçiliği veya bireysel özgürlüklerin çok ötesinde, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundaki ekonomik ve sanayi kilidini açması umuduyla önem taşıyor. Bu kilidin asıl gücü de korku ve terör.

    “Acaba halk barış grubunu ne kadar destekliyordu” sorusunun yerine, “acaba halk terörü ne kadar destekliyordu” sorusunun cevabını aramak gerek.

    Halkın eğitim, gelir ve umut dağılımının Türkiye’nin diğer kesimlerine göre oldukça aşağıda olduğu bu bölgesinde teröre verilen destek, teröre bağlanan umutlar, bu kilide vurulan kaynaktır.

    Eğer Ahmet Türk’ün dediği gibi, “DTP olmasaydı dahi halk yine barış grubunu yüz binler olarak karşılayacaktı” ise, zaten açılımın hiç bir şeyi açamayacağı ortada demektir.

    Fakat bana bu senaryo hepten oldukça saçma geliyor. İnsanlar kışkırtılmadıkça kötüye yönelmez.

  • Erdoğan Da Mı Açılım’a Karşı?

    DTP’nin karşılama törenine tepkiler büyürken bundan 3 gün önce Ahmet Altan’ın yazdığı yazıyı atlamışım, bir arkadaşım* sayesinde okudum (Bkz. “Barışa Alışmak“). Ahmet Altan’ın yazısının en can alıcı bölümünü aynen paylaşıyorum:

    “Türk tarafı kendi çocuklarını nasıl “şehit” gördüyse Kürtler de kendi çocuklarını “şehit” gördü.

    İki taraf da diğer tarafın ölüsünü aşağıladı.

    İki taraf da kendi haklılığına inandı.

    Şimdi iki taraf da yeni bir hayatı, yeni bir barışı kabullenirken zorlanacak.

    İki taraf da barış kapımıza geldiğinde “biz kazandık” diye bağırmak istiyor.

    Ama barış, savaş değil.

    Savaşı sadece tek taraf kazanabilirken, barışı iki taraf da kazanabiliyor.” (Ahmet Altan, 20.10.2009)

    Ahmet Altan’ın yazılarıyla çoğunlukla çelişirim. Özellikle neoliberal yaklaşımları, taraflı yorumları genellikle sinirlerimi germekten öteye geçmez. Fakat özgürlük ve eşitlik söz konusu olduğu zaman, her ne kadar çoğu zaman olayları çarpıtarak yorumlasa da genellikle haklı noktalara parmak basar. Özetle yazılarının çoğu zaman tümünü değil, yalnızca belirli bölümlerini onaylarım. Bu alıntıda da (özellikle ilk yarısı tarışmaya açık gözükse bile) tamamen açık ve doğru bir tespitle belirtmiş.

    Yıllarca “biz”i “sen” ve “ben” olarak ayrıştıran bir iç savaşın asıl yüzünü vatandaşın çoğunluğu görmedi. Sen ve ben düşman belledik, yaşananı da savaş. Sıra barışa geldiğinde artık seni beni bırakma vaktidir. Sen bana, ben sana yanaşarak, biz barışa yanaşıyoruz. Biz kazanıyoruz.

    .

    Peki bu yorumda 3 gündür yazdıklarımla çelişiyor muyum? Hayır. DTP’nin yaptığı barışa çomak sokmaktır. Alevi sönmek üzereyken, tekrar körüklemektir. Barışı suistimal ederek, savaşın galibi gözükmeye çalışmaktır. Apo’yu yüceltme çaresizliğidir. Halbuki savaşmak bir insanı asla yüceltemez. Gelmiş geçmiş bütün yüce liderlerin tek ortak yönü barıştır.

    .

    DTP’nin bu tavrı karşısında açıklama yapan Erdoğan’ın açıklamasında ise iki nokta dikkatimi çekti (Bkz. haber).

    1. “Bütün olay silahın bırakılmasında. Silah bırakılmadıktan sonra söylenecek bir şey yok.” derken Baykal’ın aylardır söylediğini aynen tekrar ediyor.

    Elbette ki basının haberleri veriş şekli, Baykal ve CHP’nin yorumlarını sunuş tavırlarındaki hatalar bu benzerliği neredeyse farkedilemez kılıyor. Vatandaş hala CHP’yi açılıma karşı sandığına göre, bu durumda Erdoğan da mı açılıma karşı olmuş oluyor?

    2. (PKK’nın lider kardosundan bahsederken) “Şu anda zaten üçüncü ülkedeler.”

    Özellikle hiçbir gazete bu cümleyi irdeleme gereği bile duymamış… Başbakan bunu biliyorsa, nerede olduğunu neden açıklamıyor? Neden kimse bir şey yapmıyor? Daha kötüsü yapamıyor? Haydi ikinci ülke Irak anladık, üçüncü ülke hangisidir? Bilginin kaynağı neresidir?

    Bu soruların cevapları verilmedikçe, PKK lider kadrosu teslim olmadıkça, tabandan 34 veya 340 vasıfsız çete üyesi teslim olsa ne farkeder?

    .

    * Fatma’ya selamlar.

  • DTP Ahmak Mı, Hain Mi, Yoksa Yalnızca Çaresiz mi?

    DTP, teslim olan PKK’lıları parti otobüsüyle şehir turuna çıkardı.

    Yıllarca güya demokrasi, güya barış, güya eşitlik istediğini iddia edenler bir anda son birkaç haftada aşırı kürt milliyetçisi, faşist yüzlerini göstermeye başladı. Fikirlerine çok değer verdiğim bir dostumun tanımıyla “PKK açırı kürt milliyetçiliğini temsil ediyor*”. Bu yüzlerini gösterdikleri andan itibaren de ne Türk milliyetçileri (ister aşırı olsun ister kendi çapında), ne solcular, ne muhafazakarlar onların yakınında olacak.

    Belki de DTP’nin amacı budur. Terörün bitmesi durumunda siyaset olarak nerede kalacaklar? Huzurun bulunması durumunda ne yapacaklar?

    Belki de DTP’nin amacı terör ile savaşı resmen kaybedip devlete sığınmak zorunda kalan PKK’nın karizmasını biraz toparlamaya çalışmaktır. Ne yani, kendilerince PKK’yı övmeye mi çalışıyorlar? Ayrıca öyleyse bile Apo’nun bu tavırdaki yerini merak ediyorum şahsen. Uzun vadede PKK’nın Apo’ya özgürlük istediği ortada. Bunun akla ve mantığa sığmayacağı da ortada. Bu çabalar Apo’ya ve hatta yok olmaya yüz tutan PKK’ya ne kazandırabilir ki?

    DTP alenen saçmalıyor. Buna karşı taraftan birileri lüzumsuz oranda sinirlenip olay çıkarmadan önce akılları başına gelse bari.

    Belki de herkesin şüphelendiği gibi yalnızca kışkırtmaya çalışıyorlardır… Ama ben buna inanmak istemiyorum. Kimsenin aynı anda bu kadar ahmak ve hain olabileceğini sanmıyorum.

    .

    *Tuğrul’a selam olsun.