Kategori: Siyaset

  • Miras Yoluyla Tarım Desteği

    Başbakanlık’a nihayet sunulan tasarıyla tarım arsalarının miras kavgaları yoluyla unufak olmasının önüne geçilmesi öngörülüyor. Nihayet diyorum çünkü Türkiye’nin bana göre en büyük gücü olması gereken “tarım”, nice yıllardır ekonomik büyüme, dış yatırım, IMF, Avrupa Birliği derken eritildi bitti. GAP’tan sonra son 20 yılda ufak teşviklerin dışında bir yatırım veya fikir çıkmadı.

    Onyıllardır önlenemeyen şehre göç bana göre Türkiye’nin en büyük sosyolojik sorunu. Kardeşlerin hepsi şehre göçtükten sonra geride kalan tarla çoğu zaman başı boş kalıyor. Çoğu zaman da işlenmiyor. Harcanmış bir kaynak olarak yatıyor. Kalan miras için bazen çıkan kavgalar sonucu kardeşlerin eline işe yaramaz boyutta bahçeler kalıyor. Zaten işin ehli olmayan yeni bahçe sahipleri de eninde sonunda baş edemeyerek aynı kaynak israfına yol açıyor.

    Bu tasarıyla bazıları elbet üzülecek. Örneğin 4 kardeşin anlaşmaması halinde 1 kardeş çiftçi diğer 3 kardeş şehirde ve işin ehli değilse çiftçiye verilecek tarla doğrudan. Buna bazıları haksızlık diyebilir, fakat bütünün faydası için yapılması gereken bence de budur. Kardeşleriyle bile kullanmayacağı toprak için kavga edenlerin de mağdur olması sanırım bu uğurda göğüslenecek makul bir hasar olacaktır.

    Daha iyi bir öneri üretilene kadar veya tarım tekrar ayaklanana kadar bu tür çözümleri desteklemek gerekli.

  • Standart Türk Klavyesi:0 – QWERTY:1 (Maç Devam Ediyor)

    Görmüş olduğunuz iki bilgisayar tuş takımı, uluslararası ismiyle QWERTY ve “Standart Türk Klavyesi”. Bugün HaberTürk eski tartışmayı yeniden yazarlara sormuş ve ilginç yanıtlar almış.

    Yazarlardan isim vermeyeyim birisi, sanki “Standart Türk Klavyesi” uydurulmuş milliyetçi bir akımmış gibi tepkiler vermiş. “Microsoft ile boy ölçüşülmez” havasında anlamsız ve bilgisiz bir yorum bile yapmış. Halbuki kendisinin Dünya’dan haberi yok.

    Almanya’daki Alman klavyeden, Fransadaki AZERTY klavyeden haberi yok bazılarının. Hepsini geçtim, Türkçeye uyarlanmış QWERTY klavyenin bile aslında uluslararası İngilizce QWERTY klavyeden farklı olduğunun farkında değiller.

    Klavye meselesi bilgisayardan çok önce, daktilolarla hayatımıza girmiş bir meseledir. Bilgisayarlar evlere girene kadar Türkiye’de üretilen ve satılan tüm daktilolar “F klavye” olarak da bilinen “Standart Türk Klavyesi” ile üretilmiş olsa da, bilgisayar parça üretimine başlanana kadar getirilen QWERTY klavyelere mahkum olmuş bir milletiz. Maalesef bugün hala bu mahkumiyeti “dünyaya ayak uydurmak” sanan Dünya’dan ve teknolojiden bihaber kişiler mevcut.

    F klavyenin Türkçe yazmaya ne kadar uygun olduğunu birkaç sayfa yazı yazan herkes anında farkeder. Fakat buna bile gerek yok. QWERTY klavyenin ne kadar uygun olmadığını da aynı şekilde Türkçe uzunca bir yazı yazdığınızda anlayıverirsiniz zaten. Öncelikle sık kullanılan Türkçe’ye özel harflerin sağ tarafa kaktırılmış olması bile sağ el parmaklarınızın yarısını ağrıtmaya yeterlidir.

    Gel de bunu “milliyetçi görünen her fikre karşı çıkmalıyım” diyen saplantılı kişilere anlat…

    Bu konu bilimsel bir konudur. Yorum yaparken siyasi çıkarımlar yapılmaması gerekir.

  • Melih Kral Çok Yaşa!

    Uzun zamandır oğlunun Ankara futbol mafyası maceraları sebebiyle gölgede kalan İ.Melih Gökçek isyanlarda. Dün açıklanan kararla Ankara toplu taşıma ücretlerinin yüksek olması şikayeti haklı bulundu ve idari mahkeme tarafından “yarıya indirilmeli” kararı verildi (Bkz. haber). Konu hakkında uzman idari mahkemenin kararına göre Melih Gökçek yönetimi toplu taşıma konusunda halkın zararına fiyatlandırma yapıyordu. “Kamu yararını gözetmek” mahkemenin görevi olduğundan bu yanlışın düzeltilmesi uygun görüldü.

    Melih Gökçek her zamanki üslubuyla geniş ve yuvarlak cümlelerle kararı eleştirirken, mahkemenin böyle bir yetkisi olmaması gerektiğini, fiyatlar yüksekse halkın seçimde bunun cezasını vereceğini söyledi. Çok tanıdık bir söylem değil mi?

    Peki seçime kadar ne olacak? Ya da bu basit bir örnek olduğu için kulağa hoş gelse de, dava teknik veya mühendislik bir dava olursa ne olacak? Kuvvetler ayrılığının gereği olarak yürütmenin bir de bağımsız denetim organı olmalı. Yoksa Cumhuriyet diye bir şey olmaz, Krallıktan farkı kalmaz. Gerçi Melih Gökçek’in çoktan Ankara Kralı olduğunu zannettiğini yazıp duruyorum ya, o ayrı mesele. Sonuçta ne olursa olsun denetim amaçlı yüksek yargının yürütmenin kararlarını “halkın çıkarı için” takip etmesi hayati bir ihtiyaçtır.

    Örneğin, Melih Gökçek 15 yıldır Ankara’da o kadar çok kaçak bina, bilime ters yol yaptı ki, bu konularda da kaybettiği davaların haddi hesabı yok. Bunun cezasını vatandaşın vermesini bekleyemeyiz. Konuyu bilen, uzman kişilerin görevidir bunları değerlendirmek. Benim, senin veya mahallelinin değil.

    Melik Gökçek yine yuvarlak, kulağa hoş gelen sözlerle, son dönemin yargıya çamur atma akımını da arkasına alarak açıklamalarını sıralamış. Halbuki Şebnem Ferah’ın dediği gibi, başkasına çamur atmaya kalkarsan önce kendi elin kirlenir…

    Gökçek’in eli çamura bulaşalı kim bilir kaç yıl oldu…

  • Sulu Şaka

    Islak imza tartışmaları durulduktan kısa bir süre sonra Genelkurmay da ıslak imzanın sanığa ait olduğunu doğruladı. Peki bugüne kadar ıslak imza konusunda neler olduğuna bakınca bu durum neler düşündürüyor?

    İlk önce fotokopi bir belgeyle çıktılar ortaya. Bilimsel ve yasal olarak gerçekten bir “kağıt parçası” olan bu fotokopi belge üzerine haftalarca konuşuldu, tartışıldı. Belgenin imzası ıslak değildi ama belgenin suyunu çıkartmayı başardılar.

    Tartışmalar dindikten sonra kağıt parçasının aslını, yani bilimsel olarak ve yasal olarak “belge” denebilecek “ıslak imza” bulunan belgeyi buldular. Oraya buraya gönderdiler, birileri Dursun Çiçek’in imzası dedi, başka birileri değil dedi. Önceki tartışmaları tekrar ısıtıp sofraya koydular. Daha da suyunu çıkarttılar. Vatandaşı konuya da habere de küstürdüler.

    Aradan oldukça zaman geçti, nihayet konu üzerinde en yetkili makamdan açıklama geldi. Aslında başından beri bu açıklama gelmeden yorum yapılmaması gerekiyordu ama çoktan iş işten geçmiş, olayın suyu sıkılmıştı.

    Bülent Arınç’ın “Islak imza kurudu” sözünün aksine, ıslak imzanın suyu sıkıldı.

    Bugün ise suyu sıkılmış, kurumuş ve hatta kabuk bağlamış bu konuyu nihayet adamakıllı tartışma vakti geldi. Fakat iş işten geçti bile. Çoğu kişi konu üzerinde bugünkü haberi okumayı beklemeden tarafını seçti, olayı futbol maçına çevirdi bile.

    Bu dakikadan sonra ne desek, ne tartışsak boş. Olan oldu bir kere.

    Bir kere daha ortak doğru tek olmasına rağmen, bir şekilde sanki farklı düşünüyormuşuzcasına ayrıştırılmayı başardık.

    Bir kere daha göz yumduk… Uyutulduk.

    Artık biri bizi çimdiklese de uyansak.

  • Başbakan Ne Diyorsa O…

    Ülkemizde özgürlük, demokrasi, ifade özgürlüğü gibi evrensel önemi olan kavramların sözde en önde temsilcilerinden Başbakan Erdoğan bugün de Medya patronlarının köşe yazarlarına hakim olması gerektiğini buyurdu (bkz. haber).

    Bu neresinden bakarsanız bakın sansür demektir.

    Yazarlara ifade özgürlüğü tanınmaması demektir.

    En kötüsü, bırakın Başbakanı, medya patronunun istemediğini yazarın yazamaması demektir, ki bu da “para konuşur” anlamına geliyor. Zengin ne isterse halk onu okusun, duysun demektir.

    Bu açıklamanın son gelişmeler üzerine acele zeytinyağı gibi üste çıkmaktan başka sebebi olamaz. Başbakan her zamanki taktiğiyle, kendi yaptığı işin sorumluluğunu karşıtlarına atıp, işin içinden sıyrılıyor.

    Sanki ülkeyi yazarlar yönetiyor, onlar uygulamalarıyla milleti geriyor.

    Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış misali, hamleyi önce yapan sanki suçu ötekine kaktırıveriyor.

    .

    Dün de internet sitelerinin kapatılmasından bahsetmişken bugün OGame’in erişiminin engellendiği haberini de okudum. Bu konuda da ısrarla suçlu yargı gibi gösterilse de mesele kanun meselesidir. Bunun yasama tarafından düzenlenmesi gerekir. Açılan davalarda hakimin eli mahkum, yasanın öngördüğü cezayı verecek, ki o da site kapatmak maalesef.

    Ama hatırlarsınız ki Erdoğan internet sansürü konusunda da “ben youtube’a giriyorum, kim giremiyormuş” şeklinde konuyla dalga geçerek yine üste çıkmayı başarmıştı.