Kategori: Siyaset

  • Deniz Baykal'dan Kutlu Doğum Haftası Açılımı

    Deniz Baykal dindar kesime yönelik mesajlarına bir yenisini ekledi ve Kutlu Doğum Haftası etkinliklerine katılacağını açıkladı. Bu ne ilk ve muhtemelen ne de son mesajı olacak dindar kesime yönelik.

    Bundan 30 küsür sene önce Ecevit o dönemki CHP’nin dindar kesimin duygularına saygılı ve kucaklayıcı olması gerektiğini savunurken, karşısındakilerden birisi de Deniz Baykal’dı. Aradan geçen 30 senede Ecevit haklılığını sayısız kere kanıtlarken, Deniz Baykal nihayet geç de olsa bunu farketmiş gözüküyor.

    Dindar kesimin ise bunu nasıl yorumlayacağı önemli. Tayyip Erdoğan’ın “gelişerek değiştim” iddiasına nasıl bazıları inanmamışsa eminim Deniz Baykal’ın bu yaklaşımlarına da bazıları şüpheyle bakacaktır.

    Peki Deniz Baykal’ın dindar kesime yaklaşmak için Kutlu Doğum Haftası’nı seçmesi ne kadar doğru bir hamle?

    Çıkış noktası ve destekçilerinin çoğu Gülen Cemaati’yle ilişkili olan bu etkinliklere katılmak Deniz Baykal için dindarların hepsine mi mesaj gönderir yoksa ağırlıklı olarak Gülen Cemaati’ne mi? Bence ikincisi.

    Peki Baykal’ın vermek istediği mesaj gerçekten bu mudur acaba? Bence değildir.

    Anlayacağınız bu hamlenin siyasi boyutu konusunda kafam karışık; ama her sene tekrar tekrar ortaya çıkan “Kutlu Doğum Haftası” tartışmalarını yeniden körükleyeceği kesin.

  • 1 Mayıs'a Taksim İzni Çıktı… Şimdilik…

    İstanbul Valisi Muammer Güler, 1 Mayıs için bu sene Taksim’e izin vereceklerini açıkladı. Halbuki geçen sene aynı dönemlerde Başbakan sendikaları yasadışı eylem propagandası yapmakla suçluyor, valilik “Taksim uygun değil” diye bas bas bağırıyordu. Bu sene ise “kanunun öngördüğü istisna çerçevesinde” kabul edildi 1 Mayıs.

    Geçen 2 seneyi çok net hatırlıyorum. Ara sokaklarda polis tarafından kovalanan, gazlanan, coplanan “yasadışı eylemci” grupları hatırlıyorum. Eylemcilerin “makul sayı” polemiğini ve polisin “orantılı güç” tartışmalarını gündeme taşıyan tavırlarını hatırlıyorum…

    Bu sene ne olacak merakla bekliyorum. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş misali; 1 Mayıs resmi tatil de olsa önceki sene olanlardan ağzım yandığı için, Taksim’de makul sayıya izin verilse de geçen sene olanlardan ağzım yandığı için, bu sene Taksim izni verilmiş olsa da 1 Mayıs’ı derin derin üfleyerek, merakla bekliyor olacağım.

    Umarım bu sene 1 Mayıs bir resmi tatile yakışan şekilde, fiziksel müdahalelerden uzak, halkın özgürce kutlamalarıyla geçer.

  • Türk Yunan Kardeşliğine Doğru… Nihayet

    Bugün tamamen tesadüfen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın ortak açıklamasını canlı yayından izledim. Ne diyeceğimi bilemiyorum ama yıllardır tekrar duymayı hasretle beklediğim sözleri, İsmail Cem’den beri tekrar görmek için sabırsızlandığım dost tavrı nihayet ekranda gördüm.

    Belki Yunanistan krizinin etkisiyledir diye düşündüm. Belki meşhur “komşuların hepsiyle dost” sözde yeni, özde “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” kadar eski dış politikamız etkisiyledir. Belki de rahmetli İsmail Cem’in en yakın dostlarından olan Yunan Başbakanı’nın azmi sayesindedir. Ama her ne sebeple tetiklenmiş olursa olsun nihayet dışişleri bakanları yıllardan sonra tekrar ortak dostluk mesajları verdi.

    Herkesin hayatına Yunan bir dost girmemiş olabilir fakat inanın, konuşulan dil, uygulanılan din hariç, neredeyse hiç bir fark yok aramızda. Dil bile zaman zaman şaşırtıyor ortak isimlendirmeleri farkedince. Halbuki iki ülkede de insanların çoğunluğu bu kardeşliğin farkında değil.

    Bundan bir hafta önce Yunanistan haberlerinde karasularına giren bir Türk savaş gemisi yayınlanmış. Haftanın gündemi buymuş. Bugün ise dışişleri bakanları ortak açıklama ile Başbakanların buluşacağını duyurdu. Yapay düşmanlıktan nasiplenen medyaya, seçimlere doğru sırf bu şekilde oy avlayan kısır siyasetçilere de sanırım en iyi cevap bu tür buluşmalar olacaktır.

    Artık başbakanların da, yıllar önce İsmail Cem ve Papandreu dışişleri bakanlarıykenki başbakanların yapmadığını yapmalarını umuyor, bekliyorum.

    Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. AK Parti dönemi dış politika anlayışını özellikle ilk dönemindeki “teslimiyetçi eşbaşkan” yaklaşımı sebebiyle sıklıkla eleştirsem de, Ahmet Davutoğlu ile bütünleşen yeni tavrı beğeniyorum. Ahmet Davutoğlu’nun kelimenin tam anlamıyla “kitabını yazdığı” bu barışçıl dış politika uygulamalarının doğru yolda olduğuna inanıyorum.

  • Sermayenin Vatanı Olmaz, Tarafı Olur…

    Özelleştirme konusunda “herşeyi yabancılara sattınız” sert eleştirisine “sermayenin vatanı olmaz” cevabını veren hükümet, benzer bir değişiklik paketini de bugün açıkladı:

    Taslağa göre yayın kuruluşlarında yabancı sermaye oranı yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarılıyor. Ayrıca bir yabancı yatırımcı iki yayın kuruluşuna doğrudan ortak olabilecek. Dolaylı ortaklıklar konusunda ise bir kısıtlama getirilmiyor.

    Yani artık yalnızca İngilizce bilen CNBC-e seyircisine değil, herkese sınırsız kültür takviyesi (?!) sağlanabilecek.

    Aslında olaya daha serinkanlı bakmak gerek. Sonuçta “yabancı sermayeli televizyon kanalının yayınladığı her program bir dış mihrak tarafından yönlendirilen içten istila silahı olacak” diye korkmak, paranoyaklıktan öte bir tavır olmaz. Fakat benim bu konudaki keskin tavrımın sebebi haberlerin, tartışma programlarının halkı ne ölçüde yönlendirebileceğinin örneklerini hatırlamam. Yalnızca iç meselelerde bile kanalların kutuplaştığı mevcut televizyon yapımızda ABD’nin Irak çıkartması öncesi bazı haber kanallarının nasıl da “özgürlük ve demokrasi savunucusu” kesildiğini dün gibi hatırlıyorum. Bu bile, bu taslak üzerinden çekinmeme yetiyor.

    Bu konuda eleştiriler bir süredir sürüyordu. Bunun biraz uzun ve taraflı da olsa güzel bir özetini buradan okuyabilirsiniz. Fakat görünen o ki tartışmada yabancı sermayenin payının artması gerektiğini savunanlar ya kendi paylarını büyütmek isteyen yerli sermaye sahipleri ya da hali hazırda yabancı sermaye ortaklı kanal yetkilileri.

    Taslağa karşı olanların çoğunun söylemi benzer: “Yabancı sermaye basın ve yayını bu kadar etki altına alırsa tehlikeli sonuçlar doğar.

    Dikkatimi çeken trajikomik bir savunmada ise NTVMSNBC’nin eski ekonomi yazarlarından Mustafa Sönmez şöyle demiş:

    …aslında yabancı girişimci açısından sadece ekonomik saikler düşünülürse Türkiye’deki medya sektörünün bir cazibesi yok.

    Yani diyor ki, “evet bu tehlikelidir, fakat korkmayın, adamların böyle bir niyeti henüz yok…”

    Madem sermaye gelmeyecek neden böyle bir değişiklik yapılsın?

    Kendimizi, birbirimizi kandırmayalım. Kapitalizmin her halükarda halkı çiğneyip yuttuğu bir düzende sermayenin vatanı olmaz belki ama medyanın gücü söz konusuysa sermayenin tarafı olur.

  • Başbakanlık Rüşvet Tarifesi Yayımlandı

    Turgut Özal’ın rüşveti destekleyen meşhur “benim memurum işini bilir” sözü Başbakanlık Etik Kurulu’nun kitapçığıyla artık tarifeye bağlandı. Habere göre kitapçıkta rüşvet tanımı yapılırken “hediye” ile “rüşvet” kavramları birbirinden ayrıldı ve ilginç bir sınır çizildi:

    Memur 20 Lira hediye alabilir ancak hindi almak rüşvet sayılır!

    Akla sorular dizi dizi geliyor…

    Öncelikle rüşvetin hediye olma sınırını kim koyabiliyor? Sana göre 20 Lira diye küçümsediğin paranın başkasına göre ne kadar önemli olabileceğini kim kestirebilir? Rüşvetin alt sınırı olur mu?

    Hepsi bir kenara, diyelim hediye verilebilir de alınabilir de… Hediye üst sınırı nedir? 20 Lira bir örnekse bu sınır 50 Lira mıdır? 100 Lira mıdır? Yine kime göredir? Neye göredir?

    Hindi ise rüşvet sayılır denmiş kitapçıkta. Bunu okur okumaz hemen aradım buldum hindi fiyatları ne kadardır diye… Gıdasanayii.com sitesine göre 2010’da geçen yıla göre oldukça artmış hindi fiyatları. Yeni fiyatlara göre en büyük boy bir hindi (yılbaşı hindisi) yaklaşık 50Lira. Orta boy bir hindi ise 30 Lira civarında bulunabiliyor. Geçen sene daha da ucuzmuş…

    Kafam iyice karıştı… Yani 2010’da memurlara 30 Liralık bir hindi alırsak rüşvet oluyor ama hediye olarak verdiğimiz 30 Lira ile memur gidip kendi hindisini kendi alırsa sorun olmuyor.

    Kitapçıktaki tanımı neresinden tutsan elinde kalıyor.

    Ben bu kitapçık dolayısıyla Başbakanlık Etik Kurulu memurlarına resimdeki hindiyi hediye etmek istiyorum… Fakat sanırım bunu rüşvet diyip kabul etmezler.