Kategori: Yorum

  • Konuşarak Anlaşamıyorlardı, Yazışarak Ne Olacak?

    Önce “ya sev ya terket” yaklaşımıyla doğuya sırtını dönüp sonra bir anda silkinip  “demokratikleşme için işimiz çok, koşar adım sorunları çözmeye devam edeceğiz” diyen Başbakan yine bir U dönüşü ile fren yaptı. Önce Ağustos ayında “Ekim’deki kongreyi bekleyeceğiz” dedi, Ekim ayı gelince de muhalefete “mektup” gönderme yöntemini seçti. İşlerin aciliyetinden o kadar çok bahsetti ki, ben mektubu APS ile gönderdiğini tahmin ediyorum.

    Öte yandan “körler sağırlar birbirini ağırlar” denkleminin kör kısmında ise Deniz Baykal, “mektuba mektupla cevap veririz” dedi. Sanki mektupta ne yazdığını bilmiyor, sanki Başbakan’ın görüşme talebini mektupla göndermiş olmasının ne kadar büyük bir koz olduğunu görmüyor. Kör sağır ikilisindeki yeri de sanırım bu sayede korunmuş oluyor.

    Deniz Baykal’ın bu anlamsız nazı sayesinde de pastanın aslan payını yine Türkiye’nin bir numaralı muhalefet adamı olan Başbakan götürecek. Birkaç güne kalmaz kendisi sanki mektup göndererek işleri hiç yavaşlatmamış gibi üste çıkar, “bakın muhalefet bize mektupla cevap verecekmiş” diye suçu onlara bırakıverir. Ooh, gelsin oylar!

    Yahu bizim muhalefette, hadi iktidar yapmayı geçtim, muhalefet yapmayı bile becerebilecek bir kişi yok mu Allah aşkına?!

  • Evrim Teorisinde Ortak Ataya Doğru Bir Adım Daha

    Evrim konusunda – ben dahil – konunun uzmanı olmadan bilip bilmeyen herkes yorum yapadursun, bilim adamları teoriyi destekleme yolunda gelmiş geçmiş en büyük kanıtlardan birisiyle ilgili açıklamayı dünya kamuoyuna geçtiğimiz hafta yaptılar (Türkçe haber).

    Kaynaklarda bu konunun üzerinde çok durulmaması sanırım çıkabilecek tartışmaların büyüklüğünden kaynaklanıyor. İnsanlar belli ki konuyu uzatmaktan bıkmış. İnancı doğrultusunda, ne inancının söylediklerini, ne de bilimsel kanıtları bilmeden “evrim yoktur” diye ısrar edenler ısrarlarından sıkılmış, konu her tekrar açıldığında tekrar geriliyor; bilim adamları da dilinde tüy bitmiş, yorulmuş. Halbuki henüz bilimsel olarak ispatlanmamış bir “teoriyi” bu kadar tartışmak bile bence oldukça anlamsız.

    Bilim, önce teori üretir, sonra ispatlamak için çalışır. Teori veya aksi ispatlanana kadar teori ne doğru sayılabilir ne de yanlış. Dolayısıyla sırf inanç sebebiyle teoriyi yok saymak cahillikten başka bir şey olamaz. Bunun benim gözümde ortaçağda inanç doğrultusunda Dünya’nın güneşin etrafında dönüyor olması fikrini reddedenlerden bir farkı da yok maalesef. Hatırlayın, o zamanlarda insanın Tanrı tarafından özel olarak yaratılmış olması sebebiyle, Dünya’nın özel olduğu ve aynı sebepten Evren’in merkezi olması gerektiği savunuluyordu. Bugün de aynı mantıkla “özel” insan varlık soyunun diğer tüm canlılardan farklı olması varsayımı da yine insanoğlunun kendini “Tanrı”nın düzenini tahmin edebiliyor zannetme küstahlığından farklı mıdır?

    İnanç aleminin en büyük destekçisi olabileceğinin farkına varıp desteklemek varken, bilimi küçümseyerek bir yere varılamayacağı ne zaman farkedilecek acaba?

    .

    Resimdeki fosil insansı’ya Ardi ismi verilmiş. Kendisi 4.4 milyon yıl önce yaşamış ne maymun ne insan olan bir “ara canlı”. Zaten evrim teorisinin kayıp halkası da buna benzer, fakat tam olarak bu olmayan, bir türmüş.

    Sanılanın aksine evrim teorisi insanın maymundan geldiğini savunmuyor. İnsan ve maymunun, İngilizce “Ape”, Türkçe “insansı” olarak adlandırılan bir türden geldiğini savunuyor. Yani teoriye göre Maymun bizim atamız değil, kuzenimiz oluyor. Teorinin eksik halkası da hem maymun hem de insan için “ata” sayılabilecek özelliklere sahip bir canlı fosili.

    Kayıp halkaya en yakın bir önceki fosil olan “Lucy” 3 küsür milyon yaşındaydı. Ardi’nin 4.4 milyon yaşında olması biraz daha geriye gidildiğini ve teorik olarak aranan kayıp halkaya yaklaşıldığını gösteriyor. Bu da bir gelişmedir, fakat yeterli bir kanıt değil elbette.

    Bu buluş üzerindeki incelemeler 15 yıl sürmüş. Bunun bir sebebi de beklenmeyen bir çok özelliğin fosilde bulunması. Yani bilimadamları tahminleri üzerine ısrar etmeyerek, kafalarındaki teoriyi uyarlamak durumunda bile kalmış. Açıklamalardan birisinde espriyle karışık bir bilim adamı “belki de maymunlar insanlardan gelmiştir” diyerek hala sonucun kestirilemez olduğunu vurguluyor.

    Evrim tartışmasında bilim adamları teoriye inanıyor olsa bile, bilim, inanç gibi işlemez. Ne kadar inanırsanız inanın, sonunda ispat yoksa sonuç yoktur. Dolayısıyla teoriyi ezbere kabul etmek veya körü körüne reddetmektense bilimsel sonuçları sabırla beklemeyi kendime doğru yol olarak seçiyorum.

    Bekleyelim ve öğrenelim bakalım, Tanrı’nın yarattığı düzen nasıl gelişmiş.

  • “Çakma” Nike ile Kapitalizm Protestosu Olur Muymuş…

    Dün IMF başkanına fırlatılan ayakkabı ilk dakikadan itibaren neredeyse tüm basın yayın organları tarafından beceriyle magazinleştirilerek eylemin içi başarıyla boşaltıldı. Bugün ise çoğu kaynakta yeni bir bilgi veya düzeltme eklenmezken pek azı da olayın ardından gazetenin siyasi duruşunu yansıtır yorumlar yaptı.

    Yapılan yorumların taraflı olmasını habercilik yönünden incelemeye gerek yok, olan olmuş bir kere… Fakat her zaman sinirlerimi geren, vatandaşı salak yerine koyan haberleri çarpıtma anlayışına ne olursa olsun katlanamıyorum. Mesele küresel ekonomik düzen (kapitalizm), haberin kaynağı da Zaman gazetesi olunca maalesef bu tür uygulamalar kaçınılmaz oluyor. Zaman bunu her zaman yapıyor.

    Taktik şu: “Manşette yönlendirme ve ithamı yapalım, içeriği uzun ve karmaşık cümlelerle dolduralım, nasılsa oturup kimse hepsini okumaz, manşetten insanları yönlendirmiş oluruz.”

    Bugünkü haber başlığı “Nike Marka Ayakkabıyla Kapitalizm Protestosu“. Bunu okur okumaz hemen tezat varmış hissi uyanıyor insanda. Bu da ayrı bir tartışma konusu zaten, insanın ne giydiği, kiminle görüştüğü, ne yiyip ne içtiği ile dünya görüşü, savunduğu değerler 100% örtüşemeyebilir. Ayrıca kişi ne giydiği midir? Bunu sorgulamak buluttan nem kapmaktan başka bir şey olamaz. Ama konumuz o değil.

    Haber başlığını okuyup geçersek ayakkabı eylemini yapan kişinin kapitalizmin “nimetlerinden” sonuna kadar faydalanıp sonra kalkıp eylem yapmasının garipliği hissi uyanmış oluyor. Fakat üşenmeyip yazıyı açtığınızda ise daha ilk paragrafta görüyorsunuz ki ayakkabı “nike” falan değil, bilhassa nike markası taklit edilerek üretilmiş yan sanayi ürünü, nam-ı diğer “çakma nike”.

    Başlık ile içeriğin zıtlığını bir yana koysak bile bu haberin magazinleştirilmiş olması bile bir basın kuruluşu için utanç verici olsa gerek. Haydi o da bir yana dursun, eylemi desteklemediğini belli eden bir yazıda eylemin yetersiz bulunmuş, düzgün tasarlanamamış olmasını eleştirilmiş olması nasıl bir bakış açısıdır?

    “Sonuna kadar demokrasi”, “herkese ifade özgürlüğü”, “halkın hiçbir kesiminin küçümsenip aşağılanmaması” temalı yazılar ve haberleri (kendi siyasi görüşüne uydukça) sıklıkla veren bir gazetede halkın gazeteden farklı bir siyasi görüşteki kesimine karşı takınılan bu tavır hangi demokrasi tanımına dahil olabilir ki?

    Bu ne perhiz, bu ne demokrasi turşusu?

  • Ümük Mücadelesinde Son Durum: İstanbul’da IMF Başkanına Ayakkabı

    İstanbul’da bu haftasonu yapılacak IMF eylemlerine sayılı günler kala IMF başkanına konuşması sırasında ayakkabı atıldı. Bütün haber kanalları ve internet siteleri son dakika haberi olarak verdiği bu duruma hemen yorum yapmaktan kaçınsa da, haberi veren kaynakların siyasi görüşünü haberi veriş şeklinin ayrıntılarında yansıtması da artık Türkiye için şaşırtıcı olmayan bir ayrıntı.

    Bu eylemin daha ziyaretin ilk gününde ve bu çapta olması, haftasonu “Direnistanbul” eylemine kadar eylemlerin hızla artarak tepkilerin büyüyeceğini, Direnistanbul’dan sonra da yankılarının uzun süre devam edeceğini gösteriyor.

    IMF karşıtlarının yanısıra; IMF nedir, ne yapar, yararı ve zararı nedir, neyi temsil eder bilmeyen, fakat Türkiye’nin tam bağımsızlığı için ekonomik bağımsızlığını destekleyen insanlar da eminim eyleme katılacaklardır. Bu eylem sonrasında hükümetin aylardır (muhtemelen kamuoyu tepkisinden çekindiği için) oyaladığı, bir yandan Başbakan “IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız” derken öte yandan IMF’nin “anlaşma tamamlanmak üzere” diyerek hepimizi kıvama getirdiği anlaşmanın da akibetini merakla bekliyoruz.

    Umarım bu eylemler sonrasında ümüğümüz bize kalır. Hani o da ne kadar yararlı olacak belli olmaz ama illa birisi ümüğümüzü sıkacaksa, bari yabancıya gitmesin…

  • İyi ki Doğdun Mevlana Celaleddin-i Rumi

    Büyüklere saygı kuşağında bugünkü selamlarımız bundan 802 sene önce doğmuş olan, gelmiş geçmiş en büyük düşünürlerden Muhammed Celaleddin-i Rumi, nam-ı diğer Mevlana veya dünyanın tanıdığı ismiyle Rumi’ye…

    Onu anlatma işini de yine onun sözlerine bırakıyorum:

    Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
    Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
    Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
    Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
    Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
    Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
    Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
    Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

    Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir.

    Herkesin bakmadığı yönden bak dünyaya.

    Akıllı insan düşündüğü herşeyi söylemez, fakat söylediği herşeyi düşünür.

    Her zaman doğruyu söyle, ama her zaman her doğruyu değil.

    Adam savaşmakla çetin er sayılmaz, öfkelendiği zaman kendini tutabilendir çetin.

    Her rüzgarla otlar gibi sallanırsan, dağlar kadar olsan da bir ota değmezsin.

    Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla, ışığından bir şey kaybetmez.

    İnsanlar, güller arasında dikenler bulunduğundan şikayet edeceklerine, dikenler arasında güller yaratıldığına şükretmelidir.

    Her insan bir alemdir.
    İnsan düşünceden ibarettir,
    geri kalan et ve sinirdir.

    Beri gel, beri!
    Daha da beri!
    Niceye şu yol vuruculuk?
    Madem ki sen bensin, ben de senim,
    niceye şu senlik benlik?

    Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
    İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
    Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
    Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.

    Kim benliğinden kurtulursa bütün benlikler onun olur.
    Kendisine dost olmayan herkese dost kesilir.
    Nakışsız ayna olur, tüm nakışlar onda seyredilir.

    Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?

    Bil ki..
    Domuzların önüne elmaslar serilmez,
    mücevherden ancak sarraflar anlar başkası bilmez,
    ne fark eder ki kör insan için elmas da bir cam da,
    sana bakan kör ise kendini camdan sanma.

    Ne insanlar gördüm üzerlerinde elbise yok,
    Ne elbiseler gördüm içlerinde insan yok.

    Cehalet insanı çirkinleştirir. Sukŭnetim asaletimdendir. Her lâfa verilecek bir cevabım var. Lâkin; Bir bakarım lâf lâf mı diye, bir de bakarım söyleyen adam mı diye.

    Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.

    Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır.

    Sual de bilgiden doğar, cevap da.

    Tutalım ki Ali’den Zülfikâr sana miras kaldı. Sende Ali kolu ve kalbi yoksa Zülfikar neye yarar ki?

    İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir.

    Tuzağa saçtığın taneler , cömertlik sayılmaz ki…

    İnsan içki içmekte serbest, ama sarhoş olmakta serbest değildir.

    Müzik Allah’ın dilidir.

    Üç sözden fazla değil,
    Tüm ömrüm şu üç söz;
    Hamdım, piştim, yandım.