Kategori: Yorum

  • Mustafa Topaloğlu Nobel Komitesine Alınsın!

    Bundan aylar önce, Mustafa Topaloğlu’nun “Obama Dünya’ya barış getir! Kurtar Bizi!” anafikirli şarkısını paylaşmıştım (işte o muhteşem şarkı).

    Bu şarkı kim bilir ne zaman bestelendi, sonra düzenlemesi yapıldı. Stüdyoya girilip kaydedildi. Ardından klip çekildi ve biz bu klipten haberdar olduk. Bu süreçte geçen zamanı da katarsak Nobel Komitesinin verdiği mesajı onlardan neredeyse 1 sene kadar önce Mustafa Topaloğlu’nun verdiğini farkediyoruz. Bu kadar benzerlik tesadüf olamaz. Mustafa Topaloğlu’nun komitede hakettiği yeri alması gerekir!

    .

    Nobel ödülü ile verilen mesajı, Obama’nın da gayet açık bir şekilde aldığını, o sabah yaptığı basın açıklamasında görüyoruz (işte o açıklamanın haberi). Obama, nobel ödülü almasını şu cümleler ile yorumlamış:

    “Bunu kendi başarımın tanınmasından ziyade dünya halklarının umutlarının Amerikan liderliğinde kabul görmesi olarak görüyorum”

    Bu cümleye yoruma gerek yok herhalde. Oldukça mütevazı. Alabildiğine eşitlikçi. Sağolasın Hüseyin Abi…

    Artık Dünya barışı ve gelecek umutlarımız Amerika’ya resmen emanet edildiği için gönül rahatlığıyla her türlü kaygıyı geride bırakıp huzur içinde sade yaşantılarımıza dönebiliriz. Oh be, gideyim de bari televizyon falan seyredeyim artık rahatça!

    .

    Obama bu yorumun ardından ödülü İran’da iktidar karşıtı eylemlerde hayatını kaybedip karşı hareketin simgesi haline gelen “Nida” isimli genç kız ile paylaşmayı önermiş (işte haber). Bu kadar da alçakgönüllü, bu kadar düşünceli… ve bir o kadar da çaktırmadan mesajı yerine gönderme ustası.

    Sanki o isteyince Nobel komitesi “valla iyi düşündün, hadi paylaşın” diyecek (bu da olursa yine de şaşırmamak gerek ya, neyse), sanki Nobel barış ödülüyle İran’daki iç çatışmaların ilgisi varmış, sanki İran’da neredeyse iç savaş boyutunda olaylar yaşanması, haklı veya haksız, o olaylara katılan herhangi birisine barış ödülü alma hakkı sunarmış gibi…

    Kafam karıştı be Hüseyin Abi, böyle şeylerle gelme bana.

    .

    Biz gelecek umutlarımızı ve Dünya barışını Amerika’ya emanet ettiğimiz için olsa gerek, bu sırada Hillary Clinton da acele Londra’ya gitmiş, İngiltere başbakanıyla İran meselesini görüşecekmiş?! (işte haberi)

    .

    Öte yandan Amerika, kendisine tamamen bağımsız olarak (?!) verilen bu yetkiyi acele olarak çok iyi şekilde kullansa iyi olur. Çünkü BM’in açıkladığına göre dünyadaki gıda krizi sebebiyle açlık sebebiyle bir nesil kaybolabilirmiş… Sebebini ise kendiniz okuyun… (buradan okuyun)

  • Nobel Barış Ödülü Obama’ya!.. I LOVE YOU BIG BROTHER!

    Vallahi ben şaşkınlığımdan ne yapacağımı bilemiyorum hala! Daha haberi okurken ellerim titremeye başladı. Yani bu kadarını ben bile (ben ki komplo teorileriyle ilgilenirim, küresel oyunları takip etmeye gayret ederim, gerekirse buluttan nem kaparım) beklemiyordum. Bu kadar alenen yüzsüzleşebileceğini bilmiyordum oynanan oyunun.

    Vay be, daha seçilmeden Dünya’yı kurtaracak kişi olarak tanıtılmış olması yetmedi, her ülkeye tek tek gidip tam anlamıyla kral gibi karşılanıp yuvarlak sözlerle halkı etkilemesi yetmedi (bkz. konuyla ilgili vaktinde yazdığım bir yazı), en sonunda herhalde tüm olası muhalefeti susturmak ve ebedi saygınlık kazandırmak için olsa gerek, benim ona seslenmeyi sevdiğim isimle, canım, ciğerim, Hüseyin Abi’m, Barack Hussein Obama, 2009 Nobel Barış Ödülüne layık görüldü (Bkz. haber).

    Ben şahsen artık Bono’ya falan verirler diyordum ödülü. Hem Bono iyice yaşlandı, artık iyiden iyiye popülistleşti hem de Nobel’in iyice suyu çıktı diye.

    Meğer Nobel’in suyu düşündüğümden de fena çıkmış. Sanırım Banu Avar, düşündüğümden de çok haklıymış (bkz. Nobel Belgeseli. Sansür dolayısıyla belgesel açılmıyorsa google’dan “Banu Avar nobel” diye aratıp bir şekil bulabilirsiniz).

    Koçum Obama, sen neymişsin be. Daha göreve geleli 1 sene olmadan, ilk ciddi yasa tasarısını geçirecek ulusal desteği bile zor toplarken meğer Dünya Barışı için neler başarmışsın da biz hiç farketmemişiz.

    Nutkum tutuldu. Kelime bulamıyorum, ağzım hala açık, şaşkınlıkla ekrana bakıyorum.

    Helal olsun Hüseyin Abi’mize! O hepimizin abisi ne de olsa!

    I LOVE YOU BIG BROTHER!

  • Borsa Yukarı, Sanayi Aşağı… Balon Şişiyor!

    Bugün açıklanan verilere göre Eylül ayı sanayi üretimi %5 ten fazla oranda azalmış (haber). Aslında azalmaya devam etmiş dersek daha doğru olacak. Borsa ise artmaya devam ediyor. Ayrıca bankaların mevduatlarındaki artış da ekonomistleri sevindiriyormuş.

    Bu iki konuyu sunuş şekline göre vatandaşa değişik şekillerde yutturabilirler.

    .

    Yalnızca ekonomistlerin açısından bakarak, borsa yükselişi ve mevduat artışını överek krizin geçmekte olduğunu söyleyebilirler. Aman ne güzel! Bankaların mevduatı artmış!

    Acaba kaç kişi mevduat nedir biliyor? Kim mevduat nasıl artar veya artınca ne olur biliyor?

    Artan mevduat kimin evine herhangi somut bir nesne olarak giriyor veya kimi iş sahibi yapıyor?

    Cevaplar çoğu zaman benzer… Kimse, kimsenin, kimseyi…

    Paradan para yapmak da bir sanat işte. Güzel rol kesmek gerek.

    .

    Öte yandan sanayi üretimi azalmaya devam ediyor. Dünya’da işsizlik hala azalmaya başlamadı, bilhassa artmaya devam ediyor. Ama zinhar kimse bunlardan bahsetmesin! Mazallah ekonomi iyiye gidiyor, piyasaları tedirgin etmemek gerek!

    İyi de, piyasa dediğin içi boş balon ki zaten!

    .

    Son olarak iki konuyu birlikte ele aldığımızda ise daha da korkunç bir sonuç ortaya çıkıyor.

    Borsanın artması, bankaların sermayesini genişletmesi varsayalım ki bizi ilgilendirmiyor…

    “Ne mutlu onlara.”

    Sanayi üretimi azalmış, diyelim ki normaldir…

    “Kriz sebebiyle satışlar azaldı. Di mi ya, sanki ne olacaktı ya! Kısmet… Bekleyelim düzelir.”

    Fakat kimsenin bahsetmediği şey bu ikilinin birlikte ilerlemesi. Borsa yükselir, parasal düzen balonu büyürken üretim azalıyorsa işler iki farklı yöne değil, tek yöne gidiyor demek değil mi? Balonun içindeki iki damla somut değer de iyiden iyiye seyreliyor. Üretim azaldıkça, para arttıkça, iş kalmadıkça…

    .

    Gün gelecek bu çarklar kilitlenip kalacak. O gün geldiğinde yapacak tek şey bütün düzeneği toptan atıp hurdaya çıkarmak olacak. İşte kodamanlar da bundan korktuğu için çarkların dönmesine duacılar. Bu yüzden bu ikiliden birlikte bahsedilmiyor. Bu yüzden ayrıntılar kimseye anlatılmıyor. Bu yüzden haberler nabza göre şerbetleniyor. Bu yüzden basit terimler karmaşıklaştırılıyor.

    Aman kimse düşünmesin, kimse anlamasın! Onlar bir yolunu bulup çarkları döndürür elbet.

  • Eyvah! Kevin Costner Demokratik Açılımı Desteklememiş!

    AK Parti’nin “Kevin Costner bile demokratik açılımı destekliyor” reklamına MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’dan cevap geldi (Bkz. haber). Sağolsun Sn. Vural olayı kaynağından öğrenmiş ve Kevin Costner’ın Halkla İlişkiler Şirketi aracılığıyla Kevin Bey’in bu konuda hiçbir yorum yapmadığını onaylayan bir e-posta almış.

    Bu sayede biz de artık içimiz rahat uyuyabiliriz. Şahsen benim gözüme uyku girmiyordu “ya Kevin abi açılımı desteklemiyorsa” diye…

    .

    Oktay Vural, MHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’su olma yolunda ilerliyor. Kılıçdaroğlu kadar olmasa da dikkat çeken, yolsuzluk ve dolandırıcılıkları kurcalayıp ortaya çıkarmaya çalışan, çalışkan bir kişi. Fakat bu tür magazin reklamlarla dalga geçerek AK Parti’nin seviyesizleştiği durumları göstermek yerine aynı magazin tavırları sürdürerek muhalefet yapmak onu aşağı çekmiş oluyor.

    Eğer son seçimlerde “tek başına iktidar” sloganıyla çıkmış, oy oranını arttırmış ve bir dahaki seçimde daha da arttırması beklenen bir muhalefet partisi bu tür reklamlara muhalefet ederek kendi reklamını yapmaya kalkarsa asıl önemli konularla kim ilgilenecek? Hadi magazin boyutunu geçtim, demokratik açılıma karşı ol veya olma, bu kadar kapsamlı bir konuya muhalefet böyle mi yapılır? Oyuncak mıdır bu?

  • Sola Kalan, Dona Kalır…

    İstanbul’da IMF toplantıları başladı. Uzun süredir planlanan ve değişik kampanyalarla halka duyurulmaya çalışılan IMF ve Dünya Bankası karşıtı eylemler de aynı saatlerde İstanbul’da başladı. Fakat umulan olmadı.

    Eyleme, sayıyı her kaynak farklı verse de, birkaç bin kişiden fazla olmadığı anlaşılan bir grup katıldı. Olması gerekenin veya beklenenin oldukça altında bir sayı bu.

    Eyleme katılanların taşkınlıkları sıradan bir Türkiye içi siyasi eylem görüntüsü çizdi. Polis yine aynı müdahaleleri yaptı. Şu ana kadar 1 gösterici hayatını kaybetti.

    Dış basın gösterileri “ufak sol partilere mensup eylemciler” tarafından gerçekleştirilen anarşist tavır olarak tanımladı. Polisin müdahaleleri “kontrol altına aldığını” yazdı.

    Özetle şahsen benim haftalardır heyecanla ve merakla beklediğim ana eylem, beklenenden çok uzağa düştü.

    Sebeplerini düşündüğümde ise geçen birkaç günde olanlar bir film şeridi gibi gözümün önüne geldi.

    Önce IMF başkanına ayakkabı fırlatıldı. Basında “yaratıcı değil”, “kopya eylem” gibi burun kıvırmaların yanısıra, eylemi gerçekleştiren kişi için “sol görüşlü gazete yazarı” sıfatı sıklıkla kullanıldı. Eylem bir anda Bush’a yapılan hareketin anlam ve içerik olarak birebir aynısı olmasına rağmen, muhafazakar Arap eyleminin tam aksi yöne, “aşırı solcu” eylemine dönüştürüldü. Dış basında da satır aralarında bu şekilde bahsedildi.

    Aylardır Facebook başta olmak üzere her yerde ister istemez karşıma çıkan IMF ve Küresel ekonomi karşıtı milliyetçi videolar ve yorumlar bir anda kesildi. Arkadaşlarım dahil, bu tür notları gördüğüm kişiler yalnızca “sol” görüşlüler olarak kaldı. Bir anda ne olduysa sağdan ses kesildi.

    Özetle bir şekilde yapılan eylem, bugün yapılacak eylemler ve IMF karşıtı isyanlar “aşırı sol”un başına kaldı.

    Kabul edelim. Yalnız bizim halkımız değil, Dünya’nın çoğunluğu “sol” dendiği zaman ne olduğunu bilmeden burun kıvırır. Türkiye’de ben bile kısacık ömrümde kaç parti gördüm “sol parti” damgasını yediği gibi eriyip biten. Obama için bile bugün Amerika’da kalkıp bazıları “solcu olmak” sebebiyle Facebook’ta “öldürülmeli mi?” diye anket oluşturabiliyor.

    Özetle, sol demek, kitleler için öcü demek. Sol varsa, “aman boşver bulaşma” demek…

    IMF eylemlerinde de sanki bu tiksinti vardı.

    Aylardır krizi bahane edip kapitalizm ve ABD düşmanı kesilen “sağcı” gençleri bugünkü eylemde görmedik. En üst düzey AB yetkilisine “şerefsiz” diyerek milliyetçilik pompalayan köşe yazarının ayakkabı eylemine nispeten burun kıvırışını gördük. Her konuda kükremesini bilen en büyük gençlik kitlemizin bir anda kedi gibi köşesine çekilip susmasını izledik.

    Ve sonunda bugünkü eylem birkaç “aşırı sol” partiden başka pek de kimsenin katılmadığı bir vasati eylem olarak tarihe geçti. “Aşırı sol” eylemlerin hepsinde olduğu gibi bir yerler kırılıp döküldü, polise şiddetle sataşıldı. Hedef IMF olmaktan, konu da halkı kurtarmaktan uzaklaştı.

    Eylem, biraz da uzaktan baktığımdan olsa gerek, beni tatmin etmedi.

    .

    Peki ne olması gerekirdi? Nasıl olmalıydı?

    Öncelikle partilerüstü bir eylem olmalıydı, çünkü mesele Türkiye üstü, siyaset üstü bir meseleydi. Sorun açlık sorunuydu. Sorun insanlık sorunuydu.

    Eylemde hiçbir partinin hiçbir şekilde kendisini öne çıkarmaya çalışmaması gerekirdi. Bunu baştan düşünmelilerdi ki birbirini “karşıt” görüş sanan sözde sağcı ve sözde solcu, emperyalizm karşıtlığı konusunda birleşen herkes eyleme katılmalıydı.

    Konu o kadar önemliydi ki, seni beni bırakıp, bizim için, herkes için birlik olunmalıydı.

    Olunamadı, belki de oldurulmadı.

    Eylem günü geldiğinde de ne olursa olsun hiçbir şekilde zarara yol açılmamalıydı. Amaç, konu hakkında fikir ve bilgi sahibi olmayan halkı konu hakkında bilgilendirmek, dikkat çekmek olmalıydı. Şiddetle, taşla sopayla çekilen dikkat, nefret olarak aynen sırtını dönecekti elbet. Bu baştan bilinerek Taksim’e gidilmeliydi.

    Eylem ibret alınacak şekilde gerçekleşmeliydi ki küresel kodamanlara “bakın şu çapulcu anarşistlere” dedirtme imkanı sunulmamalıydı.

    Mevcut düzen yüzünden her gün yeterince insan açlıktan ölüyor. Birileri birilerinin malını, emeğini, toprağını, kaynağını, hayatını çalıyor. Sömürge düzeni sürüyor. Buna dikkat çekilmeliydi.

    Kimse ölmemeliydi.

    .

    Allah rahmet eylesin.

    .

    .

    not: Özel olarak tırnak içinde kullanılmış terimler, yaygın tanım ve kanıları tiye almak için tırnak içinde kullanılmıştır.