Kategori: Yorum

  • Avrupa’da Minareler Yasaklansın Mı?

    İsviçre’deki referandumun ardından herkes kendi işine gelen şekilde sonuçları değerlendirip yazıp çizdi. Bizim ülkemizde bu çoğunluğu sevindirmek için daha ziyade “Cami yasağı demokrasi ayıbıdır” şeklinde yorumlandı. Vatandaş “dine saygısızlık” olarak yorumladı.

    Avrupa’da ise bu yasağın özgürlük boyutu tartışıldı. Avrupa’lı Hristiyan yobazlar da “bizde de yasaklansın” dedi. Habere göre bunun son örneği de Almanya’daki aşırı sağcı bir grup.

    Halbuki yine önemli olan ne olduğundansa nasıl olduğu değil mi?

    Öncelikle minarenin din ile alakası nedir? Cami minaresiz olmazsa, 800 yıllık bu tarihi ve mimari şaheser nedir?

    Minareyi dinin gereği sanmanın özü aslında bilgi eksikliğidir. Tıpkı ay takviminin Arap geleneği olduğunu bilmeden müslüman takvimi sanmak gibi. Bu konuyu tek örnekte kesmek istiyorum keza sayısız örnek bulunur.

    İnsanlar din ile gelenek ayrımını yapacak bilgiye sahip olmadığında, ikisini harmanlayıp duygusal yorumlar yapabiliyor.

    Öte yandan minare yasağını referandum ile dayatmak nasıl bir zihniyet olabilir? Öncelikle “minare yasaklansın” önerisinin arkasında ayrımcı, yobaz veya faşizan olmayan tek bir açıklama olabilir, o da “şehrin mimari yapısını korumak” olabilir. Gel gör ki durum buysa da gidip halka sormazsın, uzmanını çağırır, bilene danışırsın. Gerekirse minareleri yine yasaklar, en azından şeklen veya yükseklik olarak bir sınırlama getirirsin.

    Ama durum bu değildi, gidişat da bu yönde değil.

    Ah keşke geçenlerde izlediğim röportajdaki konuşmacının kim olduğunu not etseydim. O kadar haklıydı ki… Kabaca şöyle diyordu Avrupa’lı bir araştırmacı bozuk Türkçesiyle:

    “Avrupa’nın ekonomik olarak Türkiye’ye ihtiyacı var. Fakat halkın geri kafalı kesimlerini buna ikna edemiyorlar. Politikacılar da bu ikilem arasında kaldığından karar veremiyor.”

    O kadar doğru bir gözlem ki, gün geçtikçe, Avrupa ile ilgili haberleri ve Avrupalıların yorumlarını okudukça bunu daha da net görüyorum.

  • Rus Ruleti

    Onyıllardır uğraşılan, ancak 8 yıl önce hedeften iyice uzak düşmüş olan oyunda kurallar ve hedef değiştiğinden beri herkes eski hedefler için uğraşılıyor sanıyordu. Bugün ise, yeni hedef yolunda ilk golü kendi kalemize attırmayı başardılar (Muş’ta esnaf, göstericileri kalaşnikofla taradı).

    Vakti zamanında Kurtuluş Savaşı sırasında Türklerle birlikte emperyalizme karşı dik durmayı, omuz omuza savaşmayı, birlikte yaşamayı seçen Kürtler, o vakitlerden beri bir türlü becerilememiş oyunlarla kışkırtılmaya çalışılıyordu. Sayısız vaat, gizli destekler ve tarihin yeniden yazılmasına kadar uzanan dolaplarla, oyun hazırlanıyordu.

    Oyunun yeterince hazır olduğu sanıldığında oyuna şiddet girdi. Sonrası malum. Ancak sonu malum değil. Oyunun bu hali sonlanalı 10 sene oldu. Ancak bu kirli oyun o kadar uzun süre devam etti ki, kimse 10 sene önce oyunun kurallarının değiştiğini farketmedi.

    Oyunun yeni şeklinde dışarıdan etki yok. Bizi iyi tanımış olanlar bilir ki bizi bizden başkası alt edemez.

    İşte bu yüzden bizi bize kırdırmaktan, birlikte yaşayamaz hale getirmekten başka yol da olamazdı. O da tutarsa elbette.

    Bu yeni oyunda birilerinin çok istemiş olduğu açık gelişme sonunda yaşandı. Korkulan, fakat engellenmesi için siyasetçiler tarafından neredeyse hiçbirşey yapılmayan olaylar zincirine adım atıldı.

    Bugün bir esnaf, vatandaşın üzerine kalaşnikofla kurşun yağdırdı.

    Vatandaşta kalaşnikof ne arıyordu? Eylemciler izinsiz o kadar nasıl toplanabildi, neden durdurulmadı? Kan davası mı vardı? Esnaf kendini mi kaybetti?

    Bu soruların hepsi büyük resme baktığımda anlamını yitiriyor.

    Dünya üzerinde acaba benim elime kalaşnikof alıp mahallemdeki komşuları taramam için herhangi bir akıllı mantıklı bir sebep olabilir mi?

    Hatalar yalnızca yapılanlar veya yapılmayanlar değildir. Çoğu zaman nasıl yaptığınızdadır. Bu süreçte de ülke olarak topyekün “ne”yin derdine düşüp “nasıl”ı gözden kaçırdık. Hepimiz bugünkü kalaşnikofu kendi elimizle doldurduk.

    Artık koşullar akıl ve mantık sınırlarının ötesine iteklendi. Bundan sonra isteyen istediği kadar “analar ağlamasın” desin. Ben burada kendi kendime ağlıyor olacağım. Şu dakikadan sonra benim gözyaşımı nasıl dindirecekler?

    Artık kendi kendimize rus ruleti oynamayı kesmemizin vakti geldi.

  • Küresel Isınma Aldatmacasında Çok Önemli Gelişme

    Bugün İngiltere’de Associated Press tarafından ortaya çıkartılan bir haberde, iklim araştırmacısı bilimadamlarının e-postalarının ele geçirilmesi ve o mektuplarda yazılanlara değiniliyor (bkz. küresel ısınma aldatmacasıyla ilgili haberin aslı).

    Bu bilim adamlarının birbirlerine yazdığı mektuplarda bazı verilerin kamuoyundan saklanmasından, sonuçların çarpıtılmasına kadar öneriler geçiyor. Kamuoyuna “kesin” olarak duyurulan ve çok ufak bir kesim bilimadamının aksini iddia etmeye cesaret edebildiği “insan yapımı küresel ısınma” balonunun kesinliğine kendileri bile inanamamış bazı bilimadamları, bu şüphelerini bu mektuplarda birbiriyle paylaşsa da, mektubunun sonuna örneğin “ama olsun, bu gizli kalsın” şeklinde notlar düşüyor.

    Bu son ve çok önemli haber önümüzdeki günlerde “Küresel Isınma Lobisi” tarafından kesinlikle eleştirilecektir. NE de olsa onların ekmeğine yağ sürülmesi ihtimali azalacak bir miktar da olsa.

    Umarım herkes “küresel ısınma” oyununun farkına varır!

    .

    İlgilenenler için bkz. “Global Warming Swindle” isimli belgesel. Bu belgesel seneler önce yapıldı, ve bu belgeselin 2 sene ardından küresel ısınma tanımı ve yaklaşımı tekrar düzenlendi. Ancak hala oyun geçerliliğini koruyor.

    .

    Bilmeyenler için açıklama:

    Küresel Isınma tertipinin karşısındaki bilimadamlarının ortak görüşü özeetle şudur:

    Evet, küre ısınıyor. Hayır, bunun sebebi insanlar değil! Suç insanlara atılarak gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere pahalı teknoloji zorla satmaları için yürütülen bir kampanya. Bkz. Kyoto’nun incelikleri. Bkz. bugünkü iklim görüşmelerinin odak noktası…

  • Öteki Gül’e Güçleri Yetmedi, Bunun Ne Günahı Vardı?

    Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar derken aynı ekolün 4. partisi de aynı şekilde kapatıldı. Henüz 2 sene olmadı ki aynı açıklama ve sonuç bildirisine rağmen AK Parti kapatılmamış, belki de kapatılamamıştı.

    İki parti de odaktı, birisi %47 olduğundan “hadi harçlığını keselim gitsin” dendi, diğeri yeri geldiğince aşırı Kürt milliyetçisi ve PKK destekçisi olduğundan toplumun çoğunluğunu pompalamak için kapatıldı ve “malvarlığı hazineye aktarılsın” dendi.

    Gerekçesi ne olursa olsun, parti kapatmanın kabul edilebilir olması çok zor. İmkansız demiyorum, fakat çok zor. Aynı kadronun da 4. defa kapatılmış olması bu zorluk dolayısıyla onların başarısı mıdır yoksa yasaların başarısızlığı mıdır emin olamıyorum.

    Bu ortamda yargının bana göre suçu yok. Sonuçta konmuş kuralları uyguluyorlar. Görevleri bu. Ancak yasaları suçlayabilirim. Basını, nefretle beslenen halkı, cehaletle büyüyen akımları suçlayabilirim.

    Milli Selamet, Refah, Fazilet serisinin nispeten yarım devamı sayılabilecek AK Parti kapatılmayarak 4. sıçramayı es geçti, veya geçirildi. Peki onlarınki can da bunlarınki patlıcan mı?

    Haydi diyelim bu kapatma kararı doğru (ki bence de doğru, ama “kapatma”yı haklı göstermez), o halde öncekileri neden kapatmadınız?

    Israrla vurgulamak isterim ki, AK Parti’nin de DTP’nin de aynı tanım dahilinde “eylemlerin odağı olduğu” saptandı.

    Aynı suçu işleyip ayrı cezalar alınıyorsa adalet bunun neresinde?

    AK Parti kapatılmadığında toplum baskısından da olsa bir adım ilerledik sanmıştım. Şimdi görün bakalım çıkacak curcunayı.

    .

    not: Umarım okuyan herkes bir yorum bırakır. Konu önemli, fikirleri paylaşmalı.

  • Eczane Masalları

    Dün ve bugün Zaman gazetesinde yayınlanan iki habere, babamın eczacı olması sayesinde edindiğim izlenimler doğrultusunda yorum yapmadan geçemeyeceğim.

    Dün de yazdığım gibi, Zaman başta olmak üzere, AK Parti’ye yakın gazetelerin haberleri veriş, daha önemlisi vermeyiş şekilleri “habercilik” tanımının çok üzerinde bir seviyede siyasi.

    .

    Dünkü habere göre eczacıların isyanları safsataymış, çünkü haber başlığına göre “Eczaneler krize rağmen cirolarını yüzde 85 arttır“mış. Haberi okuyunca bunun aslında böyle olmadığı, aslında “eczanelerin yüzde 85inin cirosunu arttırdığı”, büyük çoğunluğunun da yüzde 20’nin altında arttırdığı anlaşılıyor. Yani başlıktaki anlam ile haberin doğrusu yine uymuyor. Amaç belli, haberin ayrıntısını okumayanlara belirli bir his verilmiş oluyor.

    Bunu haberde kesinlikle bahsedilmeyen bilgilerimle biraz daha sorguladığımda ise iş daha ilginç bir boyuta varıyor. AK Parti hükümetinin 7 yılda ilaçlara önce zamları bastırıp, ardından yavaş yavaş indirimlere gitmesinden nedense bahsedilmiyor. Bu indirimler sırasında sigorta tarafından ödenmesi durdurulan ilaçların parasının artık vatandaştan çıktığından da bahsedilmiyor. Eczanelere düşen kar oranının azaltıldığından ve bu yüzden son 2 yılda kapanan eczane miktarından bahsedilmiyor. Eczanelerin birçok bölgede yarısı, çoğu bölgede 3te 1i kapanırken, ayakta kalmayı zar zor başarmış eczanelerdeki ciro artışının bununla ilişkili fakat orantılı olmamasından bahsedilmiyor. Kar oranının ciro ile kesinlikle oranlı olmadığından hiç bahsedilmiyor.

    Bahsedilen, cirosu artmış eczanelerin ciro artışını, kapanmış olan diğer eczanelerin müşterilerinden dolayı arttırdığından bahsedilmiyor. Cirosunu yüzde 20’den az arttıranlardan bahsediliyor, ama ellerinde kalan net karın ne kadar olduğundan, iflas eden eczanelerden bahsedilmiyor.

    Yapılan doğrulardan bahsedilirken, yan etkilerinden, yanlışlardan bahsedilmiyor. İlaç fiyatlarının Avrupa Birliği dayatması olduğu için indirildiğinden bahsedilmiyor.

    .

    Bugünkü haberde ise eczacıların kepenk kapatma eylemi “çileyi vatandaş çekti” başlığıyla verilmiş. Başlığı görenler sanki açık eczane kalmamış yorumu yapıyor, ancak aslında her bölgede nöbetçi eczanelerin ayarlanmış olduğunu ilk paragrafın sonuna kadar okuyanlar ancak öğrenebiliyor.

    (not: Elbette ki böyle eylemlerde aksaklıklar olacak. Ben olsam dükkanımı kapatmazdım, ancak eğer nöbetçi eczane düzenlemesi yapılmışsa, bu herkes kapatmış demektir. Bu bütünlükte de eczacılara kabahat çıkartılamaz. Eczaneler yasal olarak oda düzenlemelerine uymakla yükümlü.)

    Aynı haberde “ilaç fiyatlarındaki indirimler” için eylem yaptığı iddia edilen eczacılara karşı, bu indirimlere halkın sevindiğinden bahsediliyor. Yine az önce bahsettiğim şekilde, sigortanın artık bazı ilaçları karşılamadığına kesinlikle değinilmiyor. Eczacılar aç gözlü, yüzsüz yaratıklar olarak resmedilirken; hükümet indirimler yapan, halkın ucuz ilaç almasını düşünen kurum olarak yansıtılıyor.

    Halbuki eylem ilaç fiyatlarından bağımsız, 2 yıldır yapılan onlarca düzenlemenin sonucunda seslerini duyurmak için mecbur kalınmış, ne ilk ne de son eylem.

    2 yıldır yapılan düzenlemelerden de hiç bahsedilmiyor.

    .

    Babam eczacı olmasa, ben arada sırada babamın ağzını arayıp zar zor üç beş soru sormasam, bana da kimse bahsetmezdi…

    http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=923254&title=kepenkler-kapandi-cileyi-vatandas-cekti