Kategori: Yorum

  • Çekirge Bir Sıçrar, İki Sıçrar…

    1 aydır evimden, internetimden, günlük düzenimden uzak kalıp yazmamış olsam da, haberleri takip etmemek kanımda yok sanırım. Geçen bir ayın özetini yapacak, topluca yorumlar sıralayacak değilim. Fakat sanırım son haftaların en meşhur meselesi “balyoz” konusunda ufak bir yorum yapmadan geçmemek gerek.

    Çok beğendiğim bir söz vardı, her ne kadar aramış olmama rağmen kimin sözü olduğunu, nerede okuduğumu bulamamış olsam da yine de paylaşarak konuya bağlamak istedim:

    “Bir şey bir defa olmuşsa bir daha olmaz; iki defa olmuşsa her zaman olabilir.”

    Bu sözü genel varsayımlarımda çoğunlukla doğrulanmış olarak görüyorum. O yüzden Taraf”ın henüz 1 tane yanlış haber yapmış olmasından dolayı (“NTV Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini cep telefonunu arayarak düşürdü” konulu baştan sona saçma ve bilim dışı haberi hatırlayın) henüz haberlerini kaale almama durumum yok. Sonuçta henüz bir defa olmuş bir şey bir daha olmaz diye umuyorum. Zaten akılları varsa olmaması için çalışırlar.

    Yanlış haber yapma konusunda durum buyken, yanlı haber yapma konusunda ise bırakın 2’yi, hergün 3er 5er örnek veriyorlar. Bu yüzden “balyoz” haberi de bence bu sınıfta değerlendirilmeli.

    Bu gözle bakınca da Taraf ile birlikte ısrarla bu konuyu deşen, kurcalayan, ortada eylem olmamasına rağmen varmış gibi haber başlığı uyduran Zaman da beni şaşırtmıyor. Keza Zaman daha Taraf maraf piyasada yokken attığı başlıklarla bu sınıfa çoktan girmişti.

    Sonumuz hayrola.

  • Türkiye’de Bir İlk: Naylon Torbasız Belediye

    Şahsen resimdeki Belediye başkanının adını (Selami Öztürk), sanını, İstanbul’da yaşamamış olduğumdan olsa gerek hiç duymamıştım. Fakat bugünkü habere göre kendisi Dünya’da her belediyenin onyıllar önce atmış olması gereken bir adımı, Türkiye’de ilk atan Belediye Başkanı olarak dikkatimi çekti.

    (Bkz. Kadıköy’de 1 Mart 2010’dan itibaren naylon poşet kullanılmayacak.)

    Darısı bakkalın, çakkalın, süpermaket ve hipermarket zincirlerinin başına. Bari parayla satıverin Avrupa’da mecburiyetten yaptıkları gibi. Bak bakalım o zaman fileler, pazar torbaları nasıl hayatımıza geri dönüyor.

    Son bir senedir aynı 3 torbayı dağ gibi alışverişler için tekrar tekrar kullandığımdan biliyorum, bedava uyduruk naylon torba dağıtmanın hizmetle yakından uzaktan alakası yok. Hizmet, verdiğin malın kaliteli olmasıdır, torba olsa bile. Tahminimce aynı torbaları daha senelerce kullanırım.

    .

    Haberi okuduktan sonra yazmadan önce kendi kendime dedim ki “yahu bir bakayım hangi partidenmiş, AK Parti’dense iyi olur, adamlara hep yükleniyoruz, sonra demesinler iyi şeyleri yazmıyor hiç diye…” Maalesef değilmiş. Merak eden varsa diye önemsiz bir ayrıntı da olsa ekleyeyim, CHP’liymiş.

    Şimdi bunu yazarak durduk yere AK Parti’ye yüklenmiş olmadım mı? Oldum, ama ne yapayım, adamlar belediyecilikte gerçek anlamda geleceğe yatırım olacak kadar önemli bir şey yapsın onları da işaret edelim. Yalnız heryere asfalt dökmekle hizmet olsaydı, İzmir’de 1964-73 yıllarında başkanlık yapmış meşhur “Asfalt Osman” döneminden hala şikayet ediliyor olmazdı…

    .

    Şimdi de Selami Öztürk’e isim takmasınlar da… Kağıt Selami, Poşet Selami… Olmuyor yani.

  • Açılım İşsizliği Teğet Geçti

    Mart ayında belediye seçimleri bahanesiyle bütün politikacılar işlerini güçlerini bıraktığı sıralarda işsizlik tarihi rekorumuza ulaşmıştı hatırlarsınız. O dönemde Dünya sıralamasında da ilk 3e girme başarısını göstererek hükümet göğsümüzü kabartmıştı:

    Bugün ise gelişim için başkalarını değil kendimizi rakip olarak almamız gerektiğini farketmiş olacağız ki, artık bu tür bilgiler değil, il il işsizlik oranlarını tartışıyoruz (Bkz. 2009 illere göre işsizlik oranları). Artık bu son bilgiler ışığında İspanya veya Güney Afrika ile değil, kendi kendimiz ile yarışırız kim daha işsiz diye.

    Bu arada listede en dikkat çekici ayrıntı da “açılım” ile doğrudan ilişkili illerin işsizlik oranlarında zirveyi tekeline almış olması. Güneydoğu sorunu “ekonomik bir sorun değildir” diyenlere ithaf olunur. Olayı sayısız değişik boyutu arasından soyup, sıyırıp, yalnızca etnik ayrımcılığa indirgemek siyasi bir oyundan başka bir zorlama olamaz.

    Allah’tan kriz teğet geçmiş. Allah’tan açılım olmuş. Yoksa halimiz nice olurdu mazallah…

  • Ha Var ha YÖK

    YÖK üniversite sınavlarında oyuncağa dönen farklı katsayı uygulamasının (şimdilik) son halini açıkladı:

    Kendi alanında tercih yaparsan 0,15, farklı alanda yaparsan 0,13!

    Bu ne demek? Yaklaşık olarak 4-5 net fazla yapmayı başarırsanız istediğiniz bölümü seçebilirsiniz demek. Meslek Lisesinde konusunda temel eğitimi almış, iş hayatına yakın gençlerin son bir “umut” sınava asılması, mühendis olmaya uğraşması demek. Olmazsa kahrolması demek.

    Kendilerince katsayı farkı koyarak bazılarını tatmin etmek istenmiş olsa da o bazıları için hala İmam Hatip mezunlarına kıyak demek. Bana göre ise olayın en önemsiz ayrıntısı bu…

    .

    Türkiye’nin, meşhur ismiyle, “ara eleman” ihtiyacı var. Herkes çocuğu mühendis olsun, doktor olsun, Başbakan olsun istiyor. Mühendislik okuyan, eli tekniğe yatkın olmayan gençler eli mahkum işsiz kalıyor, ya da yine gidip alakasız bir işle uğraşıyor.

    Teknik okul mezunu, eğitimini almış, eli yatkın, işi öğrenmiş gençler de, sanki afedersiniz bir halt varmış gibi üniversite okumak için ağızlarını sulandıra sulandıra hırsla sınava hazırlanıyor.

    Sınavı ilk seferinde kazanamayanlar bu düzenin psikolojik etkisi yüzünden her sene ısrarla üniversiteyi zorluyor. Es kaza girmeyi başarırlarsa da ikinci kıyamet mezun olduklarında kopuyor. Sonuçta mühendis ihtiyacı belli, doktor ihtiyacı belli, Başbakan ihtiyacı belli. Hepsi sayılı.

    Doktorlar hastalara yetişemedikleri için eylem yapıyorlar ve en önemli sorunları olarak hastabakıcı ve hemşire eksikliğini gösteriyorlar.

    Mühendisler canım bilimsel araştırma ve geliştirmeden yoksun ülkemde haliyle vasıflı iş bulamadığı için, satış elemanı olarak ekmeğini kolluyor.

    Fabrikalar işçi arıyor, ustabaşı arıyor, tekniker arıyor… Bulamıyor.

    .

    Bu sorun yalnızca bu iki konuda değil her alanda geçerli.

    Kimse oğlum aşçı olsun demiyor, kimse kızım terzi olsun demiyor. Olacaksa topçu olsun, popçu olsun. Gelgelelim, kimse oğlum rockçu olsun da demiyor. En nihayetinde olacaksa bari en meşhuru olsun!

    Halbuki kişi sevdiği işi yapar, yaptığı işi severse ancak başarılı olabiliyor. Ancak o zaman mutlu oluyor.

    Ben henüz bu yaşıma kadar “işimden nefret ediyorum ama maaşı çok iyi” diyip, mutlu olan birini tanımadım, görmedim, duymadım.

    Peki hayatta amaç mutlu olmak değilse nedir?

    Haydi şimdi gel de bunu 0,15 – 0,13 farkının üstesinden gelmek için çırpınacak gençlere ve onları sürükleyen ailelere anlat…

  • İşçiler mi Rusya mı?

    Bugün iki önemli konudan benim için hangisinin daha önemli olduğunu kestirmek imkansızdı.

    Bir yanda polis tarafından gaz ve copla dağıtılan işçiler, diğer yanda “tehdit halinde nükleer silah kullanma” kararına yaklaşan Rusya.

    İşçilerin eylemi izinsiz olsa da, bu durum ne ilk ne de son olduğu için olayın ayrıntılarından çok büyük resme dikkatimi çekiyor. Başbakan daha bir hafta olmadı ki bir Tekel işçisine “sen de işsiz kalıver ” demiş, “ülkede iş yapmadan maaş alma dönemini bitiriyoruz” diye sözüne devam etmişti. Bugünkü eylem de aynı yaklaşımın devamı olduğu için haklının haksıza karıştığı bir durum ortaya çıktı.

    Rusya ise aylardır ara ara yazdığım değişen dünya dengelerini ilgilendiren bir durum. ABD-İran kutuplaşmasında eski soğuk savaş gücünü arayan Rusya, sağa sola tehdit savuruyor. Venezuela, İran, Çin, Rusya bir yöne doğru usulca kayarken, karşı taraf da bu kaymayı ekonomik ve politik oyunlarla küçük göstermeye çalışıyor.

    Ekonomi değişiyor. Yönetim anlayışı değişiyor. Dengeler değişiyor. Ve yeni dengeler de ilişkilerimize ve coğrafi konumumuza bakıldığında aslında en çok bizi ilgilendiriyor. Farkedene.