Kategori: Yorum

  • Dünyanın En Hızlı Meclisi Bizde!

    Elemtere fiş kem gözlere şiş…

    Daha ne diyim? Yorum size kalmış.

  • Kavga Siyaseti ve BBG Sendromu

    Yeni yargı “krizi” bana tekrar yıllar öncesini hatırlattı. BBG evini hatırladım.Hani meşhur yarışma.

    Sinir krizleri geçirtmesine rağmen ısrarla hepimizin izlediği; iyi çocukların değil, daha çok kavga edenlerin daha çok oy aldığı; zamanla sorunlara çözüm sunmaya çalışanın değil, her bulduğu tekere çomak sokanların, tabiri caizse en uyuzların yarışmada finale kadar dayanabildiği bir yarışmaydı. O dönemde Türk halkının taraf tutma hastalığını farketmiştim.

    10 küsür kişinin bulunduğu bir evde 2 kişi kavga ederdi, kalan 10 kişi avucunu yalarken, kavga ile dikkat çeken elemanlar oyların tamamını aralarında paylaşırdı. Bu duruma o zaman da tüylerim dikelecek derecede sinir olurudum.

    Bugünkü sözümona yargı krizine de aynen öyle sinir oluyorum.

    Öncelikle ortalıkta normal işleyişinde ilerleyen bir akış varken “kriz var” diye ortalığı ayağa kaldıran hükümet. Yani yoktan konuyu pompalayan kendileri.

    Bağımsız yargı diye bas bas bağırıp, ardından bağımsız yargının kararına mızıldayan da hükümet.

    Bir anda sanki bir taraflaşma varmış gibi ortam yaratıp, sivri açıklamalar yapıp kendini kendi kendine olayın tarafıymış gibi yansıtan da hükümet.

    Bunu daha önce de yaptılar, yine yapıyorlar, bundan sonra da yapacaklar. BBG sendromunu çoktan keşfetmiş oldukları belli. Sonuçta her kavgada, her tartışmada iki taraftan birisi olursan, eninde sonunda oyların yarısını alman çok doğal.

    Aynı mantıkla incelerseniz muhalefet de bulunduğu tartışma sayısıyla orantılı kalan oyları bölüşüyor.

    Özetle Türkiye’de seçim sonuçları adeta akıl, mantık, refah, işsizlik, adalet vb. “gerçek” meselelerle değil, BBG evine oy göndermişiz gibi sonuçlanıyor.

    En kötüsü, muhalefet de az çok bunun farkında. Hükümete sataşıyor, sıkışırsa kendi içinde kapışıyor…

    Ben ise oturmuş kendi kendime hayal alemindeyim.

    Kargaşa ve kavgayı değil; huzuru özlüyorum.

    Sözde aydın, kendine demokrat değil; aklı başında ilerici duruşu özlüyorum.

    Refom gibi yabancı şişirme sözcüklerle herkesin memleketi kendileştirmeye çalışmasını değil; adamakıllı dürüstçe ve Türkçe, “devrim” yapmaya yeltenecek babayiğit liderleri özlüyorum.

    Ve umutla; bu özlemlerim konusunda azınlık olmadığım günleri gözlüyorum.

  • Helal Hamburger

    Bugünkü bir habere göre Fransa’da bir hamburger zinciri yalnızca helal ürünler satma kararı almış, bu da Fransa’yı karıştırmış. Olayın altından aslında üzerine düşünülebilecek bir dizi konu çıkıyor.

    .

    Öncelikle evrensel boyutundan bakarak, herhangi bir ticari işletmenin “yalnızca” belli bir kesime hizmet sunması ayrımcılık olmuş oluyor. Fransa’da McDonald’s da helal köfte olmaması nasıl bazı müslümanları dışlamak oluyorsa, QUICK’te artık domuz eti olmayacak olması Fransızların çoğunu dışlamak oluyor. Sonuçta domuz etini seven, yemekte sakınca değil bilhassa zevk bulan bir nüfus çoğunlukta Fransa’da. Sonuç olarak karar özünde, kaş yaparken göz çıkarmaktan farksız olmuş.

    .

    Olayın bölgesel etkisine bakınca ise QUICK’ten böyle bir hamle gelmesinin altındaki önemi farketmek gerekiyor. Öncelikle belirteyim, QUICK Fransa’nın McDonalds’ı. Fransa’da McDonald’s QUICK ile rekabet etmeye çalışıyor. Fiyatlar nispeten QUICK’te azıcık daha fazla olmasına rağmen sanırım buradaki kendine has “Amerikan olmasın, Fransız olsun” alışkanlığının da etkisiyle bu fark kesinlikle müşteri oranlarına yansımıyor. Dolayısıyla QUICK (benim gözlemlediğim kadarıyla) Fransa’nın en büyük hazır yemek zinciri.

    Fransa Avrupa’da müslüman nüfusun en çok olduğu ülke. Buradaki müslüman nüfus, düşünün ki Almanya’daki Türklerden fazla. Bunun sebebi çoğu kimsenin uzaktan farketmediği yoğun Kuzey Afrika’lı nüfus. Yakın zamana kadar Fransız sömürgesi olarak yaşamış Cezayir ve Tunus’tan halen yoğun nüfus akışı yaşanıyor. Dolayısıyla filmlerde gördüğümüz Amerika’daki zencilere bakış açısı ile buradaki Afrikalılara bakış açısı çoğunlukla aynı.

    Bütün bunları düşününce bence QUICK’ten gelen helal et hamlesi, hedef kitlesi gelir seviyesi düşük vatandaşlar olan bir firma için oldukça mantıklı görünüyor. Fakat bu firmanın Fransa’nın en büyüğü olması, işi karıştırıyor. Bu ticari hamleyi, müslüman kesimin etkisinin ekonomik ve sosyal olarak artmakta olduğunun bir işareti olarak görmek gerek. Zamanla bu tür olaylar kesinlikle artarak devam edecek, Beyaz Avrupalılar da bu işe gitgide daha çok bozulacaktır.

    Uzun vadede bir gün gelecek, yalnızca kendine adil Avrupa kültürü, azınlıkların ve göçmenlerin de aslına kendinin bir parçası olduğunu farkettiğinde çok geç kalmış olacak.

    .

    Olayı kendimize bağlamadan da etmeyeceğimi herkes biliyor. O yüzden bizde de bahsettiğim konuları tartışmak gerekiyor. Örneğin bizim büyük zincirlerimizde domuz pastırması satılabilmeli. Bizim lokantalarımız Ramazan’da açık olabilmeli. Biz de bu durumu Avrupalılar gibi değil, olgunlukla karşılayabilmeliyiz.

    Ama hep dediğim gibi, insan her yerde insan. Avrupalılar müslümanlara nasıl davranıyorsa, biz de müslüman olmayanlara öyle davranıyoruz.

    Bunun dışında azınlıkların yok sayılması, devletin “beyaz” vatandaşların etrafında şekillenmiş olması sorunu bizde de mevcut. Bunu adabıyla kıracak babayiğit siyasetçileri hala dört gözle bekliyoruz.

  • Merkezden Alışveriş Merkezi Merkezli Açıklama

    Başbakan’ın “sokak aralarında artık bakkallar barınamaz” buyurmasının üzerinden oldukça zaman geçmiş olmasına rağmen beklediğimiz üzere dünya görüşlerinde bir değişim olmamış.

    Alışveriş merkezleriyle ilgili umutla beklenenin aksine bir açıklamayı bugün Sanayi Bakanı Nihat Ergün tarafından aldık (Bkz. haber). Bakanın açıklamasının en önemli 3 maddesi ise bana göre şunlar:

    1. Pazar günleri alışveriş merkezlerinin kapanması söz konusu değil!
    2. AVMlerin şehir dışına taşınması söz konusu değil!
    3. AVMlerin hepsine otopark zorunluluğu getirilmesi söz konusu değil!

    Bu maddeleri (kendine göre) mantıklı gerekçelerle açıklayabildiğini ve AVM çalışanlarına (lütfedip) ayda bir pazar izin zorunluluğu getirerek onlara iyilik yaptığını sanıyor sayın Bakan. Halbuki uzun vadede katkı sağlayacakları zararın farkında bile değil.

    Haydi Başbakan’ın açıklamalarından zaten biliyoruz “küçük esnaf”, “yerel ekonomi”, “çalışan hakları” gibi dertlerinin olmadığını. Fakat o çok önemsedikleri kentsel dönüşüm açısından bakıldığında bile, AVMler ile ilgili doğacak kalıcı hasarlar, tüketim çılgınlığını beslemek, trafiğe ve yerleşime zarar vermek, toplumun yaşam tarzını yabancılaştırmakla da sınırlı değil…

    Velev ki öyle olsun, yine de yetmez mi?

  • Temizlik İmandan Gelir

    Tayyip Erdoğan’a “peygamber” benzetmesi yapan AK Parti eski il başkanından bahseden Osman Durmuş, Başbakan’ı çok sinirlendirdi. Davos’tan beridir Erdoğan’ı bu kadar kırmızı suratla görmemiştim… Fakat gel gör ki, Gölcük depreminden sonra Yunanistan’dan gelen kan bankası yardımı üzerine Sağlık Bakanı olarak yaptığı “Türk kanına Yunan kanı karıştırtmam!” açıklamasıyla kalplerimizde taht kurmuş, lavukluğu tasdikli birisinin Erdoğan’ı bu kadar kızdırabilmiş olması da bana biraz garip geldi.

    Davul bile dengi dengine çalarmış derler.

    Osman Durmuş, elinde ses kayıtlarının bulunduğu CD ile her ne kadar konudan ve ortamdan bağımsız bir bilgi sunuyor olsa da, Erdoğan’ın dediği gibi “internette dolaşan belden aşağı” uydurma bir şey değildi bu. Keza bugün bahsi geçen sözü eden kişi de partiden istifa etti.

    Bütün bu anlamsız, yersiz ve seviyesiz tartışmalar sırasında ve sonrasında dikkatimi çeken şey ise, benim şahsen beklentimin tersine MHP vekilleri sakin sakin yerlerinde otururken, AK Parti vekillerinin MHP sıralarına yürüyerek saldırmış olmasıydı. Her ne kadar bu durum Zaman tarafından “Osman Durmuş meclisi karıştırdı”, Samanyolu tarafından da “MHP vekili AKP vekiline yumruk attı” şeklinde başlığa taşınmış olsa da olayın özü değişmedi. AK Parti’liler MHP’lilere fiilen saldırdı.

    Bütün bu oldu bitti arasında “ama onlar başlattı” şeklinde işin içinden sıyrılmak imkansız. Mecliste bu tür bir konunun işi olmadığı gibi, karşısındakinin üzerine yürüdükten sonra yumruk atan adamın da işi olamaz.

    Temizlik imandan gelir.