Kategori: İnternet

  • iPad Fabrikasında Son durum: 10 Ölü

    Zonguldak’taki maden işçilerinin “kaza sonucu” ölümünü tartışaduralım, Dünya’da kazaya gerek kalmadan ölümü tercih eden işçilerin sayısı da her gün artmaya devam ediyor. iPad, iPod, iPhone başta olmak üzere Apple, NOKIA, Hewlett Packard, Dell gibi “dünya devi” markaların ürünlerinin üretildiği fabrikada son 6 ayda 10. intihar ile Dünya basını çalışma koşullarını tartışıyor. İngiliz “The Independent” bugün televizyonda tesadüfen gördüğüm manşetinde iPad resminin yanına son kurbanın resmini koyarak iPad maliyetini sorguluyor, haberi vurguluyordu.

    Bizde ise malum böyle şeyleri pek önemsemeyiz. Haberi bilmesem, arayıp bu ve şu sayfaları bulmasam karşıma çıkar mıydı bilmiyorum. Halbuki bu sorun zinciri yalnızca bazı ülkeleri, bazı fabrikaları, bazı ürünleri kapsamıyor. Yalnızca intihar eden gençleri veya o fabrikadaki işçileri etkilemiyor. Bu sorun Dünya’daki baskın düzenin sorunu olduğu için hepimize er ya da geç zarar veriyor.

    İnsanları işe alırken “intihar etmeyeceğim” diye kağıt imzalatmayı seçen küresel ekonomi taraftarı zihniyet, ucuza alınan, dış kaynak, ucuz ithalat mallarının hepsinde son alıcının “ucuza aldım” diye sevindiği payı o fabrikalardaki işçilerin canından ödetiyor.

    Buyurun size dünyaca ünlü, 20 milyonu aşkın kişi tarafından izlenmiş güzel bir kısa belgesel. Ben arayıp Türkçe altyazılısını buldum. Lütfen siz de 20 dakikanızı ayırın ve sonuna kadar izleyin.

    İzleyin ki bundan sonra çok ucuza aldığınız ithal malların size yansıyan indirimini kimlerin yalnızca yerel kaynaklarıyla değil, hayatlarıyla ödediğini hatırlayın.

  • Direksiyon Sağa Çekiyor

    Bugün yayınlanan bir araştırma sonuçlarına göre 1990’dan bugüne, halkın siyasi eğilimi “sağa çekiyormuş”.

    1990’dan bu yana soldayım diyenler %22’den %13’e inerken, sağdayım diyenler %23’ten %34’e çıkmış. Malum merkez halen en büyük “güç”.

    Her zaman inanırım ki kitleler, boyutu ne olursa olsun, aileden milletlere kadar, yöneticilerinden etkilenirler, onlara benzerler. Bununla ilgili çok atasözü düşünmüş olsam da güzelini bulamadım. Hep kötü örnekler çıktı karşıma:

    “At sahibine göre kişner”, “Balık baştan kokar”…

    Kimse alınmasın. Maksat örnek vermek.

    Dolayısıyla son 20 yılımızda liderlerimizin hep kendini sağ ve merkez sağ olarak nitelendirmiş olmalarının etkisi olabilir bu sonuçlarda. Çünkü çok net bildiğim bir şey var ki biz sağ ile solun anlamını bilmediğimiz için farkını da bilmiyoruz.

    Bakın Amerika’da ünlü bir politik test bu evrensel tanımları ufak bir resimde nasıl göstermiş:

    Terimler bizim kullandığımızdan ne kadar farklı anlamda gösterilmiş değil mi? Çoğu ülkede sağ, sol, liberal, muhafazakar, demokrat, vb. bütün tanımlar zamanla koşullara göre esnetile esnetile sünmüş ve bugün ne idüğü belirsiz bir hale gelmiş.

    İşte bu yüzden vatandaşa “sağcı mısın solcu mu?” sorusunu sormak artık tamamen anlamsız…

    Aynı araştırma başka bir sonuçla da az önce bahsettiğim “liderinden etkilenme” teorimi destekliyor:

    2007’den 2009’a, demokrasiden memnun olanlar %52’den %28’e düşüyor. Aynı şekilde demokrasiden memnun olmayanlar da %29’dan %50’ye çıkıyor.

    2007’de AK Parti iktidarı, Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları, türban, yargı, yeni anayasa fikirleri, vs. herşey bugün ile aynıydı. Tek fark hükümetin demokrasinin yetersiz olduğunu alenen beyan etmemiş olmasıydı.

    Diyeceğim odur ki toplumların tümü, farkında bile olmadan liderlerinden, yöneticilerinden etkilenir. Gün gelir iyi olur, gün gelir devran döner…

    Benim dileğim herkesin kendi fikrini edinebilecek bilgi, kaynak ve tartışma ortamına kavuşabilmesidir. Fikir zenginliği için bu dileğim konusunda umutluyum.

    Başka bir atasözümüzün dediği gibi: “Umut fakirin ekmeğidir.”

  • Deniz Baykal'ın Gizli Kamera Görüntüleri

    Haberi duymayan kalmamıştır herhalde. Gerçek mi değil mi emin olamadığım videoya göre Deniz Baykal, eski özel kalem müdürü, şu anki milletvekili Nesrin Baytok ile seks kaçamağı yapmış.

    Vakit bunu fırsat bilmiş olacak ki yandaki şekilde haberi verip, videoyu sitesinde bütün olarak yarım saat yayınlamış.

    Yarım saat sonra Vakit videoyu kaldırmış olsa da internette böyle videoların yayılma hızı malum. İsteyen arayıp bulsun, ben doğru bulmadığım için videoyu burada paylaşmayacağım. Ama yorumlarımı da sıralamadan edemeyeceğim.

    Öncelikle böyle bir videoyu yayınlamak tam bir kalleşliktir. Vakit’ten bile beklenmeyecek saldırgan bir tavır. Bir milletvekilinin ve ana muhalefet liderinin çıplak ve yarı çıplak görüntülerini yayınlamak da en az bu kaçamak kadar ahlak dışıdır. Video gerçek bile olsa, bir insanın çıplak gizli kamera görüntüleri yayınlanmamalıydı.

    Zaten Vakit’in bu haberi verişinde de çoğu haberinde olduğu gibi kasıt olduğunu tartışmaya gerek yok herhalde.

    Bunun dışında Deniz Baykal bu kasetle belki de siyasi kariyerini gerçekten bitirmiş olabilirdi normal şartlar altında. Fakat toplumsal hafızası 1 ayı geçmeyen bir millet için bunun etkileri ne kadar sürer göreceğiz. Yine de CHP’nin muhafazakar kesime yaklaşma çabalarına kocaman bir darbedir bu video.

    Bunun dışında kaset gerçek de olmayabilir. O durumda söyleyecek sözler ne buraya yakışır, ne de sığar…

  • Facebook Üzerinden Kitlesel Mastürbasyon

    İnsanların kendini tatmin yolları sayısız. Bazıları bu işi kendi başına yaparken, bazıları da diğerlerini alet edebiliyor. Birilerinin kendini tatmin edişine alet olmak ise hiç hoş olmasa gerek…

    Dün feysbukta gezinirken arkadaş ve akrabalarımdan birkaçının yeni katıldığı bir grubu farkettim. Güya Hz. Muhammed’e küfür eden bir sayfayı feysbuk kapatmıyormuş, ve ona karşı birleşip dünyaya kaç müslüman olduğunu gösterecekmişiz falan. Her zamanki hikaye.

    Huyum kurusun, yine dayanamadım hangi sayfaymış, ne yapmışlar diye bakayım dedim. Ve gördüm ki grubun hedef aldığı sayfada, hedef alınan küfre dair bir eser yok… ya da kalmamış. Yani arkadaşlar kendi tatminleri için gruba adam toplamaya devam ettikçe gruba giren kimse de açıp kontrol etme gereği duymamış.

    Gel zaman git zaman (dünden bugüne yani) benzer başka bir grup da gazete haberi olabilmiş ne hikmetse. Bunu haber yapan teknolojiden bihaber gazetenin haberi başlığı da “50 bin Türk Facebook’unu kapatıyor!”… Bu arada bahsi geçen grubun üye sayısı da 90000 civarında seyrediyor…

    Ne olursa olsun sonuç olarak başta söylediğim gibi, birilerinin kendini tatmin edişine 90bin kişi bilerek veya bilmeyerek alet olmuş…

    Feysbuktan bihaber, teknolojiyi takip etmeyen okur da ilk defa oluyor sanacak. Bu haberi ve 50 bin kişilik 3 günlük tepkiyi önemli sanacak…

    Bu konuda tartışmaya gerek yok. Feysbuk 50bin kişiyle bir şey kaybetmez. Ancak grubu açanların amacı eminim 30 milyon kişiye falan ulaşmaktı. Zaten tartışılması gereken nokta da bu: Böyle “düşman” sayfaları yalnızca 1 kişi bile açabiliyorsa; 1 kişiye karşı 30 milyon kişi toplanmak mıdır güç gösterisi?

    Bir kişi, bin kişi farketmez, bu tür karşıt fikirlere “savaş” açmak hangi özgüven eksiğinin sonucudur?

    Özgüven sonucu değil “dinin gereği dini yaymaktır”, teknolojik cihat” falan diyenler acaba hiç mi açıp bu konuları kaynağından okumamıştır da sağdan soldan gaza gelip böyle heveslere girerler? Yoksa yalnızca kendi inanç odalarında ruhsal tatmin ihtiyacını mı gideriyorlar?

    Konu insanların inançları olunca mesele o kadar derin köklere dayanıyor ki, yalnızca bu tür bir saldırgan savunma anlayışı üzerine de ayrıca bol miktarda tartışmak gerek. Halbuki bu sırf inançlar için geçerli bir sorun değil. “Atatürk sevenler 1 milyon olmalıyız”, “Ermeniler şu kadar toplandı, biz şu kadar yapmalıyız”, “En büyük feysbuk grubunu kurarsak en uzağa biz işemiş sayılırız” temalı kitlesel mastürbasyon gruplarının ardı arkası kesilmiyor. Benim anlamadığım da işte tam olarak bu kitlesel tatmin ihtiyacının nereden kaynaklandığı…

    Halbuki bizim neyimiz eksik ki feysbuklara düştük kendimizi ifade etmek için?

    .

    Didem’e haber bağlantısı için teşekkür ederim.

  • Özgür Bireye Karşı Yeni Hedef: İnternet

    İnternet ile ilgili ülkemizde doğru düzgün bir tek yasa bile çıkmamışken, uluslararası çapta çok önemli tartışmalar kapalı kapılar ardında sürüyor. Bazı oyunlar da ancak ufak çaptaki bağımsız yayım kuruluşları tarafından ortaya çıkartılabiliyor. Çoğu insanın, hele hele bizim ülkemizdekilerin ise bu tür gelişmelerden haberi asla olamıyor.

    Bu konuda son örnek 27 ülke temsilcilerinin kapalı kapılar ardında oluşturduğu ve ancak bu ay internete sızan ACTA taslağı. Bu taslağın aylardır geliştirilmekte olduğu ucundan bilinse de, içeriği ısrarla gizli tutuluyor(du). Büyük basın yayın kuruluşları da belirli bir düzeneğin (?!) parçası olduğundan bu gelişmelerden kimsenin haberi olamıyordu… Ta ki son hali de nihayet bu hafta sızıp internette paylaşılana kadar.

    Anlaşmanın son şeklinde görülüyor ki bu anlaşmada planlanan yasalar çıkartılıp uygulanmaya kalkılması halinde “telif haklarını ihlal etmiş olma ihtimali olan kişilerin” bilgisayarındaki tüm veriler incelenebilecek. Bu tanım kimleri mi kapsar? HERKESİ.

    ABD siyasetini takip edenler hatırlayacaklardır ABD’de 12 Eylül sonrası terör bahanesiyle özgürlüklere nasıl kısıtlamalar getirildiğini. Bunun birebir aynısını “korsan” bahanesiyle 27 ülkede yapmaya hazırlanılıyor. Özetle her vatandaşın bilgisayarında olan biten ne varsa habersiz denetleme yetkisi veriliyor kendi kendilerine.

    Uyarmadı demeyin. Uyanık olun, duyarlı kalın…

    not: Kaynaklar maalesef hep İngilizce. Malum bizim memlekette bu konuları tartışacak babayiğit pek az.