Kategori: İnternet

  • Twitter hesabım askıya alındı

    @ufakoglan twitter hesabı, açmamın ertesi günü askıya alındı. Twitter kurallarına göre aynı amaçla aynı kişi tarafından birden fazla hesap açılması yassahmış. Dedim nooluyoruz?! Twitter Google’a bağladı.

    Benzer durum birkaç değişik Google servisinde başıma geldiği ve bu tür sorunları çözmenin Google ile ne kadar çaba gerektirdiğini bildiğim için bir an panikleyerek önce bir küfrettim (içimden). Sonra sakin kafayla notları okudum ve “bir hata olduğunu düşünüyorsam” destek ekibine yazmam gerektiğini öğrendim. İngilizce bilmeyenler için bu bir sorun, çünkü Twitter’ın henüz “Türkçe destekli” destek ekibi yokmuş. Dolayısıyla İngilizce güzelce mesaj attım ve “hayrola neden daha bismillah demeden, destursuz hesabımı kapattınız?” dedim.

    Meğer bunların botları otomatik tarama yapıyormuş, kafasına göre “aa bu hesaplar aynı haltı yapıyor, aynı kişi bunlar” derse yeni hesabı direk otomatik kapatıyormuş. Bana hangi hesabı ne amaçla kullanacağımı sordular. Bu durumlarda ilk refleks genelde yalan söylemek oluyor, SAKIN YAPMAYIN. Genel hayat görüşüm de budur ama birebir Google’dan da Twitter’dan da tecrübem aynen bu: Salağa yatmayın, açık olun.

    Ben de açık oldum, dedim bu bu bu hesaplar benim. Birisi işim için, birisi benim şahsi hesabım, aha bu @ufakoglan da yeni açtığım (güya ismimi gizle tutacağım) blog için.

    Ertesi gün “bizim botlar işgüzarlık etmiş, hesabınızı hemen geri açıyoruz” diye bir mesaj geldi. Google’a oranla çok hızlı bir çözüm ve çok daha sıcak bir karşılamaydı diyebilirim. Gerçi bu mesajın üzerine bir hatırlatma mesajı attım ve 2 gün sonra açıldı hesap ama olsun.

    Özetle durum budur. Meğer Twitter da hesapları askıya alırmış. Alırsa panik yokmuş, haklıysanız geri gelirmiş.

  • Blog ve proje zombilemece

    Büyük bir şirketim olsaydı kesin bütün toplantıları Ptesi sabah yapardım, yaptırırdım. Ptesi sabahları herkes gibi ben de moda zor giriyor, zor çalışıyorum.

    İşim internet olduğundan çalışmadığım zaman yapacak şey çok. Haber okumak mı dersin, 8 tur facebook/twitter döngüsüne girmek mi dersin, yeni siteler keşfetmek mi, yeni müzikler aramak mı… Şimdi bir de yeni ülkeye taşındık diye sanırım ani yalnızlık dolayısıyla olsa gerek kendimi ifade ihtiyacına girdim tekrar. Bkz. hemen bu bloga başladım. Bkz. yetmezmiş gibi bugün bir diğer eski projeyi hortlattım:

    http://www.dinletiyorum.com/

    Gören de işim gücüm yok sanır. Nispeten doğru da sanır. Her sene Temmuz ve Ağustos aylarında işler azalıyor. Sanıyorum şirketler de çalışanlarıyla birlikte tatile çıkıyor ve yeni proje gelişi neredeyse duruyor. Eylül gibi her sene olduğu üzere bu sene de rahatlatıcı bir patlama bekliyorum.

    Diyeceğim o ki, vaktim bu aralar nispeten daha çok. Eski projeleri zombileyeceksem gün bugündür, di mi?

  • Her Sakallı Dedem, Her Çıplak Orospu Değildir

    Memleketimizde çok derin bir “elmalarla armutları birbirine karıştırma” sorunu var. Her örnekte bir kez daha görüyoruz ki Ufuk Uras meclis kürsüsünden Nimet Çubukçu’ya “okullarda mantık dersleri arttırılmalı” derken haklıymış.

    Bu haftaki örneğimizde ise elmalar sanat eserleri, armutlar da toplumsal (belki de siyasi) kaygılar.

    Bilgi Üniversitesi’nde bitirme projesi olarak “pornografik” film çeken öğrenci mezun oldu ama bu filme D, yani en düşük geçer notu veren (ve birisi bölümün kurucusu olan) öğretim üyeleri okuldan apar topar atıldı.

    Normal şartlarda dünya tarihindeki örneklerine bakıldığında hep sanat ve bilim toplumları yönlendirmiştir. Sanatçılar farklı fikirleri “özgürce” ortaya koymuş, halk tepkilerini verip, bazılarını elemiş, bazılarını el üstünde tutmuştur. El üstünde tutulanlar da zamanla insanlığı geliştirmiştir.

    Bizde ise herşey tepeden inme oluyor. Ahlak da tepeden inme, sanat da… Birisi pornografik film yapıyor, kalitesizliğinden dolayı hakettiği bir not alıyor ve öğretim görevlileri okuldan atılana kadar ortaya hiç tepki çıkmıyor. Zaten bir filmin o kadar ahlak dışı ve kabul edilemez olması durumunda halk tarafından benimsenmeyeceği, kimseyi doğru düzgün etkilemeyeceği ortada.

    Sonra tepeden birileri kalkıyor, kimseyi ilgilendirmemesi gereken bu olayı bir anda ülke çapında bir rezalete çeviriyor.

    Ne diyeyim. Filmi çeken genç haklıymış: “Üniversitelerde özgürlük yok”. Bugüne kadar en çok muhafazakar kesimin, genellikle başörtüsünü örnek verip kurduğu bu cümleyi bugün porno film çeken bir yönetmen aynen kuruyorsa, düşündüğümüzden çok daha büyük sorunlarımız var demektir.

  • Gerçekten Özgür ve Şeffaf Bir Dünya İçin

    WikiLeaks yıllardır yayında ama hiç bu kadar ilgi çekmemişti. Bugüne kadar herkes alternatif bir “gazetecilik kaynağı” olarak yorumlamıştı… Ama bunun bir günde değişmesi için Wikileaks’in ve kurucusu Julian Assange’nin Amerika’yı “yeterince” kızdırması yetti.

    Önce alelacele İsveç’te Assenge için tecavüz davası açıldı. Bu ilk defa değil, aynı oyun daha önce de oynanmış, sonra karar geri çekilmişti. Bu defa ise geri çekilmedi ve tutuklama emri İnterpol’e iletildi.

    Bilmeyenler için söylemek gerek, İnterpol tarafından aranmak için, memleketinizde size karşı bir dava açılması gerekiyor. Yani Amerika’da açılan bir dava İnterpol’u bağlamıyor. Assange’ı dünya çapında aramak için tek çare İsveç’te bir tutuklama kararı çıkartmaktı, o da ne hikmetse anında oluverdi!

    Yetmedi, sanki ağız birliği etmiş gibi tüm liderler ve ülkelerindeki yandaşları medyalar wikileaks’in güvenilirliğini sorgulamaya, haberleri sulandırarak magazine indirgemeye başladı.

    Yetmedi, wikileaks’e doğrudan yüklenmeler başladı. Wikileaks alan adı sağlayıcı şirket servisi durdurdu… Ama wikileaks’i durduramadı. Wikileaks http://213.251.145.96/ üzerinden alan adı kullanmadan doğrudan yayın yapmaya devam ediyor.

    Bu hikaye sırasında gözlerden kaçan o kadar çok saldırı, iftira, hakaret yapıldı ki, saymakla bitmez.

    Herşeye rağmen gerçek anlamda özgür ve şeffaf bir dünya için Wikileaks ve benzeri projeleri destekliyorum, takip ediyorum. Umarım bu konuda sizin de gözünüz ve aklınız açık olur.

  • Günün Sorusu: "WikiLeaks Nedir?"

    WikiLeaks.org sitesi 4 yıldır yayında olan bir “gizli belge” sitesi. Ne hikmetse Dünya basınının ilgisini çekebilmek için gizli Amerikan Büyükelçilik dedikodularını yayınlaması gerekti. Halbuki WikiLeaks bundan ibaret değil. WikiLeaks gazeteciler için paha biçilmez bir maden… farkedene.

    Öncelikle wikileaks ile ilgili bilinmesi gereken ilk şey şu:

    Wikileaks’in açıkladığı belgelerin hepsi gerçek ve resmi gizli belgeler!

    Ha, belgelerin gerçek olması, içindeki tahmin ve fikirlerin doğru olduğunu göstermiyor. Ama burada önemli olan, belgelerle ortaya çıkan, toplumlardan ve diğer devletlerden gizlenen görüşler.

    Örneğin ABD’nin İsrail devlet başkanı için “asla sözünü tutmaz” notunu düşmüş olması çok önemlidir.

    Örneğin ABD’nin Davutoğlu için “tehlikeli” yorumu yapıyor olması çok önemlidir.

    Örneğin ABD’nin belgelerde “incirlik üssü ABD için hayati önem taşıyor, bu yüzden Türkiye’nin suyuna gidilmesi”nin önerilmesi çok önemlidir.

    Bazıları bunları “zaten tahmin ediyorduk” veya “bildiğimiz şeyler” diye geçiştirse de, bu belgelerdeki yorumlar, resmi ve kesin yorumlar olduğu için artık tahmin yapmaya gerek bırakmıyor.

    Wikileaks’in bazı belgelerindeki yorumlar, benzetmeler çok ilgilendirmiyorsa da Dünya’da olan biten diğer olaylarla ilgili öyle belgeler var ki,  tarihin akışını değiştirebilecek öneme sahip (örneğin bkz. geçen Mart’ta wikileaks ne açıklamıştı).

    Özgür bir dünya için, bilgi özgürlüğünü ve şeffaflığını sonuna kadar destekliyorum. Wikileaks’i takibe devam.