Kategori: İnternet

  • Ben Güzele Güzel Demem, Güzel Gerçek Olmayınca

    Yıllar önce bir haber okumuştum, yıllar geçtikçe nüfusun kilo ortalaması artmasına rağmen, güzellik yarışmalarında seçilen güzellerin ortalaması azalıyor diye. Güzellik konusunda herkes bu çarpık gidişata karşı konuşsa da eyleme geçen, bu gidiş karşısında tavır takınan yok.

    Dergiler, televizyon, internet sahte veya yapay güzelliklerle dolu. Sahte güzellik yaratmak artık bütün dergi ve televizyonların yaptığı bir şey. Bakın bu ve şu videoda işin içinden insanların bu işi ne seviyede ve sıklıkla yaptıkları anlatılıyor. Amerika’da photoshopçılık mesleğinin önde gelen kişilerindenmiş kendisi. Herhangi bir dergide yayınlanan resimlerin söylenene göre HEPSİ photoshoplanırmış. Yani aslında gördüğümüz bütün resimler sahteymiş!

    Bu ilk başta o kadar çarpıcı gelmiyor insana. Hatta zamanla sahteliğe insanlar alışıyor olsa gerek ki estetik cerrahlık geleceğin en zengin mesleği haline gelme yolunda ilerliyor.

    Bu gidişatı çok önemsemeyen kişilerin ise bunun nereye kadar varacağını sorgulaması gerekir. Bir fikir vermesi açısından bugünkü habere dikkat çekmek gerek: Hindistan’da ten beyazlatıcı krem satışları patlamış.

    Güzellik tanımını sahte, imkansız ve hatta sağlıksız kavramlara yönlendiren yaygın bir medya dayatması söz konusu. Milyonlarca insanı ten renginden bile soğutacak kadar özgüven yıkımı yaratabilen bu zehirli yaklaşıma lanet olsun!

  • İnternet'in Devrimsel Gidişatı

    Mesleği internet olmayanların ne kadar isterse istesin farkedemeyeceği bir evrimi var internetin. Bu evrim, hayatlarımızı da etkileyen, geleceğimizi şekillendiren bir evrim.

    Hayatımızın bundan sonraki döneminde internet siyasi şartları bile şekillendirecek.

    Bana göre ikinci bir “Matbaa”dır İnternet Dünya tarihinde. Etkilerini görmeye başladık bile.

    İnternet de aynen matbaa gibi, varolan bilgiyi daha hızlı ve kolay paylaşmak için yaygınlaşmışsa da yine matbaa gibi kısa sürede bireylerin fikirlerini kitlelere yayma aracına dönüşmekte.

    Bugüne kadar çoğu kişinin varsayımı google veya her kim arama motoru en büyükse, bu büyüklüğün sonsuza kadar varolacağı idi. Çünkü bu varsayıma göre internet, dev bir ansiklopedi, belki de hızlı bir kütüphaneydi. Arama motoru da bu tanım içinde en önemli olguydu.

    Halbuki İnternet’in bundan çok daha kapsamlı bir olgu olduğunu bize MySpace, YouTube ve daha onlarca örnek göstermişti. Habere göre de nihayet geçen hafta itibariyle Facebook, Amerika’da google’ı tahtından indirdi.

    Bu haberin anlamı, değişimin düşündüğümüzden hızlı gerçekleştiğidir. Facebook yalnızca bir örnek, belki vasıfsız bir paylaşım ortamı gibi görünebilir, fakat “bireysel paylaşım”ın gücünün simgesidir.

    Bu gidişatın sonunda elbet bazı yerleşik “bilgi” kaynakları sarsılacak, mutlaka kitlesel aydınlanma gerçekleşecektir. Bize ise bu hızlı değişim içerisinde daha da hızla arayı kapatma zorunluluğu düşüyor.

  • Site Kapatmak Yerine Ne Yapılabilir?

    Bugünkü bir haberde Avrupa’da Google aleyhine açılan iki davadan bahsedilirken dikkatimi İtalya’dan verilen örnek çekti. Habere göre İtalya’da google videos’a yüklenen “zararlı içerikli” videodan dolayı 3 Google yöneticisi hapse mahkum edilmiş.

    Buradaki örnek birebir bizim youtube kapatma örneğimizle benzeşiyor. Yasalara aykırı içerik barındıran bir site var, fakat siteye erişim engellenmiyor, sitenin yöneticisi cezalandırılıyor.

    Bana sorarsanız bu işin en uygun cezası para cezası, vergi cezası veya en ağır yolundan olacaksa örneğin süreli kapatma cezası olabilir. Fakat kökten internet ağından kopartmak özgürlük kısıtlaması olmanın yanısıra aynı zamanda bilgi paylaşımı mantığına da ters. Bilgi ne olursa olsun.

    İtalya’daki uygulamada bence yine de biraz sert bir ceza da olsa, zararlı video gösterimden kaldırılmış. Yasalar korunmuş. Site hala ulaşılabilir durumda.

    Bilmeyenler için de not düşeyim ki Google videos teknik olarak youtube ile eş sayılabilir Google geçen sene youtube’u satın aldığından beri.

    “Youtube kapalı değil ulaşabiliyoruz” diyen çok bilmişler ise youtube’un sadece magazin kısmında takıldıklarının farkında değil. Youtube erişimi aynı zamanda kendi içinde bir pazar, yazılım sektöründe ilave kazanç imkanı ve geliştirme şansı yaratıyor. Youtube’a girmek için bilimum cinlik yapmak bütün bu teknolojik ve ekonomik getirileri teknik olarak imkansız kılıyor.

    Kaldı ki sorun youtube değil, her ne anlatırsa anlatsın bir site kapatılmamalı. Aynen bir partinin de kapatılmaması gerektiği gibi.

    Parti olsun, gazete olsun, internet sitesi olsun. Bir suç varsa kurumu değil, suçtan sorumlu olan kişiyi cezalandırmak gerek.

  • Youtube Kapatılalı 1 Sene Oldu, Dailymotion Tekrar Kapatıldı

    Son zamanlarda yıllar öncesinde komplo teorisi adledilerek kaale alınmayan “yargıyı yıpratacaklar ki sonra değiştirebilip ele geçirebilsinler” fikri AK Parti’yi bir dahaki genel seçimde olası bir büyük oy kaybında fena halde hırpalayacak gibi görünüyor. Bu günlerde yargıya yapılan müdahaleler, yapılmayan destekler, kimsenin el atmadığı için büyüyen sorunlar yüzünden en çok konuşulan konulardan birisi haline geldi “bağımsız” yargımız.

    “Yeni Anayasa” şakşakçıları arasından cemaat örgütlenmesi yandaşı olanların en büyük kozlarından birisi yargıya getirilmesinden söz edilen düzenlemeler olacak. Karşıt fikirdekiler (nam-ı diğer düzenin koruyucuları) ise bunu bir nevi kadrolaşma ve yargıyı ele geçirme hayali olarak yorumlamaya ve dolayısıyla engellemeye devam edecek.

    Bana göre ise tüm bu tartışmalar abesle iştigalden öteye geçmiyor.

    Ergenekon ve Deniz Feneri davalarında sıkça tartışılan konu yargıya yapılan veya yapılmayan yönlendirmelerdi. Bu ikisi yetmezmiş gibi yargının yakınından geçilmeyen bazı durumlar bile kullanılarak yargı lekelenebiliyor.

    Son örnek olarak, bugün Dailymotion tekrar yasaklanması kullanılacaktır. Youtube’nin kapatılışının 1. yıldönümünün hemen ardından çıkan bu ve benzeri haberler elbette ki “yasaklarla bir yere varılmaz” yaklaşımındaki balon yorumları şişirmekten başka bir işe yaramaz. Halbuki burada yargının suçu yok ama bunu düşünen de pek yok. Senelerdir adamakıllı oturup internet ve yazılım dünyasını ilgilendiren yasalar ile uğraşmayanların sorumluluğudur bu rezalet. Mahkemeler ne yapsın? Kanun ne derse onu uygulamak durumundalar. Sonuçta bu tür “yasakçılık” zihniyeti yargının kendi kendine aldığı bir emrivaki karar değil. Yasama, Yürütme ve Yargı’nın bağımsız olduğu devlet yapımızda bunun tek sorumlusu da bu durumda “Yasama” organıdır. Ama yine de sonuca baktığımızda akıllara kazınan yafta kabaca “Youtube kapatılmış, yargı suçludur” oluyor. Benim isyanım bunadır.

    Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk, her şeyden üstündür ve yargı kararı devletin namusudur, el sürülmez. Dolayısıyla Youtube veya bir benzeri internet sitesi “yasadışı” unsur içeriyorsa kapatılmalıdır. Fakat eğer bu durum mantık dışı, çağ dışı bir sonuç doğuruyorsa (ki aynen öyle oluyor) bu düğümü ilgili yasaları düzenleyerek acilen çözmek gerekir.

    .

    Hepsinden bağımsız olarak yeri gelmişken bir iki cümleyle internet özgürlüğünün gözümdeki önemini de belirteyim.

    Matbaa’nın ve Fransız İhtilali’nin ardından, bana göre hepsinden de üstün, gelmiş geçmiş en kapsamlı aydınlanma çağına internet sayesinde girdik. Doğrunun, gerçeğin ve bilginin her ne koşulda olursa olsun insanlığı olması gereken yola sokacağına inanan birisi olarak özgür ve sınırsız bilgi paylaşımının yegane ortamı olan internetin her koşulda ve kesintisiz olarak insanlara ulaşmasının taraftarıyım. Sonuçta öznel ve karşıt fikirler paylaşıldıkça ancak değişmez tek olan nesnel ve evrensel doğruya ulaşılabilecektir.