Yazar: ufak oğlan

  • “Para” Yazı Dizisi 3: Enflasyon (Asıl Canavar Kim?)

    (Önceki Yazılar: “Para” 1: Para Nedir? / “Para” 2: İstikrar ve Asli Önemi)

    “Her Türk asker doğar!”

    “Her Türk borçlu doğar…”

    “Her Türk 2 canavarı tanıyarak doğar: Trafik ve Enflasyon.”

    “Trafik Canavarı” bizden birisidir. Onu biliriz, bilmemize rağmen severiz. Sıklıkla arada sırada hepimiz birer trafik canavarı oluveririz. Sonra kendimize gelir, sakinleşiriz… “Enflasyon Canavarı” için ise durum tam tersidir.

    Enflasyon nedir tam olarak bilmeyiz. Bildiğimiz kadarıyla enflasyonun nasıl oluştuğunu bilmeyiz. Enflasyonu tanımayız. Enflasyon bizden birisi değildir, bizim erişim menzilimizde veya etkimiz altında da değildir. Enflasyon bir yerlerde yetişir, büyür, bize musallat olur. Enflasyon Canavarı’nı sevmeyiz…

    En bilinen tanımıyla enflasyon, fiyatların artmasıdır. Aslında enflasyonun gerçek tanımı bu olmasa da halk için birincil göstergesi ve asli önemi budur. Biz enflasyonu yalnızca artan fiyatlardan takip edebiliriz. İşte bu tanım farkı yüzündendir ki açıklanan enflasyon ile bizim hissettiğimiz enflasyon biraz farklıdır. Tıpkı hava sıcaklığı ile nemden dolayı değişik bir değere denk gelen “hissedilen sıcaklık” gibi.

    Enflasyon, kelime olarak tüm Dünya’da İngilizce “inflation” kelimesinden alıntı yapılarak kullanılır. “Inflation” “şişme” demektir. Ekonomideki enflasyon da bu durumda aslen “elimizde tuttuğumuz paranın miktarındaki şişme” demektir. İktisat terimleriyle bakarsak, para arzının (basılmış para miktarı), para talebine (alınabilecek ürünler) oranla daha fazla artmasıdır. Enflasyon, üretim artmadan paranın artması, dolayısıyla paranın alım gücünün azalması demektir. Örnekle birazdan açıklayacağım.

    Enflasyon hakkında bilmediklerimizin yanısıra, yanlış bildiklerimiz de hiç küçümsenir cinsten değildir. Örneğin, Enflasyon her para basıldığında elimiz mahkum olan bir şey değildir. Her krizde enflasyon olur diye bir kural da yoktur. Türk Lirası’nın Döviz karşısında değer kaybetmesi de aynı oranda enflasyon olarak bize yansıyacak anlamına da kesinlikle gelmez.

    Özetleyecek olursak, biz aslında enflasyonu tanımayız. Aslına bakarsanız, bizim tanımamıza da gerek yoktur, çünkü çarkların nasıl işlediğine bakıldığında enflasyon canavarın kendisi değildir!

    Enflasyon, gerçek canavarın yalnızca ufak bir aynadan yansımasıdır. İşte bu yüzden ne anlaşılabilir, ne ele avuca sığabilir. Enflasyon yalnızca asıl canavarın, perde arkasındaki düzeneğinin iyice kavranıp dizginlenmesi ile hakimiyet altına alınabilir.

    Bizi ilgilendiren ilk enflasyon örneği Osmanlı Devleti’nin bastığı gümüş akçelerin içindeki gümüş miktarını azaltması ile ortaya çıktı. Önceleri saf gümüş akçeler basan darphane, savaş masraflarını eldeki paradan karşılayamayacağı için basılan paraların içindeki gümüş miktarını azalttı. Bu sayede henüz fiyatlar bu gümüş miktarına ayarlanmadığı için ihtiyaçlar karşılanabildi. Halk açısından bakıldığında ise gümüşün fiyatı neredeyse hep aynı kaldığı için aynı boyuttaki bir akçenin içindeki azalan gümüş miktarıyla akçenin değeri de azalmış oldu.

    Bugün yaşanan enflasyon da aynen bu şekilde gelişir.

    Aslında üretim artmadığı sürece, piyasadaki ürünlerin miktarı değişmediği sürece toplam alınabilir mal değeri sabittir. Dolayısıyla yeni basılan her para eski paraların payına ortak olur, azaltır.

    Örnekle basitleştirecek olursak; varsayalım 10 milyon nüfuslu bir ülkede, piyasada 10 milyon ürün var ve dolaşımdaki paranın miktarı da 10 milyon TL. Bu durumda herkese ortalama 1 birim alışveriş düşecek ve 1 TL harcayacak. Bu durumda diyelim 100bin TL basıldı. Nüfus aynı, alınabilecek ürünler aynı olduğundan ürünlerin ortalama değeri piyasadaki paraya oranla artmış olacak. Teorik olarak 10% enflasyon yaşanacak. Tersi şekilde para miktarı sabit, üretim artar ve 100bin yeni ürün satışa sunulursa da bu defa 10milyon TL ile 11milyon ürün alınabilir, yani ürünlerin değeri düşmüş olacak. Bu da bildiğimiz üzere deflasyon oluyor.

    Kişi başına düşen mal ve para oranı sabit olduğu sürece enflasyon yaşanmaz. Burada bahsettiğim mal, gerçek, somut değere sahip ürünlerdir. Dizinin 1. yazısında açıkladığım gibi “para” bir aslen bir değer taşımadığı için mal olarak kabul edilemez.

    Peki bütün bu konular neden bu kadar karmaşıklaştırılmış? Neden ilk örnekleri gibi yalnızca bir alışveriş aracı değil para? Neden kimse bu işlerin ayrıntılarını halka anlatmıyor? Anlatılanlar neden bir işe yaramıyor, neden sürekli bir yerlerde ekonomik sorunlar ve küresel krizler başgösteriyor?

    Bütün bu soruların cevabı düzenin kendinden kaynaklanıyor. Gerçek sorun, asıl canavarın iç yüzü ve çarkların dişleri arasına aldıklarını nasıl parçalayıverdiğine de sonraki yazılarda geleceğim.

    Sıkın dişinizi, 2 yazı daha kaldı…

    .

    Devamı İçin:

    “Para” Yazı Dizisi 4: Faiz (Sondan Bir Önce)

    “Para” Yazı Dizisi 5(son): Bankacılıkta Yasal Kalpazanlık

  • Adalet Bakanı’ndan Büyük Adalet Ayıbı

    Seçime doğru yaklaştıkça, geçen 2 genel seçim ve son belediye seçmine oranla AKP’li adayların işlerinin biraz daha zor olacağı fikri yayılmaya devam ediyor. Her ne kadar oy oranında muhtemelen azalma olacak, bazı bölgelerde zorlanacak olsalar da benim tahminimce AKP sonunda yine büyük bir fark ile Türkiye’nin tamamına yakınını alacaktır. Fakat bazı bölgelerde çok şaşırtıcı ve bir sonraki genel seçimler için işleri arapsaçına çevirecek değişimler bekliyorum. Örneğin İzmir ve İstanbul’un el değiştirmesi olasılığında yıllardır kısırlaşan sanal tartışmalar, olması gereken şekilde rayına oturma yoluna girecektir. Artık hiçbir ilin hiçbir siyasi partinin “kalesi” olmaması gereken bir dönemdeyiz. Aynı şekilde İstanbul’un Türkiye’nin aynası olduğu kanısının da yıkılması siyasi geleceğimiz için çok faydalı bir değişim olur. Benzer şekilde doğu ve güneydoğuda ırk temelli oyların da erimesi çok umut verici olacaktır, ki son genel seçimlerde işaretlerini görmeye başladık.

    Bu kaçınılmaz büyük değişim ortamında iktidar ve güç sahibi AKP’nin elindeki kozları kaybetmeme uğruna değişik bir söylemde bulunmadığını görüyoruz. Önceki seçimlerde hizmet ve istikrar söylemlerini zaten kullanmışlardı. “Durmak yok, hizmete devam” bu açıdan değişimi andırmıyor ve sanki 10 sene geçse hala aynı söylemle devam edecekler havası uyandırıyor. Eminim bugün için yine yeterli olacaktır, fakat uzun vadede AKP’nin bu söylemden arınması, yeni bir koz üretmesi gerekecek.

    Karşısında CHP, AKP’nin yolsuzluk dosyalarını ortaya çıkartıyor, AKP’nin köşe bucak kaçtığı Deniz Feneri davasını gündeme oturtmaya çalışıyor ve AKP’nin hizmet edemediğini değil, kendilerinin daha iyi ve dürüst hizmet vereceğini savunuyor. Her ne kadar yapabileceklerinin muhtemelen en iyisi bu olsa bile, haklı olsalar da olmasalar da, halkın oyları bu kadar hızlı kitlesel olarak kayacak durumda değil bugün şartları altında. Bu sebeple genel oylarda ufak kayma kendini gösterse de yine de CHP’nin İstanbul’u alması, kazanabileceği en iyi sonuç olacaktır. Genel seçimlerde de fazlasıyla işlerine yarayacak bir sıçrama olur.

    MHP bu sırada daha sakin bir yükselişin peşinde. Tabanlarının AKP ile çoğu konuda çakışıyor olmasından dolayı AKP seçmenini kırmamak için olsa gerek, daha pasif duruyorlar. Muhtemelen sabırla doğru anı bekliyorlar bir patlama için.

    Bütün bunlar gözönüne alındığında AKP’nin en büyük hedefi 3 büyük şehri almak olmalı. Bu uğurda ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. AKP’ye yakın basında sürekli karşımıza çıkan ve beni her gördüğümde üzen ve biraz sinirlendiren tehditkar söylem de bunun için sürekli tekrarlanıyor: “Hükümet ile ters düşen belediyeler iş yapamaz.”

    İşin en acı yanı, seçim söylemi “ayrımcılık yapmadan, herkese hizmet” olan bir hükümetin kendilerinden olmayan belediyelere kaynak vermeyeceği fikrinin alttan alta vurgulanıyor olması. Bu fikir her ne hikmetse kimseleri rahatsız etmiyor… Eğer asıl derdin hizmet ise, kim olursa olsun, belediye doğru iş yapıyorsa ona kaynak aktarılmalıdır. Eğer gerçekten herkesi kucaklamak niyetindeysen ne bu şekil açıklamalar yaparsın, ne de bunlara izin verirsin.

    Basın bir yere kadar bu konuda es geçilebilir. Taraf olduğu zaten alenen bilinen kuruluşlar kendilerince doğru bildikleri yorumları yapmakta özgürdürler. Her ne kadar taraflı yayın yapmak adil ve ahlaki olmasa da, bu özgürlükleri elbette vardır. Fakat bugünkü haber bütün bunların üzerine tuz biber oldu. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin bir açıklamada hükümet ile zıtlaşan belediyenin iş yapamayacağını söyledi (Haber için tıklayın).

    Adalet Bakanı olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında en adil olması gereken kişiden, başbakan yardımcısı olarak söylediği her kelimenin hükümet adına geçerli olacağının farkında olması gereken bir kişiden bu yorum gelmişse benim varsayımım bunun kasıtlı olduğudur. 8 yıldır ülkeyi yöneten bir kişiden bu denli derin bir açıklamayı yanlışlıkla yapmış olması beklenemez.

    Bir vatandaş olarak, haklı veya değil, ülkemdeki adaletin temsilcisi, savunucusu olan kişiden bu şekilde, adeta karşıt seçmenlere “tehdit” içeren bir açıklama duymak beni endişelendiriyor. Hani hizmet için oy vermeliydik? Hani eşitlik, kardeşlik için oy vermeliydik? Hani hepimiz bir aileydik? Benim bildiğim bizim kültürümüzde ailede ayrı gayrı olmaz, olamaz.

    Buna benzer bir açıklamayı bir baba yapsaydı ne hissederdiniz?
    “Beni daha çok seven çocuğuma daha çok yemek veririm, yeni kıyafetler alırım. Benimle zıtlaşan çocuklarıma daha az yemek veririm, yeni kıyafetler almam. Bu maalesef böyle.”

    Sonra aynı baba çıkıp “ben bütün çocuklarımı eşit seiyorum, hepsini kucaklıyorum” diyebilir mi?

    AKP’nin işi bu kadar zor olmamalı. Çok daha rahat kazanabilecekleri bir seçimde kendi kendilerini yakma yolunda ilerliyorlar. Bu seçimde olmasa da, uzun vadede bu tutarsız tavırlar başlarını yakacaktır.

    “Adalet” adına, yakışmadı.

  • “Para” Yazı Dizisi 2: İstikrar ve Asli Önemi

    (Önceki yazı: “Para” Yazı Dizisi 1: Para Nedir?)

    Türkiye’de son dönemde daha çok siyasi bir söylem olarak karşımıza çıkmasından dolayı bazıları için güven veren, karşıtları için ise rahatsızlık uyandıran bir terime, “para” ile ilgili çarkların aslen nasıl döndüğü konusuna girmeden değinmek istedim. İstikrar’ın derinlerine inelim.

    Günümüzde Türkiye’nin de dahil olduğu “Çağdaş Para Mekaniği/Çarkı” (Asıl adı “Modern Money Mechnanics”) kuralları ile doğmuş ve IMF’ye bağlı tüm ekonomilerde benzeri uygulanan yapıdan daha sonraki yazılarda bahsedeceğim. “İstikrar”ın herhalde dünyayı en çok etkileyen kullanım alanı da daha sonra ayrıntısına gireceğim bu “Modern” parasal düzenin ta kendisi.

    Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu bir grup ülkece kullanılan bu “modern” parasal düzenin temel yakıtı ekonomik istikrar (consistency), ve bunun en temel göstergesi olan sabit büyüme (growth). Çağımız şirketleri için sıkça duyulan bir söylem vardır. Kabaca karşılığı “ya büyüyeceksin, ya da batacaksın” olan bu söylem aslında yalnızca özel şirketler için değil, dahil olduğumuz ekonomik yapının kendisi için de birebir geçerlidir. “Modern” ekonomik düzende ekonomi istikrarlı bir şekilde büyümezse, sürekli krizlere ve sonunda çöküşe mahkumdur. Hemen değineyim, istikrarlı büyüme sonucunda da krizler ve çöküş olabilir elbette, fakat yıllara yayılan bu süreç sanki ani bir krizmiş hissi uyandıracağından sistemin kendi iç hataları göze batmaz (Bkz. bugünkü küresel kriz).

    Örnekleri uzaklarda aramaya gerek yok. Büyüme ve istikrarın olduğu dönemlerde ne krizlere ne de çöküntülere rastlamadık milletçe. Enflasyonu bu denklemin dışında tutuyorum, çünkü onun da kendi içinde bağımsız etmenleri var. Büyüme ve istikrarın olması, enflasyonun düşük olacağı anlamına gelmiyor. Arkası yarın diyerek bunu da sonraya bırakıyorum.

    Henüz nasıl çalıştığından bile bahsetmediğimiz, bilmediğimiz ve asla sorgulattırılmadığımız fakat birebir içerisinde debelendiğimiz bu “modern” ekonomik düzeneğin ayrıntılarına girmeden, özellikle “istikrar” hakkında farketmediğimiz önemli bir noktaya değinmek istedim. Eğer bu yazıların devamını okursanız arada sırada değinmek için öncelikle gerçek bir istikrarın yerine göre hem iyi hem de kötü yönde ne kadar etkili olabileceğini anlatmak istedim.

    Haberlerde istikrar sayesinde yapılan tahminleri manşetlere taşıyış şekline göre gazeteler bizi yönlendirebilir. İşin aslına bakıldığında ise istikrar ve matematiksel etkisiyle bakıldığında gerçek bir istikrarın eksponansiyel (üstel veya üslü de denebiliyor) etkileri ile göreceğimiz uzun vadeli etki bambaşka olabilir. Farazi olarak örnekleyecek olursak;

    “Yıllık Enflasyon 5 senedir %7” manşetini gördüğümüz anda seviniriz. %7 çok az gelir, tek haneli enflasyon çok iyidir! Fakat istikrar kelimesinin matematiksel karşılığı eksponansiyel (katlanarak artan) bir artıştır. %7 yıllık enflasyon ile sağlanacak bir istikrar demek, 10 sene içinde bütün fiyatların 2’ye katlanması, 10 sene içerisinde elimizdeki paranın değerinin yarıya inmesi demektir. Manşetlerde “Son 5 yıllık göstergelere göre 10 yıl içerisinde fiyatlar ikiye katlanacak” denirse panikleriz… Halbuki ikisi aynı şeydir.

    Tersi de aynen geçerlidir. İyi veya kötü olarak gelişmelerin etkisini arttırmak için tersten sonuçlar çıkartılabilir. “Geçen yıl ülke ekonomisi %7 büyüdü” demek yerine “Bu seneki istikrar devam ederse 10 yıl içerisinde ekonomimizin büyüklüğü 2 katına çıkacak” şeklinde bir manşet ile %7lik büyüme (ki aslında oldukça iyidir) uzun vadeli etkisi değinilerek vurgulanmış olur.

    Günümüzde Türkiye’nin de dahil olduğu “modern” ekonomik sistemin ayrıntılarına girmeden önce, bu düzenek içerisinde en önemli etmen ve bilhassa asıl amaç olan istikrarın uzun süreli etkilerinin ne kadar büyük olabileceğini olayları ve göstergeleri yorumlarken hatırlamamız gerekir.

    Devamı için:

    “Para” Yazı Dizisi 3: Enflasyon (Asıl Canavar Kim?)

    “Para” Yazı Dizisi 4: Faiz (Sondan Bir Önce)

    “Para” Yazı Dizisi 5(son): Bankacılıkta Yasal Kalpazanlık

    .

    Herhangi bir düzenli (istikrarlı) artış için pratik bir formül olarak kabaca (70/yüzde değişim) iki katına çıkma süresini verecektir (Hızlı bilgi için bkz. YouTube videosu). %7 artış için 70/7=10 sene, %2 artış için 70/2=35 sene gibi.

  • “Para” Yazı Dizisi 1: Para Nedir?

    Para nedir?

    Bu sorunun tabulaştırılmışlığı üzerine sayısız yazıyı, eleştiriyi ve tartışmayı bulabilirsiniz. Tüm bu tartışmaların ortak noktasının “para” kavramının en kutsal, en büyük tabulardan bile daha az değinilir olması.

    Okullarda “para” nereden gelir, “para” kim tarafından basılır, “para” neye karşılık gelir anlatılmaz. Televizyonda dinozorlarla veya böceklerle ilgili belgesele rastlarsınız, kara delikler veya astral seyahat ile ilgili belgesele rastlarsınız, felsefi veya politik tarih içeren belgeselleri bulabilirsiniz… Ama hiçbir yerde “‘para’ nedir?”, “nereden gelmiştir?”, “nasıl bugünkü haline ulaşmıştır?” sorularına cevap bulamazsınız. Bize “para” ile ilgili bilgi asla sunulmaz.

    En büyük yanılsamamız “para” dendiği zaman bahsedilen olguyu, Anadolu’da ilk kullanılmaya başlandığı zamanki haliyle aynen kullandığımızı sanmamız. Terimlerin birbirine geçmesi veya geçirilmesi ile öyle güzel kafamız karışmış ki, “para” gibi genel bir terim artık bizim için “değer” ifade eden herhangi bir şey olabilir.

    Bugün kullanılan anlamıyla “Para”, DEĞERSİZDİR.

    İlk çağlarda takas yerine değerli madenler, taşıma kolaylığı açısından ufak parçalara ayrılmış madeni bilyeler, boncuklar veya hayvan tüyleri kullanılırdı. İlk çağlarda kullanılan ilk para örneklerinin bugünkü karşılığı sözlük anlamıyla “banknot” oluyor. Banknot, somut olarak altın veya gümüş karşılığı, gerçek ve elle tutulur bir değeri olan belgedir. Çağdaş Türkçe sözlük anlamıya “para” ise, İngilizce “Legal Tender” dedikleri terim yerine kullanılır. Bunun Türkçe karşılığı “Yasal Borç” veya “Yasal Ödeme” şeklinde olabilir, İngilizce’si de aynen çevirisi gibi pek bir anlamsızdır. Özetle yalnızca yasalarla korunan “borçlanma belgesi” olarak kullanılır günümüz iktisadi düzeninde “para”.

    Türkiye, Avrupa, ABD gibi belli başlı bizi “ilgilendiren” ekonomik kaynakların hepsi bugün banknot sistemi yerine para sistemini kullanır. Bu sistemde ilginç bir denklem yasalarla korunur ve asla kimseye anlatılmaz:

    Para = Borç

    Halbuki biz ne sanıyoruz? Para = Değer… Bu yanılsama eski sistemden kalma bir alışkanlıktır. Artık yeni ve yasal ismiyle bakarsak bu denklem şu şekildedir:

    Banknot = Değer

    İktisat Sözlüğü açın bakın, karşınıza çıkacak anlamlar bunlardır. Banknot, altın veya gümüş karşılığı olan, değer taşıyan para birimleri için kullanılan terimdir. IMF’ye üye ülkelerde “banknot” sisteminin kullanılması yasaklanmıştır.

    Üzerinde kitaplar yazılabilecek bu konuya yalnızca giriş yapmak istediğim bu yazıda özetle temel terimlerden bahsetmek istedim. Lütfen gelecek yıllarda her zaman aklınızda olsun; Türkiye’de gerçek anlamda “değer” taşıyan “banknot” kullanılmıyor. Türkiye’de de “para”, çoğu ülkede olduğu gibi, yalnızca borçlanmanın belgesi olarak, hiçbir somut değer taşımadığı anlamıyla kullanılıyor.

    Yani:

    Cebimizdeki “para”, çalışmamızın “değer”ini değil, elimizde tuttuğumuz “borç” miktarını belirtir.

    Devamı için:

    “Para” Yazı Dizisi 2: İstikrar ve Asli Önemi

    “Para” Yazı Dizisi 3: Enflasyon (Asıl Canavar Kim?)

    “Para 4: Faiz (Sondan Bir Önce)

    “Para” Yazı Dizisi 5(son): Bankacılıkta Yasal Kalpazanlık

    .

    Daha fazla temel bilgi için kolay izlenebilen ama maalesef İngilizce olan şu belgeseller izlenebilir:

    Zeitgeist Serisi (Özellikle Addendum)

    Money as Debt

    Money, Banking and the Federal Reserve

  • 29 Mart Yerel Seçimleri Ankara Adayları

    Dün biraz genel yapıya baktıktan sonra yakından bildiğim şehrin adaylarına odaklanmak istiyorum. 8 sene Ankara’da yaşamış birisi olarak neyin doğru neyin yanlış yapıldığını birinci elden görme, iş ve özel bağlantılar ile tanıştığım değişik kişilerden aldığım birinci ağızdan bilgiler ile mevcut belediye ve Melih Gökçek etrafında neler döndüğü ile ilgili kendimce bir bilgi dağarcığı geliştirdiğim için gönül rahatlığı ve özgüven ile bu yazıyı yazmaya karar verdim.

    Ankara’da adı geçen 3 aday halihazırda mecliste bulunan, geçen genel seçimde barajı geçmiş 3 partinin adayları (meclis koltuk sayısı sırasıyla):

    AKP – İ. Melih Gökçek: Muhteşem güleryüz maskesini tahminimce estetik ameliyatla kendine yerleştirtmiş, herhangi bir tartışma veya söyleşi programında cevap vermekten çok konuşturmama ve laf kalabalığı ile uyuşturma taktiğini uygulayan, çoğu zaman bir şey anlatmadan veya delil sunmadan haklı gözükmeyi başarabilen, halk arasında “pişmiş kelle” tabir edilen sırıtışıyla daha çok “pişkin kelle” imajını derinden hissettiren güzide insan, mevcut başkan, nam-ı diğer “Kral”. Bu tanımdan anlaşıldığı üzere maalesef ben de kendisine karşı tarafsızlığımı kaybetmiş durumdayım. Benim tarafsız bakışımı kaybetmesi dolayısıyla da kendisini ayrıca kutluyorum, keza çok az kişi henüz bunu başarabilmiştir.
    http://www.melihgokcek.com.tr/yapacaklarim.asp

    CHP – Murat Karayalçın: Melih Gökçek Krallığı olmadan önceki dönem Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı. 1989-1994 yılları arasında Ankara metrosunu yapıp bugünkü haline getiren, doğalgaz projelerini başlatan kişi. Melih Gökçek ile 1994 ve 2003 seçimlerinde karşı karşıya geldi ve ikisinde de kaybetti.
    http://www.karayalcin.com/atp.asp

    MHP – Mansur Yavaş: Son 10 sene Beypazarı Belediye Başkanı. Beypazarı’nın bugünkü ününe ve güzelliğine ulaşmasında en çok katkıyı sağlamış kişi olarak gösteriliyor. Büyükşehir için ilk kez aday oluyor.
    http://www.mansuryavas.com.tr/projeler.html

    Üç adayın da kendi internet sitelerinden Ankara için önerdiklerini okuduğumuz zaman şunları görüyoruz:

    Ankara Kral’ı tarafından daha fazla otoyol, daha fazla tünel, daha fazla üst geçit gibi çağdışı trafik çözümleri öne sürülmüş. ATO’nun kongre binası yanına yeni bir kongre binası yapmak (tanıdıklarının ortağı olduğu söylentisi dolaşıyor halen), yerini spekülasyon oluşmaması için açıklamadığı bir sayfiye alanı yapmak (ki bu alan 3 kere yer değiştirdi ve her değiştirilişinde kendi yakınları emlak ve arsa zengini oldu) gibi şüphe uyandıran büyük projeler yapma vaadinde bulunmuş. Disneyland ve 2. Hayvanat Bahçesi gibi metro yarım borçlanma yüzünden yarım yamalak dururken yersiz kalacak projeler önerilmiş. En güzeli de 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası için yeni bir salon yapılarak Ankara’da maçlar oynanmasını sağlamak vaadedilmiş, ki bu zaten kim gelirse gelsin yapılacak. Sanki kendisi yapacakmış gibi reklamını yapmış (Bkz. Vikipedi’de bile var).

    Murat Karayalçın ve Mansur Yavaş benzer projeler sunmuş. Bunların içinde otoyol ve kavşak yapımıyla yapılan yolsuzluklara son vermek (Kral’a gönderme yapılıyor), Doğalgaz kullanımını arttırmak (Kral zamanında yayılan kaçak kömür kullanımına ithafen), son yıllarda düşürülen pahalı su sınırını eski seviyesine çekere şebeke suyunu ucuzlatmak (Kral zamanında 30 metreküpten 20 metreküpe indirilerek 20-30 arasında kullananlara gizli zam yapılmıştı, Karayalçın tekrar 30’a çekmeyi, Yavaş da 10 metreküp sınırını da 20ye çıkartmayı öneriyor) gibi daha çok son 14 yılda yapılan yolsuzluk ve plansız kentleşme tahribatına karşı öneriler sunulmuş.

    Sonuçlara bakacak olursak, Melih Gökçek’ten ısrarla memnun olan kişi sayısı oldukça fazla. AKP’nin marka değeri ve Tayyip Erdoğan’a duyulan güven ile Ankara’da tekrar Kral’ın seçilmesi kuvvetle muhtemel gözüküyor. Bu sebepledir ki çoğu kişiden duyduğum kadarıyla insanlar seçim yaklaştıkça CHP veya MHP’den hangisi güçlü görünüyorsa o adaya oy vererek bölünmemeyi hedefleyecekler. Burada elbette MHP ve CHP’ye gidecek kemikleşmiş, takım tutarcasına verilen oyları elbette ki değiştiremeyecekler. Yine de bir meyillenme olacağı açık.

    Mansur Yavaş turistik küçük bir belediye yönetmiş olması, karşısında Karayalçın’ın Ankara Büyükşehir tecrübesi olması (Başbakan yardımcılığı vb. daha üst seviye görevlerini saymaya bile gerek yok) dolayısıyla Karayalçın daha ağır bir aday olarak karşımıza çıkıyor. Mansur Yavaş turistik projeleri ile de bu yaklaşıma destek veriyor. Karayalçın diğer tarafta metroyu başlatan, bitiren ve bugünkü haline getireni Batıkent’i yaratan yerleştiren, doğalgazı Ankara’ya yaymayı başlatan kişi olduğu için (insanlar bunları hatırlamasa da) bir adım önde görünüyor Mansur Yavaş karşısında.

    Sonuç olarak dünkü tahminim hala geçerli. Mansur Yavaş AKP oylarından kırpacaktır, fakat seçime doğru Karayalçın’ın güçlü gözükmesi dolayısıyla insanlar Karayalçın’a da kayacağı için Yavaş’ın oylarında çok bir değişim olmayacaktır. Yana geçirme usulü kayacak bu oylar sonuçta AKP’den CHP’ye kaymış gibi gözükecek. Fakat yine de seçilmiş Kral, bir 5 sene daha başımızda duracak diye tahmin ediyorum.

    Bir kez daha “demokrasi” kazanacak.