Yazar: ufak oğlan

  • Yavaşlayan Windows’u indexleme ayarlarıyla hızlandırmak

    Eğer bilgisayarınızda bol miktarda word, excel, powerpoint veya yazılım (java, html, js, css vs.) dosyası bulunduruyorsanız, az önce keşfettiğim Windows ayarına bayılacaksınız.

    Haftalardır yavaşlıktan geberen bilgisayarım son olarak harddisk hatalarıyla isyan etmiş, format atıp herşeyi yeniden kurmama rağmen bir türlü kendine gelmemişti.  Bugün bozulmakta olan harddiskimin arkasında gizlenen asıl failleri keşfettim.

    Lafı çok uzatmayacağım. Öncelikle kabul edeyim ki harddiskimin bozuluyor olması hoş değil. Elbette bir şeyleri etkiliyor ve arada takılmalar yaratıyor olabilir. Fakat özellikle son günlerde abartarak yaşadığım sorunları sanıyorum iyimser bir adam olmam dolayısıyla “sadece harddisk’ten dolayı olmamalı” şeklinde yorumladım. Çünkü sorun yalnızca harddisk ise, yeni harddisk gelene kadar yandık demektir…

    Öncelikle windows Görev Yöneticisini (task manager) açıp baktım. Orada Performans tabında Kaynak Yöneticisi (Resource Monitor) varmış. Meğer bu ekran bize her bilgiyi veriyormuş da haberim yokmuş. İşte buraya bakarken farkettim ki yeni formatlanmış, herşeyi baştan kurulmuş taptaze Windows’umda en büyük işlem yükünü Windows SearchIndexer.exe yaratıyormuş. Bu arkadaş, Windows’un kendi ayarları değiştirilmedikçe her tür dosyayı sürekli indexliyor, yetmezmiş gibi bir de word, excel, css, html, pdf vs. gibi bir çok dosyayı da üşenmeden içeriğiyle birlikte (!) indexlemeye kasıyormuş.

    İşim gereği bilgisayarımda son 4 yılın bütün word, excel, pdf, php, css, html, js, txt dosyalarını saklıyorum. Tek tek çok az yer kaplayan bu dosyalardan yaklaşık 30 GB’lık bir klasörüm var. Kendimce yaptığım bu arşivleme hareketi meğer her yeni dosya ile Windows’a ayrı bir indexleme yükü bindiriyormuş… İşte yavaşlayan bilgisayarımın asıl faili de tam olarak buymuş.

    Ahanda burada arkadaşın anlattığı şekilde bütün gereksiz içerik indexlemelerini kapattıktan, arşiv klasörlerimin hepsini indexlemenin dışında tuttuktan sonra bir anda bilgisayara bir ferahlık geldi. Sanırsınız harddisk bozuk falan değil, adeta fabrikadan yeni çıkmış 🙂

    Eğer siz de benim gibi bilgisayarınızda milyon tane dosya tutuyorsanız, bunu mutlaka yapın derim.

    Afiyet olsun.

  • Boğa Dölü Toptancılığı

    Az önce şimdiye kadar tanıştığım açık ara en ilginç mesleği yapan müşteri adayımızla görüştüm. Tanışma faslında (her zamanki gibi) benim ismimin (Ufuk) İngilizce okunuşuyla ilgili karşılıklı esprileri döndürdük. Sonra bana istediği gibi hitap edebileceğini, “ufuk”, “ufak”, “you f*ck” farketmez dedim. Başta bir iki kere ufuk demeyi denedi ama bunun da dili dönmedi (bu da ayrı bir tartışma konusu olsun). “Ufuaeğk”, “Uufak” falan baktı olmayacak  “you-fuck” diye devam etti.

    Sitesini yenilemek istiyormuş, ürünleri daha güzel sunmak, bazı kampanyalar eklemek istiyormuş.

    logo

    Site isminden ve ana sayfadaki boğa resimlerinden boğa sattıkları fikrine kapılıyor insan. O yüzden ilk başta logodaki sperm’e bir anlam verememiştim. Görüşme sırasında siteyi incelerken boğa fiyatlarının $15’dan başladığını farkettim. Dedim “15 dolara ne satıyorsunuz? Boğa fiyatları böyleyse bana 100 tane gönderin.” Kendimce çok komik olarak yaptığım bu espriye adam bekletmeden, “yok biz boğa dölü satıyoruz” cevabı verince ben bir süre mavi ekran verdim.

    Kafamdan bir anda binlerce şey geçti. Önce boğa dölü satmak fikrini bi hazmettim. Ardından logodaki sperm konusunda jeton düştüğü için bir süre ağzım açık kaldı. Ardından boğa spermi için 15 dolar fiyatın az mı çok mu olduğunu irdeledim… Ama sorduğum ilk soru bambaşkaydı:

    “Ürünleri nasıl topluyorsunuz? Herhalde bir makina falan vardır?”

    Yokmuş.

    Suni bir boğa vajinasını birisi “yerleştiriyor”, ürünleri oradan topluyorlarmış.

    Boğa dölü toptancılığı yapıyorlarmış daha çok. Bir boğanın haftada kaç “ünite” döl verdiğini falan anlattı. Yurtdışında hangi ülkelere boğa dölü gönderiyorlarmış, yok döl bozulmasın diye sıvı azot içinde gönderiyorlarmış, sıvı azot içinde saklanan boğa dölü 50 yıla kadar dayanıyormuş falan anlatıyor…

    Bunları dinlerken bir ara adamın suratına kahkaha attım:

    “Kusura bakmayın ama çok komik bir işiniz var, boğa dölü satıyorsunuz yani… (gülmeye devam)”

    “(gülerek) Doğru söylüyorsun, ama ismimin ‘you f*ck’ olmasından iyidir.”

    Kendi kendime “adam haklı beyler, dağılın” dedim ve gülüşerek konuya döndük.

     

  • Batı Avrupa’da arabayla gezmek

    Geçtiğimiz hafta Perşembe Katolik “bütün azizler” bayramı sebebiyle Katolik ülke ve kantonlarda tatildi. Biz de fırsattan istifade haftasonuna bağlayıp, Pazartesiyi de ucuna katıp 5 günlük bir yolculuğa çıktık.

    5 günde 2200km’nin üzerinde araba sürüp, 5 ülkeden geçip, 6 şehiri gezdik. Aslında amacımız birbirine nispeten yakın kuzey şehirlerindeki 3 arkadaşa (haritada D, F ve G noktalarında) 2000km menzilli bir “geçiyorken uğradık” turu yapmaktı. Hem gezme hem ziyaret çok hoş oldu.


    View Larger Map

    Bu vesileyle merak edilen veya edileceğini tahmin ettiğim birkaç konuda fikir ve tecrübemizi yazayım istedim:

    1. Bir kez daha gördük ki Avrupa’da en pahalı otoban Fransa’da. Ortalama 10km başına 1 Euro ödeniyor tezimi 65km otobana tam 6.50 Euro ödeyerek doğruladık.

    2. Belçika, Hollanda ve Almanya’da otoban bedava. Belçika ve Hollanda’da yalnızca Türkiye’de rastladığımız  “sağlama” olayıyla karşılaştık. Evimizde hissettik.

    3. İsviçre’de yıllık sınırsız otoban pulu 40 Frank (yaklaşık 32-35 Euro) ve bu pul sınır kapısından ve benzincilerden alınabiliyor. Fakat pul Ocak ayından Ocak ayına. Yani Aralık’ta pul alırsanız, 1 ay sonra yine pul almanız gerekiyor.

    4. Park yerleri ise şehir merkezi büyüdükçe ve şehir merkezine yaklaştıkça pahalılaşıyor. Saati 0.50 Euro’dan 3.50 Euro’ya kadar değişik park yerlerine parkettik bu tur boyunca.

    5. Her zaman olduğu gibi, kapalı park yeri değil, sokakta park yeri bulabilirseniz, biraz daha ucuza kapatabilirsiniz. Sokakta genelde akşamları ücretsiz olur fakat gündüz de 2-3 saat sınırı olabilir. Bizim gibi jet hızıyla gezip, ceza riskini de arada göze alanlardansanız bu süre yeterli olacaktır.

    Gezdiğimiz Strazburg, Lüksemburg, Brüksel, Brugge, Amsterdam ile ilgili ayrıntılı yorumları başka yazılarda ayrı ayrı yazacağım.

  • Kim Haklı?

    Cumhuriyeti sokakta kutlamaya izin vermeyen mi yoksa kutlamayı politik eyleme dönüştüren mi?

    Cumhuriyeti ve daha kötüsü demokrasiyi %50 sanan mı, yoksa %50’nin Cumhuriyet’in bir parçası olduğunu kabul etmek istemeyen mi?

    İşine geldiği yere göre “bayram sokakta halkla kutlanır” ve “bayram askeri törende hipodromda kutlanır” cümlelerinin ikisini de söyleyebilen mi, yoksa milletin kutlama gazını sömürüp kutlamayı siyasi kampanya malzemesi yapmaya çalışan mı?

    Orhan Gencebay yanılmış, hepiniz haksızsınız. Mümkünse hepiniz dağılın, bi sakinleşip sonra gelin.

  • Hello, goodbye, selam, hi… Vay güzel insan vay!

    Hello, goodbye, selam, hi… Vay güzel insan vay!

    1988’de az kalsın Eurovision’u kazanıyormuşuz, ama jürimiz bu şarkıyı değil Sufi’yi seçmiş. Halbuki sözler, müzik, koreografi, hepsi on numara! Harcanmış bir sanat eseri:

    Küçük kızın konuşmasında gözyaşlarım sel oldu. Ben de hepinizi çok seviyorum uleen! :'(