Kategori: Toplum

  • Türkiye'de Eşcinsel Evlilik

    Türkiye’de bırakın eşcinsel evliliği, eşcinsellik bile henüz kabul edilebilir bir olgu değil. Fakat günümüz çağdaş dünyasının en büyük insan hakları kavgalarından birisi eşcinsel hakları üzerine veriliyor.

    Henüz dünyada eşcinsel evliliğin yasal olarak kabul edildiği yalnızca 9 ülke var. 10. ülke olması beklenen Arjantin’de ise hala bu konuda karşıt eylemler, gösteriler sürüyor.

    Eşcinsel evliliğin Türkiye’de uygulanmasına karşıysanız biraz tarafsız düşünün:

    Bundan 70 sene önce kadınlara seçme, ardından seçilme hakkını verdiğimizde bunu yapan dünyada kaçıncı ülke olduğumuzu bir hatırlayın. 1900lü yılların başında kadınlara karşı tavrı hatırlayın. Bu devrimin bile aslında o dönem için kabul etmesi ne kadar zor olduğunu farkedin ki (benim gibi) eşcinselliğe karşı bile olsanız eşcinsel haklarının insan hakları seviyesinde yorumlanması gereken kişisel özgürlükler olduğunu görün.

    Tarihteki insan hakları ile ilgili sayısız devrimin doğasını, o dönemin koşullarını inceleyin. Hep aynı tutucu karşı tepkiyi bulacaksınız.

    Eşcinsellik sosyolojik midir yoksa genetik midir, doğru mudur yanlış mıdır, hastalık mıdır tercih midir, caiz midir değil midir tartışmasına girmenin hiçbir anlamı yok. Bütün bu soruların cevabı ne olursa olsun, her birey, eşit haklara sahip olmalıdır.

    Evleneceğin kişiyi seçmek de temel bir haktır. Bu hak bizim ne düşündüğümüzden bağımsız olarak eşcinsellere sunulmalıdır.

  • Yobazlığın Tek Sonucu Ölüm

    17 sene önce 2 Temmuz Cuma günü, Cuma namazı çıkışı planlı şekilde ortalığı karıştırıp şehir dışından otobüslerle gelmiş bulunan kalabalığın tekbir sesleri ile pompalanan bir eylemde tarihimizin en büyük katliamı yaşandı.

    Bir kısım yobaz aşırı dinci sünni grubun, dönemin iktidar partisinden bazı aleni desteklerle kurguladığı ve 35 kişiyi öldürdüğü kitlesel linç ile bir taşla iki kuş vurulmuştu. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne yapılan bu saldırı hem Alevileri hem de olaydan kısa süre önce açıkça ateist olduğunu açıklamış olan Aziz Nesin başta olmak üzere bazı aydınları hedef alıyordu.

    Hikayenin net bir özetini Can Dündar’ın yıllar önce hazırladığı belgeselden izleyebilirsiniz.

    Bugün ise Sivas Katliamının yıldönümünde ilk defa bakan düzeyinde bir ziyaret gerçekleşti. Bu ziyaretin bazıları tarafından ısrarla Refah Partisi’nin uzantısı olarak yansıtılmaya çalışılmış AK Parti’den gelmiş olması, bu ithamın çoktan beri zayıf olduğunun veya en azından artık geçersiz olduğunun bir yeni göstergesidir.

    Fakat her ne kadar anma törenine katılınması olumlu bir adım olsa da, yine de yapılan açıklamalar, bakanın konuşması bu ziyaretin aslında katliamla değil, tabiri caizse “Alevi açılımı” ile ilgili olduğunu gösteriyor. Alevi sünni birliğinden bahsediliyor, Alevi çalıştaylarında ne kadar “yol katedildiğinden” dem vuruluyor ama olayların sorumluları yalnızca laf arasında “birliğimizi bozmak isteyenler var” şeklinde özetleniyor.

    Bahsi geçen “birliğimizi bozmak isteyenler” o dönemin yüzde 20den fazla oy almış partisinin desteğine sırtını dayıyordu, kimse bundan söz etmiyor. Kendi geçmişleri de aynı partiye dayandığı için midir, seçmen tabanlarının bir kısmının ortak olduğu için midir bilinmez, o konuda kimse ağzını açamıyor.

    Yıllardır her türban konusu açıldığında demokrasi, eşitlik, bireysel özgürlükler deniyor, Sivas’ta asıl hedeflerin başında olan ateistlere sıra gelince herkes sus pus oluyor. “Anti-semitizmi insanlık suçu adlederim” diye uluslararası ekonomi forumlarında reklam yapan Başbakan, ateistlerin inanç özgürlükleri hakkında tek kelime etmiyor.

    Sivas katliamı ayrımcılığın, ırkçı yobazlığın, kitlesel nefretin ürünüdür. O gün baskın yobazlığın hedefinde Aleviler vardı, yarın şartlar değişecek, kurban başkası olacaktır. Sorunun özüne inmeden yalnızca Alevilere başsağlığı dileyip çalıştaylar düzenlemek ne geçmişi temizler ne de geleceği.

  • Yol, Su, Elektrik… ve İnternet

    Bugün itibariyle yürürlüğe giren yasa ile artık Finlandiya’da hiçbir kamu veya özel kuruluşun vatandaşın “en temel ihtiyaçlarından” sayılan interneti kesme hakkı bulunmuyor. İnternet yasaklarını sabit fikirli bir tutuculukla ele alan kanunlarımız bir yana dursun, bu kanunlara el atacak yüreklilikte ve ileri görüşlülükte bir liderimiz, partimiz ve hatta sivil toplum kuruluşumuz bile bulunmuyor. Bu durumda bize de Finlandiya’ya bakıp bakıp iç geçirmekten başka çare kalmıyor.

    Finlandiya yanlış hatırlamıyorsam Dünya’da benzinli arabaların kullanımdan kaldırılması ile ilgili kararı veren de ilk ülkeydi. Sanıyorum 2012 yılından itibaren Finlandiya’da tüm araçlar ya elektrik ya da hidrojen ile çalışıyor olacak. Biz ise daha doğal gazla çalışan otobüslere, metrobüslere sevineduralım.

    Temiz enerji kaynakları, internet devrimi, basın ve ifade özgürlüğü bizden çok uzak kavramlar. Dünya politikasının bana göre en önemli bu 3 konusunda bu kadar silik olmamız içimi parçalıyor.

  • Medvedev Twitter Açtı, Bizde Youtube Yasak

    Türkiye’de internet konusunda insanlar gözlemlediğim kadarıyla 2 buçuğa ayrılıyor:

    1. grupta internetti sallamayan, ne işe yaradığını ve kapsamını bilmeyen veya yeterince ileri görüşlü olmayan tutucu kesim yer alıyor. İnternet yasaklarını savunanlar da zaten çoğunlukla bu kesime dahil.

    2. grupta da internet yasaklarına karşı olup, bu yasakları kullanıcı seviyesinde bir şekil alt etmek mümkün olduğu için olaya teoride karşı olup pratikte eyleme geçmeyenler bulunuyor. Bu gruptakiler yasak sitelere önce diğer siteler üzerinden IP gizlemesiyle, şimdilerde ise meşhur “host dosyası” üzerine ekleme yaparak giriyor. Sitelere girdikleri için yasakların bir zararı olmadığını sanıyor ve onlara dokunmayan yılanı bin yaşatıyorlar. Maalesef ki çoğunluğumuz bu gruba dahiliz.

    2 buçuğuncu grupta ise yine yasaklara karşı fakat eyleme geçen pek ufak bir azınlık var. İnternetin kapsamının ve gidişatının farkında olup, gelecekteki internet kullanım alanlarını, bugünkü uluslararası gidişatın farkında olan kesim bu gruba dahil. İnternet yasaklarının her türlüsüne karşı olanlar, internet veya yazılım sektöründe çalışanlar, korsan dosya paylaşımını destekleyenler çoğunlukla bu gruba dahil.

    Özetle çoğunluğumuz interneti kullansak da kapsamının, sosyolojik gidişatının, teknolojik getirilerinin, ekonomik dengeleri nasıl altüst ettiğinin farkında değiliz.

    Medvedev’in Twitter ve Google merkezlerine yaptığı ziyaret gösteriyor ki Rusya bu bahsettiğim önemi farketmiş. Maalesef bizim basınımız bunu her zamanki gibi “tüketim çılgınlığı” bakış açısıyla ele alıp “Medvedev dünyadaki ilk iPhone 4 sahibi” şeklinde vermiş. Halbuki burada önemli olan apple, google, twitter gibi yeni iletişim çağı devlerinin öneminin vurgulanmış olması.

    Obama son seçimde en büyük farkı facebook üzerinde yaptı. İran’da son seçimler sonrası Ahmedinejad karşıtları tüm siyasi ve askeri baskılara rağmen tüm eylemleri aylarca Twitter sayesinde yürütebildi. İnternet korsanları yıllardır kodaman şirketlerin devletler yoluyla uyguladığı baskıya rağmen yaşıyorsa bunun tek sebebi de internetin karşı konulamaz gücüdür. Toplumsal örnekler saymakla bitmiyor. Ekonomik ve teknolojik örneklere ise hiç girmeyeceğim.

    Her fırsatta bu fikrimi dile getiriyorum: İnternet, insanlık tarihindeki ikinci “matbaa”dır. Benzer bir devrim kaçınılmaz.

    İnternet, yeni fikirleri, gerçekleri, insanlığın ekonomik, sosyolojik ve hatta politik evriminin yeni dönüm noktasıdır.

    Biz ise kalkmış hala yasaklar hukuki mi, hukuka uygun nasıl yasaklar koyarız, yasakları nasıl kaldırabiliriz gibi anlamsız tartışmalar içindeyiz. Allah aşkına birileri çıksın artık şu millete internetin komik videolar ve pornodan ibaret olmadığını anlatsın.

    İnternet bağımsızlıktır!

  • 2010 Eurovision'u Kazanabiliriz

    Bir Mayıs ayının daha sonuna gelirken, yine geldi Eurovision mevsimi. Yine bir umut içimizde. Müzikal olarak pek anlamsız olan fakat “tanıtım için fırsat” olarak gördüğümüz, olası birincilik halinde adeta milli maç kazanmış gibi sevinmemize yarayabilecek bu yarışmada final heyecanı Cumartesi günü yaşanacak.

    Avrupa’da bu yarışmaya daha çok “bir gecelik eğlence” kıvamında bakılıyor. Çoğu kimse muhtemelen bu yarışmayı MTV ödüllerinin yarısı kadar bile ciddiye bile almıyor. Hala her ülke kendi adayını kendi içinde yarışma yaparak seçiyor.

    Avrupa’nın bu “olayı normal karşılama” tavrına karşı bizim özel bir kurul tarafından yoğun hazırlık ve yatırımlarla yarışmaya katılıyor olmamız ise işin trajik yanı. Ama yine de her sene, bu düşüncelere dalsam da yarışmayı heyecanla izleyip, “acaba kazanır mıyız?”, “acaba bizim şarkıyı beğendiler mi?” şeklinde toplumsal ezikliğimize yenik düşüyorum.

    Ama bu sene daha bir umutluyum. Bunun birkaç sebebi var:

    Öncelikle Manga’nın şarkısı hiç fena değil. Bilimum internet ve gazete yorumlarında favori olmasa da her zaman tahminlerde ilk sıralarda yer alıyor.

    İkinci avantajımız ise geçen seneki gibi açık ara “en iyi şarkı bariz budur” diye bas bas bağırtan bir aday yok. Öyle ki şarkıların hepsi birbirinden vasat, ki buna Manga’nın şarkısı da dahil sayılabilir. Dolayısıyla bunun sonucunda “duygusal oylar” bizim avantajımız olacaktır. Yarışmanın yarı finalinin ardından “Finale çıkmamız sürpriz değil” açıklaması da buna dayanıyor muhtemelen.

    Bunların dışında, Manga yarışmanın tek rock grubu. Bundan yıllar önce Eurovision’da eşsiz olan Lordi’yi hatırlayın. Her ne kadar şarkıları kendi tarzı içinde yeterince iyi, hem de tarzları özgün olduğu için kazanmış olsalar da, eminim ki Avrupa’nın rock severlerinin de bir ihtimal, az da olsa Manga’ya katkısı olabilir.

    Son avantajımız ise Manga’nın sahnede kullandığı “robot kız”. Yarı finalde izlediğim değişik videolarda neredeyse her ülke televizyonu yayında buna değinmiş. Farklılık açısından bizi bir adım öne çıkartan akıllı bir ayrıntı.

    Bütün bunlar birleşince, rakip kıtlığının da yardımıyla belki bu sene Eurovision’u kazanabiliriz. Ama oylama kısmı çok heyecanlı olacak orası kesin.

    Şarkılar arasında o kadar çok birbirine yakın şarkı var ki ilk 3 veya 5 tahmin etmek çok zor. Fakat şahsi tahminime göre ilk 5’e girecek 3 ülke Türkiye, Azerbaycan, Almanya olabilir. Bunun tek sebebi de yalnızca bu 3 şarkının kendine has ve farklı olması.