Kategori: Toplum

  • Bir Silah Elinize, Bir Silah Da Bilmemnerenize

    TBMM Silah Alt Komisyonu silah bulundurma yaşını 18’e indirmiş; üzerinde silah taşıma sınırını da 2 silaha çıkartmış. Diyorlar ki silahı olmayan kimse kalmasın, olanlar da bi tane daha kapsın!

    Haberin en trajikomik bölümü ise şu:

    Silah Üreticileri, Satıcıları ve Sevenleri Derneği (SÜSASD) Başkanı Cuma İçten, “İç savaş çıkarsa silah gerekir, Boşnaklar silahlanmış olsaydı Sırplar bu kadar kolay katliam yapabilir miydi?” şeklinde görüş belirtti.

    Allah aşkına siz söyleyin, hangi birine şaşırmalı:

    • Derneğin ismine mi?
    • “Türkiye’de kesin iç savaş çıkacak” yaklaşımına mı?
    • Velev ki çıktı, “Türkiye’de iç savaş çıkarsa herkeste silah olsun” zihniyetine mi?
    • Türkiye’de birinin gelip Türklere katliam yapacağını ima etmesine mi?

    Ben seçemedim ve sadece bu kadar embesil nasıl olunabilir ona şaştım kaldım.

    Henüz izlememiş olanlara Michael Moore’un “Bowling for Columbine” belgeselini öneriyorum.

    Keşke gerizekalı silah severler de izlese de bireysel silahlanmayı serbestleştirdikçe neler olduğunu görse.

    .

    Lütfen birisi bana TBMM Silah Alt Komisyonu neden vardır, böyle bir komisyon bulundurmanın amacı nedir ayrıca açıklasın.

  • Devlet Başkanı Çadıra, Vatandaş Lüks Otele

    Güney Amerika haberleri bizim basınımızda neredeyse hiç yer almaz. Yer alsa da çoğu zaman “dostumuz” Amerika’nın sinirini bozacak bir şey yaptıkları için ya da magazin haberine benzediği için oluyor her ne hikmetse. Dolayısıyla bu tür haberlerin gündem olması çok zor. Halbuki değişen dünya dengelerinin ne yöne gittiğini görmek için Güney Amerika’yı çok yakından takip etmek, çok iyi anlamak gerekiyor.

    Son habere göre, Venezuela lideri Hugo Chavez Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı bırakıp, Kaddafi’nin hediye ettiği çadıra taşınıyor. Sebebi de sel felaketinde evsiz kalan vatandaşlardan olabildiğince çoğunu kendisinin ve muhafızlarının yerine Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na yerleştirmek. Daha önce de felaketzedelerin lüks otellerde bedava kalmaları emrini veren Chavez’i acaba bizde olsa örnek alacak lider olur muydu?

    Maden kazasına kader diyen, eylem yapan işçilere anarşist, öğrencilere terörist diyen bir yönetimin acaba bu tür “sözde değil özde” halkçı bir harekete yeltenmesini ummak ne derece bir saflık olur?

    Yeni oluşan dünya dengelerinde bir tarafta uzun süredir “müttefiklerimiz” olan kapitalizm temelli ülkeler, diğer yanda ise “emperyalizm karşıtı” eksendeki, çoğu zaman halkçı ülkeler var. Dolayısıyla Türkiye’nin geleceği için bizden uzak bu diğer gruptaki gelişmeleri, liderlerin ve halkların eğilimlerini gözden kaçırmamak gerek. Kim bilir, belki bu “asi ülkelerden” de öğreneceğimiz bir şeyler çıkabilir.

    Güney Amerika haberleri bizim basınımızda neredeyse hiç yer almaz. Yer alsa da çoğu zaman “dostumuz” Amerika’nın sinirini bozacak bir şey yaptıkları için olur her ne hikmetse. Dolayısıyla bu tür haberleri duyurmak, değişen dünya dengelerinin ne yöne gittiğini görmek için Güney Amerika’yı çok yakından takip etmek, çok iyi anlamak gerekiyor.

  • Gerçekten Özgür ve Şeffaf Bir Dünya İçin

    WikiLeaks yıllardır yayında ama hiç bu kadar ilgi çekmemişti. Bugüne kadar herkes alternatif bir “gazetecilik kaynağı” olarak yorumlamıştı… Ama bunun bir günde değişmesi için Wikileaks’in ve kurucusu Julian Assange’nin Amerika’yı “yeterince” kızdırması yetti.

    Önce alelacele İsveç’te Assenge için tecavüz davası açıldı. Bu ilk defa değil, aynı oyun daha önce de oynanmış, sonra karar geri çekilmişti. Bu defa ise geri çekilmedi ve tutuklama emri İnterpol’e iletildi.

    Bilmeyenler için söylemek gerek, İnterpol tarafından aranmak için, memleketinizde size karşı bir dava açılması gerekiyor. Yani Amerika’da açılan bir dava İnterpol’u bağlamıyor. Assange’ı dünya çapında aramak için tek çare İsveç’te bir tutuklama kararı çıkartmaktı, o da ne hikmetse anında oluverdi!

    Yetmedi, sanki ağız birliği etmiş gibi tüm liderler ve ülkelerindeki yandaşları medyalar wikileaks’in güvenilirliğini sorgulamaya, haberleri sulandırarak magazine indirgemeye başladı.

    Yetmedi, wikileaks’e doğrudan yüklenmeler başladı. Wikileaks alan adı sağlayıcı şirket servisi durdurdu… Ama wikileaks’i durduramadı. Wikileaks http://213.251.145.96/ üzerinden alan adı kullanmadan doğrudan yayın yapmaya devam ediyor.

    Bu hikaye sırasında gözlerden kaçan o kadar çok saldırı, iftira, hakaret yapıldı ki, saymakla bitmez.

    Herşeye rağmen gerçek anlamda özgür ve şeffaf bir dünya için Wikileaks ve benzeri projeleri destekliyorum, takip ediyorum. Umarım bu konuda sizin de gözünüz ve aklınız açık olur.

  • Kişi Kendinden Bilir İşi

    CHP ile AK Parti heyeti bayramlaştıktan sonra AK Parti heyeti mikrofonlar açıkken (unutmuş diyorlar ya) CHP dedikodusu yapmışlar. Bence bunda şaşılacak bir şey yok. Hatta haber değeri bile taşımazdı; eğer AK Parti Ankara milletvekili Haluk Özdalga’nın ağzından şu cümle çıkmamış olsaydı:

    Bunlar zaten oruç bile tutmazlar, şimdi türban sorununu biz çözeriz diye ortaya çıkıyorlar.

    “Kişi kendinden bilir işi” diye pek sevdiğim bir atasözümüz vardır. İnsanoğlu sıklıkla karşılarındakini anlamaya çalışmadan kendilerini onların yerine koyup, varsayımsal olarak yargılar. Bu cümle de bunun en güzel örneği.

    AK Parti genelinde ve tabanında çok yaygın bir düşünce mantığı bu. Türban dini bir mesele, ve bunu ancak “dini bütün” birisi çözebilir. (Burada CHP’lileri topyekün dinsiz imansız varsaymak bambaşka bir komedi, ama o konunun yeri bu yazı değil.)

    Velev ki haklılar ve türban sorununu dini bütün olmayan birisi çözemez…

    Bu mantık doğruysa Türkiye’deki ekonomik sorunları da Dünya’nın en zengin liderlerinden birisi olan Erdoğan’ın çözmesini de bekleyemeyiz… Bize fakir bir Başbakan gerek! Ah Ecevit yaşasaydı, ne güzel çözerdi işsizliği… Ama bi dakka, AK Parti iktidara gelince ekonomi için hep Ecevit hükümetini suçlamıştı?!

    Sonuçta sorunları çözecek olan akıldır, o akıldaki fikirdir. Kaldı ki türban da zaten din sorunu değil, özgürlük sorunudur. Dolayısıyla bu sorunu çözecek kişide aramamız gereken özellik iman değil; özgürlük ve eşitlik anlayışı, “”sözde değil özde” demokratlık bilinci olmalıdır.

    Böyle bakınca görüyorum ki bizde bu sorunu çözecek adam henüz yok…

  • Diktaların Biri Gider Öbürü Gelir…

    Referandum öncesi harıl harıl demokrasi çığlıkları atanlar zafer sarhoşluklarını anca atlatıyolar herhalde ki HSYK seçimlerinde dönen olayları yavaş yavaş görüp uyanıyorlar.

    Bundan haftalar önce söylentiler başlamıştı, AK Parti kendi listesini Anadolu’da dağıtıyor, dayatıyor diye. Dedikodu dedik, geçtik…

    Ardından Yüksek Seçim Kurulu hakimlere kendilerini tanıtma, seçim için çalışma yapmayı yasakları. Görmedik, duymadık…

    Bugün ise referandumda “özgürleşeceğiz”, “yargıya demokrasi gelecek”, “yargıdaki dikta gidecek” diye uman ve referandumda “Evet” diyen gerçekten tarafsız yargıçlar tek tek pişman olmaya başlıyorlar.

    Geçen hafta Fatih Altaylı’nın bir örneğini yazdığı bu “uyanma” dizisi yayılarak büyüyor. Bugün ise artık şaibeler muhabbet arasında değil, açıktan açığa tartışılıyor.

    Hükümetten ses yok. Olmayacaktır da.

    AK Parti’yi azıcık tanıdıysam aha şuraya yazıyorum ki HSYK seçimleri yaklaştıkça gündemi bastıracak duygusal bir hamle yaparlar. Ne bileyim işte, türban olur, İsrail’le sataşma olur, IMF’ye laf atma olur. Maksat Müslüman-Türk gururu okşansın, aylarca “demokrasi” diye haykıranların gözleri başka yere çevrilsin.

    Referandum için “hayır”ı desteklediğimi bilen yakın çevremdeki bazı “evet”çi dostlarımdan bile oy veremediğimi öğrenince “oh iyi olmuş” diyenler oldu. Nasıl bir demokrasi aşkı ama!

    Bugün ise “evet” cephesinde “yargıdaki dikta kalksın” diyenler söylemlerini değiştiriyor: “yargıdaki Kemalist dikta kalksın” diyor. Yerine de emin adımlarla yeni bir dikta geliyor. Biri gider biri gelir, diktalar daim kalır anlaşılan… Nasıl bir demokrasi anlayışı ama!

    Çoğunluğun borusunun ötmesine demokrasi denmez, onun adı başkadır.

    Gerçek anlamda demokrasi, herkesin sesini duyurabilmesidir. Evet, imkansızdır; ancak bu amaca ne kadar yaklaşılırsa o kadar “gerçek” demokrat olunur.