Kategori: Toplum

  • Küresel Isınma Aldatmacasında Çok Önemli Gelişme

    Bugün İngiltere’de Associated Press tarafından ortaya çıkartılan bir haberde, iklim araştırmacısı bilimadamlarının e-postalarının ele geçirilmesi ve o mektuplarda yazılanlara değiniliyor (bkz. küresel ısınma aldatmacasıyla ilgili haberin aslı).

    Bu bilim adamlarının birbirlerine yazdığı mektuplarda bazı verilerin kamuoyundan saklanmasından, sonuçların çarpıtılmasına kadar öneriler geçiyor. Kamuoyuna “kesin” olarak duyurulan ve çok ufak bir kesim bilimadamının aksini iddia etmeye cesaret edebildiği “insan yapımı küresel ısınma” balonunun kesinliğine kendileri bile inanamamış bazı bilimadamları, bu şüphelerini bu mektuplarda birbiriyle paylaşsa da, mektubunun sonuna örneğin “ama olsun, bu gizli kalsın” şeklinde notlar düşüyor.

    Bu son ve çok önemli haber önümüzdeki günlerde “Küresel Isınma Lobisi” tarafından kesinlikle eleştirilecektir. NE de olsa onların ekmeğine yağ sürülmesi ihtimali azalacak bir miktar da olsa.

    Umarım herkes “küresel ısınma” oyununun farkına varır!

    .

    İlgilenenler için bkz. “Global Warming Swindle” isimli belgesel. Bu belgesel seneler önce yapıldı, ve bu belgeselin 2 sene ardından küresel ısınma tanımı ve yaklaşımı tekrar düzenlendi. Ancak hala oyun geçerliliğini koruyor.

    .

    Bilmeyenler için açıklama:

    Küresel Isınma tertipinin karşısındaki bilimadamlarının ortak görüşü özeetle şudur:

    Evet, küre ısınıyor. Hayır, bunun sebebi insanlar değil! Suç insanlara atılarak gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere pahalı teknoloji zorla satmaları için yürütülen bir kampanya. Bkz. Kyoto’nun incelikleri. Bkz. bugünkü iklim görüşmelerinin odak noktası…

  • Öteki Gül’e Güçleri Yetmedi, Bunun Ne Günahı Vardı?

    Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar derken aynı ekolün 4. partisi de aynı şekilde kapatıldı. Henüz 2 sene olmadı ki aynı açıklama ve sonuç bildirisine rağmen AK Parti kapatılmamış, belki de kapatılamamıştı.

    İki parti de odaktı, birisi %47 olduğundan “hadi harçlığını keselim gitsin” dendi, diğeri yeri geldiğince aşırı Kürt milliyetçisi ve PKK destekçisi olduğundan toplumun çoğunluğunu pompalamak için kapatıldı ve “malvarlığı hazineye aktarılsın” dendi.

    Gerekçesi ne olursa olsun, parti kapatmanın kabul edilebilir olması çok zor. İmkansız demiyorum, fakat çok zor. Aynı kadronun da 4. defa kapatılmış olması bu zorluk dolayısıyla onların başarısı mıdır yoksa yasaların başarısızlığı mıdır emin olamıyorum.

    Bu ortamda yargının bana göre suçu yok. Sonuçta konmuş kuralları uyguluyorlar. Görevleri bu. Ancak yasaları suçlayabilirim. Basını, nefretle beslenen halkı, cehaletle büyüyen akımları suçlayabilirim.

    Milli Selamet, Refah, Fazilet serisinin nispeten yarım devamı sayılabilecek AK Parti kapatılmayarak 4. sıçramayı es geçti, veya geçirildi. Peki onlarınki can da bunlarınki patlıcan mı?

    Haydi diyelim bu kapatma kararı doğru (ki bence de doğru, ama “kapatma”yı haklı göstermez), o halde öncekileri neden kapatmadınız?

    Israrla vurgulamak isterim ki, AK Parti’nin de DTP’nin de aynı tanım dahilinde “eylemlerin odağı olduğu” saptandı.

    Aynı suçu işleyip ayrı cezalar alınıyorsa adalet bunun neresinde?

    AK Parti kapatılmadığında toplum baskısından da olsa bir adım ilerledik sanmıştım. Şimdi görün bakalım çıkacak curcunayı.

    .

    not: Umarım okuyan herkes bir yorum bırakır. Konu önemli, fikirleri paylaşmalı.

  • Eczane Masalları

    Dün ve bugün Zaman gazetesinde yayınlanan iki habere, babamın eczacı olması sayesinde edindiğim izlenimler doğrultusunda yorum yapmadan geçemeyeceğim.

    Dün de yazdığım gibi, Zaman başta olmak üzere, AK Parti’ye yakın gazetelerin haberleri veriş, daha önemlisi vermeyiş şekilleri “habercilik” tanımının çok üzerinde bir seviyede siyasi.

    .

    Dünkü habere göre eczacıların isyanları safsataymış, çünkü haber başlığına göre “Eczaneler krize rağmen cirolarını yüzde 85 arttır“mış. Haberi okuyunca bunun aslında böyle olmadığı, aslında “eczanelerin yüzde 85inin cirosunu arttırdığı”, büyük çoğunluğunun da yüzde 20’nin altında arttırdığı anlaşılıyor. Yani başlıktaki anlam ile haberin doğrusu yine uymuyor. Amaç belli, haberin ayrıntısını okumayanlara belirli bir his verilmiş oluyor.

    Bunu haberde kesinlikle bahsedilmeyen bilgilerimle biraz daha sorguladığımda ise iş daha ilginç bir boyuta varıyor. AK Parti hükümetinin 7 yılda ilaçlara önce zamları bastırıp, ardından yavaş yavaş indirimlere gitmesinden nedense bahsedilmiyor. Bu indirimler sırasında sigorta tarafından ödenmesi durdurulan ilaçların parasının artık vatandaştan çıktığından da bahsedilmiyor. Eczanelere düşen kar oranının azaltıldığından ve bu yüzden son 2 yılda kapanan eczane miktarından bahsedilmiyor. Eczanelerin birçok bölgede yarısı, çoğu bölgede 3te 1i kapanırken, ayakta kalmayı zar zor başarmış eczanelerdeki ciro artışının bununla ilişkili fakat orantılı olmamasından bahsedilmiyor. Kar oranının ciro ile kesinlikle oranlı olmadığından hiç bahsedilmiyor.

    Bahsedilen, cirosu artmış eczanelerin ciro artışını, kapanmış olan diğer eczanelerin müşterilerinden dolayı arttırdığından bahsedilmiyor. Cirosunu yüzde 20’den az arttıranlardan bahsediliyor, ama ellerinde kalan net karın ne kadar olduğundan, iflas eden eczanelerden bahsedilmiyor.

    Yapılan doğrulardan bahsedilirken, yan etkilerinden, yanlışlardan bahsedilmiyor. İlaç fiyatlarının Avrupa Birliği dayatması olduğu için indirildiğinden bahsedilmiyor.

    .

    Bugünkü haberde ise eczacıların kepenk kapatma eylemi “çileyi vatandaş çekti” başlığıyla verilmiş. Başlığı görenler sanki açık eczane kalmamış yorumu yapıyor, ancak aslında her bölgede nöbetçi eczanelerin ayarlanmış olduğunu ilk paragrafın sonuna kadar okuyanlar ancak öğrenebiliyor.

    (not: Elbette ki böyle eylemlerde aksaklıklar olacak. Ben olsam dükkanımı kapatmazdım, ancak eğer nöbetçi eczane düzenlemesi yapılmışsa, bu herkes kapatmış demektir. Bu bütünlükte de eczacılara kabahat çıkartılamaz. Eczaneler yasal olarak oda düzenlemelerine uymakla yükümlü.)

    Aynı haberde “ilaç fiyatlarındaki indirimler” için eylem yaptığı iddia edilen eczacılara karşı, bu indirimlere halkın sevindiğinden bahsediliyor. Yine az önce bahsettiğim şekilde, sigortanın artık bazı ilaçları karşılamadığına kesinlikle değinilmiyor. Eczacılar aç gözlü, yüzsüz yaratıklar olarak resmedilirken; hükümet indirimler yapan, halkın ucuz ilaç almasını düşünen kurum olarak yansıtılıyor.

    Halbuki eylem ilaç fiyatlarından bağımsız, 2 yıldır yapılan onlarca düzenlemenin sonucunda seslerini duyurmak için mecbur kalınmış, ne ilk ne de son eylem.

    2 yıldır yapılan düzenlemelerden de hiç bahsedilmiyor.

    .

    Babam eczacı olmasa, ben arada sırada babamın ağzını arayıp zar zor üç beş soru sormasam, bana da kimse bahsetmezdi…

    http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=923254&title=kepenkler-kapandi-cileyi-vatandas-cekti

  • Herkese Eşit, Bazılarına Daha Eşit Yakınlıkta

    Fethullah Gülen’in cemaat ile ilişkili herkes tarafından ısrarla vurgulanan meşhur bir iddiası var: “Gülen, bütün partilere eşit yakınlıkta.” Bu iddia, 2002 seçimlerinden sonra ortalıkta dolaşan Gülen cemaati – AK Parti ilişkilendirmesinden sonra ortaya atılmış, düzenli olarak geliştirilmiş bir planın parçasıydı.

    Başarıyla yıllarca da sürdürüldü.

    Son aylarda ise, özellikle 2009 seçimlerine doğru başlayan bir mecburi tavır alma ihtiyacı ile, Gülen cemaatine bağlı basın, yayın ve ekonomi organlarının tümü, alttan alttan aslında bazılarına her zaman daha yakın olduklarını göstermeye başladılar.

    Bu durum AK Parti ve Gülen karşıtları için elbette ki sürpriz değil. Ancak burada asıl önemli olan, bu değişimin AK Parti’yi Gülen’den bağımsız olarak desteklemiş olan çok büyük çoğunluk ile Gülen’i AK Parti’den bağımsız olarak takip eden büyük azınlık üzerindeki etkisi.

    2009 seçimlerinde AK Parti’nin oy kaybına uğrayacağı uluorta konuşulurken, bu kaybı azaltma çabaları da aynı şekilde zirveye tırmandı. Önceleri yalnızca AK Parti’yi destekleyen yayınlara ağırlık verilip, Ak Parti’nin “başarıları” sürekli insanların gözüne sokulup, bir o kadar karşıt haber de samanaltı yapılıyordu.

    Bugün ise gelinen noktada bu samanaltı işleminin tüm siyasi partileri kapsayan geniş çaplı bir tavır olduğu alenen ortaya çıktı. Gülen cemaatine doğrudan bağlı basın kuruluşları, artık şu maddelere göre yayın yapıyor:

    1. AK Parti icraatlarından bahsedilirken, istatistiklerin yalnızca olumlu gözüken fakat çoğunlukla bir anlam ifade etmeyenleri haberlere konulurken, asıl anlam içeren ve kriz sebebiyle çoğunlukla olumsuz olan istatistik verilerinden bahsedilmiyor.
    2. CHP ile ilgili sürekli din karşıtı, demokrasi karşıtı ve darbeci havası yaratacak haberler manşete taşınırken, demokratik açılımlara toptan karşı olduğu havası yaratılıyor. Eski çürümüş CHP yönetimlerinden örneklerle bugüne bağlantı kuruluyor, CHP’liler dinsiz, imansız, vicdansız yaratıklar olarak yansıtılıyor.
    3. MHP’nin şiddetli ve kavgacı geçmişine göndermeler yapılıyor, sürekli “aşırı” milliyetçi sıfatıyla birlikte bahsediliyor. Aşırının sınırı nedir kimse bilmediğinden, “aşırı dindar” veya “dinci” gibi eşdeğer saçmalıkta sözleri de alaşağı ediyor.
    4. AK Parti’den ayrılan, veya olası taban kaymasına yol açabilecek parti ve kişilerle ilgili zadeleme kampanyası sürdürülüyor. Örneğin Mesut Yılmaz ve Demokrat Parti denenmiş, başarısızlığı kanıtlanmış olarak anlatılıyor. Saadet Partisi yerine göre “aşırı” yerine göre “gerici” yerine göre de “bizi tek anlayan” havasında tanıtılıyor. Denge korunuyor. Abdüllatif Şener, sürekli yerden yere vuruluyor.
    5. CHP’den oy koparması umulan ve büyük ihtimalle baraj altında kalacak hareketler sonuna kadar destekleniyor. Açılıma destek olan SHP, şimdilik tek başına kalmış Ufuk Uras, cemaate karşı olmayan Mustafa Sarıgül, “işte sol böyle olunur” gazıyla veriliyor. Halbuki içlerinde gerçek sola en az uzak olanı Ufuk Uras olsa bile, vatandaş böyle uyutuluyor.
    6. MHP’nin yükselişini frenlemek için BBP destekleniyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun Gülen’e ne kadar saygı duyduğu vurgulanıp, MHP’nin geçmişinden belki daha şiddetli olaylara karışmış örgütü, “gerçek milliyetçi” gibi sunuluyor.
    7. Bütün bunlardan bağımsız gözüken fakat hepsiyle paralel olarak da, sivil toplum örgütleri ile olan ilişkiler. Aynı şekilde kendilerine uyan eylemleri manşete taşıyıp, uymayan örgütlerin adını bile anmıyorlar. 8 kişilik eylemi “büyük sivil tepki” diye verip, maddi olarak Saros(kim olduğunu bilmiyorsanız ayıp zaten) kaynaklı hareketleri “geleceğin yöneticileri” olarak tanıtıyorlar.

    Gülen’in kendisi birey olarak belki herkese eşit yakınlıkta olabilir ama, cemaatin bazılarına daha eşit yakınlıkta olduğu artık iyice ortada.

  • Cumhuriyet İsmi İdeolojikmiş… Öcü!

    Habere göre Marmaris’te bir caddenin isminin Kenan Evren Bulvarı’ndan Cumhuriyet Bulvarı’na değiştirilmesi görüşmelerinde AK Parti temsilcisi itiraz etmiş. Gerekçesinde de konunun ideolojik olduğunu savunmuş…

    Anlamadığım nokta, “Cumhuriyet” ideolojisinin kime ne zararı var? Böyle bir itiraz gerekçesi mi olur?

    Anlamadığım nokta, basında bas bas bağıran “darbe karşıtı” toplum örgütlerini ve darbecilerin yargılanması fikrini AK Parti ve ilişkili basın kuruluşları sonuna kadar desteklerken, AK Parti gibi örgütlenmesiyle övünen bir kurumda bu tavır nasıl tutarlı olarak benimsenmemiş olabilir?

    Tutarsızlığın sebebi AK Parti meclis üyesinin Darbe karşıtlığı – Cumhuriyet karşıtlığı – muhalefet karşıtlığı üçleminde arada kalmışlığından başka ne olabilir?

    Aman daha fazla arada kalmasınlar…