Kategori: Siyaset

  • Erdoğan’ın “Komünist Açılımı”nı Destekliyorum

    1mayisicimizi01

    Dün de büyük bir heyecanla yazdığım üzere, 1 Mayıs’ın resmi tatil olmasını her koşul altında destekliyorum. Bugünkü görüşmelerin ardından 1 Mayıs’ın resmi tatil olmasının önü iyice açıldı (Bkz. 1 Mayıs tatil, Taksim tartışılıyor). Taksim tartışmaları süredursun, bana göre önemli olan kısmı geride kaldı, bundan sonra eninde sonunda Taksim meydanı da 1 Mayıs için kullanıma açılacaktır. O konuda da içim rahat.

    Bugün babamla konuşurken babam Erdoğan’ın 1 Mayıs’ı resmi tatil yapma “açılımını” espriyle karşıladı. “Komünist Bayramı dedikleri şeyi şimdi kendileri bayram mı yaptı?” diye güldü, gülüştük. Şaka bir yana, yine de sevindik. 1 Mayıs ne komünist bayramıdır ne de liberal patronların işçilere verdiği sus payıdır. Emeğe saygıdır ve hatta az bile gelir. Bu yüzden Başbakan Erdoğan’ın bu “Komünist açılımı”nı sonuna kadar destekliyorum.

    .

    Antalya’daki sürpriz galibiyetin ardından saçma sapan şımarık tavırlar sergileyen CHP ile çirkelip eziğe yatan AKP’nin konu hakkındaki didişmesinden şahsen sıkıldım. Bu konuda son örnek olarak Zaman’da taraflı bir başlıkla manşete taşınan (görmek için tıklayın), aslen Hürriyet’te yazılmış bir yazıya (okumak için tıklayın) aynen katılıyorum. İşin en acı yanı, yeni seçilen başkanın ardarda çıkan ayıplarına karşı eski başkanın genel olarak “iyi yönetmişti” şeklinde basına yansıması. Umarım yeni başkan ve CHP örgütü bu ilk heyecanla kapıldığı şımarma dalgasından hemen kurtulur ve işine bakar.

    .

    test_6

    Davos’tan açıklanan rapor ile Türkiye birçok konuda vasat olarak göze çarptı. Bahsi geçen raporda yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğü konularında vasatın da altında sıralanmış olmamız endişelerimi hatırlattı. Yargı bağımsızlığı zaten Ergenekon davası kapsamındaki olaylar ile sürekli gündemde. Basın özgürlüğü konusunda ise tahammülü geliştirmek yasaların da ötesinde bir konu. Başbakan Erdoğan’ın mizah dergilerine açtığı davalardan kazandığı gelir de bunun herhalde en güzel örneği.

    Bir gün Türkiye’de sanatın her dalının, mizahın her türünün, fikir paylaşımının her ortamının halk tarafından desteklenmesi ve yasalar tarafından korunması dileğimle…

  • Hüseyin Abi Ne Ettin? Daha Karpuz Kesecektik?..

    090407-obama-irak-vl-01grid-4x31

    Son 48 saat Türkiye’de Barack H. Obama rüzgarının etkisinde geçti. Rüzgar gibi gelip, uçaktan koşaradım inen Hüseyin Abi, aynı hızla Türkiye turunu tamamlayıp, benzer bir çeviklikle de Irak’a geçti. Heyecanın etkisinden olsa gerek, sürpriz(!) Irak ziyaretinin şokunu bile hissedemedik.

    Bu 48 saatin benim gözümde önemli ayrıntılarını sıralayacak olursak:

    • Medya ve hükümet abartılı bir heyecan ve sevinçle bu ziyareti bekledi, karşıladı, bizlere yansıttı.
    • Obama etkileyici bir giriş yaptı. Etkileyici bir konuşma yaptı. Etkileyici cevaplar ve açıklamalar ile herkesin takdirini topladı. 2-3 dönemde bir beliren “umut verici ABD başkanı” sıfatını Clinton’dan bile fazla hak edecek şekilde hepimizi bir şekilde etkiledi.
    • Muhalefet temkinliydi. Özellikle MHP’nin açıklamalarının tümü yerinde ve mantıklıydı. Benim şahsi takdirimi kazandı.
    • Gençler Obama’ya çok güzel sorular sordular, fakat yeterince sıkıştıramadılar. Obama’nın kıvrak zekasına ve tarzına denk soru soran çıkmadı.
    • Şüpheciler dahil (bkz. bendeniz) hepimiz Hüseyin Abi’yi sevdik, saydık (Bkz. Arap dünyası bile çok memnun). Komplo teorilerine olan inancımızı seyrelttik.
    • Hızlı geldi, çabuk ayrıldı… Tadı damağımızda kaldı… “Hüseyin Abi, ne ettin? Daha karpuz kesecektik?..” diyesimiz geldi.
    • Obama, çaktırmadan Irak’a gitti. Şüphecilerin (bkz. bendeniz) komplo teorileri yeniden akla geldi… Bu defa da “Hüseyin Abi, ne ettin? Önceden söyleseydin ya?” diyesimiz geldi. “Buraya kadar gelmişken Irak’taki askerlerin de bir gözlerinden öpeyim” numarasını yemedik.
    • Sonuç olarak geneline bakıldığında, ayrıntılara takılmayan çoğunluk pek memnun kaldı. Somut olarak hiçbir şey değişmedi. Ne biz ne Ermeni Diasporası malum konudaki yaklaşımdan memnun kalmadı. Yani özetle: “Hüseyin Abi, bunu saymayız. Gene bekleriz.

    Bu sırada AB konusunda ABD’nin etkisiz olduğu yorumunu her iki taraftan da resmen duymuş olduk. Bilhassa son gelişmeler ile Fransa’nın üyeliğimize karşı yerini pekiştirdik (Bkz. son örneği Fransa Dışişleri Bakanı’nın açıklaması). Avrupa’nın din ve laiklik yaklaşımının da AK Parti yaklaşımından çok uzak olduğunu tekrar görmüş olduk.

    Laiklik demişken, Belçika laiklik ilkesine bağlı kalınması ve halk içindeki ayrımcılığın ortadan kalkması için okullarında türban yasağı için bir adım daha attı (Haber için tıklayın). Vakti geldiğinde bugün AB yanlısı olan AK Parti’nin Avrupa’nın laiklik tanımı ile kendi tabanının isteklerini nasıl aynı kapta eriteceğini merakla bekliyorum.

  • Hüseyin Abi’nin Nasihatları

    obama

    Dünkü yazımda açıkladığım sebeplerden ötürü şahsen artık tüm samimiyetimle “Hüseyin Abi” olarak gördüğüm Sayın Obama, bugün milletimize vekilleri aracılığıyla seslendi. Mehmet Okur ve Hidayet Türkoğlu’nu takip ettiğini söylediğinde eriyip biten, çocuklar gibi şen halde şakşaklayan vekiller içimi cız etmiş olsa da, Hüseyin Abi genel olarak çok akılcı konuştu.

    Obama, daha Demokrat Parti içerisinde Hillary Clinton ile yarışırken bile konuşmalarında sade, temiz (kimseyi gocundurmayacak ince ayar çekilmiş) ve ne olursa olsun doğru söyler havasındaydı. Bugün de aynı şekilde bizlere seslendi. Kendisini bu açıdan çok takdir ediyorum. Söylediklerinin kulağa hoş gelmesinden ve dürüst olmasından dolayı umutla, ihtimali bile güzel olan, “Obama ile gelecek değişim” hayallerimi bir kenarda saklı tutuyorum. Bunların dışında bu güzel ve uzun konuşmanın arasından gözden kaçırılmaması gereken ayrıntıları da ortaya sermek gerek. Aksi takdirde az önce bahsettiğim umutlarım gerçek olmazsa, bir kez daha darmadağın olma ihtimalimizi de emniyet sibobu niyetine bir paranoya olarak diğer kenarda saklamak da özel gayretim. Huyum kurusun, ayrıntılara çok önem veriyorum.

    Hüseyin Abi barışçıl bir insan. Arabuluculuk konusunda Başbakan’ımızla da kapışır. Dün Ermeni lobicilerine “soykırım” ifadesini kullanarak sözler verdi, bugün de bizlere “Abi” nasihatlarıyla “hadi öpüşün barışın” tavrı sergiledi. Şaşılacak bir şey yok. Özenle, “soykırım” kelimesini kullanmadan “geçmişinizle barışın, yaptınız pislikleri, kabul edin, özür dileyiverin, olsun bitsin” tavrını bir güzel yedirdi. Allah’tan bu yorumlara bizim vekillerimiz Hido ve Mehmet Okur’a atladıkları gibi sazanlık yapmadılar (Haber için tıklayın).

    Obama’nın konuşmasında, diğer konulara yaklaşımını merak etmediğim gibi, hayati de bulmadığımdan dolayı burada değinmeye değer de görmüyorum. Keza diğer konularda hep beklenen sözleri duyduk. Obama, seçim kampanyası öncesinde, sırasında ve sonrasında gösterdiği “doğru” konuşma becerisini burada da gösterdi. Olması gereken şekilde, vermesi gereken mesajları, beklenen şekilde tek tek verdi. Hiç de şaşırtmadı. Tebrik etmek lazım, bu bile çoğu zaman insanları etkilemeye yeterlidir.

    Gelelim Obama’nın Türkiye ziyaretinin bizim için ve Dünya için ne anlam taşıdığına…

    Dün de yazdığım gibi, TRT’nin Dünya Şampiyonu olmuşuzcasına “Barack Hüseyin Obama Türkiye’de” şeklinde ekrana yazmasından çıkardığım üzere biz bu ziyarete pek bir sevinmişiz. Ziyaretin önemi ve içeriğine verilmesi gereken dikkat konusunda ben dahil herkes hemfikir. Fakat ben bu heyecan ve sevince bir anlam veremiyorum.

    Bugün Zaman da haberi verirken aynı sevinç ve neşeyle Hüseyin Abi ve bize karşı duyduğu sıcak sevgiyi vurgulamış (Haber için tıklayın)… Türkiye zaten uluslararası arenada adından sıkça söz ettiriyormuş ve gündeme yerleşmişmiş… Haberde Obama’nın ziyareti için “ilk müslüman ülke ziyareti” denip durmuş. Ardından da Müslüman alemine verilen mesajlar vurgulanmış…

    Öncelikle Türkiye, “Müslüman ülke” değildir. Fransa nasıl “Hristiyan ülke” değilse, Türkiye de “halkının çoğunluğu Müslüman olan ülke”dir. Bazı yayın kuruluşları bunu bilerek veya bilmeyerek çarpık sunmuş. Biraz taraflı buldum.

    Ayrıca Obama müslüman alemine mesajlar falan da vermedi. Yalnızca “ABD, İslam alemi ile savaşta değildir” dedi. Obama ilk günden beri İslam alemine yapacağı konuşmayı bir “Müslüman Başkent” ziyaretinde yapacağını söyleyip duruyor. Bu da onun ilk “Müslüman ülke” ziyareti olacak, kaç kere söylediler. Bu kapsamda hem Ankara bir “Müslüman Başkent” olmadığından hem de Obama o konuşmayı burada yapmayacağından, bu yorum da hatalıdır. Bu tür durumlar işine geldiği gibi yorumlanmamalı.

    Gelelim Dünya’nın bu konuda ne düşündüğüne (Bkz. bir örnek – Yahoo News Haberi)… Çok uğraşmaya gerek duymadım. Keza nereyi açsam benzer yorumlar buldum. Öncelikle bu ziyaret için “Avrupa gezisinin son durağı” denmesi, bizim sandığımız gibi “Obama ilk bize geldi, aman ne hoş” havasına biraz ters. Diğer bir yandan da “Avrupa gezisi” dahilinde sunulmamız, yaşamış görmüş birisi olarak batıdaki cahillerin Türkiye’yi Afrika veya Ortadoğu ülkesi sanmasına karşı güzel bir anlam taşıyor. Ama ne olursa olsun, büyütmemek gerekir. En nihayetinde Obama bizi ziyaret etmeyecek de kimi edecek? Halen muhtaç oldukları sayılı ülkeden birisi Türkiye, farkedebilene…

    Yabancı yorumların çoğunda da ısrarla “Müslüman Müttefik” olarak anılmamız beni az önce yazdığım sebepten dolayı özel olarak rahatsız etti. Hani şu meşhur BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) komplo teorilerini destekler şekilde bir ortak ağız yapılması durumu sezinledim. (Kurcalamaktan şimdilik kaçınarak, sitemimi belirtip, boynumu büküp, devam ediyorum…)

    Son olarak farkettiğim acı gerçek de, dış kaynakların yorumlarından hiçbirisinde “tarihi bir ziyaret”, “sıcak ilişkiler” veya “müslümanlara mesaj” gibi durumlar bulunmaması. Anlayacağınız, ısrarla “kendin çal kendin oyna” döngüsünde takılmaya devam ediyoruz.

    Madem durum budur, ben de oynarım…

    Haydi eller havaya! Oh ooh! Biz biliyoruz da mı oynuyoruz? Oturmaya mı geldik!

    obamakemanciihlarge1

    Bu arada Hüseyin Abi’nin bizi sevdiği kadar sanatımızla da ilgilendiğini belirtmem gerekir. Bizden bile çok önem veriyor olabilir duruma göre… Ya da sanırım ters açıdan bakmak gerek, biz ondan bile az değer veriyor olabiliriz bazı durumlarda… Örneğin bugün İstanbul Gösteri Merkezi yandı bitti kül oldu. Sabotaj olma ihtimali iddialar arasında. Merkezin yöneticisinin “Belediye 5 yıldır burayı yıkmak istiyordu, mahkemeliktik” açıklaması çok ciddi bir itham. Umarım bu derece saçma olan, belediye zihniyeti değil de iddiacının varsayımıdır. Dileğim odur ki, zar zor ayakta duran sanatımız iyice yerle bir olmasın, küllerinden daha da güçlenerek yeniden doğsun.

    .

    Biz Hüseyin Abi’yi ağzımız açık izlerken, yanan gösteri merkezinin de çok ötesinde, Rasmussen, “PKK ile bağı bulunursa ROJ TV kapanabilir” dedi. Kesin konuşmadı, ama olabilir! Ayrıca bağlantı bulunursa… Neden olmasın?.. Yerseniz.

  • Ooooooo…Bama! Obama! Obama!

    obamaucaktaniniyor

    5 Nisan 2009 Pazar akşamı saat 9 buçuk sıralarında, yani muhtemelen hafta boyunca televizyon başında en çok insanın olduğu anda, Barack Hussein Obama Türkiye’ye geldi. Ben de daha dün Türkiye’ye ziyarete gelmiş bulunduğumdan, tesadüfen, bu anı ekrana ağzı açık şekilde bakarak 20 dakika bekleyen yaklaşık40 milyon vatandaşımla birlikte yaşadım. Bir sürü kanalın canlı verdiği bu tarihi(!) anı, isteyerek veya istemeyerek görmüş olmak için 20 dakikamızı hep beraber ekrana aval aval bakarak geçirdik. Sanki hayatımızda daha önce ABD başkanı görmemişiz ya da ten rengi farklı insanla karşılaşmamışız gibi, garip bir bekleyişle gecemiz renklendi.

    Ben bu önemli(!) anı devletimin kanalının futbol tartışmasının ortasına (sağolsunlar) sokuverdiği yayınla izlemiş oldum. Futbol tartışmanın devam edebilmesi için bile stüdyodakilerin bu önemli gelişmenin şokunu atlatabilmesi gelmesi gerekti.

    İşin komik yanlarından yalnızca birisi milletçe 20 dakika ekran karşısında bekletilmemizdi. Hemen aklımdaki “şaka gibi” ayrıntıları paylaşmak istiyorum…

    Öncelikle Obama sezon açılışında taraftarın karşısına çıkar gibi uçaktan çıktı. O bekleyişin ardından öyle bir fırladı ki, onu heyecanla bekleyen kitlelere o el sallayışıyla kalplerimizde bir kez daha taht kurdu (Tek taht kurduğu yer kalbimiz olur inşallah). Ben şahsen gazetecilere dönüp “Ooooo…ley! Oley! Oley!” çektirmesini bekledim, ama tam olarak öyle olmadı. 20 dakikalık beklemenin ardından gelen bu hızlı çıkışı, merdivenleri yumruklarını önünde hafifçe sıkıp, ormanda koşuya çıkmışçasına koşarak inmesi izledi. Aman Allah’ım o ne inişti öyle! TRT arka plandan Rocky film müziği verse tam olurdu herhalde. Ben şahsen hayal ettim arkadan gelen “aay of dı taaaygıır” sesini.

    Merdivenin bitişinde hemen ciddiyetimi takındım ve kimin karşılayacağını izlemeye koyuldum. O da nesi! “Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı”! Keza neden böyle seçildiği ve sonuçlarının ne olması istendiği ortada. Neden herhangi bir başkası değil de “ekonomi”den sorumlu bakan? Naapalım,elimiz mahkum.

    Eğlence burada daha yeni başladı. Bu sırada neşeme neşe katan bir olay de ense tıraşından tanıdığım İ. Melih Gökçek’in Obama’nın elini sıkması oldu. Bu adam her yerde nasıl karşıma çıkıyor ben de hayret ediyorum… Obama geçtikten sonra bir de dönüp kameralara doğru sırıttı, o anda zaten eridim gittim ben.

    Yaklaşık 2 salise sonra ayıldığımda devletimin televizyonu TRT’nin ekranında “Barack Hüseyin Obama Türkiye’de” yazıyordu… Hani “Sivasspor Şampiyon!”, “Galatasaray UEFA Şampiyonu”, “Türkiye Dünya 3.sü” yazmışçasına bir yazı. Bir havai fişek eksikti… Ya da o bile oldu, ben şokun etkisiyle kaçırdım. En güzeli de bu yazıdaki “Hüseyin” kısmıydı. Herhalde hangi ara yapmışsa, Obama ismini “Hussein”‘den “Hüseyin”‘e çevirtmiş… Türk dostu olduğu nasıl da belli.

    Madem bu kadar samimiyiz, bu da benden olsun:

    Hoşgeldin Hüseyin Abi!

    .

    Aslında dün Fransa-Türkiye yolculuğu yapmam bahanesiyle yazamadığım için bugün 2 günlük toparlarım diye düşünmüştüm ve Kuzey Kore’nin uzaya uydu (veya iddialara göre füze) göndermesi haberi ile Obama’nın İran, Suriye ve Kuzey Kore ilk uyarısından (Bkz. bağlantıdaki son paragraf) bahsetmek istiyordum. Sonra dedim ki TRT bile Hüseyin Abi’nin gelişini, Dünya Şampiyonu olmuşuzcasına veriyorsa, ben halt etmiyim. Demek ki bunun üzerine başka haber olmaz…

    Aklıma Şener Şen’le Kemal Sunal’ın meşhur sahnesi geldi: “Ağa pohu üzerine poh olur mu?”

  • Yakılan Oyların İsinden Gözümüzden Kaçanlar

    yanik-pusula

    Seçimlerin üzerinden günler geçti. Bu seçimde de her seçimde olduğu gibi “oylarımızı yaktılar”, “sandıklar kaçırıldı”, “sonuçlar şaibeli” yakarışları yükselmeye devam ediyor. Yine muhtemelen her seçimde olduğu gibi bir süre sonra sonuçsuz ve önemsenmemiş şekilde bu sular da durulacak, biz de hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bugünkü yazımda da hayatımızda asıl önemi olan konudan hemen önce bu seçim çemkirmelerine kısaca değinmek istiyorum. Velhasıl, aradan çıkmış olsun, bir daha da lafını etmeyelim…

    Henüz seçim sayımları devam ederken iddialar başladı. “Bir gazete”nin iddiasının aksine, yalnızca CHP tarfından “çirkelme” olarak değil, çeşitli partilere dokunacak şekilde, değişik sonuçlarla iddialar ortaya atılıyor. Bugüne kadarki iddialardan ve haberlerden bazıları şunlar:

    29 Mart: Ankara’da elektrikler kesiliyor. ?! Kasıt olabilir.

    30 Mart: Dikmen’de (Ankara) sandıklar kaçırıldı.

    1 Nisan: İstanbul’da çöpten oy bulundu. CHP ve AKP suçu birbirine attı.

    3 Nisan: Emniyet’ten açıklama raporu geldi. Ankara’daki elektrik kesintileri sabotaj.

    3 Nisan: Adana’da çöpten oy pusulaları çıktı.

    3 Nisan: CHP belediyesi ÖDP’ye gitti. Tekrar sayımda sonuç değişti!

    3 Nisan: Kocaeli’den ilginç bir itiraf geldi. “CHP’nin oylarını 100TL’ye yaktık. Vicdanım elvermedi.” (düzeltme: adil olmak açısından az önce yayınlanan karşı haberi de buradan okuyabilirsiniz.)

    Bunların yanısıra, “oyunu bilmemkime verdiğini ispatlayana şunu vereceklermiş”, “oyunu şuna verenleri evinden alıp evine geri götürüyorlarmış veya yol parasını karşılıyorlarmış” gibi iddialar da cabası.

    Sonuç olarak, her seçimden sonra bunların yaşanması yöneticilerin “yarın öbür gün bize de gülecek olan yılan bin yaşasın” yaklaşımıdır. Her seçimde, hükümetin kendi lehinde olacak şekilde sonuçlara müdahale ettiği söylentilerinden bıktım usandım artık. Her seçimde de halk galeyana getiriliyor “bu kadarı daha önce hiç olmamıştı” diye. Halbuki ben bu olayların yaşanmadığı bir seçim hatırlamıyorum…

    Çözüm çok basit. Uygulamak isteyene…

    Bilgisayarlı oylama tüm Dünya’da kullanılıyor. Oy kabinine aynı şekilde giriliyor. Kağıda, 1800’lerin teknolojisiyle “evet” basmak yerine düğmeye basılıyor. Bilgisayar kayıtlarından istenen bilgi elde edilebilir. Oylama işlemi ve sonuç elde etme işlemi daha hızlı olur. Ne oy yakmalar, ne sandık kaçırmalar kalır.

    TC kimlik numarasız oy kullanılmasına bile her partinin itiraz ettiğini düşünürsek bu uygulamaya herhalde bir 20 sene daha geçmeyiz diye tahmin ediyorum… Sonra çıkıp meydanlara, ileri gitmekten, gelişmekten, halkı eğitmekten dem vuruyorlar.

    .

    liderler

    Bir yandan hala seçim tartışmaları devam ederken, 200 yaşındaki seçim teknolojimizin isinin arkasında birileri bizim için bazı kararlar verdi. Bol miktarda değindiğim bu konuda bir kez daha yeni ayrıntıları paylaşıyorum…

    G20 zirvesi sona erdi. G20’nin en önemli sonucu IMF’nin iyiden iyiye güçlenmesi oldu (Bkz. IMF’ye 1.1 trilyon aktarma kararı haberi). Buna pek de sevinenler oldu haliyle.

    Çoğu açıklama “nabza göre şerbet” şeklinde durumu ele aldı. Nabza göre yapılan yorumlardan birkaçını “G20’de kim kazandı kim kaybetti?” haberinde de görüyoruz. ABD sonuçlardan memnun olduğunu açıklarken, öte yandan birileri de IMF’nin güçlenmesini, ABD’nin küresel ekonomiye etkisinin azalması şeklinde yorumlamış, bu duruma pek sevinmiş… Aman maşallah diyin. Bizim tarafa gelecek olursak da Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in “Bunun bir dönüm noktası olduğunu söylemek isterdim ama sorumlu bir kişi olarak bunu söyleyemem” dediğini görüyoruz. Haydi Buyurun…

    Herkes aynı düzen içerisinde kendi işine gelen şekilde açıklama yapıyor özetle. Aynı çarklar dönüyor. Yalnızca birileri, “hızlandıralım mı yavaşlatalım mı, yerlerini mi değiştirelim yoksa?” gibi numaralarla sanki düzeneğin değiştiği izlenimi yaratıyor. Haydi hayırlısı, ne diyeyim.

    Bu arada bizi doğrudan ilgilendiren olaylar da olanca hızıyla gelişmeye devam etmiyor değil. Nihayet (!) IMF ile anlaşma yolunda ilerleme kaydedebildik. Daha önce yazdığım gibi (Bkz. Seçimin Krize Etkisi), IMF ile olan anlaşmanın seçim korkusuyla oyalandığı açıklığa kavuşmuştu. Her ne kadar vaktinde Başbakan’ın açıklamalarıyla sevinip (Bkz. Ümüğümüzü Teslim Etmiyoruz), gerçekten ne yaptığımızı biliyoruz sanmıştıysam da, bugün maalesef ümükten umudu kesme yolundayım.

    Şu ümüğü artık bir sıktırsak da kurtulsak.