Kategori: Yorum

  • 1. Geleneksel “Üstün(körü) Habercilik” Ödülleri

    Daha önce defalarca belirttiğim üzere gazetelerimizin çoğu, habercilikten çok reklamcılık yapıyor. Haberi veriş şekillerinde tarafsızlık, doğruluk, bütünlük gibi lüzumsuz(!) uğraşlardan çok haberi okutmaya yönelik çoğu zaman yönlendirici, zaman zaman da yanıltıcı manşetlere önem veriliyor. Bu durumu, bugün karşılaştığım manşet kirliliği sebebiyle özel ödüllerle taçlandırmak istedim. İşte sizler için derlediğim 1. Geleneksel “Üstün(körü) Habercilik Ödülleri

    il-430xn-28538478

    İÇERİĞİ SALLAMADAN BAŞLIK ATMA ÖDÜLÜ

    Tarkan Bu Ne Hal? manşeti altında, Tarkan’ın Hasankeyf’in Unesco tarafından “Doğal ve Kültürel Miras” listesine alınıp korunması için Kültür ve Turizm Bakanı’na rapor sunması ile ilgili haberi “Tarkan Gene İmaj Değiştirdi” temasıyla verdiği için;

    Çöp Konteynerine Atılan Muzları Yediler başlığı altında, onları o hale düşürenleri değil de Adapazarı’ndaki taşeron firma çalışanlarını aşağılık yaratıklarmışçasına gösterdiği için;

    Çalışma Saatleri Azalıyor manşeti altında, yalnızca doktorları kapsayan, haftalık çalışma saatlerinin 45’ten 40’a indirilmesi ihtimali ile ilgili açıklamayı sanki ülke çapında bir devrim gerçekleşiyormuşçasına verdiği için;

    Ödülü VATAN GAZETESİ‘ne veriyorum.

    .

    “KÖR GÖZÜME DEĞNEK” (Göze Sokmak İçin İçeriği Şişirerek) BAŞLIK ATMA ÖDÜLÜ

    Adli Tıp’ta İstifa Depremi manşeti altında, Hüseyin Üzmez davasında Adli Tıp raporundan sorumlu uzmanın istifasını ve arkasındaki olayları vurgulamak için suyunu çıkartıp konuyu sanki Adli Tıp kurumu darmadağın olmuşçasına yansıttığı için;

    Ödülü HÜRRİYET GAZETESİ‘ne veriyorum.

    .

    “KÖŞE YAZISINDAN HABER YARATMA” Jüri Özel Ödülü

    Ergenekon Davasını Sulandırmak İçin Operasyon Başlatıldı manşeti altında, ortada ne haber ne bir şey yokken bir köşe yazısını habermişçesine sunup, upuzun ve sıkıcı yazıyı okumaya üşenen bizlerin beynine yalnızca başlıktaki yönlendirmeyi kazıdığı için;

    Ödülü ZAMAN GAZETESİ‘ne veriyorum.

    (not: Zaman Gazetesi bu işi her gün ısrarla yaptığı için bu ödül “Jüri Özel Ödülü” sıfatıyla verildi. Bu alandaki başarılarının sürmemesi dileğimiz.)

    .

    “HÜSEYİN ABİ” Özel Ödülü

    Ooooooo…Bama! Obama! Obama! yazısında anlattığım üzere, TRT sayesinde Barack Hussein (pardon, Hüseyin) Obama’ya artık Hüseyin Abi diyorum. Hüseyin Abi ve temsil ettiği Amerika Birleşik Devletleri politikalarına ve Amerika sevgisini onurlandırmak üzere verdiğimiz bu ödülü…

    Enerji Türbinine Kredi Onayı haberi ile, ABD’den Türkiye’ye satılmak üzere türbin yapacak firmaya kredi verilmesinin onaylanmasını sevinçle duyurduğu için;

    ABD Haydutları Bitirmekte Kararlı haberi ile, daha dün yazdığım yazının aksine, korsanları “haydut” olarak nitelendirip Somali’nin değil ABD’nin tarafını tutarak umut saçtığı için;

    Pakistan’da Kısmi Şeriat haberi ile, Pakistan’daki yaşamdan ve yönetim biçiminden* haberi olmayan bizleri alakasız fikirlere sürüklediği için;

    Ödülü TRT‘ye veriyorum.

    .

    Bugünkü Üstün(körü) Habercilik Ödülleri’ni kazanan tüm kurumların bu alanda başarısız, habercilik alanında kat be kat daha başarılı olmalarını diliyorum.

    .

    .

    *Pakistan’lı arkadaşımız Usman sayesinde haberin aslını öğrendik. Ortamda şeriat kanunları yok. Yalnızca yasal olarak bağımsız olan bazı bölgelerde aşırı dinci yönetim hakim. Swat’da bu bölgelerden birisine dahil edilmiş. ABD’nin Afganistan’a saldırmasının temel dayanağı da bu bölgelerdeki aşırı dinci yaklaşım. Yani sözde Usame Bin Ladin zihniyeti…

  • Ahoy Aleyküm!

    pirate05am

    Korsan bayrağını görünce içim kıpır kıpır oluyor. Karmakarışık duygularıma geçen 2 hafta içerisinde okuduğuklarım ve izlediklerim de bir yenisini ekledi.

    Eskiden ne güzel bu bayrak komik ve eğlenceli anıları hatırlatırdı. Çocukken bilgisayarda oynadığım korsan oyunları olsun, Reha Muhtar’ın “satanist bayrağı” olarak ana haber bülteninde sunması olsun, hep güzel anıları hatırlattı bu bayrak. Özel bir sevgi beslerim.

    Bugünlerde ise “Somali Korsanları”nı ve halka açıklanmayan perde arkasını hatırlatıyor.

    Korsanların altın çağı sayılacak dönemde, Karayiplerden kalma hikayeleri, filmleri, kitapları hepimiz biliyoruz. Küresel bir korsan karşıtı hareket olduğunu farketmiyor, korsanların hırsız, ipe sapa gelmez çapulcular olduğunu falan dinliyoruz her zaman. Tarihsel olarak baktığımızda düzene ve otoriteye ayaklanmış köle karşıtı özgürlükçüler olarak algılamıyoruz. Hırsız olmalarına rağmen, monarşi ve kölelik dünyasında gemi içinde demokrasiyi nasıl uyguladıklarını bilmiyoruz. Halk tarafından ne kadar çok desteklendiklerini bilmiyoruz, ve hatta halk tarafından desteklenmediklerini sanarak nasıl da bu kadar uzun süre barınabildiklerine şaşıyoruz tüm saflığımızla.

    Bize anlatılanları elimiz mahkum doğru kabul ediyoruz.

    Somali’de de benzer bir döngüye girmiş olabiliriz. Orada yaşamadan bilemeyeceğimizi önceden belirtip bugün bir arkadaşım sayesinde denk geldiğim bir yazıyı paylaşmak istiyorum (Bkz. “Korsanlar Hakkında Yalan Söyleniyorsunuz” – İngilizce).

    Kabaca 1990 ve sonrasında Somali’de gelişen olaylardan bahsediyor. Somali yönetiminin sona ermesi ile uluslararası gemilerin ve mafyanın Somali açıklarına nükleer ve tıbbi atıkları boşaltmasından tutun, Somali halkının radyasyon zehirlenmesine; Somali karasularındaki deniz canlılarının kaçak avlanıp satılmasından tutun, Somali’deki iç savaşın körüklenmesine kadar yazıda bahsediyor. Sonrasında da bazılarının çöplük olarak kullanıp yok ettiği Somali denizleri, zehirlenen insanlar ve iç savaştan çıkamayan bir ülke kalıyor.

    Yapılan son araştırma Somali’de halkın %70 oranında sözümona “korsanları” desteklediğini gösteriyor. Somali halkının %70’i, “korsanları” denizlerinin ve ülkelerinin savunması için tek güç olduğunu düşünüyor. Acaba neden?

    “Korsanlar” gerçekten suç işliyor olabilir, buna itirazım yok. Yaşananların sebeplerini ve çözümünü bulmak için kafa patlatırken ise aklıma yalnızca bir söz geliyor: “Ölen mi suçlu öldüren mi?”

    Bazen olaylar göründüğü gibi gelişmemiş olabilir. Aklımızın bir köşesinde bulunsun.

    .

    Bugün bir de Ocak ayında bir rekoru daha kırdığımızı öğrendim. Gururluyum. (Bkz. İşsizlik %15.5, Tarım dışı işsizlik %19)

  • Dünya’da “Kim, Kiminle, Nerede” Oyunları

    Kim kiminle dost kime düşman? Dünya çapında bu sorunun cevabını aradığınız zaman küresel düzen değişiminin hızlandığını farkedeceksiniz. Ara sıra bahsettiğim bu küresel denge ve düzen değişiminde artık saflar ve taraflar belirginleşmeye başladı. Herkesin gizliden gizliye karar vermeye ve bazılarının açıktan bu kararlarını göstermeye başladığı bu dönemde Türkiye’yi de geleceğin Dünya’sında söz sahibi güçlü bir devlet yapmak için yöneticilerimizi ve bizi, yani halkı, çok ciddi biçimde ayıltmak gerekiyor.

    Gözümüzü 40 sene öncesinin yapılmayanlarını yapmak için Avrupa’ya çevirdiğimiz, sözde petrol zenginliklerinden boru bekçiliği yaparak medet umduğumuz bu dönemde, dünya artık ne fosil yakıtların miyadı dolmuş kıymetinden ne de Avrupa’dan medet umuyor.

    Eski dengeler değişmeye başlayalı herhalde en az bir 10 sene oluyor. Yıkılan Sovyetler Birliği ile gereksizleşmeye başlayan NATO onurumuz(!) bir yanda, kendi kendine yetme mücadelesini tamamlayamamış olmasına rağmen bizim ona bel bağlamak için kapısında köle olduğumuz Avrupa öte yanda, son krizle birlikte iyiden iyiye ayyuka çıkan “sözde küresel” ekonomik düzen de beri yanda… Darwin’in evrim kuramı ister doğru ister yanlış olsun, üstadın söylediği bir söz takdire şayandır: “Değişime ayak uyduramayan yok olur.” Zaten bir görüşe göre kuramın özü, güçlü olanın hayatta kalmasından çok, değişime daha iyi uyum sağlayanın ayakta kalmasıdır.

    Türkiye için de, her ülke için olduğu gibi, bu durum aynen geçerlidir.

    Yalnızca son bir hafta boyunca aynı kaynakta çıkan haberlere bakarak sorgulamamı oluşturabiliyorum. İşte mevcut, eski yapıda dostumuz bildiklerimizle ilgili seçmeler:

    Bunlar olurken Dünya’daki yeni yapılanmaların adımları, yeni dostlukların pekiştirilmesi ve dengelerin kayması da devam ediyor:

    Bütün bu haberleri topluca okuduğunuz zaman bir gidişat beliriyor. Hepsinin bir hafta içerisinde olmuş olması da gidişatın hızlandığının apaçık belirtisi. Buna rağmen, bütün bunlar olurken biz hala eski Dünya dengeleri üzerinden hesaplar yapıp, eski düzen içerisinde yer edinmeye çalışıyoruz.

    Biri bizi çimdiklemeden (veya başka türlü bir şekilde dürtmeden) en kısa zamanda ayılmamız ve ileriye bakmamız gerekiyor.

  • Aradaki 7 Farkı Bulun

    Geçen Cumartesi’den beri Türkiye’deki akraba turları ve Fransa’ya dönme telaşı içerisinde pek bir ilgisiz bıraktım yazmayı. O sırada beynime kazınan haberlerden bahsederek bu güzide haftasonunu yadetmeyi uygun gördüm.

    Biri gider biri gelir derler… DSP’den başkan Zeki Sezer giderken, siyah beyaz televizyon görüntülerini bile hatırladığımız Erbakan “Hoca” geri geldi. DSP’de “gelen gideni aratır mı acaba?” düşüncesi olabilir. Acaba bu sırada Saadet Partisi ne düşünüyor? “Gene gelir, gitmesini aratır” deniyor olabilir mesela.

    Olaya Milli Görüş davasını tartışmaktan apayrı olaya bakarsak Erbakan’ın toplum okuma becerisinin ne kadar zayıflaştığını görebiliriz. Yıllardır eski liderlere kızıp küsen, onları değil, yeni ve genç yüzleri destekleyen halka kalkmış eski kadrosuyla yine yeni yeniden selam veriyor… Vatan gazetesinin manşetine taşıdığı tabirle “Milli Görüş Müzesi” karşımıza çıkıyor. Gazetede iki fotoğrafı yanyana koymuşlar. Birisinde bu haftasonu çekilen resimde yaşlanmış kadro; diğerinde Erbakan ve aynı kadro gencecik, siyah beyaz bir resimde… Simaların hepsi aynı. Aradaki 7 farkı bulun desek yeridir.

    Haftasonu yaşanan bu parti içi gel-git olaylarının sonucunda;

    DSP’yi ya hep ya hiç dönemi bekliyor. CHP’nin yükselişte olduğunu ispatlama kavgasında DSP, ya CHP’nin varsayılan yükselişini kesip kendine yer açacak, ya da ebediyen Ecevit ve anısıyla kalplere gömülecektir.

    Saadet Partisi’ni de kendi saygısında boğulmak bekliyor. Erbakan’a duyulan saygı Erbakan’ı halen gözönünde tutmaya devam ederse Numan Kurtulmuş’un tüm yaptıkları ve yarattığı yükseliş balon gibi patlayacaktır. SP’yi destekleyip desteklememek önemli değil, Numan Bey’e ve gayretine pek bir yazık olacak…

  • Yorumsuz

    Benden Öte Benden Ziyade

    Bu akşam yine garip bir hüzün çöktü üstüme
    Hücrem soğuk bir tek sen varsın düşlerimde
    Demir kapı yine kapandı ağır ağır üzerime
    Kelepçeler yine vuruldu kilit kilit yüreğime

    Derin derin soluyorum seni gecelerce
    Duvarlara kazıdım ismini her köşeye
    Dudakların şeker gibiydi baldan öte baldan ziyade
    Pembe pembe yanakların gülden öte gülden ziyade

    Sabret gönül sabret sakın isyan etme
    Bir gün elbet bitecek bu çile isyan etme
    Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
    Orda öyle bir isim var ki kuldan öte kuldan ziyade
    Onu düşün ona sığın o senden öte benden ziyade

    Bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde
    Ama bil ki ateşin hala yanacak yüreğimde
    Gözyaşlarım akıp gidecek selden öte selden ziyade
    Bir canım var vereceğim baldan öte baldan ziyade

    Sabret gönül sabret sakın isyan etme
    Bir gün elbet bitecek bu çile isyan etme
    Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
    Orda öyle bir isim var ki kuldan öte kuldan ziyade
    Onu düşün ona sığın o senden öte benden ziyade

    Bir ben var ki benim içimde benden öte benden ziyade
    Bir sen var ki senin içinde senden öte senden ziyade
    Bir ben var ki benim içimde benden öte benden ziyade
    Bir sen var ki senin içinde senden öte senden ziyade

    Barış Manço

    .

    yorumla gelen istek üzerine:

    .

    .

    “Ben Kimim?”‘de bahsettiğim Biz’e ithafen.