Kategori: Yorum

  • Yobazlığın Tek Sonucu Ölüm

    17 sene önce 2 Temmuz Cuma günü, Cuma namazı çıkışı planlı şekilde ortalığı karıştırıp şehir dışından otobüslerle gelmiş bulunan kalabalığın tekbir sesleri ile pompalanan bir eylemde tarihimizin en büyük katliamı yaşandı.

    Bir kısım yobaz aşırı dinci sünni grubun, dönemin iktidar partisinden bazı aleni desteklerle kurguladığı ve 35 kişiyi öldürdüğü kitlesel linç ile bir taşla iki kuş vurulmuştu. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne yapılan bu saldırı hem Alevileri hem de olaydan kısa süre önce açıkça ateist olduğunu açıklamış olan Aziz Nesin başta olmak üzere bazı aydınları hedef alıyordu.

    Hikayenin net bir özetini Can Dündar’ın yıllar önce hazırladığı belgeselden izleyebilirsiniz.

    Bugün ise Sivas Katliamının yıldönümünde ilk defa bakan düzeyinde bir ziyaret gerçekleşti. Bu ziyaretin bazıları tarafından ısrarla Refah Partisi’nin uzantısı olarak yansıtılmaya çalışılmış AK Parti’den gelmiş olması, bu ithamın çoktan beri zayıf olduğunun veya en azından artık geçersiz olduğunun bir yeni göstergesidir.

    Fakat her ne kadar anma törenine katılınması olumlu bir adım olsa da, yine de yapılan açıklamalar, bakanın konuşması bu ziyaretin aslında katliamla değil, tabiri caizse “Alevi açılımı” ile ilgili olduğunu gösteriyor. Alevi sünni birliğinden bahsediliyor, Alevi çalıştaylarında ne kadar “yol katedildiğinden” dem vuruluyor ama olayların sorumluları yalnızca laf arasında “birliğimizi bozmak isteyenler var” şeklinde özetleniyor.

    Bahsi geçen “birliğimizi bozmak isteyenler” o dönemin yüzde 20den fazla oy almış partisinin desteğine sırtını dayıyordu, kimse bundan söz etmiyor. Kendi geçmişleri de aynı partiye dayandığı için midir, seçmen tabanlarının bir kısmının ortak olduğu için midir bilinmez, o konuda kimse ağzını açamıyor.

    Yıllardır her türban konusu açıldığında demokrasi, eşitlik, bireysel özgürlükler deniyor, Sivas’ta asıl hedeflerin başında olan ateistlere sıra gelince herkes sus pus oluyor. “Anti-semitizmi insanlık suçu adlederim” diye uluslararası ekonomi forumlarında reklam yapan Başbakan, ateistlerin inanç özgürlükleri hakkında tek kelime etmiyor.

    Sivas katliamı ayrımcılığın, ırkçı yobazlığın, kitlesel nefretin ürünüdür. O gün baskın yobazlığın hedefinde Aleviler vardı, yarın şartlar değişecek, kurban başkası olacaktır. Sorunun özüne inmeden yalnızca Alevilere başsağlığı dileyip çalıştaylar düzenlemek ne geçmişi temizler ne de geleceği.

  • Yol, Su, Elektrik… ve İnternet

    Bugün itibariyle yürürlüğe giren yasa ile artık Finlandiya’da hiçbir kamu veya özel kuruluşun vatandaşın “en temel ihtiyaçlarından” sayılan interneti kesme hakkı bulunmuyor. İnternet yasaklarını sabit fikirli bir tutuculukla ele alan kanunlarımız bir yana dursun, bu kanunlara el atacak yüreklilikte ve ileri görüşlülükte bir liderimiz, partimiz ve hatta sivil toplum kuruluşumuz bile bulunmuyor. Bu durumda bize de Finlandiya’ya bakıp bakıp iç geçirmekten başka çare kalmıyor.

    Finlandiya yanlış hatırlamıyorsam Dünya’da benzinli arabaların kullanımdan kaldırılması ile ilgili kararı veren de ilk ülkeydi. Sanıyorum 2012 yılından itibaren Finlandiya’da tüm araçlar ya elektrik ya da hidrojen ile çalışıyor olacak. Biz ise daha doğal gazla çalışan otobüslere, metrobüslere sevineduralım.

    Temiz enerji kaynakları, internet devrimi, basın ve ifade özgürlüğü bizden çok uzak kavramlar. Dünya politikasının bana göre en önemli bu 3 konusunda bu kadar silik olmamız içimi parçalıyor.

  • Medvedev Twitter Açtı, Bizde Youtube Yasak

    Türkiye’de internet konusunda insanlar gözlemlediğim kadarıyla 2 buçuğa ayrılıyor:

    1. grupta internetti sallamayan, ne işe yaradığını ve kapsamını bilmeyen veya yeterince ileri görüşlü olmayan tutucu kesim yer alıyor. İnternet yasaklarını savunanlar da zaten çoğunlukla bu kesime dahil.

    2. grupta da internet yasaklarına karşı olup, bu yasakları kullanıcı seviyesinde bir şekil alt etmek mümkün olduğu için olaya teoride karşı olup pratikte eyleme geçmeyenler bulunuyor. Bu gruptakiler yasak sitelere önce diğer siteler üzerinden IP gizlemesiyle, şimdilerde ise meşhur “host dosyası” üzerine ekleme yaparak giriyor. Sitelere girdikleri için yasakların bir zararı olmadığını sanıyor ve onlara dokunmayan yılanı bin yaşatıyorlar. Maalesef ki çoğunluğumuz bu gruba dahiliz.

    2 buçuğuncu grupta ise yine yasaklara karşı fakat eyleme geçen pek ufak bir azınlık var. İnternetin kapsamının ve gidişatının farkında olup, gelecekteki internet kullanım alanlarını, bugünkü uluslararası gidişatın farkında olan kesim bu gruba dahil. İnternet yasaklarının her türlüsüne karşı olanlar, internet veya yazılım sektöründe çalışanlar, korsan dosya paylaşımını destekleyenler çoğunlukla bu gruba dahil.

    Özetle çoğunluğumuz interneti kullansak da kapsamının, sosyolojik gidişatının, teknolojik getirilerinin, ekonomik dengeleri nasıl altüst ettiğinin farkında değiliz.

    Medvedev’in Twitter ve Google merkezlerine yaptığı ziyaret gösteriyor ki Rusya bu bahsettiğim önemi farketmiş. Maalesef bizim basınımız bunu her zamanki gibi “tüketim çılgınlığı” bakış açısıyla ele alıp “Medvedev dünyadaki ilk iPhone 4 sahibi” şeklinde vermiş. Halbuki burada önemli olan apple, google, twitter gibi yeni iletişim çağı devlerinin öneminin vurgulanmış olması.

    Obama son seçimde en büyük farkı facebook üzerinde yaptı. İran’da son seçimler sonrası Ahmedinejad karşıtları tüm siyasi ve askeri baskılara rağmen tüm eylemleri aylarca Twitter sayesinde yürütebildi. İnternet korsanları yıllardır kodaman şirketlerin devletler yoluyla uyguladığı baskıya rağmen yaşıyorsa bunun tek sebebi de internetin karşı konulamaz gücüdür. Toplumsal örnekler saymakla bitmiyor. Ekonomik ve teknolojik örneklere ise hiç girmeyeceğim.

    Her fırsatta bu fikrimi dile getiriyorum: İnternet, insanlık tarihindeki ikinci “matbaa”dır. Benzer bir devrim kaçınılmaz.

    İnternet, yeni fikirleri, gerçekleri, insanlığın ekonomik, sosyolojik ve hatta politik evriminin yeni dönüm noktasıdır.

    Biz ise kalkmış hala yasaklar hukuki mi, hukuka uygun nasıl yasaklar koyarız, yasakları nasıl kaldırabiliriz gibi anlamsız tartışmalar içindeyiz. Allah aşkına birileri çıksın artık şu millete internetin komik videolar ve pornodan ibaret olmadığını anlatsın.

    İnternet bağımsızlıktır!

  • Türk Arapsız Da Yaşar, Arapla Da…

    Hükümetin dış politikasının en güçlü ayağı malum Türk-Arap yakınlaşması ve müslüman ülkeler ile ilişkilerin geliştirilmesi. Erdoğan bütün Arap ülkeleri susarken Filistin savunuculuğu yaptığı sayısız örnekte zaten bu felsefesini ortaya koymuştu. Son olarak da dün Türk-Arap İşbirliği Forumu’nda Mehmet Akif Ersoy’un şiirinden çok tartışılacak bir alıntı yaptı:

    Türk Arapsız yaşayamaz; kim ki yaşar der, delidir

    Arabın Türk, hem sağ gözüdür, hem sağ elidir.

    Bu yorum şairin kendi görüşü olsa da Başbakan dillendirince farklı bir boyut kazanıyor. Adeta Türkiye Arap dünyasına muhtaçmış gibi; sanki onların “sağ eli”, yani yardımcısı olduğunu düşüyor gibi gösteriyor.

    Halbuki Fatih Altaylı’nın bugünkü yazısında çok temiz bir şekilde örnekler ve delillerle belirttiği gibi tarihe bakıldığında Türk Arapsız yaşar, ama Arap Türksüz yaşayamaz.

    Tarih bir kenara, bugün bile halklar arasında bakıldığında Arap halkının Türkiye’ye bakışı, Türk halkının Araplara bakışına oranla çok daha fazla imrenme boyutundadır. Yazılan çizilen bir yana, kendi hayatımda bile son 2 senede yurtdışında tanıştığım bazı Arapların Davos çıkışı sonrası bize ne kadar imrendiğine şahit oldum. Bu imrenmenin sebebi haklı olmamız değildi. Onların bu iradeyi gösteremeyecek olmasıydı.

    Geçen gün konuştuğum Tunus’lu birisi bana İsrail olayında ölen Türkler için üzgün olduğunu söyledi. Ben de cevap olarak “senin suçun değil ki” dedim. Cevabı ise az önce bahsettiğim aciziyeti ortaya koymaya yetti:

    Hayır, benim suçum.

    Arap halkının büyük çoğunluğu Filistin dahil çoğu konuda ezilen durumundalar. Fakat hiçbirisinde yönetim Türkiye’nin gösterdiği irade ve dik duruşu sergileme yetisine ve gücüne sahip değil. Bunun en güzel örneği elbette ki Mısır ve tüm zenginliğine rağmen Suudi Arabistan.

    Türkiye Türki devletler arasında en güçlü devlet.

    Türkiye Arap müslüman ümmetine dahil en zengin olmasa da nispeten de olsa en dik duruşlu devlet.

    Türkiye Kafkasların, Balkanların, Ortadoğu’nun en güçlü devleti.

    Bütün bunlar apaçıkken, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın Türk-Arap İşbirliği Forumu’nda muhtemelen Arap’lara yaranmak için belki de iç siyasette biraz daha puan toplamak için “Türk Arapsız yaşayamaz” demesi açık bir hatadır.

    Aksine tarih göstermiştir ki bazı durumlarda “Türk, Araplara rağmen bile yaşamayı başarmıştır“.

    Pantürkizm kalıntılarında “Türk’e Türk’ten başka dost yok” demek kadar, panislamizm kalıntılarında bu tür açıklamalar yapmak da kendini küçük görmektir.

  • Tam Bağımsız Türkiye İçin Tam Bağımsız İran

    BM Güvenlik konseyinin İran’a karşı yaptırım alma kararında ilginç bir sahne ortaya çıktı. Konseyde Türkiye ve Brezilya hayır, Lübnan çekimser oy kullanırken, yaptırımlar 12 oyla kabul edildi.

    Yeni Dünya Düzeni’ne ilginç bir başkaldırış yöntemi var İran’ın. Dünya’da Ekonomik odaklar bu duruma kızgın, İslamofobik çevreler “İslam Cumhuriyeti” kavramından ve koyu “cihat” çağrılarından korkuyor, olaydan habersiz bir kesim de “atom bombası yapmasınlar” diye İran karşıtlığına destek veriyorlar.

    Bizde ise İran; “komşumuz”, “din kardeşimiz”, “müttefikimiz” seçeneklerinden birisi dolayısıyla el üstünde tutuluyor. Az sonra açıklayacağım üzere ben ise bu seçeneklerin hepsini yalnızca iç politika malzemesi olarak yorumluyorum.

    Yurtdışında yaşıyor olmanın avantajlarından birisi, bu tür konularda batının “demokrasi” anlayışının ne kadar kısır olduğunu görmek. Konuyu Avrupa’lı her kimle tartışırsanız tartışın ortak bir cevap alıyorsunuz: “İran nükleer silaha sahip olursa bize büyük tehdit oluşturur!” E iyi de Dünya’daki halihazırda nükleer silah sahibi 9 ülke kimseye tehdit değil mi? Yalnızca bu açıdan bile bakıldığında adil olan, herkesin nükleer silahı bırakmasıdır; İran’a uygulanacak yaptırımların ABD’ye de, Çin’e de, Kuzey Kore’ye de, İsrail’e de uygulanmasıdır.

    Kişisel olarak politik görüşümün temeli “tam bağımsızlık“tır. Bunun iç politika kısmı konumuz değil. Fakat eğer doğru olan bir ülkenin “tam bağımsız” olması ise, bu kural her ülke için geçerli olmalıdır. Eşitlik, küresel adalet ve dünya barışı bunları gerektirir. Avrupa birliğinde Lüksemburg ile Fransa’nın hakları eşit sayılıyorsa, İran’ın da hakları aynı derecede tutulmalıdır. İran’ın tam bağımsızlığı için, nükleer enerji araştırması yapmasına da, takas anlaşmaları ile dünyanın öbür ucundaki Brezilya ile yakınlaşmasına da destek olunmalıdır.

    Bugün komşumun iç meselelerine burnunu sokanlar dün olduğu gibi, yarın da tekrar benim kararlarıma burnunu sokma cüretini gösterebilecektir. Tam bağımsız Türkiye için: Tam bağımsız Brezilya, tam bağımsız İran!