Kategori: İş

  • Çok çalışmayın

    Çok çalışmayın

    İnsan gittiği her yerden gördükleri ve öğrendikleriyle değişmiş ve umuyorum ki gelişmiş olarak ayrılıyor. Bazen de ayrılamıyor. Avrupa’da yaşamanın bana öğrettiği sanırım en önemli şey ise artık klişeleşmiş “önemli olan nicelik değil niteliktir” sözünün önemi. (quality > quantity)

    Bunun çok örneğini yaşadık. İnsan gurbette ilk önce seçici olmamayı öğreniyor mecburen. O kültüre ait olmadığın için market alışverişinde bile aslında seçeneklerin azalmış oluyor. Çevreni geride bıraktığın için gittiğin yerde arkadaş çevresi potansiyelin azalıyor. Daha az iş imkanı, daha az insan, daha az televizyon kanalı içinden tercih yapmayı öğreniyorsun. Bu tercihler başta yadırgansa da sonunda insana neyin gerçekten kıymetli olduğunu farkettiriyor. Çünkü aradığınız herşey olmadığı için, elinizdeki az seçenek arasında cebelleşirken asıl önceliklerinizi daha net belirlemek zorunda kalıyorsunuz.

    Buna bir örnek de kişinin işine ve çalışmaya bakışı. Fransa’ya ilk gittiğimizde 6 haftadan başlayan yıllık izin, üzerine bizdeki kadar dini ve resmi tatil, haftalık 35-40 saat resmi çalışma sürelerini aklımız almamıştı. Meğer Avrupa’da racon buymuş. Amerika’dan ithal “modern kölelik” sistemine adapte olmuş biz Türk gençleri için bunu hazmetmek biraz zaman aldı.

    Başta çok anlamadık “bu adamlar nasıl hala batmıyor?” diye. Sonra Euro bölgesindeki Yunanistan ve Portekiz krizleri ile doğu Avrupa’nın sefaletini görerek bu durumu sorguladık. Halbuki şöyle bir tablo var:

    Dünya'da çalışma saatleri

    Bu tabloda bence açıkça görünüyor ki çok çalışmanın krizdeki ülkelere bir faydası yok. Fransa, Almanya, İsviçre başta olmak üzere birçok ülkeden çıkarttığım ders ise, asıl marifet çok çalışmak değil doğru çalışmak. Doğru ürünü doğru üretmek, doğru sistemi kurmak.

    Çok klişedir ama çok da haklıymış. Nicelik değil, nitelik önemli. Yemek yerken, eğlenirken, arkadaş seçerken, gezerken, konuşurken, okurken, uyurken, ve bence günün en büyük kısmını kapladığı için en önemlisi de çalışırken…

    Dolayısıyla çok çalışmayın, doğru çalışın. Verimli çalışın. Ya hakkını vererek çalışın ya da hiç çalışmayın.

    Eğer sürekli günde 10 saatten, haftada 6 günden fazla çalışıyorsanız MUTLAKA birşeyi yanlış yapıyorsunuz demektir, ya işinizde ya da özel hayatınızda… отследить международную посылку из китаятееграмм

  • Boğa Dölü Toptancılığı

    Az önce şimdiye kadar tanıştığım açık ara en ilginç mesleği yapan müşteri adayımızla görüştüm. Tanışma faslında (her zamanki gibi) benim ismimin (Ufuk) İngilizce okunuşuyla ilgili karşılıklı esprileri döndürdük. Sonra bana istediği gibi hitap edebileceğini, “ufuk”, “ufak”, “you f*ck” farketmez dedim. Başta bir iki kere ufuk demeyi denedi ama bunun da dili dönmedi (bu da ayrı bir tartışma konusu olsun). “Ufuaeğk”, “Uufak” falan baktı olmayacak  “you-fuck” diye devam etti.

    Sitesini yenilemek istiyormuş, ürünleri daha güzel sunmak, bazı kampanyalar eklemek istiyormuş.

    logo

    Site isminden ve ana sayfadaki boğa resimlerinden boğa sattıkları fikrine kapılıyor insan. O yüzden ilk başta logodaki sperm’e bir anlam verememiştim. Görüşme sırasında siteyi incelerken boğa fiyatlarının $15’dan başladığını farkettim. Dedim “15 dolara ne satıyorsunuz? Boğa fiyatları böyleyse bana 100 tane gönderin.” Kendimce çok komik olarak yaptığım bu espriye adam bekletmeden, “yok biz boğa dölü satıyoruz” cevabı verince ben bir süre mavi ekran verdim.

    Kafamdan bir anda binlerce şey geçti. Önce boğa dölü satmak fikrini bi hazmettim. Ardından logodaki sperm konusunda jeton düştüğü için bir süre ağzım açık kaldı. Ardından boğa spermi için 15 dolar fiyatın az mı çok mu olduğunu irdeledim… Ama sorduğum ilk soru bambaşkaydı:

    “Ürünleri nasıl topluyorsunuz? Herhalde bir makina falan vardır?”

    Yokmuş.

    Suni bir boğa vajinasını birisi “yerleştiriyor”, ürünleri oradan topluyorlarmış.

    Boğa dölü toptancılığı yapıyorlarmış daha çok. Bir boğanın haftada kaç “ünite” döl verdiğini falan anlattı. Yurtdışında hangi ülkelere boğa dölü gönderiyorlarmış, yok döl bozulmasın diye sıvı azot içinde gönderiyorlarmış, sıvı azot içinde saklanan boğa dölü 50 yıla kadar dayanıyormuş falan anlatıyor…

    Bunları dinlerken bir ara adamın suratına kahkaha attım:

    “Kusura bakmayın ama çok komik bir işiniz var, boğa dölü satıyorsunuz yani… (gülmeye devam)”

    “(gülerek) Doğru söylüyorsun, ama ismimin ‘you f*ck’ olmasından iyidir.”

    Kendi kendime “adam haklı beyler, dağılın” dedim ve gülüşerek konuya döndük.

     

  • Artistik olsun diye ihracat yapmak

    Bugün de müthiş bir müşteri adayı siteme geldi. Sitedeki otomatik karşılama mesajı her zamanki gibi ingilizce “merhaba, bu otomatik bir mesajdır falan filan” dedi.

    (Bu mesaj ingilizce çünkü bu chat modülü için bedava bir program kullanıyorum ve bedava versiyonda çoklu dil seçeneği yok haliyle. E ben de bugüne kadarki müşterilerimin en az yüzde 95’i yurtdışında olduğu için İngilizce mesajla karşılıyorum.)

    Bu mesaja arkadaş “sa” diye cevap verdi. Ardından benim otomatik chat modülü ben 15 saniyede arkadaşa cevap yazmadığım için yine ingilizce “bu otomatik bir mesajdır, şu an bilgisayar başında değilim, hemen gelirim” tadında ikinci cevabı gönderdi. O sırada ben yetiştim ve her ne kadar en son aleyküm selam vakasını hatırlayarak “as” dediysem de sanırım artık geç kalmıştım. Çünkü aynı anda müşteri adayı arkadaş sitedeki otomatik mesajlara cevap olarak “artistlik yapmayın Türk firmasısınız sonuçta” dedi ve siteden çıktı.

    Bu komik anı Facebook’ta paylaşıp da Erdem gözüme sokunca farkettim. Sanki ben sırf artistik olsun diye ihracat yapıyorum. Artistik olsun diye dolarla iş yapıp, kazandığımdan biriktirdiğim parayı düzenli olarak yurtdışından getirip İş Bankası’na yatırıyorum. Ben malım ya, artistik olsun diye Türkiye’den gelen müşterilere bi de normalde yaptığımdan daha ucuza fiyat teklifi veriyorum.

    O değil de, Türkiye’den iş almak için yaptığım reklam masrafının karşılığında daha henüz bir tane bile iş almadım. Memlekette iş yapalım diye sokağa bu “sa” diye muhabbete giren adamlara para döküyoruz resmen. Üzerine bir de her seferinde fırça yiyorum.

    Bir ilginç not da, Türkiye’de düzgün iş yaptığım birkaç kişi var, yok değil. Bunlar da ya tanıdık, ya beni bedava destek verdiğim bir siteden bulan adamlar. Yani neye niyeet neye kısmet. Benim bedava yaparım dediğim adamlar bana zorla para veriyor yaptığım işler için, öteki armutlara iş yapmak için ben kendi kendime sokağa reklam parası saçıyorum.

    Ben mi malım, yoksa mallar mı bana denk geliyor bu aralar? курсы по seotran siberian railroad

  • Aleyküm Selam

    Aleyküm Selam

    Az önce siteme Balıkesir’den birisi geldi ve aramızda geçen yazışmayı aynen iletiyorum:

    *** Visitor 1343337015 is requesting to chat.***

    s.a ufuk

    merhaba

    bir aleykum selam demek o kadar zormu
    arkadaş

    buradayim 🙂
    aleykujm selam

    merhabaler neymiş
    sırf bunun yüzünden çalışmak istemiyorum
    bb

    *** Visitor 1343337015 has left the chat ***

    Bu “aleyküm selam” tabusundan bana ilk Şükrü bahsetmişti. Benzer bir olay şirketlerinin ilk zamanlarında onun da başına gelmiş. Anlattığında gülüşmüştük. Çünkü çok saçma bir takıntı.

    Bu insanlar “aleyküm selam” kalıbını dini bir tabu yapıyor, farkında değil ki böyle bir kalıp dinde imanda yok. Olduğunu zannettikleri dini görev de aslında Nisa 86 suresi:

    Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.

    Selamın aleyküm Arapça “sana selam olsun” demek. Cevap olarak “aleyküm selam” demek ise tamamen bizim geleneğimiz. Dünya’nın her yerinde Araplar “selamın aleyküme” karşılık “selam” ya da yine “selamın aleyküm” diyor. “Aleyküm selam” diyen Arap daha görmedim, tanımadım (ki herhalde en az bir 20 taneyle tanışmış, Arap camilerinde yüzlercesini selamlaşırken görmüşümdür).

    Özetle eğer mesele dinse, ben zaten dini vecibemi yerine getirip verilen selama (en az) aynı değerde bir selamla karşılık vermişim. Ama mesele bu değil. Mesele şekil. Abimizin istediği şekilde cevap vermedim ya, “bu herif bizden değil” dedi, damgayı yapıştırdı gitti. Yamuluyor muyum?

    Sanmayın ki kaçan müşteriye yanıyorum. Daha bir önceki yazımda bu tür müşterilerle çalışmamayı tercih ettiğimi yazmıştım. Mesele toplumsal. İnsanoğlunun (dünyanın her yerinde) bu kadar şekilci olması içimi yakıyor.

    Allah’ım sen benim ateşimi söndürme, insanların içine bir mum yak. Amin. международные морские перевозкиэндакринолог

  • Doğru Müşteriyi Seçmek

    Doğru Müşteriyi Seçmek

    Emlakçılık müessesesini çoğu durumda beleşe komisyonculuk olarak gördüğüm için sevmem. Yanlış anlaşılmasın, emlakçılara karşı bir garezim yok. Kavramı, uygulayıcısıyla bir tutmamak gerek. Her neyse, işte bugün Hawaii’li emlakçı müşterimden nihayet kurtuldum.

    Bu arkadaşla tanışalı 15 ay kadar oluyor. Özetle oldukça kapsamlı bir emlak portalı ve günlük binlerce emlak güncellemesi yapan bir altyapı istemişlerdi. Bunu çok ucuza ve hemen yapıp teslim etmemi fakat ödemeyi 9 aya bölerek her ay 1/9 ödeme ile yapmak istemişlerdi. Yani hem çikolata hem oyuncak hem de sürpriz olsun, yetmedi üstüne bi de ucuz olsun ve 9 taksitle ödeyelim. Yok … Ali Sami denmesi gereken bu kadına işte o zamanki çömez aklımla olur demiş bulunmuşum. Ne salaklık!

    Projeyle ilişiğimi bir şekil kesmemin ardından bile bankadan ödemelerin geri alınması talebi gönderen bu arkadaşlara bir mücadele de o yolda verdim. Nihayet 3 aylık pazarlık, 7 aylık çalışma ve 5 aylık bu son sürecin ardından özgürüm!

    Düşe kalka öğrendiğim en önemli derslerden birisi de bu: Doğru müşteriyi seçmek!

    Sizinle de paylaşayım, tecrübeyle sabit, kaçınılması gereken 3 müşteri tipi:

    1.Ucuzcu (veya ödeme konusunda mızmız) müşteri

    2.Ne istediğini bilmeyen müşteri

    3.Küçümseyen (veya megaloman) müşteri

    Ucuzcu müşterileri artık 30 kilometreden daha ilk epostadan anlıyorum. Kendi işime ilk başladığımda “aman fiyat kırayım, müşteri kaçmasın” hatasına düştüğüm için bu tip müşteriyle çok anım var. Parasını aylar sonra ödeyen, iş bittikten sonra “çok pahalı oldu, vazgeçtim” diyip giden, hiç ödemeyip maillere cevap vermeyi aniden kesen… Bütün bu tecrübelerden edindiğim ders ortak: Ucuzcu müşteriden kar edilmez. Bu tip adamlar ya bi damla kazanç getirir, ya da getirdiğinden fazlasını öyle ya da böyle uzun vadede zaman ve maliyet olarak götürür.

    Ne istediğini bilmeyen müşteri ise ayırt etmesi en zor müşteri tipi. Çünkü herkes kendini ne istediğini biliyor sanır, ve ilk başta belli olmaz neyi ne kadar bildiği. Bunun için biraz görüşmek, yazışmak, projenin ayrıntılarını çaktırmadan adama sormak gerekir. Zaten ayrıntıları sorunca kem küm demeye başlıyorsa müşteri, anlayın ki kendisi de zaten ne istediğini bilmez. Belki de bu sabah tuvalette aklına gelmiştir proje. Bu tür müşteriden kazanacağınız şey ise kocaman bir zaman kaybı olacaktır. Çünkü ne istediğini bilmeyen müşteri mutlaka ve mutlaka sonradan beklenmedik işler çıkartır. Sizin özenle verdiğiniz teklif bir anda buzdağının görünen yüzü haline gelebilir.

    Benim şahsen en eğlenceli bulduğum uzak durulası müşteri tipi megaloman müşteri tipidir. Bunlar cins olarak çok orijinal olurlar ve hepsi kendi şahsına münhasır tavırlarla gelirler. Dolayısıyla ben bu müşterileri kibarca yüksek teklifle püskürtmeden önce bir süre muhattap olurum. Sonra eşe dosta anlatacak fıkra gibi malzeme çıkar. Bu müşteri tipinin size en büyük zararı da, onları ciddiye almanız durumunda sinir ve stres sahibi olmanızdır.

    Bu adamlar ne sizin yaptığınız işi ciddiye alır, ne de “sen olmasan ben bunu zaten kendim de yaparım ama çok meşgulüm vaktim yok” modundan çıkar. “Benim yeğen de web sitesi yapıyor”, “bilmem kaç sene önce okuldayken ben de bi tane programlama dersi almıştım” veya “aslında ben de çok güzel tasarım yaparım” falan gibi saçma sapan, ölçülmesi imkansız iddialarla sinirinizi bozar. İşi küçümsediği için genellikle değerinin altında teklif bekler, işi aceleye getirmek ister ve ne olursa olsun asla memnun olmaz.

    Özetle yukarıdaki gibi bir müşteri size asla kazandırmaz, bilhassa kaybettirir. Eğer bu tiplerden birisiyseniz yalvarıyorum ya değişin ya da benden uzak durun. Eğer siz de müşteri ile muhattap olan bir işte çalışıyorsanız, siz siz olun bu tiplerden uzak durun, catdog.xyzкак пропиарить сайт