Yazar: ufak oğlan

  • Aleyküm Selam

    Aleyküm Selam

    Az önce siteme Balıkesir’den birisi geldi ve aramızda geçen yazışmayı aynen iletiyorum:

    *** Visitor 1343337015 is requesting to chat.***

    s.a ufuk

    merhaba

    bir aleykum selam demek o kadar zormu
    arkadaş

    buradayim 🙂
    aleykujm selam

    merhabaler neymiş
    sırf bunun yüzünden çalışmak istemiyorum
    bb

    *** Visitor 1343337015 has left the chat ***

    Bu “aleyküm selam” tabusundan bana ilk Şükrü bahsetmişti. Benzer bir olay şirketlerinin ilk zamanlarında onun da başına gelmiş. Anlattığında gülüşmüştük. Çünkü çok saçma bir takıntı.

    Bu insanlar “aleyküm selam” kalıbını dini bir tabu yapıyor, farkında değil ki böyle bir kalıp dinde imanda yok. Olduğunu zannettikleri dini görev de aslında Nisa 86 suresi:

    Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.

    Selamın aleyküm Arapça “sana selam olsun” demek. Cevap olarak “aleyküm selam” demek ise tamamen bizim geleneğimiz. Dünya’nın her yerinde Araplar “selamın aleyküme” karşılık “selam” ya da yine “selamın aleyküm” diyor. “Aleyküm selam” diyen Arap daha görmedim, tanımadım (ki herhalde en az bir 20 taneyle tanışmış, Arap camilerinde yüzlercesini selamlaşırken görmüşümdür).

    Özetle eğer mesele dinse, ben zaten dini vecibemi yerine getirip verilen selama (en az) aynı değerde bir selamla karşılık vermişim. Ama mesele bu değil. Mesele şekil. Abimizin istediği şekilde cevap vermedim ya, “bu herif bizden değil” dedi, damgayı yapıştırdı gitti. Yamuluyor muyum?

    Sanmayın ki kaçan müşteriye yanıyorum. Daha bir önceki yazımda bu tür müşterilerle çalışmamayı tercih ettiğimi yazmıştım. Mesele toplumsal. İnsanoğlunun (dünyanın her yerinde) bu kadar şekilci olması içimi yakıyor.

    Allah’ım sen benim ateşimi söndürme, insanların içine bir mum yak. Amin. международные морские перевозкиэндакринолог

  • Doğru Müşteriyi Seçmek

    Doğru Müşteriyi Seçmek

    Emlakçılık müessesesini çoğu durumda beleşe komisyonculuk olarak gördüğüm için sevmem. Yanlış anlaşılmasın, emlakçılara karşı bir garezim yok. Kavramı, uygulayıcısıyla bir tutmamak gerek. Her neyse, işte bugün Hawaii’li emlakçı müşterimden nihayet kurtuldum.

    Bu arkadaşla tanışalı 15 ay kadar oluyor. Özetle oldukça kapsamlı bir emlak portalı ve günlük binlerce emlak güncellemesi yapan bir altyapı istemişlerdi. Bunu çok ucuza ve hemen yapıp teslim etmemi fakat ödemeyi 9 aya bölerek her ay 1/9 ödeme ile yapmak istemişlerdi. Yani hem çikolata hem oyuncak hem de sürpriz olsun, yetmedi üstüne bi de ucuz olsun ve 9 taksitle ödeyelim. Yok … Ali Sami denmesi gereken bu kadına işte o zamanki çömez aklımla olur demiş bulunmuşum. Ne salaklık!

    Projeyle ilişiğimi bir şekil kesmemin ardından bile bankadan ödemelerin geri alınması talebi gönderen bu arkadaşlara bir mücadele de o yolda verdim. Nihayet 3 aylık pazarlık, 7 aylık çalışma ve 5 aylık bu son sürecin ardından özgürüm!

    Düşe kalka öğrendiğim en önemli derslerden birisi de bu: Doğru müşteriyi seçmek!

    Sizinle de paylaşayım, tecrübeyle sabit, kaçınılması gereken 3 müşteri tipi:

    1.Ucuzcu (veya ödeme konusunda mızmız) müşteri

    2.Ne istediğini bilmeyen müşteri

    3.Küçümseyen (veya megaloman) müşteri

    Ucuzcu müşterileri artık 30 kilometreden daha ilk epostadan anlıyorum. Kendi işime ilk başladığımda “aman fiyat kırayım, müşteri kaçmasın” hatasına düştüğüm için bu tip müşteriyle çok anım var. Parasını aylar sonra ödeyen, iş bittikten sonra “çok pahalı oldu, vazgeçtim” diyip giden, hiç ödemeyip maillere cevap vermeyi aniden kesen… Bütün bu tecrübelerden edindiğim ders ortak: Ucuzcu müşteriden kar edilmez. Bu tip adamlar ya bi damla kazanç getirir, ya da getirdiğinden fazlasını öyle ya da böyle uzun vadede zaman ve maliyet olarak götürür.

    Ne istediğini bilmeyen müşteri ise ayırt etmesi en zor müşteri tipi. Çünkü herkes kendini ne istediğini biliyor sanır, ve ilk başta belli olmaz neyi ne kadar bildiği. Bunun için biraz görüşmek, yazışmak, projenin ayrıntılarını çaktırmadan adama sormak gerekir. Zaten ayrıntıları sorunca kem küm demeye başlıyorsa müşteri, anlayın ki kendisi de zaten ne istediğini bilmez. Belki de bu sabah tuvalette aklına gelmiştir proje. Bu tür müşteriden kazanacağınız şey ise kocaman bir zaman kaybı olacaktır. Çünkü ne istediğini bilmeyen müşteri mutlaka ve mutlaka sonradan beklenmedik işler çıkartır. Sizin özenle verdiğiniz teklif bir anda buzdağının görünen yüzü haline gelebilir.

    Benim şahsen en eğlenceli bulduğum uzak durulası müşteri tipi megaloman müşteri tipidir. Bunlar cins olarak çok orijinal olurlar ve hepsi kendi şahsına münhasır tavırlarla gelirler. Dolayısıyla ben bu müşterileri kibarca yüksek teklifle püskürtmeden önce bir süre muhattap olurum. Sonra eşe dosta anlatacak fıkra gibi malzeme çıkar. Bu müşteri tipinin size en büyük zararı da, onları ciddiye almanız durumunda sinir ve stres sahibi olmanızdır.

    Bu adamlar ne sizin yaptığınız işi ciddiye alır, ne de “sen olmasan ben bunu zaten kendim de yaparım ama çok meşgulüm vaktim yok” modundan çıkar. “Benim yeğen de web sitesi yapıyor”, “bilmem kaç sene önce okuldayken ben de bi tane programlama dersi almıştım” veya “aslında ben de çok güzel tasarım yaparım” falan gibi saçma sapan, ölçülmesi imkansız iddialarla sinirinizi bozar. İşi küçümsediği için genellikle değerinin altında teklif bekler, işi aceleye getirmek ister ve ne olursa olsun asla memnun olmaz.

    Özetle yukarıdaki gibi bir müşteri size asla kazandırmaz, bilhassa kaybettirir. Eğer bu tiplerden birisiyseniz yalvarıyorum ya değişin ya da benden uzak durun. Eğer siz de müşteri ile muhattap olan bir işte çalışıyorsanız, siz siz olun bu tiplerden uzak durun, catdog.xyzкак пропиарить сайт

  • Yeni müzik keşfetmek için en iyi internet siteleri

    Yeni müzik keşfetmek için en iyi internet siteleri

    Benim için dönem dönem yeni müzik keşfetmek çok önemli. Müzik dinlerken sindirmeyi de seviyorum, yeni şarkılarla heyecanlanmayı da. Ama bunu yaparken gerçekten istediğim tarzda keşifler yapmak benim için çok ama çok önemli.

    Bu ihtiyaç için en yaygın kullanılan site Last.fm. Bana göre last fm algoritması çok zayıf ya da çok genel eşleştirmeler yapıyor. Bu yüzden tavsiye etmiyorum.

    Yeni müzik keşfetmek için bir numara Pandora.com. Fakat 2007 yılında (kahrolasıca) telif yasaları yüzünden sadece ABD ve İngiltere’de yayın yapabilir hale geçti. Dolayısıyla ABD veya İngiltere’deyseniz çok şanslısınız. Çünkü Pandora sadece müzik türü değil, Music Genome Project dahilinde yaklaşık 400 özellik üzerinden eşleştirme yaparak size benzerleri buluyor. Size bir şarkı sunduğunda açıklıyor, diyor ki “size bu şarkıyı sunduk çünkü bu şarkı minor gamda, bayan vokalli, akustik kaydedilmiş, aksak ritimli, vs. vs.”. Ayrıca “bu şarkıyı beğenmedim”, “şu şarkıyı çok beğendim” gibi işaretlerle algoritmayı yönlendirebiliyorsunuz.

    Pandora’ya yine de proxy ayarlarınızı değiştirip kendinizi ABD’den bağlanıyormuş gibi göstererek bağlanabilirsiniz.

    Eğer bu zahmete girmek istemezseniz ya da teknik olarak bu işi kotaramazsanız da (çok daha zayıf olsa da) ikinci alternatifiniz Musicovery.com. En azından o anki modunuza göre bir radyo dinleyebilirsiniz. 2 eksenli mod grafiği bence yeterli oluyor. Hareketli/yavaş ve neşeli/karanlık eksenlerinde bir noktaya işaret ederk istediğiniz havada şarkılar çalmaya başlıyor. Ayrıca müzik türlerini de seçebiliyorsunuz. Genel olarak yeni grup değil ama şarkı keşfetmek için bence alternatiflerine kıyasla bir nebze daha başarılı. Ayrıca ruh haline göre seçim yapmak da benzeri olmayan bir özellik.

    Müzik keşfetmek için sizin bildiğiniz güzel siteler varsa aşağıya yorum olarak yazıverin de hepimiz öğrenelim 🙂 продвижение сайта в 10 топвсе для рибалки

  • Once (2006)

    Once (2006)

    Geçen akşam internetsiz, yatağı oldukça rahatsız motel odamızda Once(2006) filmini izledik. Göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Benim gibi akustik ve unplugged aşığı birisi için harika bir film. Senaryo yalın ve sinemasal açıdan da iyi çekilmiş, “bir garip aşk hikayesi” diyebiliriz belki ama asıl müzikleriyle sürüklüyor. Zaten kendisine musical movie diyor ve 2012’de ABD’de ayrıca müzikale dönüştürülerek en iyi Müzikal ödülü almış.

    Herşeyi bir kenara bırakırsak, film yalnızca müzikleriyle bile harika. Hiçbirşey olmasa şarkıları dinleyerek vakit geçer bile, ki zaten 85 dakikalık kısacık bir film. İzlerken hep keyif veriyor. Bütün karakterler olabildiğine gerçek ama eşimin çok sevdiği gibi “kimsenin kötü olmadığı” bir film.

    Bu da filmin giriş sahnesinin başı ve bana göre filmin en güzel şarkısı:

    [media url=”http://www.youtube.com/watch?v=JMqKOt7R_K8″ width=”520″ height=”340″] [spoiler title=”Spoiler yorumlar”]

    Filmdeki elemanın (adı yok, credits kısmında bile “guy” olarak geçiyor) gitarındaki yarık boyutuna gelmiş aşınma, kızın (“girl”) kıyafetleri o kadar güzel ayarlanmış ki karakterler herşeyiyle olması gereken yere cuk oturuyor. Zaten filmdeki bütün ayrıntılar bence harika yerleştirilmiş. Müzisyenlerin tiplerinden tavırlarına kadar da çok ince göndermeler yapmışlar. Özellikle genç yetenek davulcunun tip ve tavırlarında deja vu üstüne deja vu yaşadım.

    Apayrı dünyalardan insanların müzik ile nasıl bağlandığını, bunu cinselliğe, ihanete, başka türlü bir çıkara dönüştürmeden nasıl sadece mutlu olmak için yaşadıklarını harika anlatıyor film. Belki de benim en derin aldığım mesaj buydu çünkü benim için de müzik bu demek.

    Bunların yanısıra bence bugün dünyanın en büyük birkaç sorunundan birisi olan göçmenlik sorununa da güzel bir değinme şekli var. Normalde girmeye korkulacak bir apartmanda oturan göçmen kızın aslında piyanoda döktürüyor olması, sırf ailesine bakmak için sürdürmeyi seçtiği hayat, göçmenler üzerinde bütün dünyada yaygın olan önyargılara gönderme yapıyor.

    [/spoiler]

    IMDB notu an itibariyle 7.9. Benim notum da kişisel duygusal etkilenmemle birlikte 8. İzleyin. боярскираскрутка сайтов цена

  • Hepimiz TekYumruk Olmalıyız

    Arena protestosu ve yönetim rezaletinin ardından şimdi her yerde “TekYumruk” Galatasaray taraftar grubundan behsediliyor. Çimenli Köyü İlköğretim okuluna Metin Oktay kütüphanesi yapan bir grup bahsi geçen. İşte bu grup çaresiz ve aciz yönetim tarafından provakatör sıfatıyla günah keçisi ilan edilmiş, 150 kişinin ismi polise verilmiş.

    Statlarda birini veya bir şeyi ıslıklamak, yuhalamak ne zamandan beri suç acaba? Velev ki suç, her seferinde birilerinin isimlerini polise mi verdiler de bugün bu grubu hedef tahtasına koyuyorlar?

    Hükümet, hükümet yanlısı medya ve Galatasaray yönetimindeki aciz kişiler bu olayın provakasyon olmasını, ıslıklamayı başlatanların anarşist damgası yemesini çok istiyor. Böylece stat açılışında yuhalanmamış sayacaklar kendilerini. Tepkileri yalnızca yönetime kaktırıp sıyrılma derdindeler işin içinden. Neme lazım, seçim yılı ne de olsa…

    Acaba biz de protestolardan rahatsız olunmayan seviyede bir demokrasiye ne zaman ulaşacağız? Hadi onu geçtim, şiddetsiz protesto yapanlara bile terörist muamelesi yapmayı bile bırakabilecek miyiz acaba? винперст отзывыраспродажа рыболовных снастей украина