Yazar: ufak oğlan

  • Eşcinsellere Özür Borcu

    Hatırlayacaksınız bir süre önce Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, eşcinsellik için “hastalıktır, tadevi edilmeli” demişti. O gün bugündür bu açıklamaya tepkiler sürüyor. Bugün de bir konferansta KAOS-GL üyeleri bakanı özür dilemesi için protesto etti. Alıştığımız üzere yine protestocular yaka paça dışarıya atıldı.

    Aliye Kavaf malum açıklamayı yaptığı gün bu konuda fikri sorulan Sağlık Bakanı ise “kişisel özgürlüktür” demişti. O gün bu açıklamalardan ilki AK Parti’nin siyasi duruşu sebebiyle şaşırtmamış, asıl ikincisi dikkatimi çekmişti. Meğer ne büyük bir hatalar zincirinin ilk halkasıymış benim için…

    O gün bu konuyu “AK Parti’den Eşcinsel Açılımı” başlığı altında yazarken amacım sağlık bakanının açıklamasını vurgulamak, kişisel özgürlük yorumuna destek vermektiyse de, klavyem yazının sonlarına doğru bambaşka anlamlar üretmişti. Her ne kadar kendimce düşünmediğim bir şey yazmamış olsam da; kötü benzetmeler ve Aliye Kavaf’ın açıklamasına gönderme yapmak için büyük bir hata ile “hastalık” terimini onaylarcasına aynen kullandığım için yazıdan bambaşka bir ana fikir çıkmıştı.

    İfade bozukluklarım ve özellikle “hastalık” kelimesi sebebiyle eşcinsellerden özür diliyorum.

    Eşcinseller Aliye Kavaf’tan da özür beklemekte haklılar.

    .

    not: Eşcinsellik hakkındaki kişisel fikrimin ayrıntılarını başka bir yazıya bırakmayı tercih ediyorum. Fakat bireylerin fikirleri ne olursa olsun, eşcinsel haklarını korumaya devam.

  • Deniz Baykal'dan Kutlu Doğum Haftası Açılımı

    Deniz Baykal dindar kesime yönelik mesajlarına bir yenisini ekledi ve Kutlu Doğum Haftası etkinliklerine katılacağını açıkladı. Bu ne ilk ve muhtemelen ne de son mesajı olacak dindar kesime yönelik.

    Bundan 30 küsür sene önce Ecevit o dönemki CHP’nin dindar kesimin duygularına saygılı ve kucaklayıcı olması gerektiğini savunurken, karşısındakilerden birisi de Deniz Baykal’dı. Aradan geçen 30 senede Ecevit haklılığını sayısız kere kanıtlarken, Deniz Baykal nihayet geç de olsa bunu farketmiş gözüküyor.

    Dindar kesimin ise bunu nasıl yorumlayacağı önemli. Tayyip Erdoğan’ın “gelişerek değiştim” iddiasına nasıl bazıları inanmamışsa eminim Deniz Baykal’ın bu yaklaşımlarına da bazıları şüpheyle bakacaktır.

    Peki Deniz Baykal’ın dindar kesime yaklaşmak için Kutlu Doğum Haftası’nı seçmesi ne kadar doğru bir hamle?

    Çıkış noktası ve destekçilerinin çoğu Gülen Cemaati’yle ilişkili olan bu etkinliklere katılmak Deniz Baykal için dindarların hepsine mi mesaj gönderir yoksa ağırlıklı olarak Gülen Cemaati’ne mi? Bence ikincisi.

    Peki Baykal’ın vermek istediği mesaj gerçekten bu mudur acaba? Bence değildir.

    Anlayacağınız bu hamlenin siyasi boyutu konusunda kafam karışık; ama her sene tekrar tekrar ortaya çıkan “Kutlu Doğum Haftası” tartışmalarını yeniden körükleyeceği kesin.

  • 1 Mayıs'a Taksim İzni Çıktı… Şimdilik…

    İstanbul Valisi Muammer Güler, 1 Mayıs için bu sene Taksim’e izin vereceklerini açıkladı. Halbuki geçen sene aynı dönemlerde Başbakan sendikaları yasadışı eylem propagandası yapmakla suçluyor, valilik “Taksim uygun değil” diye bas bas bağırıyordu. Bu sene ise “kanunun öngördüğü istisna çerçevesinde” kabul edildi 1 Mayıs.

    Geçen 2 seneyi çok net hatırlıyorum. Ara sokaklarda polis tarafından kovalanan, gazlanan, coplanan “yasadışı eylemci” grupları hatırlıyorum. Eylemcilerin “makul sayı” polemiğini ve polisin “orantılı güç” tartışmalarını gündeme taşıyan tavırlarını hatırlıyorum…

    Bu sene ne olacak merakla bekliyorum. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş misali; 1 Mayıs resmi tatil de olsa önceki sene olanlardan ağzım yandığı için, Taksim’de makul sayıya izin verilse de geçen sene olanlardan ağzım yandığı için, bu sene Taksim izni verilmiş olsa da 1 Mayıs’ı derin derin üfleyerek, merakla bekliyor olacağım.

    Umarım bu sene 1 Mayıs bir resmi tatile yakışan şekilde, fiziksel müdahalelerden uzak, halkın özgürce kutlamalarıyla geçer.

  • Galatasaray'ın Tepkilere Tepkisi

    Geçen haftalarda kaybedilen puanların ardından Galatasaray taraftarı önceden duyurduğu üzere dünkü Diyarbakırspor maçında takımını protesto etti. Tribünler alışılan şekilde dolu fakat pankartlar tersti.

    Gollerden sonra kısa bir sevincin ardından ıslıklar başlıyordu.

    Buraya kadarını tartışmak niyetinde değilim. Her ne kadar sonuç odaklı ve kısa sabır menzilli bir millet olsak da, bu tepkilerinde nispeten haklıydılar.

    Benim dikkatimi çeken ise bu tepkilere karşı futbolcuların, teknik ekibin ve yöneticilerin tavrı oldu.

    Son haberlerle “alemci” damgası yiyen ve seyirciden en büyük tepkiyi alan Jo bile bu duruma bazıları gibi ağlamadı. Bu iyi mi kötü mü tartışılır fakat bu tepkinin beklendiği ve futbolcuların soğukkanlı ortak tavrı önceden planladığı maç sonrası açıklamalardan anlaşılıyor.

    Reijkaard taraftarın tepkisini değil desteğini almasına rağmen takımın bir parçası olduğunu belirtip kendisini de araya soktu. Fakat arkasından taraftarın tepkisinde haklı olduğunu söyledi. Sabri’ye de aynı konu sorulduğunda o da taraftarın haklı olduğunu söyledi.

    Öte yandan yöneticiler de, yeni transferlerin eleştirilmesine hak vermese de, taraftarın tepkisinde haklı olduğunu söyledi.

    Benzer taraftar tepkilerini geçen sene ve bu sene bol miktarda görmüştük. Önceki örneklerde taraftar tepkilerine tepkiler ise çok farklı olmuştu.

    Geçen senenin “yıldızı” Sivasspor, sene başında birkaç maç kaybedince taraftar baskısı sonucu yaşanan bir dizi gelişme sonunda bugünkü kümede kalma mücadelesine mahkum olmuştu.

    Beşiktaş yönetimi yönetim protestolarına sanki sağırmış gibi tepkisiz kalmıştı.

    Daum “Semih gol gol” tezahüratları arasında bir taraftarla tartışmıştı. Guiza ağlamış, Fenerbahçe takım olarak bir garip hale bürünmüştü.

    Örnekler saydıkça artıyor.

    Bugünkü haberlerde ve açıklamalarda okuduğum tüm yorumlar ise beni mutlu etti. Taraftarının tepkisine nihayet bir kulüp, futbolcusu, teknik ekibi ve yönetimiyle bir bütün olarak düzgün cevap vermeyi başardı.

    Eminim bu bütünlük anlayışı tepkileri azaltacak, (varsa) sorunları da çözüme daha kolay ulaştıracaktır.

  • Facebook Üzerinden Kitlesel Mastürbasyon

    İnsanların kendini tatmin yolları sayısız. Bazıları bu işi kendi başına yaparken, bazıları da diğerlerini alet edebiliyor. Birilerinin kendini tatmin edişine alet olmak ise hiç hoş olmasa gerek…

    Dün feysbukta gezinirken arkadaş ve akrabalarımdan birkaçının yeni katıldığı bir grubu farkettim. Güya Hz. Muhammed’e küfür eden bir sayfayı feysbuk kapatmıyormuş, ve ona karşı birleşip dünyaya kaç müslüman olduğunu gösterecekmişiz falan. Her zamanki hikaye.

    Huyum kurusun, yine dayanamadım hangi sayfaymış, ne yapmışlar diye bakayım dedim. Ve gördüm ki grubun hedef aldığı sayfada, hedef alınan küfre dair bir eser yok… ya da kalmamış. Yani arkadaşlar kendi tatminleri için gruba adam toplamaya devam ettikçe gruba giren kimse de açıp kontrol etme gereği duymamış.

    Gel zaman git zaman (dünden bugüne yani) benzer başka bir grup da gazete haberi olabilmiş ne hikmetse. Bunu haber yapan teknolojiden bihaber gazetenin haberi başlığı da “50 bin Türk Facebook’unu kapatıyor!”… Bu arada bahsi geçen grubun üye sayısı da 90000 civarında seyrediyor…

    Ne olursa olsun sonuç olarak başta söylediğim gibi, birilerinin kendini tatmin edişine 90bin kişi bilerek veya bilmeyerek alet olmuş…

    Feysbuktan bihaber, teknolojiyi takip etmeyen okur da ilk defa oluyor sanacak. Bu haberi ve 50 bin kişilik 3 günlük tepkiyi önemli sanacak…

    Bu konuda tartışmaya gerek yok. Feysbuk 50bin kişiyle bir şey kaybetmez. Ancak grubu açanların amacı eminim 30 milyon kişiye falan ulaşmaktı. Zaten tartışılması gereken nokta da bu: Böyle “düşman” sayfaları yalnızca 1 kişi bile açabiliyorsa; 1 kişiye karşı 30 milyon kişi toplanmak mıdır güç gösterisi?

    Bir kişi, bin kişi farketmez, bu tür karşıt fikirlere “savaş” açmak hangi özgüven eksiğinin sonucudur?

    Özgüven sonucu değil “dinin gereği dini yaymaktır”, teknolojik cihat” falan diyenler acaba hiç mi açıp bu konuları kaynağından okumamıştır da sağdan soldan gaza gelip böyle heveslere girerler? Yoksa yalnızca kendi inanç odalarında ruhsal tatmin ihtiyacını mı gideriyorlar?

    Konu insanların inançları olunca mesele o kadar derin köklere dayanıyor ki, yalnızca bu tür bir saldırgan savunma anlayışı üzerine de ayrıca bol miktarda tartışmak gerek. Halbuki bu sırf inançlar için geçerli bir sorun değil. “Atatürk sevenler 1 milyon olmalıyız”, “Ermeniler şu kadar toplandı, biz şu kadar yapmalıyız”, “En büyük feysbuk grubunu kurarsak en uzağa biz işemiş sayılırız” temalı kitlesel mastürbasyon gruplarının ardı arkası kesilmiyor. Benim anlamadığım da işte tam olarak bu kitlesel tatmin ihtiyacının nereden kaynaklandığı…

    Halbuki bizim neyimiz eksik ki feysbuklara düştük kendimizi ifade etmek için?

    .

    Didem’e haber bağlantısı için teşekkür ederim.