Yazar: ufak oğlan

  • Deniz Baykal'ın Gizli Kamera Görüntüleri

    Haberi duymayan kalmamıştır herhalde. Gerçek mi değil mi emin olamadığım videoya göre Deniz Baykal, eski özel kalem müdürü, şu anki milletvekili Nesrin Baytok ile seks kaçamağı yapmış.

    Vakit bunu fırsat bilmiş olacak ki yandaki şekilde haberi verip, videoyu sitesinde bütün olarak yarım saat yayınlamış.

    Yarım saat sonra Vakit videoyu kaldırmış olsa da internette böyle videoların yayılma hızı malum. İsteyen arayıp bulsun, ben doğru bulmadığım için videoyu burada paylaşmayacağım. Ama yorumlarımı da sıralamadan edemeyeceğim.

    Öncelikle böyle bir videoyu yayınlamak tam bir kalleşliktir. Vakit’ten bile beklenmeyecek saldırgan bir tavır. Bir milletvekilinin ve ana muhalefet liderinin çıplak ve yarı çıplak görüntülerini yayınlamak da en az bu kaçamak kadar ahlak dışıdır. Video gerçek bile olsa, bir insanın çıplak gizli kamera görüntüleri yayınlanmamalıydı.

    Zaten Vakit’in bu haberi verişinde de çoğu haberinde olduğu gibi kasıt olduğunu tartışmaya gerek yok herhalde.

    Bunun dışında Deniz Baykal bu kasetle belki de siyasi kariyerini gerçekten bitirmiş olabilirdi normal şartlar altında. Fakat toplumsal hafızası 1 ayı geçmeyen bir millet için bunun etkileri ne kadar sürer göreceğiz. Yine de CHP’nin muhafazakar kesime yaklaşma çabalarına kocaman bir darbedir bu video.

    Bunun dışında kaset gerçek de olmayabilir. O durumda söyleyecek sözler ne buraya yakışır, ne de sığar…

  • Futbola Siyaset Resmen Girdi: MHP Spor

    Devlet Bahçeli’nin ülkücü gençlere yıllar önceki “silah değili, bilgisayar kullanın” önerisini destekleyenlerin başında geliyordum. Gelgelelim yıllar bazı ülkücü gençleri en yaman hackerlara çevirdi ama olsun. Önemli olan niyettir.

    Bahçeli bu defa da benzer bir niyetle olsa gerek; futbol başta olmak üzere, basketbol, voleybol, tekvando ve aikido ile hayata geçecek olan Türkgücü Ülküspor”u kurdurttu.

    Yıllardır futbol kulübü satın alarak siyasete ve yolsuzluklarına sporu alet eden örnekleri görmeye alışmıştık. İtalya’da Berlusconi’nin Milan ile onyıllardır yaptığı bu oyunu Türkiye’de önce Cem Uzan İstanbulspor ile, ardından da Gökçek ailesi baba oğul Ankaraspor ve Ankaragücü ile yapmaya başladı.

    Fakat Türkgücü Ülküspor ile spor-siyaset ilişkisi resmen değişik bir boyut kazanmış oldu.

    Haberi okuduğumda yaklaşım ve niyet hoşuma gitmiş olsa da bu işin sonunu hayırlı görmüyorum. Takım büyüdükçe oluşacak yan etkiler de keskinleşecektir. Bir gün gelir de karşıt görüşten siyasi takımlar kurulur ve bir şekil eşleşirse umarım kazanan dostluk olur. Yoksa spor (bugün sıkışınca kullanıldığı gibi – bkz. Ermenistan – Türkiye milli maçları) siyasetin kurtarıcısı değil, kurbanı olur.

    İyi oynayan kazansın…


  • Demokrasilerde Çareler Tükenmez

    Halka ve halkın iradesini temsil eden vekillere her zaman güvenmek gerek. En nihayetinde düzenin, demokrasinin, Cumhuriyet’imizin temelinde bu temsile güven ve kararlara anlayışlı olmak yatıyor.

    Türkiye’de kime sorsan kendine demokrat diyor. Fakat bunlar arasından öne çıkan, ve basın tarafından çıkartılan son zamanlarda hep AK Parti oluyor. Kendisini demokrasinin kalesi ilan eden bu partide ise anayasa oylamalarına girilirkenki parti içi antidemokratik “bizim grubumuz kuvvetlidir, karşı oy çıkmaz” tavrı ise dün patlak verdi.

    Anayasa paketinin en önemli maddelerinden olan parti kapatma sürecini meclis oylamasına bağlayan tartışmalı madde AK Parti vekillerinden bazılarının “hayır” oyu vermesiyle referandum paketine giremedi.

    Bu haberi duyar duymaz, parti kapatma süreci veya anayasa paketinden bağımsız düşünerek, çok mutlu oldum. Çünkü bu haber ile bir kez daha halkın temsilinin kralcılıktan üstün olduğunu gördüm. Önemli konular söz konusu olduğunda vekillerin gerçekten inandıkları karara oy verdiklerini, Irak savaşından sonra, bir kez daha gördüm.

    Milletvekillerinin aslında Kürşat Tüzmen’in “Başbakan uçurumdan atlarsa biz de atlarız” sözünde ima ettiği gibi olmadığını gördüm.

    Keşke muhalefetten de bu şekilde birileri çıkıp oylamaya girmiş, bazı maddelere “evet” oyu vermiş olsaydı. Aynı özgür iradeyi herkes ortaya koyabilseydi. Bu kadarı da içimde kalacak sanırım.

    AK Parti bu firelere çok kızmış gözükse de, aslında bu oylama ile önceki maddelerin hepsi meşrulaşmış oldu. Bunu da farketmeleri gerek. Sonuçta AK Parti’nin firesi, demokrasinin kazancı oldu.

    Diyeceğim odur ki, gerçek demokrasi budur.

  • Ayakların Başımızın Üstünde Yeri Var

    Yılların ardından nihayet 1 Mayıs’ı hem Taksim’de kutladık, hem de yurdun birçok meydanında. Kutlamalarda az çok bazı taşkınlıklar yine yaşanmış olsa da olaylar büyümediği gibi, geçen senelerden alıştığımız “orantısız güç” sahneleri yaşanmadı.

    Bu konuda bana göre en büyük sorumlu hükümet ve emniyet güçleri. Nasıl geçen 2 sene 1 Mayıs olaylarının neredeyse tüm sorumlusu da onlardıysa, bu sene yaşanan 1 Mayıs’ın olması gereken şekilde geçmesini sağlayan da yine hükümet ve emniyet güçleridir.

    Bu konuda basında çeşiştli yazılar yayınlandı. Bunlar içerisinde benim düşüncelerime neredeyse birebir tercüman olan “Provokatör yönetimlermiş” yazısıyla (yine) Fatih Altaylı oldu.

    Bu sene de dahil geçtiğimiz üç 1 Mayıs’ın özeti de sanırım Fatih Altaylı’nın yazısındaki şu cümlede gizli:

    Devlet bu yıl provoke etmeyince tertemiz bir bayram yaşadık. Yıllarca boş yere işçilerden korkmuşuz. Asıl korkulması gereken, özgürlüklerin kısıtlanmasıymış.

    Bu sene güzel geçen kutlamaların ardından geçen seneki “ayaklar baş olursa” yorumundan 180 derece dönüp kendine pay çıkartan Başbakan Erdoğan ve geçen senelerin sorumluluğunu katılımcılara atan İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın başta olmak üzere, bundan sonraki tüm yöneticiler de umarım kötü ile iyiyi yanyana değerlendirip gerekli dersi alır ve yıllarca bu kutlamalar bu şekilde sürer. Eninde sonunda toplumsal olayların iyisinde de kötüsünde de 1 numaralı sorumluluk sahibi yöneticilerdir.

    En kötü 1 Mayıs’ımız böyle olsun!

  • 1 Mayıs Geliyor, Maçlara Önlemler Alındı ?!

    Bundan 3 hafta kadar önce İstanbul valisi Muammer Güler 1 Mayıs için Taksim’e izin verdiklerini açıklamıştı. Ben de çoğu demokrat gibi bu açıklamaya sevinmiş fakat yine de çoğu 1 Mayıs takipçisi gibi geçmişi hatırlayarak şüpheyle bakmıştım.

    Bugün ise yoğurdu boşuna üflemediğimizi ispatlarcasına bir haberle gördük ki aynı Muammer Güler hafif bir ayar çekerek “Taksim’i miting değil şenlik için verdik” demiş.

    Bu açıklama ince işlenmiş bir açıklama gibi gözükse de 1 Mayıs’ta Taksim’e toplanmak isteyen kalabalığın öncelikli hasreti bu meydanda miting ile birlikte şenlik yaşamak. İlk yazıma Bekam’ın yazdığı yorumda öngördüğü gibi 1 Mayıs’ı apolitikleştirme amacı olduğu doğrulanmış gibi görünüyor. Öncelikle Bekam’ın yorumunu bu öngörüsündeki isabetten dolayı kutlamak gerekiyor. Vallahi helal olsun.

    Benim her zamanki gibi en çok sinirlerimi geren nokta ise basındaki 3 maymun tavrı. Sanki 1 Mayıs’ı haber yapmak için illa birilerinin kafasının gözünün yarılması gerekiyor, biber gazlarının sıkılması, sloganlar atılması gerekiyor.

    Belli ki basın 1 Mayıs’ın olaylı geçeceğinden emin. Habertürk bu beklentisini Muammer Güler’in açıklamasından ziyade o gün İstanbul polisinin ne zorluklar çekeceğini vurgulayarak vermiş. Buraya kadarı anlaşılır olsa da, haberin kapanışı ise bambaşka bir inci:

    Bu arada İstanbul Valisi Muammer Güler bugünkü açıklamasında futbol maçlarıyla ilgili gerekli önlemlerin alındığını açıkladı.

    Hani 1 Mayıs’ta 2 maç var, bir de Taksim’de bir takım şeyler olacak. Ama korkacak bir şey yok, önemli olan konuda, yani maçlar için yeterince önlem alınmış. Futbolseverlerin içi rahat olsun.

    Muammer Güler’in açıklamasıyla ilgili iki haberde verilen birer cümle ile yargıya varmak güç de olsa, görünen o ki 1 Mayıs konusunda izin vermekle falan 1 Mayıs’ın o bayramı kutlayacaklar için anlamını henüz çözememişler.