Etiket: CHP

  • Herkese Eşit, Bazılarına Daha Eşit Yakınlıkta

    Fethullah Gülen’in cemaat ile ilişkili herkes tarafından ısrarla vurgulanan meşhur bir iddiası var: “Gülen, bütün partilere eşit yakınlıkta.” Bu iddia, 2002 seçimlerinden sonra ortalıkta dolaşan Gülen cemaati – AK Parti ilişkilendirmesinden sonra ortaya atılmış, düzenli olarak geliştirilmiş bir planın parçasıydı.

    Başarıyla yıllarca da sürdürüldü.

    Son aylarda ise, özellikle 2009 seçimlerine doğru başlayan bir mecburi tavır alma ihtiyacı ile, Gülen cemaatine bağlı basın, yayın ve ekonomi organlarının tümü, alttan alttan aslında bazılarına her zaman daha yakın olduklarını göstermeye başladılar.

    Bu durum AK Parti ve Gülen karşıtları için elbette ki sürpriz değil. Ancak burada asıl önemli olan, bu değişimin AK Parti’yi Gülen’den bağımsız olarak desteklemiş olan çok büyük çoğunluk ile Gülen’i AK Parti’den bağımsız olarak takip eden büyük azınlık üzerindeki etkisi.

    2009 seçimlerinde AK Parti’nin oy kaybına uğrayacağı uluorta konuşulurken, bu kaybı azaltma çabaları da aynı şekilde zirveye tırmandı. Önceleri yalnızca AK Parti’yi destekleyen yayınlara ağırlık verilip, Ak Parti’nin “başarıları” sürekli insanların gözüne sokulup, bir o kadar karşıt haber de samanaltı yapılıyordu.

    Bugün ise gelinen noktada bu samanaltı işleminin tüm siyasi partileri kapsayan geniş çaplı bir tavır olduğu alenen ortaya çıktı. Gülen cemaatine doğrudan bağlı basın kuruluşları, artık şu maddelere göre yayın yapıyor:

    1. AK Parti icraatlarından bahsedilirken, istatistiklerin yalnızca olumlu gözüken fakat çoğunlukla bir anlam ifade etmeyenleri haberlere konulurken, asıl anlam içeren ve kriz sebebiyle çoğunlukla olumsuz olan istatistik verilerinden bahsedilmiyor.
    2. CHP ile ilgili sürekli din karşıtı, demokrasi karşıtı ve darbeci havası yaratacak haberler manşete taşınırken, demokratik açılımlara toptan karşı olduğu havası yaratılıyor. Eski çürümüş CHP yönetimlerinden örneklerle bugüne bağlantı kuruluyor, CHP’liler dinsiz, imansız, vicdansız yaratıklar olarak yansıtılıyor.
    3. MHP’nin şiddetli ve kavgacı geçmişine göndermeler yapılıyor, sürekli “aşırı” milliyetçi sıfatıyla birlikte bahsediliyor. Aşırının sınırı nedir kimse bilmediğinden, “aşırı dindar” veya “dinci” gibi eşdeğer saçmalıkta sözleri de alaşağı ediyor.
    4. AK Parti’den ayrılan, veya olası taban kaymasına yol açabilecek parti ve kişilerle ilgili zadeleme kampanyası sürdürülüyor. Örneğin Mesut Yılmaz ve Demokrat Parti denenmiş, başarısızlığı kanıtlanmış olarak anlatılıyor. Saadet Partisi yerine göre “aşırı” yerine göre “gerici” yerine göre de “bizi tek anlayan” havasında tanıtılıyor. Denge korunuyor. Abdüllatif Şener, sürekli yerden yere vuruluyor.
    5. CHP’den oy koparması umulan ve büyük ihtimalle baraj altında kalacak hareketler sonuna kadar destekleniyor. Açılıma destek olan SHP, şimdilik tek başına kalmış Ufuk Uras, cemaate karşı olmayan Mustafa Sarıgül, “işte sol böyle olunur” gazıyla veriliyor. Halbuki içlerinde gerçek sola en az uzak olanı Ufuk Uras olsa bile, vatandaş böyle uyutuluyor.
    6. MHP’nin yükselişini frenlemek için BBP destekleniyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun Gülen’e ne kadar saygı duyduğu vurgulanıp, MHP’nin geçmişinden belki daha şiddetli olaylara karışmış örgütü, “gerçek milliyetçi” gibi sunuluyor.
    7. Bütün bunlardan bağımsız gözüken fakat hepsiyle paralel olarak da, sivil toplum örgütleri ile olan ilişkiler. Aynı şekilde kendilerine uyan eylemleri manşete taşıyıp, uymayan örgütlerin adını bile anmıyorlar. 8 kişilik eylemi “büyük sivil tepki” diye verip, maddi olarak Saros(kim olduğunu bilmiyorsanız ayıp zaten) kaynaklı hareketleri “geleceğin yöneticileri” olarak tanıtıyorlar.

    Gülen’in kendisi birey olarak belki herkese eşit yakınlıkta olabilir ama, cemaatin bazılarına daha eşit yakınlıkta olduğu artık iyice ortada.

  • Açılım Hala Açılmadı…

    Nihayet geçen Cuma mecliste açılım konuşuldu. Konuşuldu fakat, hiç de olması gerektiği gibi sonuçlanmadı. Hükümetin ne yaptığı, ne yapacağı konusunda yine kimse bir halt anlamadı.

    Cuma’nın özetlerini, değişik gazetelerden yorumları, liderlerin konuşmalarının tam metinlerini okuduktan sonra bir kez daha 3 parti için aynı sonuca vardım:

    1. MHP üslubu ve  konuşma dili ile seviyeli, anlaşılır devam ediyor. Açılıma karşı olduklarını söyleseler de çözüm fikirlerini paylaşıyorlar. Tavırları net, herkes yaklaşımlarının açık şekilde farkında. Erdoğan’ın kışkırtması sonucu CHP salonu terk ederken Bahçeli’nin ufak bir el işareti yapmasıyla MHP’lilerin salonda kalmaları da dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı.

    2. CHP hala kolay anlaşılmayan bir üslup ve tavırla konuşuyor. Özellikle Baykal’ın uzun ve temiz olmayan cümleler kurması yüzünden ne dediği, ne düşündüğü kaynıyor. Kamuoyunda hala Kürt’lere ve diğer azınlıklara bazı haklar verilmesine karşılar sanılıyor. Açılıma da bana göre özünde karşı falan değiller. Son konuşmada Baykal’ın açıkça belirttiği gibi, yalnızca PKK ile muhattap olmaya karşılar. Ama üslup yüzünden bu önemli ayrıntı aradan kaynıyor.

    3. AK Parti ise hala kulağa hoş gelen, boş laflar söyleyerek oy avlıyor. Hala ne yapacaklarını açıklamadılar. Erdoğan, mecliste açıklamaları gereken gün, “açıklamak boynumuzun borcudur” diyerek bir ikinci cümle eklemedi. Israrla ne yapılacak, plan nedir kimseye söylemiyorlar. Şimdi de kalkmış Anadolu turuna çıkmış “açılımı anlatmak için”.

    Meclise anlatmadan halka mı anlatacaksın?

    Bunun anlamı çok açık. Açılımı oy avlamak için kullanıyorlar.

    .

    Bütün bunlar olurken de halk tartışmaya, ayrılıklar büyümeye, gerginlik ve sinir tırmanmaya devam ediyor. ABD planı olduğunu öngörenler de haklı konumuna yerleşmeye devam ediyor. Çünkü eğer ABD bir yana dursun, küresel kirli güçlerine bir hedefi olacaksa, o da ancak ortalığın karışması olacaktır.

    Toplum bilimcilerin vurguladığı gibi, kitleleri yönlendirmek veya saklanmak, kargaşa anında çok daha kolaydır.

    .

    Son meclis görüşmesinden benim çıkardığım sonuç, seçime kadar adamakıllı bir şeyin değişmeyeceği… AK Parti’nin bu tavrından oy kaybedeceği açık ancak uzun vadede beklenmedik meyveler de toplayabilirler. Sonumuz hayrola…

  • AK, ER tamam; OK Parti, AĞ Parti, EL Parti yolda…

    Bu hafta Türkiye’de haberler tek koldan değil, güldür güldür geliyor… Takip etmesi çok heyecanlı. İşte bugünden seçtiklerim:

    .

    Erdoğan’dan CHP’ye de “Van Minüt”

    Başbakan Erdoğan Davos’un ardından Baykal’a da “daha da gelmem” dedi (bkz. haber). Baykal’ın bir çayını içemeyeceği için üzgün görünen Başbakan, CHP’nin anlamsız kamera dayatmasını da çok iyi kullanarak, şanına yakışır bir konuşmayla kabahati Baykal’ın üzerinde tutmayı başardı. 1 kişi ile yaptığım ankete göre Erdoğan, %100 oranla yeniden Türkiye’nin en başarılı muhalefet yapan kişisi seçildi.

    Bu sırada Kamera teklifinin geri çevirileceğini bile bile bu kadar abartılı bir istekte bulunan CHP’nin ise amacı halen kestirilemiyor. Kafaları kurcalayan sorular arasında “acaba baştan beri görüşmek istemiyorlardı da reddedilmesini mi istediler?”, “görüşmektense Başbakan’ı korkaklıkla suçlamayı tercih edip mi bu kadar uç bir istekte bulundular?” ve “Kamera örneği vermek yerine ucunu açık bıraksalardı Erdoğan’a malzeme vermeyeceklerini farkedemediler mi?” soruları geliyor. Yine 1 kişi ile yaptığımız ankete göre CHP, %100 oranla Türkiye’nin doğruları en yanlış şekilde ifade eden partisi seçildi.

    .

    Hükümet – PKK pazarlığında peşinat ödendi, ilk taksit yolda

    Öcalan’ın emriyle PKK üyeleri teslim olmaya başladı. Peşinat olarak teslim olan üyelerin beşi hariç hepsi yasa gereği serbest bırakıldı. Kalan beş kişiden de yavaş yavaş serbest bırakma haberleri geliyor.

    Bu konuda PKK’nın vasıfsız elemanlarını göndermesi yargıyı zorlamamak için iyi niyet göstergesi midir, yoksa çekinme midir bilemiyorum. DTP’nin istediği “tutuklanmasınlar” talebi de yalnızca 5 kişinin tutuklanmış olmasıyla kabul edilmiş sayılır mı onu da bilemiyorum ama görebildiğim bir şey var, o da içişleri bakanının da dediği gibi arkasının geleceği.

    Pazarlık havası yaratmamak için hükümet elinden geleni yapıyor. PKK ve DTP ısrarla sanki bu havaya girmeye çalışsa da hükümeti bu konuda takdir etmek lazım, henüz resmen bir “falso” yapmadılar.

    Umarım sonucunda yasalara uygun olarak, dağdan herkes iner, kimseyi haklı veyza haksız konuma düşürmeden bu sorun yumuşar. Sonuçta bugün dağdan çoğunluğun inmesi en kötü ihtimalde bile en azından terörü aylarca, yıllarca geriye götürecektir. En iyi ihtimalde ise sorun kendiliğinden halının altına süpürülmüş olur.

    .

    Ergenekon Partisi (ER Parti) Kuruluyor!

    Buyurun buradan okuyun… AK Parti’nin başlattığı, Türkiye Partisi’nin devam ettirdiği parti kısaltmasıyla mesaj verme furyasına da uyan “ER” parti kuruluyormuş. Türkiye’yi 2 kutpa bölmeye devam. Aman 2den fazla fikir olmasın…

  • MGK’yı Değiştirelim… Ama Nasıl?

    Cumhurbaşkanı Gül, MGK toplantılarına anamuhalafetin de katılmasını önermiş (bkz. haber). Ana muhalefette ise her zamanki gibi Mustafa Özyürek alışkanlıktan olsa gerek bu öneriye muhalefet etmiş (bkz. hatalı muhalefet tavrına son örnek) sonra diğer akl-ı selim CHP üyeleri onu sakinleştirmiş olsa gerek ki CHP bu öneriyi değerlendirmeye karar vermiş (bkz. haber).

    Bu sırada MHP’den, DTP’den, özetle halkın diğer %30 küsürünü temsil edenlerden bahseden yok. Halbuki bu oran CHP’nin temsil oranından daha büyük.

    Sözde “demokrasi” söylemleriyle yapılan konuşmalar, getirilen öneriler ısrarla popülist olmaktan öteye geçmiyor. Alan memnun satan memnun olduğu zaman da kimse bu ayrıntılardan bahsetmiyor.

    .

    Öte yandan MGK’nın özelliği ve yapısı hakkında tartışılması gereken öncelikli konu bu mudur? MGK’nın gereksiz kalabalığından kurtulmak yerine, kurula konuyla gerçekten birebir ilgisi olan bakanları da eklemek yerine, kurula katılan kişilerin yapılacak açıklamalar üzerinde itiraz ve onay yetkisi olması yerine kalkıp muhalefeti kurula sokmak popülizm değilse hangi akla hizmettir?

    Ayrıca MGK’ya ne kadar fazla “gereksiz” kişi girerse, gizlilikten, dolayısıyla “güvenlik” kurulu olmaktan o kadar uzaklaşacaktır. Bu ayrıntıyı da hesaba katmak, gerekirse bu şekilde bir “güvenlik” kuruluna ne kadar gerek olduğunu da tartışmaya katmak gerekir.

    .

    not: MGK hakkında Fatih Altaylı’nın 27 Ağustos 2009 tarihli “MGK’yı değiştirelim” yazısını lütfen okuyun.

  • Konuşarak Anlaşamıyorlardı, Yazışarak Ne Olacak?

    Önce “ya sev ya terket” yaklaşımıyla doğuya sırtını dönüp sonra bir anda silkinip  “demokratikleşme için işimiz çok, koşar adım sorunları çözmeye devam edeceğiz” diyen Başbakan yine bir U dönüşü ile fren yaptı. Önce Ağustos ayında “Ekim’deki kongreyi bekleyeceğiz” dedi, Ekim ayı gelince de muhalefete “mektup” gönderme yöntemini seçti. İşlerin aciliyetinden o kadar çok bahsetti ki, ben mektubu APS ile gönderdiğini tahmin ediyorum.

    Öte yandan “körler sağırlar birbirini ağırlar” denkleminin kör kısmında ise Deniz Baykal, “mektuba mektupla cevap veririz” dedi. Sanki mektupta ne yazdığını bilmiyor, sanki Başbakan’ın görüşme talebini mektupla göndermiş olmasının ne kadar büyük bir koz olduğunu görmüyor. Kör sağır ikilisindeki yeri de sanırım bu sayede korunmuş oluyor.

    Deniz Baykal’ın bu anlamsız nazı sayesinde de pastanın aslan payını yine Türkiye’nin bir numaralı muhalefet adamı olan Başbakan götürecek. Birkaç güne kalmaz kendisi sanki mektup göndererek işleri hiç yavaşlatmamış gibi üste çıkar, “bakın muhalefet bize mektupla cevap verecekmiş” diye suçu onlara bırakıverir. Ooh, gelsin oylar!

    Yahu bizim muhalefette, hadi iktidar yapmayı geçtim, muhalefet yapmayı bile becerebilecek bir kişi yok mu Allah aşkına?!