Kategori: Futbol

  • Hepimiz TekYumruk Olmalıyız

    Arena protestosu ve yönetim rezaletinin ardından şimdi her yerde “TekYumruk” Galatasaray taraftar grubundan behsediliyor. Çimenli Köyü İlköğretim okuluna Metin Oktay kütüphanesi yapan bir grup bahsi geçen. İşte bu grup çaresiz ve aciz yönetim tarafından provakatör sıfatıyla günah keçisi ilan edilmiş, 150 kişinin ismi polise verilmiş.

    Statlarda birini veya bir şeyi ıslıklamak, yuhalamak ne zamandan beri suç acaba? Velev ki suç, her seferinde birilerinin isimlerini polise mi verdiler de bugün bu grubu hedef tahtasına koyuyorlar?

    Hükümet, hükümet yanlısı medya ve Galatasaray yönetimindeki aciz kişiler bu olayın provakasyon olmasını, ıslıklamayı başlatanların anarşist damgası yemesini çok istiyor. Böylece stat açılışında yuhalanmamış sayacaklar kendilerini. Tepkileri yalnızca yönetime kaktırıp sıyrılma derdindeler işin içinden. Neme lazım, seçim yılı ne de olsa…

    Acaba biz de protestolardan rahatsız olunmayan seviyede bir demokrasiye ne zaman ulaşacağız? Hadi onu geçtim, şiddetsiz protesto yapanlara bile terörist muamelesi yapmayı bile bırakabilecek miyiz acaba? винперст отзывыраспродажа рыболовных снастей украина

  • Artık Hepimiz Galatasaraylıyız!

    Haftasonu olanların kısa bir özeti şudur:

    Tayyip Erdoğan Türk Telekom Arena açılış maçı için sahaya gelir. Sahada bu teşrif anonsla duyurulur. Birden seyircilerin azımsanmayacak bir kısmı yuhalamaya başlar. Saniyeler içinde stadın her köşesinden kulakları çınlatan bir yuhalama, uğultu yükselmeye başlar. Bu durumu canlı yayınlayan TRT stadın sesini kısar, TRT spikeri Galatasaray seyircisi ve kulüp adına özür diler. Tayyip Erdoğan sahayı apar topar terkeder.

    Buraya kadar olay tartışmaya açık, çünkü Tayyip Erdoğan’ı yuhalamanın bence yalnızca 3 sebebi olabilir:

    1. Türkiye’nin azımsanmayacak bir kesimi kendisinden “nefret ediyor”. Dolayısıyla stadı dolduran kalabalıktan da bu görüşteki kişiler yuhalamış olabilir. Eğer yuhalamadaki gerekçe buysa yeri orası değildi, kabul etmek gerek.
    2. Wikileaks belgelerinde Amerikan Dışişlerinin iddiasına göre, belediye seçimlerinde CHP’ye kaptırılan Trabzon’a yaranmak için Trabzonspor’a örtülü ödenekten transfer parası aktarılmıştır. Eğer yuhalama gerekçesi bu ise haklıdır, ama statta bu kadar büyük bir kitlenin bu olaydan haberdar olması bile beni şaşırtır doğrusu.
    3. Erdoğan bu yönetime stadın yapım aşamasında destek olmuştur, yönetim de kendisini her fırsatta tabiri caizse yağlamış ballamıştır. Yönetime duyulan tepki Erdoğan’a patlamıştır. Eğer yuhalama gerekçesi buysa, ben anlamasam da tartışmaya açık bir durumdur.

    Ama bizim güzide basınımız kalkmış olayı sanki Tayyip Erdoğan Fenerbahçeli olduğu için yuhalanmış gibi göstermiş. Erdoğan da buna inanmış herhalde ki ertesi gün çıkmış:

    ….ben farklı bir kulübe, devlet bakanım farklı bir kulübe gönül vermiş olabilir, TOKİ başkanı farklı bir kulübe gönül vermiş olabilir. Bunların hepsini bir kenara koyduk,…”

    diyerek kendini mazur gösteriyor. Belli ki Erdoğan ne olduğunun en ufak farkında bile değil.

    Aynı açıklamadan çıkartılacak çok daha önemli mesajlar ve dersler var:

    ….Talimatımla Seyrantepe stadına bir istasyon eklendi….

    Padişahımız böyle buyurmuş. Sağolsunlar. Hadi geçelim, başka ne demiş ona bakalım:

    ….birileri çıkıyor ‘Efendim Seyrantepe stadında filancanın filancanın emeği var’ diyorlar. Çok açık konuşuyorum, Seyrantepe’de A’dan Z’ye yapımında Galatasaray kulübünün bir Allah kuruşu yoktur. Tamamiyle bu tesis TOKİ tarafından yapılmıştır. Ve Galatasaray kulübümüzün de kullanma hakkı olarak kendisine tahsis edilmiştir, anlaşmaları yapılacak daha yapılmış değil. (!)

    Duyan da zanneder ki Erdoğan cebinden verdi 600 milyon Lirayı da stadı ve çevresini yaptırdı! TOKİ’nin parası ne zamandan beri vergilerden değil de Başbakan’ın cebinden karşılanıyor acaba?

    Vatandaşın parasıyla iş yap, sonra ben yaptım de. Oh ne ala memleket!

    Fakirlere kömürü, bulguru çuvallarla dağıtırken yaptıkları gibi, Galatasaray’lıları da kendi vergileriyle yaptıkları statla şımartmaya, dilencileştirmeye çalışıyorlar adeta.

    Hepsi yetmezmiş gibi bir de sonunda “bakın daha anlaşmayı da yapmadık! Kafamı bozmayın stadı size vermeyiz!” mesajını ekliyor… Mahallede top oynarken “top benim, bana iyi davranmazsanız sizi oynatmam” diyen mızıkçı çocuklara benziyor Erdoğan. Ama ilk değil bu. Aynı tehditleri belediye seçimlerinde de yapmışlardı: “Merkezi yönetimle uyumlu olmayan belediyeler yeterince hizmet sunamaz” diyerek…

    Haydi Erdoğan’ı geçtim, sandıkta hesabını verir diye umuyoruz… Adnan Polat’a ne oluyor? Kral’dan çok kralcı Polat ise çıkmış diyor ki:

    Biz bu insanları Galatasaraylı olarak kabul etmiyoruz….bu insanları bir daha bu statlara sokmayacağız.

    Başkana gel başkana! Duyan de Galatasaray başkanı değil, AK Parti Seyrantepe İlçe Başkanı sanır. Ben taraftarını bu kadar koruyan(!) başka başkan görmedim.

    Erdoğan diyor ki “stadı ben yaptırdım”. Adnan Polat diyor ki, “Erdoğan’ı yuhalayanları Galatasaraylı kabul etmiyorum”. Halbuki stat hepimizin vergileriyle yapıldı. Fenerlisi, Beşiktaşlısı, Karabüksporlusu… Galatasaray için hep beraber stat yaptırdık! Siz kabul etseniz de etmeseniz de artık hepimiz Galatasaraylıyız!

  • Bir ile İkinin Farkı

    2 resim arasındaki farkı bulun!

    Dün gece Bursaspor hakederek tarih yazdı. Ligin tek düzenli olarak “iyi oynayan” takımı olarak şampiyonluğu zaten çoktan haketmişti.

    Fenerbahçe ise ne yaptıysa kendi kendine yaptı. Sahte anons skandalı yüzünden kendilerini şampiyon zannetmeleri yıllarca esprilere konu olacak.

    Sözü uzatmaya gerek yok. Her Türk futbolseverin sevinmesi gereken bir şampiyonluktur bu. Çok sevdiğim bir söz der ki:

    Bir kere olan şey tesadüftür, bir daha olmaz. Ama iki kere olan şey her zaman olabilir.

    Trabzonspor birdi, Bursaspor iki yaptı. Artık herkes umutla şampiyonluğu hedefleyecektir.

    Artık anadolu kulüplerinin tümü Bursaspor’un bu sene yaptığını örnek alıp, genç yıldızlarını üç kuruş para için “büyük takımlara” satmayacak. Artık çok daha az takım yenilmemek için oynayacak. Futbol kalitesi gelişecek, sistemler oturacak.

    Bütün bunların sonunda uzun vadede İstanbul büyükleri de dahil her takım kazanacak. Ve umarım nihayet, Türkiye’de şampiyonluk gerçekten başarı sayılabilecek.

    Türk futbolunda “geliyorum” diyen bu devrim yıllardır ayak seslerini duyuruyordu. Bu kupayı kaldırmak Bursaspor’a nasip olmuş olsa da son 20 senede Anadolu takımlarına bu umut birikimini sağlayan; başta Trabzonspor olmak üzere Bursaspor, Sivasspor, Kocaelispor, Gaziantepspor ve diğerlerine kılpayı yaklaştıkları şampiyonluklar için saygılarımızı göndermemiz gerek.

    Şampiyon Bursaspor’un seyircisini, yönetimini ve takımını, topyekün hakederek kazandıkları bu başarı için hepimiz tebrik ediyoruz.

  • Futbola Siyaset Resmen Girdi: MHP Spor

    Devlet Bahçeli’nin ülkücü gençlere yıllar önceki “silah değili, bilgisayar kullanın” önerisini destekleyenlerin başında geliyordum. Gelgelelim yıllar bazı ülkücü gençleri en yaman hackerlara çevirdi ama olsun. Önemli olan niyettir.

    Bahçeli bu defa da benzer bir niyetle olsa gerek; futbol başta olmak üzere, basketbol, voleybol, tekvando ve aikido ile hayata geçecek olan Türkgücü Ülküspor”u kurdurttu.

    Yıllardır futbol kulübü satın alarak siyasete ve yolsuzluklarına sporu alet eden örnekleri görmeye alışmıştık. İtalya’da Berlusconi’nin Milan ile onyıllardır yaptığı bu oyunu Türkiye’de önce Cem Uzan İstanbulspor ile, ardından da Gökçek ailesi baba oğul Ankaraspor ve Ankaragücü ile yapmaya başladı.

    Fakat Türkgücü Ülküspor ile spor-siyaset ilişkisi resmen değişik bir boyut kazanmış oldu.

    Haberi okuduğumda yaklaşım ve niyet hoşuma gitmiş olsa da bu işin sonunu hayırlı görmüyorum. Takım büyüdükçe oluşacak yan etkiler de keskinleşecektir. Bir gün gelir de karşıt görüşten siyasi takımlar kurulur ve bir şekil eşleşirse umarım kazanan dostluk olur. Yoksa spor (bugün sıkışınca kullanıldığı gibi – bkz. Ermenistan – Türkiye milli maçları) siyasetin kurtarıcısı değil, kurbanı olur.

    İyi oynayan kazansın…


  • 1 Mayıs Geliyor, Maçlara Önlemler Alındı ?!

    Bundan 3 hafta kadar önce İstanbul valisi Muammer Güler 1 Mayıs için Taksim’e izin verdiklerini açıklamıştı. Ben de çoğu demokrat gibi bu açıklamaya sevinmiş fakat yine de çoğu 1 Mayıs takipçisi gibi geçmişi hatırlayarak şüpheyle bakmıştım.

    Bugün ise yoğurdu boşuna üflemediğimizi ispatlarcasına bir haberle gördük ki aynı Muammer Güler hafif bir ayar çekerek “Taksim’i miting değil şenlik için verdik” demiş.

    Bu açıklama ince işlenmiş bir açıklama gibi gözükse de 1 Mayıs’ta Taksim’e toplanmak isteyen kalabalığın öncelikli hasreti bu meydanda miting ile birlikte şenlik yaşamak. İlk yazıma Bekam’ın yazdığı yorumda öngördüğü gibi 1 Mayıs’ı apolitikleştirme amacı olduğu doğrulanmış gibi görünüyor. Öncelikle Bekam’ın yorumunu bu öngörüsündeki isabetten dolayı kutlamak gerekiyor. Vallahi helal olsun.

    Benim her zamanki gibi en çok sinirlerimi geren nokta ise basındaki 3 maymun tavrı. Sanki 1 Mayıs’ı haber yapmak için illa birilerinin kafasının gözünün yarılması gerekiyor, biber gazlarının sıkılması, sloganlar atılması gerekiyor.

    Belli ki basın 1 Mayıs’ın olaylı geçeceğinden emin. Habertürk bu beklentisini Muammer Güler’in açıklamasından ziyade o gün İstanbul polisinin ne zorluklar çekeceğini vurgulayarak vermiş. Buraya kadarı anlaşılır olsa da, haberin kapanışı ise bambaşka bir inci:

    Bu arada İstanbul Valisi Muammer Güler bugünkü açıklamasında futbol maçlarıyla ilgili gerekli önlemlerin alındığını açıkladı.

    Hani 1 Mayıs’ta 2 maç var, bir de Taksim’de bir takım şeyler olacak. Ama korkacak bir şey yok, önemli olan konuda, yani maçlar için yeterince önlem alınmış. Futbolseverlerin içi rahat olsun.

    Muammer Güler’in açıklamasıyla ilgili iki haberde verilen birer cümle ile yargıya varmak güç de olsa, görünen o ki 1 Mayıs konusunda izin vermekle falan 1 Mayıs’ın o bayramı kutlayacaklar için anlamını henüz çözememişler.