Yazar: ufak oğlan

  • Türkiye’de Neler Oluyor?

    İyi ki uzun bir süredir düzenli olarak yazamıyorum… Türkiye’de neler oluyor?!

    Albay’ın birisi iktidar partisini ve Türkiye’nin en büyük cemaatini imha planı yapmış! Bahsi geçen planın belgesi de Ergenekon soruşturmasında yer almış, ama her ne hikmetse yalnızca bir gazete farketmiş! Sonra belge gerçek mi sahte mi belli olmadan birileri orduyu yerden yere vurmuş!

    Evet, bu konuda biraz önyargılıyım. Normalde önyargılı olmam, olamam fakat bu mesele o kadar ciddi ve tehlikeli bir mesele ki, olayı ciddiye almam halinde başımı hangi duvara vuracağımı bilememekten korkarım.

    Olay o kadar ciddi ki, iddiaların doğru olması sonrası olacaklardan korkumdan, iddiaların asılsız olmasına inanıyorum. Hiçbir dayanağım yok, hiçbir bilgim yok, yalnızca korkumdan dolayı buna inanmayı seçiyorum. Üstüme gelmeyin!

    İnanıyorum ki, bu belge sahte çıkacak. Ardından belgenin sahte çıkmasıyla birlikte, zaten dibe vurmuş olan gazetelerin güvenilirliği, bertaraf olacak. Daha sonra Ergenekon delilinin sahte çıkması üzerine tartışmalar alevlenecek. AKP ve Gülen cemaatine “acaba kendileri mi bunu tertipledi” suçlaması yöneltilecek. Öte yandan AKP ve cemaat taraftarları da asılsız olsa bile bu haberin ardını bırakmadan gerçekmiş gibi yansıtmaya devam edecek… Ve Ergenekon’a kardeş doğmuş olacak. Nurtopu gibi bir dipsiz kuyumuz daha olacak.

    Hayırlı olsun.

    Öte yandan belge gerçek çıkarsa olabilecekleri kestirmek güç. İlker Başbuğ’un tutumuna oldukça bağlı olacak her yolun sonunda Türkiye’yi, çapını kestirmesi güç bir şişirme isyan dalgası bekliyor. Şişirme diyorum çünkü bu tür bir isyan bizden çok başkalarının işine yarayacağı için mutlaka dışarıdan da desteklenecektir. Bu dalgadan nasibini oy şeklinde alacak olan da elbette ki AK Parti olacaktır. Ordu da bahsettiğim başkalarının oldukça işine yarayacak şekilde itibar kaybetmiş olacak. Artık içimizdeki başkaları da bir taraflarına kına yakarlar.

    Hepsinden çok sinirimi bozan ise gazetelerin henüz kesinleşmiş bilgiler olmadan yargıları işine geldiği gibi halka pompalaması… Anladık taraflısınız ama en azından gazetecilik yapın, reklamcılık değil.

    Ne diyeyim… Hayırlısı olsun.

  • BBG Evi Gibi Meclis

    Oldukça uzun bir süredir bir şeyler yazmaya fırsatım olamadı. Gurbette iş bulma ve dil öğrenme derdiyle önceliklerimde ufak bir ayarlama yapmak durumunda kalmıştım. Bu dönemin ardında birkaç gündür rahat, eğlencelik bir şeyler yazayım diyordum ama tam fırsatım olmuşken Nesli sayesinde farkettiğim bomba haberi paylaşmadan, yorumlamadan geçmeyeyim dedim.

    Kasap et derdinde, koyunu düşünen yok.

    Habere göre MHP bugün meclise sanayicinin sorunları ve olası çözümlerini görüşmek üzere öneri vermiş fakat CHP’den birisi daha önemli gördüğü için, “laiklik elden gidiyor, deniz feneri başbakana uzanıyor” türküsünü söylemeyi tercih etmiş (Haber için tıklayın).

    Bundan birkaç gün önce de benzer bir habere göre de, Devlet Bahçeli AKP’yi “mayın temizleme konusunda meclisin gündemini 5 hafta boşuna oyaladığı” için eleştiriyordu.

    Bu iki haberden çıkardığım sonuç ise ortada: AKP ve CHP oy için birşeyler gevelerken, MHP dişe dokunur işler peşinde. Kasap et derdinde, koyun can derdinde… Fakat koyunu düşünenin sesi çıkartılmıyor.

    Ne de olsa bu tür işlevsiz kavgalar iki tarafın da oy hanesine yazılıyor. Maalesef yalnız da değiliz. Dünya’nın her yerinde arada sırada BBG evi gibi, “kavgaya falan karışalım da dikkat çekelim, oyumuz artsın” mantığıyla siyaset yapılıyor. Alan memnun satan memnun…

  • Örnek Üzerinden Anayasa Mahkemesi’nin Türban Kararı

    Bir sene önce…

    5 Haziran 2008 günü, AK Parti ve MHP’nin birliği ile meclisten geçen kamusal alanda başörtüsü sınırlandırması ile ilgili, nam-ı diğer “türban yasası”; Anayasa Mahkemesi tarafından genel bir tanımla “anayasayla bağdaşmadığı için”, yani mevcut anayasaya uymadığı için iptal edildi.

    fft1_mf54771

    Bugün…

    “Bakalım gençler neler yapıyor, sivil örgütler nereye gidiyor” diye merakımdan ve belli belirsiz bazı kaynaklar tarafından desteklenip, pohpohlanıp şişirilmelerinin yarattığı kuşkudan kaynaklanan önyargılarımı kırma adına üye olduğum “genç siviller” e-posta grubundan bir duyuru geldi. Duyuru bu son kurduğum cümle kadar uzun ve karmaşık değildi… 5 Haziran 2009’da, Anayasa Mahkemesi’nin kararının 1. yılında Anayasa Mahkemesi’nin “yetkisini aşıp”, “yasama organının yetkilerine müdahale edip”, “özgürlükleri kısıtlayan” ve “darbecilerin desteklediği” kararı protesto edilecekmiş. Duyurunun sahibi de “AK-DER”.

    .

    Dünü, bugünü ve yarını kapsayan zamanüstü yorumum…

    Türkiye’de politik konularla popülist konuların birbirine girdiği durumlarda kavramlar iyice karışıyor. Anayasa Mahkemesi kararına karşı olmak “dinci” damgası yemeye yol açabilirken, Anayasa Mahkemesi’ni savunmak da “darbeci” veya “din ve özgürlük düşmanı” olmak demek olabiliyor. Halbuki mesele siyasi bir mesele, bu kadar duygusal ve karmaşık bir durum yok ortada.

    Öncelikle ben geçen sene bu konuda MHP’nin yaklaşımını tamamen yapıcı, haklı ve dürüst bulmuştum. Dolayısıyla yapılan anayasa değişikliğini de sonuna kadar desteklemiştim. Ta ki Anayasa Mahkemesi bu değişikliği reddene kadar.

    Olayı basit bir örnekle eşdeğer görüyorum. Eşim bile bazen bu yaklaşımıma anlam veremese de, bence siyasi meseleler duygusal (yani popülist) etmenler dikkate alınmadığında (yani yalnızca aklın yolu takip edildiğinde) çok baside indirgenebilir.

    Bir mahalle düşünün. Mahalle halkı bölgeye görkemli bir cami yapılmasını istiyor olsun. Görevlendirdikleri bir mimara camiyi tasarlatmış olsunlar ve aralarında topladıkları para ile de bir şirkete bu işi vermeye hazır olsunlar. Sonra konunun uzmanı bir inşaat mühendisi son olarak bölgeyi, zemini ve tasarıyı incelesin ve desin ki “Maalesef buraya bu cami yapılamaz, tasarı zemine uygun değil, kaldırmaz.”

    Bu oldukça basit örnek içinde mahallelinin, “biz ibadet hakkımızı istiyoruz!”, “inşaat mühendisi haddini aşıyor, mimarın işine karışıyor!” veya “demokrasi gereği halkın çoğunluğu ne isterse o olmalı!” şeklinde isyan etmesi ne kadar “mantıklı” olacaktır?

    Sonuç olarak vermeye çalıştığım bağlantı çok açık. Örneğin basitliği, anlamını azaltmaz. Her işin bir uzmanı vardır ve son sözü bu uzman söyler. Sonuçta asıl meseleye dönersek de Anayasa Mahkemesi “anayasa düzenlemesi uzmanı” mercidir ve son sözü söylecek kurumdur. “Tasarı anayasaya uygun değil” ya da “tasarı zemine uygun değil” diyorlarsa, bu karara duygusal veya kişisel gerekçelerle değil, bilimsel ve hukuki sebeplere dayanarak varmış olduklarını varsayarak uzman görüşünü kabul etmek zorundayız.

    Bu sebeple kimse beni 5 Haziran’da Anayasa Mahkemesi’nin önüne eyleme çağırmasın.

    Mahalle camimizin tasarısı zemine uygun değilse, zemin sağlamlaştırılır, inşaat mühendisi taşlanmaz.

  • Sensizliği Ben Ne Edem?

    Uzun, ince bir yoldayız hala
    inceldiği yerden kopmasın ah!
    Ramak kalmış özümüzü,
    farketmemiş, görmemiş,
    kendimizden yemişiz.

    Bir yanda koca bir destan,
    bir sönük fener kadar adil.
    Yapay aydınlık gölgesinde
    sen benden, ben senden,
    Biz bizden çıkmışız.

    Biri birine derken dinci
    kendini kaybetmiş öteki, kinci.
    Kaybolmuş sanki ulu öncü
    yeraltında saklanmış, düşünme!
    Çürümeye bırakmış,
    çürük diye söz salmışız.

    İkilik ve kutuplaşma
    Bu kuşak da ipin ucunda
    Kimin borusu ötecek
    derdi bu yüzyıl da mı sürecek?
    Kavga hep mi sürecek?

    Yeter artık, yok olsun
    başka ihsan istemem
    körüğü olup yangından
    medet uman insan diyemem?

    Bizden seni, benden O’nu ayıran
    fayda olsa ne edem?
    Benim kardeş, yoldaşımsın,
    sensizliği ben ne edem?

                            ufuk.

    .

  • İnternet “Korsanları” Avrupa Parlamentosu Yolunda

    19590

    Avrupa Birliği ülkelerinde haftaya yapılacak Avrupa Parlamentosu için milletvekili seçimleri yaklaşırken, İsveç’te Piratpartiet (Korsan Partisi) son araştırmalarda İsveç’in 3. büyük partisi olarak göze çarpıyor (Bkz. NTVMSNBC Haberi ve Haberin İngilizce İsveç Kaynağı).

    Korsan Partisi her ne kadar İsveç’in 2006 genel seçimlerinde %0,6 oranında oy almış olsa da AP seçimleri için durum çok farklı gözüküyor. Ankette sosyal demokrat partinin %35,9, muhafazakar merkez partinin %24,1 oy oranına karşın, Korsan Partisi’nin %7,9’luk oy oranı ile ülkenin haftaya yapılacak seçimlerinin 3. büyük partisi haline gelmesi elbette bir tesadüf olamaz. Buradan çıkarılacak açık bir mesaj ve istek olduğu ortada.

    Sonuç olarak bu haberin ardından bekleyelim ve görelim. Haftaya yapılacak seçimlerde Korsan Partisi’nden %7,9 oy ile 2 milletvekili, oyların azalması ihtimalinde de büyük ihtimalle en az 1 milletvekili AP’ye girecektir. Bu da yıllardır internet üzerinden sınırsız paylaşımı ve açık kaynak yazılımları destekleyenlerin hanesine büyük bir adım olarak yazılacaktır.

    .

    Ben de tahmin edeceğiniz üzere sınırsız internet paylaşımı ve açık kaynak konusunda ısrarcıyım. Fakat mesele yasalara uygun olmadıkça yapılacak bir şey yok. Öncelik her zaman hukukundur. Doğrular da hukuk tarafından desteklenmelidir. Dolayısıyla internetten kaçak güreşmektense AP’ye girecek Korsan Partisi üyeleri ile temsil edilmek en doğru adımdır. Umarım bu gelişmelerin ardı güçlenerek gelir ve sanat başta olmak üzere tüm eserlerin ve ürünlerin hakkı sermaye tekellerinden kurtarılıp emeğin sahibine devrolur.