Yazar: ufak oğlan

  • MHP'den İstifa Dersi, Anlayana…

    MHP Aytaç DurakBirkaç gündür Adana Belediye Başkanı Aytaç Durak hakkındaki yolsuzluk iddiaları haberlere konu oluyor.

    Aytaç Durak 2 dönem başkanlığın ardından bir önceki seçimlerde AK Parti’den tekrar seçilmiş, son seçimde ise olaylı bir transferin ardından tekrar aday olarak, bu defa da MHP’den, ardarda 4. dönemi için seçilmişti. Son seçim sonuçları hakkında tartışma çıkmış, yeniden sayımlar yapılmıştı. Transferin olaylı olması ve AK Parti’nin elinden Adana’yı koparmış olması sebebiyle olsa gerek tartışmalar büyümüştü.

    Bugün ise Aytaç Durak’ın yıllardır karışmış olduğu iddia edilen yolsuzluklar tartışılıyor. Bu yolsuzluklar AK Parti’den seçilmişkenki dönemi de kapsasa, AK Parti ancak bugün soruşturulmasını istiyor. Malum artık MHP’nin sorumluluğu.

    Bu konuda Aytaç Durak önce “eşim zenginse ben ne yapayım” dedi. Fakat bu yeterli değildi. Devlet Bahçeli konuyla ilgili keskin bir yorumla

    Bugüne kadar toplumun en hassas olduğu ahlaki konularda zafiyet gösterenlerin MHP’de barınmaları ve sığınmaları söz konusu olmamıştır.

    dedi ve Aytaç Durak’ı MHP’den istifa etmeye çağırdı. Bu yorum konusunda MHP’nin on yıl öncesine kadarki tarihini düşündüğümde Bahçeli’ye katılamıyorum fakat Bahçeli dönemi için sanırım yeterince geçerli bir yorum. Temiz siyaseti korumak adına istifa etmeyi ve istifaya çağırmasını bilmek konusunda AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ın Devlet Bahçeli’den öğrenecek çok şeyi var.

    Bu arada Aytaç Durak da önce biraz nazlandı fakat bugün bu çağrıyı kabul ettiğini açıkladı. Yetmedi, adliyeye giderek kendi kendini ihbar etti. Suçlu veya suçsuz, her halükarda olumlu bir hareket. Onca haberi yapanların veya savcıların çoktan yapmış olması gerekeni kendi kendine yaptı. Bu da ne olursa olsun takdir edilmesi, ve yine aynı bazıları tarafından ders alınması gereken bir hamle.

  • İnternet'in Devrimsel Gidişatı

    Mesleği internet olmayanların ne kadar isterse istesin farkedemeyeceği bir evrimi var internetin. Bu evrim, hayatlarımızı da etkileyen, geleceğimizi şekillendiren bir evrim.

    Hayatımızın bundan sonraki döneminde internet siyasi şartları bile şekillendirecek.

    Bana göre ikinci bir “Matbaa”dır İnternet Dünya tarihinde. Etkilerini görmeye başladık bile.

    İnternet de aynen matbaa gibi, varolan bilgiyi daha hızlı ve kolay paylaşmak için yaygınlaşmışsa da yine matbaa gibi kısa sürede bireylerin fikirlerini kitlelere yayma aracına dönüşmekte.

    Bugüne kadar çoğu kişinin varsayımı google veya her kim arama motoru en büyükse, bu büyüklüğün sonsuza kadar varolacağı idi. Çünkü bu varsayıma göre internet, dev bir ansiklopedi, belki de hızlı bir kütüphaneydi. Arama motoru da bu tanım içinde en önemli olguydu.

    Halbuki İnternet’in bundan çok daha kapsamlı bir olgu olduğunu bize MySpace, YouTube ve daha onlarca örnek göstermişti. Habere göre de nihayet geçen hafta itibariyle Facebook, Amerika’da google’ı tahtından indirdi.

    Bu haberin anlamı, değişimin düşündüğümüzden hızlı gerçekleştiğidir. Facebook yalnızca bir örnek, belki vasıfsız bir paylaşım ortamı gibi görünebilir, fakat “bireysel paylaşım”ın gücünün simgesidir.

    Bu gidişatın sonunda elbet bazı yerleşik “bilgi” kaynakları sarsılacak, mutlaka kitlesel aydınlanma gerçekleşecektir. Bize ise bu hızlı değişim içerisinde daha da hızla arayı kapatma zorunluluğu düşüyor.

  • Batı Usulü Demokrasi İle Yeni Ermeni Kararı

    Ardı arkasına 1915 olayları ile ilgili haberler gelmeye devam ediyor. Amerika temsilciler meclisinden sonra İsveç meclisi de yaşananları “Soykırım” olarak tanımlama kararı aldı. Hatta hazır elimizi kirletmişken Pontus’tan başlayıp bir kaç azınlığı da işe katalım demiş olacaklar ki, hesabımızı oldukça kabarttılar. İşin acı yanı kararın 131’e 130 oyla alınmış olması ve meclis konuşmasında “hayır oyu verin” çağrısı yapan Türk kökenli milletvekilinin oylamaya katılmamasıydı. Belki katılsa da “evet” diyecekti fakat şu anki durumda da adı bizim açımızdan pek temiz kalmamış oldu.

    Türkiye olarak ise bu olayın hemen ardından Amerika’ya yaptığımız gibi büyükelçimizi geri çektik, Davos’taki gibi Erdoğan “Daha da İsveç’e gitmem” dedi. Ancak sonuçta bir şey değişecek mi zamanla göreceğiz.

    Olayın özüne dönmek gerekirse mesele apaçık ki tamamen siyasi bir küresel oyunun parçası. Bu küresel oyunların Türkiye’de en iyi oyunbozanlarından Banu Avar’ın herbiri eşsiz belgesellerinden birisindeki İsveç ile ilgili aşağıdaki alıntıyı konuyla ilgili izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. 5.15 dakikasından sonrasını izlemeniz yeterli olacaktır.

    Bu kararın ardından Ermenistan da elbette gaza gelmiş olsa gerek, şimdi de İngiltere’yi gözlerine kestirdiler. “Demokrasi” kavramının bugünkü çarpık tanımının kaynağı olan bu ülkelerden bu tür kararların çıkması elbet daha kolay olacaktır.

    Yalnız bu sorunu sadece Ermeni meselesi olarak görmemek gerekir. Özellikle Avrupa’da aynı yaklaşım ve köşeye sıkıştırma siyaseti PKK üzerinden de uygulanıyor. Bence maalesef bu sorunun çözümü de “Terör ve Avrupa” yazısında Ovgutto’nun yazdığı gibi Avrupa’yı bu konularda uyandırmak için daha fazla çaba sarfetmekten değil, Dünya’daki baskın düzenin kirli çamaşırlarının halka gösterilmesinden, toplu bir uyanıştan geçiyor.

    Banu Avar’ın dediği gibi, “sadece kendi gibi olanları ödüllendiren” bu düzenekten bir kendimizi kurtarsak da yarın başka ülkelerin de başı yanacak ve çember genişleyecek. Uzun vadeli kurtuluş ise ancak toplu bir aydınlanma ile olabilir.

  • Miras Yoluyla Tarım Desteği

    Başbakanlık’a nihayet sunulan tasarıyla tarım arsalarının miras kavgaları yoluyla unufak olmasının önüne geçilmesi öngörülüyor. Nihayet diyorum çünkü Türkiye’nin bana göre en büyük gücü olması gereken “tarım”, nice yıllardır ekonomik büyüme, dış yatırım, IMF, Avrupa Birliği derken eritildi bitti. GAP’tan sonra son 20 yılda ufak teşviklerin dışında bir yatırım veya fikir çıkmadı.

    Onyıllardır önlenemeyen şehre göç bana göre Türkiye’nin en büyük sosyolojik sorunu. Kardeşlerin hepsi şehre göçtükten sonra geride kalan tarla çoğu zaman başı boş kalıyor. Çoğu zaman da işlenmiyor. Harcanmış bir kaynak olarak yatıyor. Kalan miras için bazen çıkan kavgalar sonucu kardeşlerin eline işe yaramaz boyutta bahçeler kalıyor. Zaten işin ehli olmayan yeni bahçe sahipleri de eninde sonunda baş edemeyerek aynı kaynak israfına yol açıyor.

    Bu tasarıyla bazıları elbet üzülecek. Örneğin 4 kardeşin anlaşmaması halinde 1 kardeş çiftçi diğer 3 kardeş şehirde ve işin ehli değilse çiftçiye verilecek tarla doğrudan. Buna bazıları haksızlık diyebilir, fakat bütünün faydası için yapılması gereken bence de budur. Kardeşleriyle bile kullanmayacağı toprak için kavga edenlerin de mağdur olması sanırım bu uğurda göğüslenecek makul bir hasar olacaktır.

    Daha iyi bir öneri üretilene kadar veya tarım tekrar ayaklanana kadar bu tür çözümleri desteklemek gerekli.

  • Standart Türk Klavyesi:0 – QWERTY:1 (Maç Devam Ediyor)

    Görmüş olduğunuz iki bilgisayar tuş takımı, uluslararası ismiyle QWERTY ve “Standart Türk Klavyesi”. Bugün HaberTürk eski tartışmayı yeniden yazarlara sormuş ve ilginç yanıtlar almış.

    Yazarlardan isim vermeyeyim birisi, sanki “Standart Türk Klavyesi” uydurulmuş milliyetçi bir akımmış gibi tepkiler vermiş. “Microsoft ile boy ölçüşülmez” havasında anlamsız ve bilgisiz bir yorum bile yapmış. Halbuki kendisinin Dünya’dan haberi yok.

    Almanya’daki Alman klavyeden, Fransadaki AZERTY klavyeden haberi yok bazılarının. Hepsini geçtim, Türkçeye uyarlanmış QWERTY klavyenin bile aslında uluslararası İngilizce QWERTY klavyeden farklı olduğunun farkında değiller.

    Klavye meselesi bilgisayardan çok önce, daktilolarla hayatımıza girmiş bir meseledir. Bilgisayarlar evlere girene kadar Türkiye’de üretilen ve satılan tüm daktilolar “F klavye” olarak da bilinen “Standart Türk Klavyesi” ile üretilmiş olsa da, bilgisayar parça üretimine başlanana kadar getirilen QWERTY klavyelere mahkum olmuş bir milletiz. Maalesef bugün hala bu mahkumiyeti “dünyaya ayak uydurmak” sanan Dünya’dan ve teknolojiden bihaber kişiler mevcut.

    F klavyenin Türkçe yazmaya ne kadar uygun olduğunu birkaç sayfa yazı yazan herkes anında farkeder. Fakat buna bile gerek yok. QWERTY klavyenin ne kadar uygun olmadığını da aynı şekilde Türkçe uzunca bir yazı yazdığınızda anlayıverirsiniz zaten. Öncelikle sık kullanılan Türkçe’ye özel harflerin sağ tarafa kaktırılmış olması bile sağ el parmaklarınızın yarısını ağrıtmaya yeterlidir.

    Gel de bunu “milliyetçi görünen her fikre karşı çıkmalıyım” diyen saplantılı kişilere anlat…

    Bu konu bilimsel bir konudur. Yorum yaparken siyasi çıkarımlar yapılmaması gerekir.