Etiket: tayyip erdoğan

  • AK, ER tamam; OK Parti, AĞ Parti, EL Parti yolda…

    Bu hafta Türkiye’de haberler tek koldan değil, güldür güldür geliyor… Takip etmesi çok heyecanlı. İşte bugünden seçtiklerim:

    .

    Erdoğan’dan CHP’ye de “Van Minüt”

    Başbakan Erdoğan Davos’un ardından Baykal’a da “daha da gelmem” dedi (bkz. haber). Baykal’ın bir çayını içemeyeceği için üzgün görünen Başbakan, CHP’nin anlamsız kamera dayatmasını da çok iyi kullanarak, şanına yakışır bir konuşmayla kabahati Baykal’ın üzerinde tutmayı başardı. 1 kişi ile yaptığım ankete göre Erdoğan, %100 oranla yeniden Türkiye’nin en başarılı muhalefet yapan kişisi seçildi.

    Bu sırada Kamera teklifinin geri çevirileceğini bile bile bu kadar abartılı bir istekte bulunan CHP’nin ise amacı halen kestirilemiyor. Kafaları kurcalayan sorular arasında “acaba baştan beri görüşmek istemiyorlardı da reddedilmesini mi istediler?”, “görüşmektense Başbakan’ı korkaklıkla suçlamayı tercih edip mi bu kadar uç bir istekte bulundular?” ve “Kamera örneği vermek yerine ucunu açık bıraksalardı Erdoğan’a malzeme vermeyeceklerini farkedemediler mi?” soruları geliyor. Yine 1 kişi ile yaptığımız ankete göre CHP, %100 oranla Türkiye’nin doğruları en yanlış şekilde ifade eden partisi seçildi.

    .

    Hükümet – PKK pazarlığında peşinat ödendi, ilk taksit yolda

    Öcalan’ın emriyle PKK üyeleri teslim olmaya başladı. Peşinat olarak teslim olan üyelerin beşi hariç hepsi yasa gereği serbest bırakıldı. Kalan beş kişiden de yavaş yavaş serbest bırakma haberleri geliyor.

    Bu konuda PKK’nın vasıfsız elemanlarını göndermesi yargıyı zorlamamak için iyi niyet göstergesi midir, yoksa çekinme midir bilemiyorum. DTP’nin istediği “tutuklanmasınlar” talebi de yalnızca 5 kişinin tutuklanmış olmasıyla kabul edilmiş sayılır mı onu da bilemiyorum ama görebildiğim bir şey var, o da içişleri bakanının da dediği gibi arkasının geleceği.

    Pazarlık havası yaratmamak için hükümet elinden geleni yapıyor. PKK ve DTP ısrarla sanki bu havaya girmeye çalışsa da hükümeti bu konuda takdir etmek lazım, henüz resmen bir “falso” yapmadılar.

    Umarım sonucunda yasalara uygun olarak, dağdan herkes iner, kimseyi haklı veyza haksız konuma düşürmeden bu sorun yumuşar. Sonuçta bugün dağdan çoğunluğun inmesi en kötü ihtimalde bile en azından terörü aylarca, yıllarca geriye götürecektir. En iyi ihtimalde ise sorun kendiliğinden halının altına süpürülmüş olur.

    .

    Ergenekon Partisi (ER Parti) Kuruluyor!

    Buyurun buradan okuyun… AK Parti’nin başlattığı, Türkiye Partisi’nin devam ettirdiği parti kısaltmasıyla mesaj verme furyasına da uyan “ER” parti kuruluyormuş. Türkiye’yi 2 kutpa bölmeye devam. Aman 2den fazla fikir olmasın…

  • Başbakandan Daha Az Laf, Daha Çok İş İstiyorum

    Bugünkü bir habere göre Başbakan Erdoğan 50 ili dolaşıp açılımı anlatacakmış. Televizyonlarda aylardır yayınlanan konuşmaları, açılım için yapılanlar (?!) yetersiz kaldı herhalde ki 50 ilin vatandaşlarına yüzyüze anlatacak zorunda kalmış sanırım.

    Peki ya diğer 31 ildekiler ne yapsın?

    Eğer yüzyüze derdini anlatmadıkça anlaşılamıyorsan, mektuplaştığın muhalefet ne yapsın?

    .

    Başbakan akıllı adam. Adam gibi çıkıp, “biz erken seçime gideceğiz, diğer partiler uyanmadan uzun vadeli seçim kampanyası olarak da açılımı kullanacağız” dese olmayacağını bildiği için bu numaraları yapıyor.

    Adına seçim turu derse başbakanlık uçağını usulsüzce kullanıyor olmasını bir seçim daha yutturamayacağını biliyor.

    Demokratik bir açılımı gerçekten uygularsa seçime anayasa değiştirecek çoğunluk kazandıracak malzemesi kalmayacağını biliyor.

    O yüzden sadece mektuplaşıyor. Sadece oyalıyor. Sadece konuşuyor…

    Ama yine de günahını almayalım. Sadece konuşarak Nobel Ödülü bile alınabildiğine göre, Başbakan’a çok yüklenmemek gerek.

  • Konuşarak Anlaşamıyorlardı, Yazışarak Ne Olacak?

    Önce “ya sev ya terket” yaklaşımıyla doğuya sırtını dönüp sonra bir anda silkinip  “demokratikleşme için işimiz çok, koşar adım sorunları çözmeye devam edeceğiz” diyen Başbakan yine bir U dönüşü ile fren yaptı. Önce Ağustos ayında “Ekim’deki kongreyi bekleyeceğiz” dedi, Ekim ayı gelince de muhalefete “mektup” gönderme yöntemini seçti. İşlerin aciliyetinden o kadar çok bahsetti ki, ben mektubu APS ile gönderdiğini tahmin ediyorum.

    Öte yandan “körler sağırlar birbirini ağırlar” denkleminin kör kısmında ise Deniz Baykal, “mektuba mektupla cevap veririz” dedi. Sanki mektupta ne yazdığını bilmiyor, sanki Başbakan’ın görüşme talebini mektupla göndermiş olmasının ne kadar büyük bir koz olduğunu görmüyor. Kör sağır ikilisindeki yeri de sanırım bu sayede korunmuş oluyor.

    Deniz Baykal’ın bu anlamsız nazı sayesinde de pastanın aslan payını yine Türkiye’nin bir numaralı muhalefet adamı olan Başbakan götürecek. Birkaç güne kalmaz kendisi sanki mektup göndererek işleri hiç yavaşlatmamış gibi üste çıkar, “bakın muhalefet bize mektupla cevap verecekmiş” diye suçu onlara bırakıverir. Ooh, gelsin oylar!

    Yahu bizim muhalefette, hadi iktidar yapmayı geçtim, muhalefet yapmayı bile becerebilecek bir kişi yok mu Allah aşkına?!

  • Komşuda Pişer Bize De Düşer

    2 ay önce Yunanistan seçimleri döneminde öğrendiğimiz üzere, her seçim döneminde büyük ve ebedi Türkiye tehdidi karşısında silahlanma ihtiyacı ile orduya gelir aktarılıyor, oy için milliyetçilik pompalanıyormuş. O zamanlar bu saçma yaklaşıma çok da önem vermemiştim. Ne de olsa anlamsız bir korku, tarihin tozlu ve çarpıtılmış sayfalarından getirilip sunulan bir bahane nereye kadar dayanabilirdi ki?

    Pazar pazar ise haftalardır tartışılan füze alımı konusunda Erdoğan benzer abeslikte bir açıklama yaptı. Elbette ki “ABD’ye para akışını olsa kaç yazar” veya “birileri öyle buyurdu, biz de emir kuluyuz ne yapalım” gibi açıklamalar beklemiyorduk ama Erdoğan’ın siyasi zekasından en azından şahsım adına ben daha mantıklı ve usturuplu bir cevap bekliyordum.

    Neymiş? “Yunanistan’ın 6 füze rampası var, bizim yok. İran’da ne kadardır bilemiyorum.” (haber)

    Hakkını yememek gerek. Bu cümlenin içerisinde gizli birkaç derin anlam var.

    1. Kaç zamandır demokratik açılım diye diye milliyetçi oyları kaybediyoruz. Korkmayın, bakın Yunanistan’a karşı silah alıyoruz!
    2. ABD’nin İran’a saldırmasının eli kulağındadır, bizim tarafımız da belli olmuş olsun. İran’a karşı ABD’den füze alalım, daha da merak etmeyin fikrimiz nedir diye!
    3. “Gemi değil gemicik” gibi füzelerin fiyatı “7-8 milyar değil 1.3 milyar dolar”cık.

    Bu mesajdan komşularımız ne anlasın? Müthiş barışçıl uluslararası ilişkiler politikaları, “güçlü devlet, güçlü ordu” düzeltmeleri nerede kaldı?

    Erdoğan son dönemde ağzından çok şey kaçırmaya başladı. Görmek isteyene.

  • AK Parti ve İki Başlı Söylemler Dizisi

    Yıllar önce Gül-Erdoğan ve Erdoğan-Erinç ikilileriyle ortaya çıkan bu yeni politika modelinde son dönem moda ikililerimiz ise Erdoğan-Babacan ve Erdoğan-Bağış. Sayısız olayda değindiğim bu popülist mavi boncuk dağıtma siyasetine her hafta bir yeni örnek ekleniyor. Bazen yakalamakta zorlanıyorum çünkü bu işi gün geçtikçe daha büyük bir ustalıkla ve hissettirmeden beceriyorlar.

    Son örneğimizde, geçtiğimiz Cuma Başbakan Erdoğan İstanbul’da “IMF’ye uzatmayın bu işi diyeceğiz” temalı bir konuşma yaparken “Türkiye güçlü bir ekonomi olduğunu artık teyid etti.” demek için sözü bağlarken satır arasında Gelir İdarelerinin özerkleştirilmesine karşı bir tutum sergileyerek “özerk kurumların beklendiği gibi faydalı olmadığını” savundu. Bu sırada da Merkez Bankasınının özerk olmasından kaynaklanan rahatsızlıklarını örnek olarak gösterdi. (kaynak)

    Aynı gün aynı sıralarda Londra’da Başbakan Yardımcısı sıfatıyla bulunan Ali Babacan ise konuşmasında”IMF ile anlaşmazsak dünyanın sonu değil” mesajı vererek, bu tezatlık yetmezmiş gibi satır aralarında da Merkez Bankasının özerkliğinin ne kadar faydalı ve doğru olduğu üzerine böbürlenerek “Merkez Bankası’nın özerkliğinin ekonomideki başarımızın ana unsurlarından biri olduğunu düşünüyorum.(…) Merkez Bankası’nın özerkliğini her zaman destekledik.” dedi. (kaynak)

    Önceki benzer onlarca örneği hatırlayarak söyleyebilirim ki AK Parti bu oyunu şaşkınlık verici derecede iyi oynamaya başladı. Bu örnekte, Başbakan’ı dinleyen halk adeta onun sözleriyle avutularak ekonomiyi yöneten Babacan’ın yapacaklarına karşı uyutulmuş oluyor.

    Oyunun kuralı zaten bu: Takip edilen kişi kulağa hoş gelecek sözler söyleyecek, takip edilmeyen asıl sorumlu “gereği neyse” onu yapacak.