Etiket: taksim

  • 1 Mayıs Geliyor, Maçlara Önlemler Alındı ?!

    Bundan 3 hafta kadar önce İstanbul valisi Muammer Güler 1 Mayıs için Taksim’e izin verdiklerini açıklamıştı. Ben de çoğu demokrat gibi bu açıklamaya sevinmiş fakat yine de çoğu 1 Mayıs takipçisi gibi geçmişi hatırlayarak şüpheyle bakmıştım.

    Bugün ise yoğurdu boşuna üflemediğimizi ispatlarcasına bir haberle gördük ki aynı Muammer Güler hafif bir ayar çekerek “Taksim’i miting değil şenlik için verdik” demiş.

    Bu açıklama ince işlenmiş bir açıklama gibi gözükse de 1 Mayıs’ta Taksim’e toplanmak isteyen kalabalığın öncelikli hasreti bu meydanda miting ile birlikte şenlik yaşamak. İlk yazıma Bekam’ın yazdığı yorumda öngördüğü gibi 1 Mayıs’ı apolitikleştirme amacı olduğu doğrulanmış gibi görünüyor. Öncelikle Bekam’ın yorumunu bu öngörüsündeki isabetten dolayı kutlamak gerekiyor. Vallahi helal olsun.

    Benim her zamanki gibi en çok sinirlerimi geren nokta ise basındaki 3 maymun tavrı. Sanki 1 Mayıs’ı haber yapmak için illa birilerinin kafasının gözünün yarılması gerekiyor, biber gazlarının sıkılması, sloganlar atılması gerekiyor.

    Belli ki basın 1 Mayıs’ın olaylı geçeceğinden emin. Habertürk bu beklentisini Muammer Güler’in açıklamasından ziyade o gün İstanbul polisinin ne zorluklar çekeceğini vurgulayarak vermiş. Buraya kadarı anlaşılır olsa da, haberin kapanışı ise bambaşka bir inci:

    Bu arada İstanbul Valisi Muammer Güler bugünkü açıklamasında futbol maçlarıyla ilgili gerekli önlemlerin alındığını açıkladı.

    Hani 1 Mayıs’ta 2 maç var, bir de Taksim’de bir takım şeyler olacak. Ama korkacak bir şey yok, önemli olan konuda, yani maçlar için yeterince önlem alınmış. Futbolseverlerin içi rahat olsun.

    Muammer Güler’in açıklamasıyla ilgili iki haberde verilen birer cümle ile yargıya varmak güç de olsa, görünen o ki 1 Mayıs konusunda izin vermekle falan 1 Mayıs’ın o bayramı kutlayacaklar için anlamını henüz çözememişler.

  • 1 Mayıs'a Taksim İzni Çıktı… Şimdilik…

    İstanbul Valisi Muammer Güler, 1 Mayıs için bu sene Taksim’e izin vereceklerini açıkladı. Halbuki geçen sene aynı dönemlerde Başbakan sendikaları yasadışı eylem propagandası yapmakla suçluyor, valilik “Taksim uygun değil” diye bas bas bağırıyordu. Bu sene ise “kanunun öngördüğü istisna çerçevesinde” kabul edildi 1 Mayıs.

    Geçen 2 seneyi çok net hatırlıyorum. Ara sokaklarda polis tarafından kovalanan, gazlanan, coplanan “yasadışı eylemci” grupları hatırlıyorum. Eylemcilerin “makul sayı” polemiğini ve polisin “orantılı güç” tartışmalarını gündeme taşıyan tavırlarını hatırlıyorum…

    Bu sene ne olacak merakla bekliyorum. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş misali; 1 Mayıs resmi tatil de olsa önceki sene olanlardan ağzım yandığı için, Taksim’de makul sayıya izin verilse de geçen sene olanlardan ağzım yandığı için, bu sene Taksim izni verilmiş olsa da 1 Mayıs’ı derin derin üfleyerek, merakla bekliyor olacağım.

    Umarım bu sene 1 Mayıs bir resmi tatile yakışan şekilde, fiziksel müdahalelerden uzak, halkın özgürce kutlamalarıyla geçer.

  • Sola Kalan, Dona Kalır…

    İstanbul’da IMF toplantıları başladı. Uzun süredir planlanan ve değişik kampanyalarla halka duyurulmaya çalışılan IMF ve Dünya Bankası karşıtı eylemler de aynı saatlerde İstanbul’da başladı. Fakat umulan olmadı.

    Eyleme, sayıyı her kaynak farklı verse de, birkaç bin kişiden fazla olmadığı anlaşılan bir grup katıldı. Olması gerekenin veya beklenenin oldukça altında bir sayı bu.

    Eyleme katılanların taşkınlıkları sıradan bir Türkiye içi siyasi eylem görüntüsü çizdi. Polis yine aynı müdahaleleri yaptı. Şu ana kadar 1 gösterici hayatını kaybetti.

    Dış basın gösterileri “ufak sol partilere mensup eylemciler” tarafından gerçekleştirilen anarşist tavır olarak tanımladı. Polisin müdahaleleri “kontrol altına aldığını” yazdı.

    Özetle şahsen benim haftalardır heyecanla ve merakla beklediğim ana eylem, beklenenden çok uzağa düştü.

    Sebeplerini düşündüğümde ise geçen birkaç günde olanlar bir film şeridi gibi gözümün önüne geldi.

    Önce IMF başkanına ayakkabı fırlatıldı. Basında “yaratıcı değil”, “kopya eylem” gibi burun kıvırmaların yanısıra, eylemi gerçekleştiren kişi için “sol görüşlü gazete yazarı” sıfatı sıklıkla kullanıldı. Eylem bir anda Bush’a yapılan hareketin anlam ve içerik olarak birebir aynısı olmasına rağmen, muhafazakar Arap eyleminin tam aksi yöne, “aşırı solcu” eylemine dönüştürüldü. Dış basında da satır aralarında bu şekilde bahsedildi.

    Aylardır Facebook başta olmak üzere her yerde ister istemez karşıma çıkan IMF ve Küresel ekonomi karşıtı milliyetçi videolar ve yorumlar bir anda kesildi. Arkadaşlarım dahil, bu tür notları gördüğüm kişiler yalnızca “sol” görüşlüler olarak kaldı. Bir anda ne olduysa sağdan ses kesildi.

    Özetle bir şekilde yapılan eylem, bugün yapılacak eylemler ve IMF karşıtı isyanlar “aşırı sol”un başına kaldı.

    Kabul edelim. Yalnız bizim halkımız değil, Dünya’nın çoğunluğu “sol” dendiği zaman ne olduğunu bilmeden burun kıvırır. Türkiye’de ben bile kısacık ömrümde kaç parti gördüm “sol parti” damgasını yediği gibi eriyip biten. Obama için bile bugün Amerika’da kalkıp bazıları “solcu olmak” sebebiyle Facebook’ta “öldürülmeli mi?” diye anket oluşturabiliyor.

    Özetle, sol demek, kitleler için öcü demek. Sol varsa, “aman boşver bulaşma” demek…

    IMF eylemlerinde de sanki bu tiksinti vardı.

    Aylardır krizi bahane edip kapitalizm ve ABD düşmanı kesilen “sağcı” gençleri bugünkü eylemde görmedik. En üst düzey AB yetkilisine “şerefsiz” diyerek milliyetçilik pompalayan köşe yazarının ayakkabı eylemine nispeten burun kıvırışını gördük. Her konuda kükremesini bilen en büyük gençlik kitlemizin bir anda kedi gibi köşesine çekilip susmasını izledik.

    Ve sonunda bugünkü eylem birkaç “aşırı sol” partiden başka pek de kimsenin katılmadığı bir vasati eylem olarak tarihe geçti. “Aşırı sol” eylemlerin hepsinde olduğu gibi bir yerler kırılıp döküldü, polise şiddetle sataşıldı. Hedef IMF olmaktan, konu da halkı kurtarmaktan uzaklaştı.

    Eylem, biraz da uzaktan baktığımdan olsa gerek, beni tatmin etmedi.

    .

    Peki ne olması gerekirdi? Nasıl olmalıydı?

    Öncelikle partilerüstü bir eylem olmalıydı, çünkü mesele Türkiye üstü, siyaset üstü bir meseleydi. Sorun açlık sorunuydu. Sorun insanlık sorunuydu.

    Eylemde hiçbir partinin hiçbir şekilde kendisini öne çıkarmaya çalışmaması gerekirdi. Bunu baştan düşünmelilerdi ki birbirini “karşıt” görüş sanan sözde sağcı ve sözde solcu, emperyalizm karşıtlığı konusunda birleşen herkes eyleme katılmalıydı.

    Konu o kadar önemliydi ki, seni beni bırakıp, bizim için, herkes için birlik olunmalıydı.

    Olunamadı, belki de oldurulmadı.

    Eylem günü geldiğinde de ne olursa olsun hiçbir şekilde zarara yol açılmamalıydı. Amaç, konu hakkında fikir ve bilgi sahibi olmayan halkı konu hakkında bilgilendirmek, dikkat çekmek olmalıydı. Şiddetle, taşla sopayla çekilen dikkat, nefret olarak aynen sırtını dönecekti elbet. Bu baştan bilinerek Taksim’e gidilmeliydi.

    Eylem ibret alınacak şekilde gerçekleşmeliydi ki küresel kodamanlara “bakın şu çapulcu anarşistlere” dedirtme imkanı sunulmamalıydı.

    Mevcut düzen yüzünden her gün yeterince insan açlıktan ölüyor. Birileri birilerinin malını, emeğini, toprağını, kaynağını, hayatını çalıyor. Sömürge düzeni sürüyor. Buna dikkat çekilmeliydi.

    Kimse ölmemeliydi.

    .

    Allah rahmet eylesin.

    .

    .

    not: Özel olarak tırnak içinde kullanılmış terimler, yaygın tanım ve kanıları tiye almak için tırnak içinde kullanılmıştır.

  • Bana Demokrasi İstikrarla, Sana Taksim Taksim

    090408

    Beklenmedik bir şekilde 1 Mayıs’ın tatil yapılması ile çok sevinen işçi sendikaları Taksim için yüklenmeye başladı. Bu konuda herkes kendince fikrini belirtiyor gibi gözükse de gazetelerde adamakıllı yorum yapanlar genellikle hükümet yanlısı veya karşıtı olarak yorumlarını şekillendiriyor.

    Ben olaya kısa ve öz bir yorum yaparak fikrimi belirtmek istiyorum.

    Bence herhangi bir resmi tatilde herhangi bir bayram, istenen yerde kutlanmalı. Madem resmi tatil yapacak kadar önem verilen bir gün, bırakın insanlar diledikleri gibi hislerini yaşasınlar. Zaten resmi tatillerin altındaki amaç da bu değil midir? İnsanlar o özel günlerin önemini daha rahat yaşayabilsin diye resmi tatil yapılarak işten güçten dolayı alıkonma ihtimalleri ortadan kaldırılır. En azından benim en temel ve sade yaklaşımım budur.

    Geçen sene hükümetin, özellikle Erdoğan’ın Başbakan olarak kaale bile almayabileceği bir konu olan Taksim’de 1 Mayıs kutlaması olayını nasıl kişisel bir savaşa çevirdiğini hatırlıyoruz. Sonuç olarak “kutlamalar” bol biber gazlı ve kanlı geçmiş olsa da yapılan iş yasadışıydı, ve Başbakan yine en temel ve sade yaklaşımda haklıydı. Fakat geçen sene yapılan açıklamaların tümünde tek noktaya odaklanılmıştı: “Taksim’de kalabalığın toplanması hayatı olumsuz yönde etkiler”. Bu savunmanın altında elbette ki o gün işi gücü olan insanları düşündükleri fikri yatıyordu. Kısmen haklı ve yasal olduğu için geçerli bir sebepti de.

    Bu sene ise durum farklı. 1 Mayıs resmi tatil olduğundan kelli, bu bahane artık geçersizdir. Herhalde o yüzden olacak ki bırakın başbakanı, kimse çıkıp neden izin verilmediği ile ilgili yorum yapmadı, muhtemelen de yapmayacak.

    Muhtemelen Hak-İş’e de Taksim izni verilmeyecek. DİSK doğrudan Taksim’e izinsiz gideceğini açıkladığı için bu sözlerini uygulamalarını ve geçen seneki kadar olmasa da nispeten olaylı bir 1 Mayıs geçireceğimizi düşünüyorum. Sonuç olarak izinsiz olarak eylem yapmak yasal olmadığı için yanlıştır. Bu kısmına diyecek bir şey yok. Ancak insanlar Taksim’de yürümekten veya gezinmekten alıkonamaz. Gelişmelerin ayrıntıları çok önemli olacak. Bütün bu ayrıntıları da 1 Mayıs’ta izleyeceğiz.

    “Demokrasi” neferi olarak kendilerini adleden hükümet tarafından ise en demokratik eylemlerden birisine izin verilmemesi de ayrıca düşündürücü. Sonuç olarak özgürlük ve demokrasi iyidir diyorsak, herkese iyidir. Yalnızca bana iyi, başkasına kötü olmaz.