Etiket: Fransa

  • Vergi Aşkı Bürokrasiden Üstünmüş

    Aylardır çektiğimiz bürokratik çilelere her ne hikmetse vergi ile ilgili işlemler sırasında uğradığım hiçbir resmi kurumda rastlamamış olduğumu geçenlerde farkettim. Bu konudan buradaki eski toprak Türklerden birisine bahsederken “kapısına bağlı” diyerek gülmüştü. Bu sabah da uğramaktan bilhassa çekinmediğim, beni en ufak şekilde germeyen, çalışanların alabildiğine yardımcı oldukları “Hotel des Impots” yani vergi bilmemnesine tekrar gidince bu hissi hatırladım.

    Demek ki Fransa’da kurallar ve tavırlar insanına göre olduğu gibi, kapısına göre de gerçekten değişebiliyormuş.

    .

  • Fransa Bürokrasi Macerasında Son durum

    Geçenlerde postanede bana “mümkün değil” denen belge işinin ertesi sabah birden “mümkün” olduğundan bahsetmiştim. Adamın günahını almışım, keza eşime belgeyi veren adam bana “mümkün değil” diyen amca değilmiş. Dolayısıyla görevlinin gününe göre muamele yapmasından ziyade herkesin kafasına göre tepki vermesi durumu söz konusu.

    Aynı olayı ikinci postaneden aynı belgeyi almaya çalışırken de yaşadık. Orada da bir amca bana belgeyi “mümkün değil” ve “işim var” şeklinde bahanelerle vermedi. Ertesi gün eşim tekrar şansımızı denemek için gittiğinde genç bir kız arkadaş yardımcı oldu ve belgeyi aldık.

    Sözün özü, Fransa’da bürokrasinin daha çok “sabır testi” olarak işlev gördüğü gerçeğinin üzerine bir de evrensel etmen “insan faktörü” (insan etmeni de denebilir) de kendini göstermeye devam ediyor.

    İşin acı yanı, Fransızların Fransız olmayanlara veya en basitinden Fransızca konuşamayanlara karşı açık bir tavrı olduğu için bu “insan etmeni” bizim genelde aşmamız gereken bir engel oluyor.

    Ama alacağımızı aldık, şimdi İrlanda Başkonsolosuna mektup göndereceğiz. Arkası bir ara gelecek…

  • Fransız Hizmet Aşkı

    Fransa bürokrasisinden bahsetmekten ben yoruldum, adamlar kendi işlerini uzatmaktan yorulmadı.

    İrlanda’ya gitmek için yaptığımız vize başvurusu, Fransa’da Fransız yöntemleriyle iş yapan İrlanda konsolosluğunun geç ve eksik evrak göndermesi sebebiyle yanmıştı. Daha doğrusu uçağa yetişmediği için gidememiştik. Bu süreçte hakkımızı aramakla “bari en azından resmi bir cevap alalım” mantığıyla giriştiğimiz mücadelede postaneden elimize geçen postaların “iletildi” belgesini almamız gerekiyor.

    Dün akşamüstü yakındaki iki postaneden birine gidip müthiş Fransızca’mla amcaya derdimi anlatmaya çalışsam da başarılı olamadım. Postane görevlisi suratsız amca ısrarla “se pa possible” yani “bu mümkün değil”, “imkansız” diye tekrar etti. Amcadan umudu kesip eve döndüm.

    Bugün öğrendim ki eşim cinlik yapıp yarı Fransız bir arkadaşımızla bu sabah aynı postaneye tekrar gitmiş. Amcanın kızlara karşı zaafı mı vardır nedir, dün akşamki “ce pa possible” bu sabah olmuş “possible”.

    Bu gelişmenin ardından, postane memuruna değil; her olayda benzer muamele görmemize rağmen hala “olamaz” denen şeyin aslında “bal gibi de olabilir” olduğunu öğrenememiş olan kendime kızdım.

    Bugün de yine aynı belge için başka bir postaneye daha gitmem gerekiyordu. Oraya gittiğimde de başka bir suratsız amca ve benzer bir tavırla karşılaştım. Bu defa da bahsettiğim yarı Fransız arkadaş telefondan destek veriyordu.

    Sadede gelirsem… Amca telefonu arkadaşın suratın kapamadı ama hafif hiddetle bana doğru bıraktı. O sırada suratındaki ifade ve boğavari nefes verişinden belgeyi vermeyeceğini anladım. Bozmadan arkamı döndüm, telefondaki arkadaşa teşekkür ettim ve uzaklaştım.

    “Türkiye’de bürokrasi vardır, batıda yoktur”, “bizde memurlar iş yapmaz, falandır feşmekandır” diyenlere ısrarla bir kez daha selam olsun.

  • Fransa Bürokrasisine Bir Dalış Daha Mı Geliyor?

    Fransa’ya geldiğimizden beri, her şeyi yasal ve hakkıyla yapmamıza rağmen, ne kadar bürokratik mücadele verdiğimizi bir biz biliyoruzdur herhalde. Ailelere bunu anlatsak da anlamıyorlar. Arkadaşlara bahsediyoruz, “sen Türkiye’de yetiştin sana koymaz” diye şakayla karışık küçümsüyorlar. Halbuki durum bambaşka.

    Türkiye’deki vatandaşı düşünen devlet yapısını, hızlı bürokrasiyi alnından öpeyim!

    Bütün bu yavaşlıklar yetmezmiş gibi bir de ara sıra farkına vardığımız eksik ve yanlış bilgi yumakları var her tarafımızda. İlk geldiğimizde oturma izni çıkartmak için altı üstü 3-5 belge toplamak gerekirken, ne kadar kıvrandırıldığımızı o zaman yazmıştım. Resmi daire dışında kimsenin resmi süreci bilmemesi yetmezmiş gibi, resmi dairede illa Fransızca konuşulması ihtiyacı, ayrıca herkesin bilip bilmeden “herşeyi biliyor” tavrında olması Fransa’ya yeni yerleşen yabancıların ortak şikayeti.

    Türkiye’de işi gücü bırakıp az buçuk birikimleri yurtdışına taşınma ve orada edineceğimiz tecrübeye helal eden bir çekirdek aile olarak artık tek sıkıntımız benim iş bulma ihtiyacımdı. Mesele maddi değil. Boş durmayı sevmiyorum, artı gelmişken madem dövizli askerliğin yolunu açayım değil mi? Ama o konuda da kısmetimiz çok açık değildi. Keza gelir gelmez tezimle uğraşmam, o sırada krizin tavan yapması, çalışma iznimin olmayışı ve benim Fransızca öğrenmede planladığım hızlı girişi yapamamış olmam hepsi birlik olunca 8 ay göz açıp kapayıncaya kadar geçiverdi. Bahane olarak söylemiyorum, hepsini ayrı ayrı iş görüşmelerinde duydum.

    “Of, bu kriz bizi de vurdu. İş vermek istiyoruz ama kriz yüzünden işten çıkartılanlarla bile başedemiyoruz.” – …

    “Ocak’ta 40 tane iş vardı, bugün 5 tane.” – Keşke Ocak’ta iş bakmaya başlasaymışım!

    “Tam sana göre bir iş var ama ekip Fransız. Hepsi Fransızca konuşuyor.” – Ama, ama ben, anlaşırız be abi! Hadi be!

    “Sana iş bulmak zor çünkü çalışma iznin yok. (ve arkasından gelen 3 değişik gerekçe)” – E iyi de abicim, bana işi bulacağız ki o sayede çalışma izni alabileyim?!

    Zaten yarı bilgili Fransızlar ile kısır döngüler hep bir arada gidiyor. Bir dönem de hatırlayanlar olacaktır, oturma izni için sağlık sigortası lazım dediler bana; sağlık sigortasına başvurmaya gidince de oturma izni sordular… Aynı şekilde geçen gün görüşmeye gittiğim adam da bana çalışma iznin yoksa iş bulman zor diyor…

    Kendimi sabırlı bilirdim, Fransa sayesinde sınırlarımı genişletmeyi öğreniyorum. Teşekkür ederim sana Fransa!

    Ve son olarak yine her zamanki çaremize başvurmaya karar verdik: Kendi işimizi kendimiz göreceğiz!

    Hemen araştırmalara koyulduk bugün, nasıl kendime çalışma izni çıkartabilirim diye. Sonuç olarak tabi ki 2 değişik yol bulduk. Tabi ki kimse bize bunlardan bahsetmemişti ve tabi ki yine kendi kendimize halledeceğiz herşeyi (tabi olursa).

    Fransa’da Fransızca’yı çat pat konuşarak, İngilizce’nin yardımı, her yere dalıp çıkmanın verdiği azim ve interneti canavar gibi kullanarak öğrenebileceklerinizin de özgüveni ile sanırım yapamayacağımız bir şey yok.

    Yarın sabah “Prefecture”ye gidip resmi süreci öğreneceğim. Sonrasını işler netleştikten sonra yazarım…

    .

    Eğer en başından bugün öğrendiklerimizi bilseydik… Muhtemelen şimdi aylardır çalışıyor olurdum.

  • Bonjour Monsieur (Bonjuğ Mösyö) – 2

    Bonjour Monsieur (Bonjuğ Mösyö) -1 yazısının devamı…

    .

    Bölüm 5 – Yerleşik Düzene Geçen İlk Türkler

    İlginç bir şekilde buraya gelmemizin üzerinden 6 hafta geçmiş olmasına rağmen hala arada sırada her defasında değişik birisi “alıştınız mı?” sorusunu soruyor. Cevabımız da hep benzer oluyor. Genel hatlarıyla bakarsak 2 gün sürdü buraya “alışmak”. Alışmanın tanımını kestiremediğim için bunu psikolojik ve görsel olarak alışmak olarak yorumluyorum. Sonuçta Burada 2. günümüzde otobüse binip istediğimiz yere gidiyor, gerekli alışveriş ve hayati ihtiyaçları yapabiliyorduk. Alışmak tanımı içerisinde başka ne olabilir bilemiyorum. Şöyle resme biraz uzaktan bakarsak aslında farkedilir ki herhangi bir yerde yerleşik bir düzen kurmak düşünülenden çok daha kolay. Ne biz ilktik, ne son olacağız, ne de bu bizim için son olacak…

    Fransa’ya yerleşme sürecimizi daha buraya gelmeden önce değişik bölümlere ayırarak planlamıştık. Bunun ilk adımı bir ev bulmak ve evi gerekli eşyalar ile donatmaktı ki hazır donatılmışını bularak bunu aradan çıkartmış olduk. İkinci adım “iş”ten bile olmayan bir paniğe kapılmadan benim yükseklisansımı bitirmemdi. Bu arada da bir araba bulmaya ihtiyacımız olacağı da önceki Amerika ve Paris tecrübelerimiz ile kestirebildiğimiz bir gerçekti. Üçüncü adım ise yükseklisans ve askerlik tecil işlerimi temize çıkardıktan sonra dörüp benim sözlük anlamı ile bir “iş” bulmam. Bundan sonra “yerleşik” olmak için daha ne gerekir? Evin, eşin ve işin neredeyse oralısındır sonuç olarak. Buna aslında dostları da katmak gerekir ama onların sırası henüz gelmedi. Büyük planımızın parçası olarak onlar ile buluşacağımız vakit gelince bugünlerde yaşadığımız ayrılıklar ve hasret anlamını yitirmiş olacaktır.

    Canlı yayında kamera ile göstermek nereye kadar yeterli olabildi bilmiyorum ama yine de ilk yazıda hazır olmayan ev resimlerini ekliyorum.Resimler, üzerine basarak büyütülebilir.

    .
    Bölüm 6 – Evren, Söz Dinleyen, Hafızası İyi, Çok Şakacı Biri…

    Umarım herkes doğru hayallerin peşinde doğru dileklerini doğru zamanda elde edebilir. Bizim için şimdiye kadar bu üçlüden illa ki birisi sapmaya uğramış şekilde de olsa bu cümle hep geçerliliğini korudu. Bunun yanında iyi veya kötü anlamda büyük konuşulmasının yan etkisi de yadsınamaz.

    Edilmiş sözler ile hayatın suratımıza çarptığı şakalara bir örnek de burada uzun çabaların sonunda alabildiğimiz araba oldu. Bundan birkaç ay önce şirkette Okay Pejo 106 almaya karar verdiğinde aramızda geçen bir konuşma aklıma geldi. Neden 106 almak istediğini sorduğumda Okay üniversiteye ilk başladığında insanların 106 ile gezerken ne kadar imrendiğinden ve hep 106 sahibi olmak istediğinden bahsetmişti. Ben de bu yoruma “bahsettiğin dönem yaygın olan araba 206 değil miydi?” diye itiraz etmiştim. Ardından yok 106, yok 206 derken Okay sonunda bana “Abicim ben 106 hastasıyım, yıllardır 106 alıcam diyodum. Sen kendine 206 alırsın inşallah.” demişti… Aldığımız arabanın resimleri aşağıda. Sözlerimiz ile Evren’in ilişkisi üzerine daha fazla yoruma gerek yok, ancak Okay’a benim bile aklımda olmamasına rağmen gerçekleşen dileği için bir teşekkürü borç biliyorum.

    )
    Plaka güzel denk gelmiş 🙂
    )
    Ufak darbeler neredeyse her arabada var 🙂

    .
    Bölüm 7 – Yedi Bitirdi

    Fransa ile ilgili en yaygın bilinen gerçek (ben aksini gözlemlediğimi önceden belirtmiş olsam da gerçek olduğunu zamanla öğrendim) Fransızlar’ın ısrarla Fransızca konuşmaları. Burada Fransızlar ile ilgili başka bir gerçek de bürokrasiye bağışıklıkları olmaları. Hayatınızda Türkiye’de herhangi bir resmi işi en yavaş yaptığınız, en uzun süre bir evrak beklediğiniz işleminizi düşünün… İşte o işlem buranın normal seyri…

    Öyle bir yapı ki internet bağlanması bir aydan fazla sürüyor, bankalar iş yapmamak için bahane arıyor, müşteri hizmetleri diye bir kavram hizmetten çok uzak ve bütün bunlara rağmen herhangi bir evrak işinde sinirlerine hakim olmayan vatandaşı “biz böyle yapıyoruz bu işi”, “senin o iş olmaz” gibi anlam ve alakadan uzak cümlelerle kestirip atıyorlar.

    Banka işlemi yapmak için illa gereken bankamatik kartının bize “posta” ile gelmesi hızlı da olsa kart olmadan herhangi bir işlem yapılmıyor olması işleri yeterince anlamsız yere erteletti en baştan. Daha sonra kartı yutan makinenin şubesinde kart Nesli’nin adına olduğu için kartı bana vermek istemeyen banka görevlisi “kart yok burada dilekçe yazın yeni kart isteyin” şeklinde başından atmaya çalıştı. Nesli ne zaman bankadan bir hizmet istese en 2 günden açılan tahmini işlem süresi araba için yazacağımız çek için 7 günü buldu. Aynı işlem için Usman’a anında imzalayıp vermi olmalarına rağmen bize 7 günlük olanı denk geldi. Zaten çoğu işlem biraz da şansa bakıyor tahminimce bankalarda. Hepsinin günahını almayalım, ileride doğru bankayı bulacağımızı tahmin ediyorum.

    Bütün bu bürokrasi yetmezmiş gibi Fransızlar’ın en belirgin özelliklerinden birisi de sanıyoruz ki asla “bilmiyorum” diyememeleri. Bazen yol sorduğunuz kişiler bile cevabı bilmemelerini hazmedemeyip sizinle azimle dolanıp arıyor, bazen gerçekten bilerek size yardımcı olmak için kolunuzdan tutup götürüyor. Aradaki farkı asla bilemiyorsunuz. Adam biliyor mu, yoksa biliyor gibi mi yapıyor? Aynı süreç benim oturma iznim için de geçerliydi. Kime sorsak sağlık sigortasını nasıl yaptıracağımızı değişik bir cevapla karşılaştık. Uzunca bir süre oturma izni için sosyal sigorta, sosyal sigorta için de oturma izni gerekiyor diye anlamsız bir kilitlenme yaşadık. Sonunda 184üncü defa farkettik ki elin ayağın tutuyor, ağzın laf yapıyorsa herşeyi kendin öğrenecek, kendin halledeceksin… Türkiye’de de durum buydu, burada da aynen buymuş… Dün gidip kaynağına, İngilizce bilen bir çalışan bulduktan sonra işin aslını öğrendim. Şimdiye kadar bize gerçekten yardım etmek amaçlı bilgi veren kişilerin büyük çoğunluğu yanlış bilgi vermiş… Ne de olsa onlar asla “bilmiyoruz” diyemiyorlar, tahminlerini cevap olarak veriyorlar.

    “Bilemiyoruz” kavramının da elbet bir istisnası vardı… Tabi ki bankalar… Birbirinden bağımsız 2 şubede banka çalışanları bilgi almak için sorularn sorulara “bilmiyorum” dedi. Bir banka çalışanı bir çekin kaç günde çıkacağını veya bankamatiğin kartı neden yutmuş olabileceğini “bilmiyor” ise yapabileceğiniz tek şey biraz daha sabır tecrübesi edindiğinize şükretmek olabilir. Kim demiş illa Tibet’e gitmek gerek diye?

    .

    Devamı elbet gelecek…