Etiket: devrim

  • Türkiye'de Eşcinsel Evlilik

    Türkiye’de bırakın eşcinsel evliliği, eşcinsellik bile henüz kabul edilebilir bir olgu değil. Fakat günümüz çağdaş dünyasının en büyük insan hakları kavgalarından birisi eşcinsel hakları üzerine veriliyor.

    Henüz dünyada eşcinsel evliliğin yasal olarak kabul edildiği yalnızca 9 ülke var. 10. ülke olması beklenen Arjantin’de ise hala bu konuda karşıt eylemler, gösteriler sürüyor.

    Eşcinsel evliliğin Türkiye’de uygulanmasına karşıysanız biraz tarafsız düşünün:

    Bundan 70 sene önce kadınlara seçme, ardından seçilme hakkını verdiğimizde bunu yapan dünyada kaçıncı ülke olduğumuzu bir hatırlayın. 1900lü yılların başında kadınlara karşı tavrı hatırlayın. Bu devrimin bile aslında o dönem için kabul etmesi ne kadar zor olduğunu farkedin ki (benim gibi) eşcinselliğe karşı bile olsanız eşcinsel haklarının insan hakları seviyesinde yorumlanması gereken kişisel özgürlükler olduğunu görün.

    Tarihteki insan hakları ile ilgili sayısız devrimin doğasını, o dönemin koşullarını inceleyin. Hep aynı tutucu karşı tepkiyi bulacaksınız.

    Eşcinsellik sosyolojik midir yoksa genetik midir, doğru mudur yanlış mıdır, hastalık mıdır tercih midir, caiz midir değil midir tartışmasına girmenin hiçbir anlamı yok. Bütün bu soruların cevabı ne olursa olsun, her birey, eşit haklara sahip olmalıdır.

    Evleneceğin kişiyi seçmek de temel bir haktır. Bu hak bizim ne düşündüğümüzden bağımsız olarak eşcinsellere sunulmalıdır.

  • Medvedev Twitter Açtı, Bizde Youtube Yasak

    Türkiye’de internet konusunda insanlar gözlemlediğim kadarıyla 2 buçuğa ayrılıyor:

    1. grupta internetti sallamayan, ne işe yaradığını ve kapsamını bilmeyen veya yeterince ileri görüşlü olmayan tutucu kesim yer alıyor. İnternet yasaklarını savunanlar da zaten çoğunlukla bu kesime dahil.

    2. grupta da internet yasaklarına karşı olup, bu yasakları kullanıcı seviyesinde bir şekil alt etmek mümkün olduğu için olaya teoride karşı olup pratikte eyleme geçmeyenler bulunuyor. Bu gruptakiler yasak sitelere önce diğer siteler üzerinden IP gizlemesiyle, şimdilerde ise meşhur “host dosyası” üzerine ekleme yaparak giriyor. Sitelere girdikleri için yasakların bir zararı olmadığını sanıyor ve onlara dokunmayan yılanı bin yaşatıyorlar. Maalesef ki çoğunluğumuz bu gruba dahiliz.

    2 buçuğuncu grupta ise yine yasaklara karşı fakat eyleme geçen pek ufak bir azınlık var. İnternetin kapsamının ve gidişatının farkında olup, gelecekteki internet kullanım alanlarını, bugünkü uluslararası gidişatın farkında olan kesim bu gruba dahil. İnternet yasaklarının her türlüsüne karşı olanlar, internet veya yazılım sektöründe çalışanlar, korsan dosya paylaşımını destekleyenler çoğunlukla bu gruba dahil.

    Özetle çoğunluğumuz interneti kullansak da kapsamının, sosyolojik gidişatının, teknolojik getirilerinin, ekonomik dengeleri nasıl altüst ettiğinin farkında değiliz.

    Medvedev’in Twitter ve Google merkezlerine yaptığı ziyaret gösteriyor ki Rusya bu bahsettiğim önemi farketmiş. Maalesef bizim basınımız bunu her zamanki gibi “tüketim çılgınlığı” bakış açısıyla ele alıp “Medvedev dünyadaki ilk iPhone 4 sahibi” şeklinde vermiş. Halbuki burada önemli olan apple, google, twitter gibi yeni iletişim çağı devlerinin öneminin vurgulanmış olması.

    Obama son seçimde en büyük farkı facebook üzerinde yaptı. İran’da son seçimler sonrası Ahmedinejad karşıtları tüm siyasi ve askeri baskılara rağmen tüm eylemleri aylarca Twitter sayesinde yürütebildi. İnternet korsanları yıllardır kodaman şirketlerin devletler yoluyla uyguladığı baskıya rağmen yaşıyorsa bunun tek sebebi de internetin karşı konulamaz gücüdür. Toplumsal örnekler saymakla bitmiyor. Ekonomik ve teknolojik örneklere ise hiç girmeyeceğim.

    Her fırsatta bu fikrimi dile getiriyorum: İnternet, insanlık tarihindeki ikinci “matbaa”dır. Benzer bir devrim kaçınılmaz.

    İnternet, yeni fikirleri, gerçekleri, insanlığın ekonomik, sosyolojik ve hatta politik evriminin yeni dönüm noktasıdır.

    Biz ise kalkmış hala yasaklar hukuki mi, hukuka uygun nasıl yasaklar koyarız, yasakları nasıl kaldırabiliriz gibi anlamsız tartışmalar içindeyiz. Allah aşkına birileri çıksın artık şu millete internetin komik videolar ve pornodan ibaret olmadığını anlatsın.

    İnternet bağımsızlıktır!

  • İnternet'in Devrimsel Gidişatı

    Mesleği internet olmayanların ne kadar isterse istesin farkedemeyeceği bir evrimi var internetin. Bu evrim, hayatlarımızı da etkileyen, geleceğimizi şekillendiren bir evrim.

    Hayatımızın bundan sonraki döneminde internet siyasi şartları bile şekillendirecek.

    Bana göre ikinci bir “Matbaa”dır İnternet Dünya tarihinde. Etkilerini görmeye başladık bile.

    İnternet de aynen matbaa gibi, varolan bilgiyi daha hızlı ve kolay paylaşmak için yaygınlaşmışsa da yine matbaa gibi kısa sürede bireylerin fikirlerini kitlelere yayma aracına dönüşmekte.

    Bugüne kadar çoğu kişinin varsayımı google veya her kim arama motoru en büyükse, bu büyüklüğün sonsuza kadar varolacağı idi. Çünkü bu varsayıma göre internet, dev bir ansiklopedi, belki de hızlı bir kütüphaneydi. Arama motoru da bu tanım içinde en önemli olguydu.

    Halbuki İnternet’in bundan çok daha kapsamlı bir olgu olduğunu bize MySpace, YouTube ve daha onlarca örnek göstermişti. Habere göre de nihayet geçen hafta itibariyle Facebook, Amerika’da google’ı tahtından indirdi.

    Bu haberin anlamı, değişimin düşündüğümüzden hızlı gerçekleştiğidir. Facebook yalnızca bir örnek, belki vasıfsız bir paylaşım ortamı gibi görünebilir, fakat “bireysel paylaşım”ın gücünün simgesidir.

    Bu gidişatın sonunda elbet bazı yerleşik “bilgi” kaynakları sarsılacak, mutlaka kitlesel aydınlanma gerçekleşecektir. Bize ise bu hızlı değişim içerisinde daha da hızla arayı kapatma zorunluluğu düşüyor.

  • Kavga Siyaseti ve BBG Sendromu

    Yeni yargı “krizi” bana tekrar yıllar öncesini hatırlattı. BBG evini hatırladım.Hani meşhur yarışma.

    Sinir krizleri geçirtmesine rağmen ısrarla hepimizin izlediği; iyi çocukların değil, daha çok kavga edenlerin daha çok oy aldığı; zamanla sorunlara çözüm sunmaya çalışanın değil, her bulduğu tekere çomak sokanların, tabiri caizse en uyuzların yarışmada finale kadar dayanabildiği bir yarışmaydı. O dönemde Türk halkının taraf tutma hastalığını farketmiştim.

    10 küsür kişinin bulunduğu bir evde 2 kişi kavga ederdi, kalan 10 kişi avucunu yalarken, kavga ile dikkat çeken elemanlar oyların tamamını aralarında paylaşırdı. Bu duruma o zaman da tüylerim dikelecek derecede sinir olurudum.

    Bugünkü sözümona yargı krizine de aynen öyle sinir oluyorum.

    Öncelikle ortalıkta normal işleyişinde ilerleyen bir akış varken “kriz var” diye ortalığı ayağa kaldıran hükümet. Yani yoktan konuyu pompalayan kendileri.

    Bağımsız yargı diye bas bas bağırıp, ardından bağımsız yargının kararına mızıldayan da hükümet.

    Bir anda sanki bir taraflaşma varmış gibi ortam yaratıp, sivri açıklamalar yapıp kendini kendi kendine olayın tarafıymış gibi yansıtan da hükümet.

    Bunu daha önce de yaptılar, yine yapıyorlar, bundan sonra da yapacaklar. BBG sendromunu çoktan keşfetmiş oldukları belli. Sonuçta her kavgada, her tartışmada iki taraftan birisi olursan, eninde sonunda oyların yarısını alman çok doğal.

    Aynı mantıkla incelerseniz muhalefet de bulunduğu tartışma sayısıyla orantılı kalan oyları bölüşüyor.

    Özetle Türkiye’de seçim sonuçları adeta akıl, mantık, refah, işsizlik, adalet vb. “gerçek” meselelerle değil, BBG evine oy göndermişiz gibi sonuçlanıyor.

    En kötüsü, muhalefet de az çok bunun farkında. Hükümete sataşıyor, sıkışırsa kendi içinde kapışıyor…

    Ben ise oturmuş kendi kendime hayal alemindeyim.

    Kargaşa ve kavgayı değil; huzuru özlüyorum.

    Sözde aydın, kendine demokrat değil; aklı başında ilerici duruşu özlüyorum.

    Refom gibi yabancı şişirme sözcüklerle herkesin memleketi kendileştirmeye çalışmasını değil; adamakıllı dürüstçe ve Türkçe, “devrim” yapmaya yeltenecek babayiğit liderleri özlüyorum.

    Ve umutla; bu özlemlerim konusunda azınlık olmadığım günleri gözlüyorum.