Etiket: Devlet Bahçeli

  • Beklediğim Çözüm Bahçeli'den Geldi

    İsrail’in saldırısının üzerinden günler geçti. Sular duruldukça uluslararası kaynaklar olayın üzerini örtmeye, İsrail’i biraz daha mazur görmeye ve göstermeye başladı. Sanki Davutoğlu’nun ilk günkü hışmının miyadı dolmaya başlıyor. Belli ki yüzyılların birikimi olan dünya dengeleri tekrar ağırlığını koymaya başlıyor.

    Bu sırada içerde ise halkın büyük kısmı kızgın, yaptırım bekliyor. Savaş çığlıkları azalsa da henüz dinmedi. Yaptırımlardan ise bahseden yok. Sanırım Erdoğan meclis konuşmasında İbranice 1 kelime kullanarak, Tevrat’tan alıntı yaparak İsrail’e söz geçireceğini umuyor.

    Bugün hem Kılıçdaroğlu hem de Devlet Bahçeli bu belli belirsiz “tepki” hakkında eleştiride bulundu. Kılıçdaroğlu “Kameralar önünde One Minute, kapılar arkasında Yes Please” diye esprili bir dille eleştirse de aslında açıklamasında hedefi yine uluslararası kurumlar olarak belirledi:

    Saldırı için Arap Birliği, İslam Kalkınma Örgütü ne yaptı? NATO kınamadı. ABD geçiştirdi. Dış politikayı iç politikaya alet ederseniz duvara çarparsınız. AKP duvara çarptı.

    Günlerdir beklediğim çözüm yöntemi ise MHP lideri Bahçeli’den geldi:

    MHP’nin hedefinin, çıkış noktasının ve stratejilerinin kaynağının yalnızca ”Başkent Ankara” olduğunu belirten Bahçeli, ”İşte ancak o zaman, nafile sözler yerini yaptırımlara bırakacak, boş hamaset yerini stratejik adımlara terk edecektir. Ermeni hesap soramayacak, Peşmerge aşağılayamayacaktır. Başımıza çuval geçirenler ise köşe bucak kaçacaktır. Ve işte o zaman, sahte ‘one minute’ların yerini, gerçek ‘Türk yumrukları’ alacak ve hak edenin başına inecektir”

    Bahçeli’nin “Türk yumruğu” derken, bu açıklamadan anlaşıldığı haliyle, diplomatik bir yumruktan bahsediyor olduğunu varsayıyorum.

    Ne “savaş çığlığı eşliğinde ırkçı yaklaşımlar”ın, ne “arkası boş van minüt açıklamaları”nın, ne de “uluslararası abilerimiz bizim yerimize tembihlesin” diyenlerin asla elde edemeyeceği uzun vadeli kazançlar yalnızca bu şekilde elde edilebilir.

  • Baykal Geri Dönerse CHP Biter…

    Baykal istifa ettiğinde önce yerine kim geçecek sorusu akıllara geldi. Ağırlıklı olarak en popüler isim Kılıçdaroğlu gözükse de CHP’de böyle bir eğilim olmadığını tahmin ediyorum. Fakat ne olursa olsun, benim anlayamadığım şey bazı CHP’lilerin Deniz Baykal’a karşı gösterdiği anlamsız ve gözükara destek.

    Baykal’a yapılan komployu elbette insan olan, azıcık onuru olan herkes kınayacaktır. Baykal’a karşı yapılan bu eylem karşısında, görüntülerin gerçek olmadığını varsayarak elbette her CHP’li Baykal’ı koruyacaktır.

    Fakat ne olursa olsun. Bundan 5 gün önce seks skandalı iddiası sebebiyle istifa etmiş bir kişiyi, bu seks skandalı hakkında en ufak bir açıklama, delil, ipucu bile ortaya çıkmadan nasıl bir anda geri çağırabiliyor bu insanlar?

    Görünen o ki bazı CHP’liler skandal gerçek olsa da olmasa da Baykal’ı geri istiyor. Bu da bana göre siyasi körlükten başka birşey olamaz.

    Gelelim basında dünden beri konuşulan “acaba Baykal geri mi dönecek?” sorusuna. Baykal belli ki bu seçeneği de düşünüyor. Hadi Baykal’ı anladık. Adam yıllardır ne kadar sevilmediğini anlamamış, birden bugün mü jeton düşecek?.. Ama basına ne oluyor da herkes sanki Baykal dönemliymişçesine bu konuyu kaşıyor? Hangi mantıkla heryerde “Baykal dönsün mü?” anketleri çıkartılıyor?

    Eğer Baykal şu an geri dönerse, istifa ederek bir nebze yumuşattığı karşıtlarını daha da sinirlendirir, tabanından da uzun vadede tepkisel olarak büyük kayıplar verir.

    Baykal skandal açıklığa kavuşmadan geri dönerse istifası siyasi bir oyun olarak kalır.

    Baykal skandal açıklığa kavuştuktan sonra dönerse de sonsuza kadar “koltuk sevdalısı” damgasından kurtulamaz.

    Sözün özü odur ki; Baykal komplo kurbanı da olsa, haksızlığa uğramış da olsa; hazır istifa etmişken, bir daha geri dönmeyerek nihayet CHP’nin önünü açmalıdır.

    Her ne kadar bu olay siyasi tarihimiz açısından aynen Devlet Bahçeli’nin dediği gibi “kapkara bir leke” olsa da, CHP’nin başına konmuş bir talih kuşudur.

    Baykal dönerse kuş da ölür, CHP de…

  • Futbola Siyaset Resmen Girdi: MHP Spor

    Devlet Bahçeli’nin ülkücü gençlere yıllar önceki “silah değili, bilgisayar kullanın” önerisini destekleyenlerin başında geliyordum. Gelgelelim yıllar bazı ülkücü gençleri en yaman hackerlara çevirdi ama olsun. Önemli olan niyettir.

    Bahçeli bu defa da benzer bir niyetle olsa gerek; futbol başta olmak üzere, basketbol, voleybol, tekvando ve aikido ile hayata geçecek olan Türkgücü Ülküspor”u kurdurttu.

    Yıllardır futbol kulübü satın alarak siyasete ve yolsuzluklarına sporu alet eden örnekleri görmeye alışmıştık. İtalya’da Berlusconi’nin Milan ile onyıllardır yaptığı bu oyunu Türkiye’de önce Cem Uzan İstanbulspor ile, ardından da Gökçek ailesi baba oğul Ankaraspor ve Ankaragücü ile yapmaya başladı.

    Fakat Türkgücü Ülküspor ile spor-siyaset ilişkisi resmen değişik bir boyut kazanmış oldu.

    Haberi okuduğumda yaklaşım ve niyet hoşuma gitmiş olsa da bu işin sonunu hayırlı görmüyorum. Takım büyüdükçe oluşacak yan etkiler de keskinleşecektir. Bir gün gelir de karşıt görüşten siyasi takımlar kurulur ve bir şekil eşleşirse umarım kazanan dostluk olur. Yoksa spor (bugün sıkışınca kullanıldığı gibi – bkz. Ermenistan – Türkiye milli maçları) siyasetin kurtarıcısı değil, kurbanı olur.

    İyi oynayan kazansın…


  • MHP'den İstifa Dersi, Anlayana…

    MHP Aytaç DurakBirkaç gündür Adana Belediye Başkanı Aytaç Durak hakkındaki yolsuzluk iddiaları haberlere konu oluyor.

    Aytaç Durak 2 dönem başkanlığın ardından bir önceki seçimlerde AK Parti’den tekrar seçilmiş, son seçimde ise olaylı bir transferin ardından tekrar aday olarak, bu defa da MHP’den, ardarda 4. dönemi için seçilmişti. Son seçim sonuçları hakkında tartışma çıkmış, yeniden sayımlar yapılmıştı. Transferin olaylı olması ve AK Parti’nin elinden Adana’yı koparmış olması sebebiyle olsa gerek tartışmalar büyümüştü.

    Bugün ise Aytaç Durak’ın yıllardır karışmış olduğu iddia edilen yolsuzluklar tartışılıyor. Bu yolsuzluklar AK Parti’den seçilmişkenki dönemi de kapsasa, AK Parti ancak bugün soruşturulmasını istiyor. Malum artık MHP’nin sorumluluğu.

    Bu konuda Aytaç Durak önce “eşim zenginse ben ne yapayım” dedi. Fakat bu yeterli değildi. Devlet Bahçeli konuyla ilgili keskin bir yorumla

    Bugüne kadar toplumun en hassas olduğu ahlaki konularda zafiyet gösterenlerin MHP’de barınmaları ve sığınmaları söz konusu olmamıştır.

    dedi ve Aytaç Durak’ı MHP’den istifa etmeye çağırdı. Bu yorum konusunda MHP’nin on yıl öncesine kadarki tarihini düşündüğümde Bahçeli’ye katılamıyorum fakat Bahçeli dönemi için sanırım yeterince geçerli bir yorum. Temiz siyaseti korumak adına istifa etmeyi ve istifaya çağırmasını bilmek konusunda AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ın Devlet Bahçeli’den öğrenecek çok şeyi var.

    Bu arada Aytaç Durak da önce biraz nazlandı fakat bugün bu çağrıyı kabul ettiğini açıkladı. Yetmedi, adliyeye giderek kendi kendini ihbar etti. Suçlu veya suçsuz, her halükarda olumlu bir hareket. Onca haberi yapanların veya savcıların çoktan yapmış olması gerekeni kendi kendine yaptı. Bu da ne olursa olsun takdir edilmesi, ve yine aynı bazıları tarafından ders alınması gereken bir hamle.

  • Açılım Hala Açılmadı…

    Nihayet geçen Cuma mecliste açılım konuşuldu. Konuşuldu fakat, hiç de olması gerektiği gibi sonuçlanmadı. Hükümetin ne yaptığı, ne yapacağı konusunda yine kimse bir halt anlamadı.

    Cuma’nın özetlerini, değişik gazetelerden yorumları, liderlerin konuşmalarının tam metinlerini okuduktan sonra bir kez daha 3 parti için aynı sonuca vardım:

    1. MHP üslubu ve  konuşma dili ile seviyeli, anlaşılır devam ediyor. Açılıma karşı olduklarını söyleseler de çözüm fikirlerini paylaşıyorlar. Tavırları net, herkes yaklaşımlarının açık şekilde farkında. Erdoğan’ın kışkırtması sonucu CHP salonu terk ederken Bahçeli’nin ufak bir el işareti yapmasıyla MHP’lilerin salonda kalmaları da dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı.

    2. CHP hala kolay anlaşılmayan bir üslup ve tavırla konuşuyor. Özellikle Baykal’ın uzun ve temiz olmayan cümleler kurması yüzünden ne dediği, ne düşündüğü kaynıyor. Kamuoyunda hala Kürt’lere ve diğer azınlıklara bazı haklar verilmesine karşılar sanılıyor. Açılıma da bana göre özünde karşı falan değiller. Son konuşmada Baykal’ın açıkça belirttiği gibi, yalnızca PKK ile muhattap olmaya karşılar. Ama üslup yüzünden bu önemli ayrıntı aradan kaynıyor.

    3. AK Parti ise hala kulağa hoş gelen, boş laflar söyleyerek oy avlıyor. Hala ne yapacaklarını açıklamadılar. Erdoğan, mecliste açıklamaları gereken gün, “açıklamak boynumuzun borcudur” diyerek bir ikinci cümle eklemedi. Israrla ne yapılacak, plan nedir kimseye söylemiyorlar. Şimdi de kalkmış Anadolu turuna çıkmış “açılımı anlatmak için”.

    Meclise anlatmadan halka mı anlatacaksın?

    Bunun anlamı çok açık. Açılımı oy avlamak için kullanıyorlar.

    .

    Bütün bunlar olurken de halk tartışmaya, ayrılıklar büyümeye, gerginlik ve sinir tırmanmaya devam ediyor. ABD planı olduğunu öngörenler de haklı konumuna yerleşmeye devam ediyor. Çünkü eğer ABD bir yana dursun, küresel kirli güçlerine bir hedefi olacaksa, o da ancak ortalığın karışması olacaktır.

    Toplum bilimcilerin vurguladığı gibi, kitleleri yönlendirmek veya saklanmak, kargaşa anında çok daha kolaydır.

    .

    Son meclis görüşmesinden benim çıkardığım sonuç, seçime kadar adamakıllı bir şeyin değişmeyeceği… AK Parti’nin bu tavrından oy kaybedeceği açık ancak uzun vadede beklenmedik meyveler de toplayabilirler. Sonumuz hayrola…