Etiket: barış

  • İsrail'in Hatasına Düşmemeli

    Dün sabah haberlerini izlerken şaşkınlık ile ayıldım. Hafızamdaki benzer olaylar, hemen celallenmek yerine bekleyip gidişatı incelemeye itti beni… Ve şaşırmadım.

    Herkes İsrail’in aptallık yaptığını, bunun bir savaş sebebi olduğunu öne sürüp duruyor. Yapılan saldırının başka açıklaması yok elbette. Aptalca ve devletlikten uzak, adeta barbar kavimmişçesine uygulanmış bir operasyondu Mavi Marmara’ya yapılan. Başbakan’ın “devlet terörü” tanımı birebir açıklıyor durumu.

    Somali’li korsanlar bile bundan daha akıllı ve mantıklı hareket ediyordu. En azından onların elle tutulur gerekçeleri vardı.

    İsrail’in görünen tek gerekçesi ise korku.

    Bizi linç edeceklerdi” açıklaması bile başlı başına bir saçmalık. Taşlı sopalı sivil yolcuların İsrail özel kuvvet komandolarını linç etmesinden korkuyorsanız zaten kapatın orduyu gidin.

    Ama bana göre bunların da çoğu İsrail “hamlesi” gibi birer maske.

    Bu saldırı her ne kadar Gazze’ye giden yardıma karşı gibi olsa da belli ki aslında doğrudan Türkiye’ye gönderilmiş bir mesaj. “One Minute” ile başlayan, İran ve Brezilya ile yapılan Uranyum takası anlaşmasıyla son haddine varan Türkiye dış politikaları ve bunlara uluslararası seviyede kimsenin ses çıkaramamasından dolayı İsrail haliyle çok rahatsız.

    Olayın arkasında bir bit yeniği olduğu kesin. Sonuçta İsrail bile bu kadar aptalca bir hamleyi plansız yapmaz. Muhtemelen İsrail’in planın bir parçası da Türkiye’deki “fanatik müslümanlar”ı gaza getirip kitlesel tepki yaratmak olması. Bunda da oldukça başarılılar.

    Türkiye’de büyüyecek bir kitlesel ve fiziksel tepki, bu işin sonunda haklıyken haksız konuma geçmemiz demektir. Tarih aksini yazmamıştır.

    Bahsettiğim tepki facebook profillerindeki Hitler resimleriyle, savaş çığlıkları atan mesajlarla kendisini ortaya çıkartıyor.

    İsrail, sivillere karşı şiddet uygulayarak en büyük insanlık hatasını yaptı. Biz de siviller olarak şiddete yönelerek bu hataya düşmemeliyiz.

    Hemen savaş çığlıkları atmak yerine sakin olup, çok değil, bir iki gün bekleyerek olacakları izlemek gerkiyor.

  • Türk Yunan Kardeşliğine Doğru… Nihayet

    Bugün tamamen tesadüfen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın ortak açıklamasını canlı yayından izledim. Ne diyeceğimi bilemiyorum ama yıllardır tekrar duymayı hasretle beklediğim sözleri, İsmail Cem’den beri tekrar görmek için sabırsızlandığım dost tavrı nihayet ekranda gördüm.

    Belki Yunanistan krizinin etkisiyledir diye düşündüm. Belki meşhur “komşuların hepsiyle dost” sözde yeni, özde “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” kadar eski dış politikamız etkisiyledir. Belki de rahmetli İsmail Cem’in en yakın dostlarından olan Yunan Başbakanı’nın azmi sayesindedir. Ama her ne sebeple tetiklenmiş olursa olsun nihayet dışişleri bakanları yıllardan sonra tekrar ortak dostluk mesajları verdi.

    Herkesin hayatına Yunan bir dost girmemiş olabilir fakat inanın, konuşulan dil, uygulanılan din hariç, neredeyse hiç bir fark yok aramızda. Dil bile zaman zaman şaşırtıyor ortak isimlendirmeleri farkedince. Halbuki iki ülkede de insanların çoğunluğu bu kardeşliğin farkında değil.

    Bundan bir hafta önce Yunanistan haberlerinde karasularına giren bir Türk savaş gemisi yayınlanmış. Haftanın gündemi buymuş. Bugün ise dışişleri bakanları ortak açıklama ile Başbakanların buluşacağını duyurdu. Yapay düşmanlıktan nasiplenen medyaya, seçimlere doğru sırf bu şekilde oy avlayan kısır siyasetçilere de sanırım en iyi cevap bu tür buluşmalar olacaktır.

    Artık başbakanların da, yıllar önce İsmail Cem ve Papandreu dışişleri bakanlarıykenki başbakanların yapmadığını yapmalarını umuyor, bekliyorum.

    Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. AK Parti dönemi dış politika anlayışını özellikle ilk dönemindeki “teslimiyetçi eşbaşkan” yaklaşımı sebebiyle sıklıkla eleştirsem de, Ahmet Davutoğlu ile bütünleşen yeni tavrı beğeniyorum. Ahmet Davutoğlu’nun kelimenin tam anlamıyla “kitabını yazdığı” bu barışçıl dış politika uygulamalarının doğru yolda olduğuna inanıyorum.

  • Erdoğan Da Mı Açılım’a Karşı?

    DTP’nin karşılama törenine tepkiler büyürken bundan 3 gün önce Ahmet Altan’ın yazdığı yazıyı atlamışım, bir arkadaşım* sayesinde okudum (Bkz. “Barışa Alışmak“). Ahmet Altan’ın yazısının en can alıcı bölümünü aynen paylaşıyorum:

    “Türk tarafı kendi çocuklarını nasıl “şehit” gördüyse Kürtler de kendi çocuklarını “şehit” gördü.

    İki taraf da diğer tarafın ölüsünü aşağıladı.

    İki taraf da kendi haklılığına inandı.

    Şimdi iki taraf da yeni bir hayatı, yeni bir barışı kabullenirken zorlanacak.

    İki taraf da barış kapımıza geldiğinde “biz kazandık” diye bağırmak istiyor.

    Ama barış, savaş değil.

    Savaşı sadece tek taraf kazanabilirken, barışı iki taraf da kazanabiliyor.” (Ahmet Altan, 20.10.2009)

    Ahmet Altan’ın yazılarıyla çoğunlukla çelişirim. Özellikle neoliberal yaklaşımları, taraflı yorumları genellikle sinirlerimi germekten öteye geçmez. Fakat özgürlük ve eşitlik söz konusu olduğu zaman, her ne kadar çoğu zaman olayları çarpıtarak yorumlasa da genellikle haklı noktalara parmak basar. Özetle yazılarının çoğu zaman tümünü değil, yalnızca belirli bölümlerini onaylarım. Bu alıntıda da (özellikle ilk yarısı tarışmaya açık gözükse bile) tamamen açık ve doğru bir tespitle belirtmiş.

    Yıllarca “biz”i “sen” ve “ben” olarak ayrıştıran bir iç savaşın asıl yüzünü vatandaşın çoğunluğu görmedi. Sen ve ben düşman belledik, yaşananı da savaş. Sıra barışa geldiğinde artık seni beni bırakma vaktidir. Sen bana, ben sana yanaşarak, biz barışa yanaşıyoruz. Biz kazanıyoruz.

    .

    Peki bu yorumda 3 gündür yazdıklarımla çelişiyor muyum? Hayır. DTP’nin yaptığı barışa çomak sokmaktır. Alevi sönmek üzereyken, tekrar körüklemektir. Barışı suistimal ederek, savaşın galibi gözükmeye çalışmaktır. Apo’yu yüceltme çaresizliğidir. Halbuki savaşmak bir insanı asla yüceltemez. Gelmiş geçmiş bütün yüce liderlerin tek ortak yönü barıştır.

    .

    DTP’nin bu tavrı karşısında açıklama yapan Erdoğan’ın açıklamasında ise iki nokta dikkatimi çekti (Bkz. haber).

    1. “Bütün olay silahın bırakılmasında. Silah bırakılmadıktan sonra söylenecek bir şey yok.” derken Baykal’ın aylardır söylediğini aynen tekrar ediyor.

    Elbette ki basının haberleri veriş şekli, Baykal ve CHP’nin yorumlarını sunuş tavırlarındaki hatalar bu benzerliği neredeyse farkedilemez kılıyor. Vatandaş hala CHP’yi açılıma karşı sandığına göre, bu durumda Erdoğan da mı açılıma karşı olmuş oluyor?

    2. (PKK’nın lider kardosundan bahsederken) “Şu anda zaten üçüncü ülkedeler.”

    Özellikle hiçbir gazete bu cümleyi irdeleme gereği bile duymamış… Başbakan bunu biliyorsa, nerede olduğunu neden açıklamıyor? Neden kimse bir şey yapmıyor? Daha kötüsü yapamıyor? Haydi ikinci ülke Irak anladık, üçüncü ülke hangisidir? Bilginin kaynağı neresidir?

    Bu soruların cevapları verilmedikçe, PKK lider kadrosu teslim olmadıkça, tabandan 34 veya 340 vasıfsız çete üyesi teslim olsa ne farkeder?

    .

    * Fatma’ya selamlar.