Kategori: Toplum

  • Sansür Sürdükçe, Demokratik Açılım Nereye Kadar?

    Birileri açılma saçılma vaatlerine devam ededursun, olayı “Kürt” değil “Demokratik” olarak göstermeye çalıştıkça altına girdikleri büyük yükü sırtlama beklentisi de artıyor.

    Bugün demokratik haklardan, demokrasi ebeliğinden ve ilerici olduğunu iddia eden kesimden malum açılıma destekler artarken bazı konularda kimsenin sesinin çıkmaması düşündürücü.

    Youtube kapatılalı 18 ay olmak üzereyken MySpace’nin kapatılması, internet sansürünün oyuncak edilerek sürdürülmesi üzerine bile kimsenin yine istifini bozmamasıyla gördük ki istedikleri kadar batıda açılsınlar, ifade özgürlüğünde açılmaya niyetleri yok.

    Son örneğinde Hülya Avşar’a karşı açılan davanın ardından bile kimsenin istifini bozmamasıyla tekrar gördük ki, istedikleri kadar doğuda açılsınlar, ifade özgürlüğünde açılmaya niyetleri yok.

    Demokratik açılıma karşı olup, başortüsünde açılımı destekleyen sözde laik fakat laiklik nedir anlayamamış tutucu kesim ise ancak nesnel açılımların peşinde olduğundan olsa gerek, bu konularda ne bir yorum ne bir ses çıkarmamaları da son olarak gösterdi ki maalesef kimsenin özgürlükler konusunda açılmaya niyeti yok.

    Halbuki, demokrasi nedir bilmeden açılmak yalnızca sözde kalırsa nereye ulaşılabilir ki?

    “Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez.” – André Gide

    .

    Yasemin Yılmaz’a ve Sansüre Sansür.org’a teşekkür.

  • Azeri Ə Kimin Umrunda, Kürt(!) W ve İngiliz X Dururken?

    Demokratik açılım kapsamında Q, W ve X harflerinin alfabeye girip girmeme ihtimali tartışılıyormuş (kaynak)… Bir kez daha gördük ki Türkiye’de doğru olabilecek bir şeyi yapmak için bile ısrarla yanlış gerekçeler üretiliyor.

    Yıllardır naçizane incelemelerimden ve fikir tartışmalarımdan çıkardığım nihai sonuç zaten Türkçe’nin mevcut alfabesinin geliştirilmesi ile evrensel mükemmel dil olmaya daha da yaklaşabileceği yönündeydi. Konunun uzmanları elbet daha iyi bilir ki alfabeye harf ekleme fikri yeni bir fikir de değil(Bkz. kaynaktaki Hakkı Devrim yorumu). Bu konuda temel ortak sorun, Türkçe’nin bana göre en büyük gücü olan yazıldığı gibi okunma özelliği ile kelime sayısındaki azlık arasında kalmaktan kaynaklanıyor. Benim de destek verdiğim fikre göre bir dilde çok sayıda kelime olmasına gerek olmadığı gibi, şahsi fikrimce az kelime olup, ekler ve tamlamalar kullanılması dili zenginleştirir, evrenselleştirir. Fakat dil bilimcilerin diğer kısmı buna karşı olduklarından harf sayısının artması ile ortaya çıkacak kelime eksikliği bazılarının gözünü korkutabiliyor.

    Velhasıl, her ne hikmetse yıllardır kimse bu şekilde tartışma gereği duymamış, alfabemize Azeri alfabesindeki gibi Q eklemeyi önermemiş, kalkmış bugün sözümona Kürt alfabesinde (ki bahsi geçen alfabe Kürt isyancıları desteklemek için geliştirilmiş bir İngiliz icadıdır) var diye Q harfi eklenmesinden bahsediliyor.

    Bre cahil yöneticiler, beyinsiz medya! Bugüne kadar aklınız neredeydi? Hadi diyelim bir anda tartışmaya başladınız, neden W ve X harflerini Türkçe’de en ufak ihtiyacı ve yeri yokken tartışmaya dahil edersiniz de Türkiye Türkçe’sinin en büyük eksiği olan, Azeri alfabesinin nuru, Ə harfinden bahsetmezsiniz? Türkçe’deki tek eksik varsa o da herhalde Ə harfidir (ince A da diyebiliriz). Ama Azeri Ə kimin umrunda Kürt X ile İngiliz W dururken?

    Bu kadar basit ve bilimsel bir konuyu bile politik gerekçelere bağlayarak tartıştığımız sürece ne ilerleyebiliriz, ne de yapılan değişiklikler kalıcı olabilir. Yapılacak her işin tek ve gerçek gerekçesi yalnızca ilim olmalıdır.

    Anlayana…

  • Melih Gökçek’ten Küresel Isınma’ya da Çözüm Bekliyorum

    (kaynak: NTVMSNBC)

    Kadir Topbaş, İstanbul’da yaşanan sel felaketinin sorumluluğunu doğayı hoyratça kullanan Amerika ve Avrupa’ya atıp, selin sebebi olarak da küresel ısınmayı göstermişti. Yukarıdaki resim bundan 34 sene öncesinde İstanbul’da yaşanan başka bir sel felaketinden bir görüntü. 34 sene önce durum neydi diye konuyu takip edenler bilirler ki o dönemde bırakın küresel ısınmayı, “küresel soğuma” felaket senaryoları bilim dünyasını kasıp kavuruyordu. İngiltere merkezli kampanya ile dünya gelecekte donma tehlikesine karşı projeler üretmeye ve küresel soğumaya karşı önlem almaya davet ediliyordu.

    O dönemde kimse çıkıp suçu küresel soğumaya atmamıştı.

    Bugün ise her haltın kabahatlisi küresel ısınma. Çok yakın bir gelecekte bizi mazallah aşırı sıcak havalar, eriyip mucizevi bir şekilde tekrar donmayan buzullar, sular altında kalan ülkeler bekliyor. Aman 20 senede küresel donma tehlikesinden küresel erime tehlikesine dönmeyi başarttıysak doğayı, bu kadar yağmura karşı da ancak boyun eğmek düşer herhalde!..

    .

    İstanbul için belediye başkanı, vali ve çevre bakanının muhteşem(!) açıklamalarının ardından bir eksiklik hissediyordum doğrusu. Sanki bu tür ortamlarda hep olan bir şey eksikti. Kambersiz düğün gibiydi haberler… Çok bekletmedi bizleri sağolsun İ. Melih Gökçek, eksikliği giderdi. Özleyenlerine kavuştu. Cumartesi ve Pazar Ankara’da beklenen yağışlara önlemini açıkladı:

    Ankara’lılar üst katta komşuda kalsınlar.” (ilgili haber)

    Vallahi özlemiştim bu adamı.

  • Bunun da Sorumlusu Küresel Isınmaymış!

    Trakya ve İstanbul’da yakınlarını kaybeden herkesin başı sağolsun.

    Onyıllardır yapılan yanlışlar, Özal’ın meşhur “benim memurum işini bilir” anlayışıyla dikilmiş kaçak yapılar, serbest piyasa ve sermayeye dayalı “küresel” düzenin Türkiye’ye girdiği ilk yıllardan beri süregelen köşe dönme merakı ve bugünkü belediyenin en azından hasarı azaltmak için yapmış olabileceklerin hepsi yıllar boyunca birikerek bugünkü kayıplara yol açtı.

    Muhalefet doğal olarak kayıpları olan halkın sesi olmak durumunda. İsyanlarını belediye başkanı Topbaş ve vali Güler’e yönlendiriyor, istifa çağrısı yapıyorlar. Her ne kadar alınabilecek önlemler, 15 yıllık İstanbul yönetimi süresince geliştirilebilecek altyapı düzenlemeleri oldukça fazla olsa da bugün kayıp yaşamış olmamızın bir sebebi de yağmurun şiddeti. Bu açıdan bakarsak aslında farkederiz ki bu kadar şiddetli bir yağmurda felaket yaşanmış olması normal karşılanabilir. Ancak yine de hasarın azaltılamamış olmasının sorumluluğunun üstlenilmiş olması gerekirdi. Bütün bu olaylar süresince sinirlerimi en çok yıpratan mesele de bu, yani hem valinin hem de belediye başkanının ne bir sorumluluk, ne bir pişmanlık duymuş olmasıydı.

    Vali “kaç kere söyledik yağmurda arabayla çıkmayın diye, dinlemediler” havasında neredeyse hayatını kaybedenlere fırça atıyor konuşmalarında. Belediye başkanı “Amerika’da ve Avrupa’da da böyle felaketler oldu, tek sorumlu doğaya kafa tutan insanoğlu ve küresel ısınma” diyerek ne idüğü belirsiz bir yöne konuyu çekiyor.

    Küresel ısınma hala tartışılıyor olmasa en azından kısmen geçerli bir bahane olduğundan içim daha az yanacak. Ama o konuya bu yazıda tekrar girmesek daha iyi olacak sanırım…

    Ne olursa olsun, herhangi birisi çıkıp adam gibi “biz bazı düzenlemeler yaptık, ama yeterli olmadı. Bir dahaki sefere aynı kayıpları yaşarmamak için elimizden geleni yapacağız. Özür diliyoruz.” deseydi, herhalde kimse ne kızabilirdi ne de istifaya çağırabilirdi. Ama yüzsüz bir yaklaşımla ölenleri suçlamak, küresel ısınmayı bahane etmiş olmak bile o derece önemli mevkide bulunan birisine yaraşmayacağı için tek başına göreve uygun olmadıklarının delilidir. Belediye başkanını geçtim, en azından geçmişinde benzer saçma beyanlar bulunduran valinin hükümet tarafından değerlendirilmesi, en azından uyarılması gerekir.

    Sorunlarla karşılaştığımızda olayların neden ve nasıl geliştiğinden dersler çıkarıp en kısa zamanda yüzümüzü ileriye çevirmemiz, geç de olsa önlemleri almaya başlamamız şart. Fakat bunun da yapıldığından emin olamıyoruz.

    Yaşanan bu sel felaketinden sonra en büyük korkum yaşanması her an beklenen ve neredeyse hiç önlem alınmayan büyük İstanbul depreminin yağmurlu bir güne denk gelmesi. Ne depreme ne de yağmura yeterince önlem alınmayan bir şehirde bakalım o zaman kim ne bahane bulacak…

  • İnternet Güçtür

    İnternet kullanımı ve yaygınlığını yalnızca internete girmekten ibaret sanan bir ülkeyiz hala. Şirketler interneti geliştirmeye değil, sömürmeye odaklı kullanıyor. Vatandaş interneti bilgiye değil, eğlenceye ulaşmak için kullanıyor.

    Halbuki ne biçim bir deryadır kullanmasını bilene.

    Öğrenme sürecim sürüyor. Umarım kendimi bu konuda geliştirdikçe bu saydığım açıkların bir kişilik çabamla ne kadar üzerine gidebilirsem en az o kadar olacak şekilde elimden geleni ardıma koymayacağım.

    İnternet bilgidir. Bilgi de güç.

    İnterneti kullanın, kullandırın.