Kategori: Basın Yayın

  • Her Sakallı Dedem, Her Çıplak Orospu Değildir

    Memleketimizde çok derin bir “elmalarla armutları birbirine karıştırma” sorunu var. Her örnekte bir kez daha görüyoruz ki Ufuk Uras meclis kürsüsünden Nimet Çubukçu’ya “okullarda mantık dersleri arttırılmalı” derken haklıymış.

    Bu haftaki örneğimizde ise elmalar sanat eserleri, armutlar da toplumsal (belki de siyasi) kaygılar.

    Bilgi Üniversitesi’nde bitirme projesi olarak “pornografik” film çeken öğrenci mezun oldu ama bu filme D, yani en düşük geçer notu veren (ve birisi bölümün kurucusu olan) öğretim üyeleri okuldan apar topar atıldı.

    Normal şartlarda dünya tarihindeki örneklerine bakıldığında hep sanat ve bilim toplumları yönlendirmiştir. Sanatçılar farklı fikirleri “özgürce” ortaya koymuş, halk tepkilerini verip, bazılarını elemiş, bazılarını el üstünde tutmuştur. El üstünde tutulanlar da zamanla insanlığı geliştirmiştir.

    Bizde ise herşey tepeden inme oluyor. Ahlak da tepeden inme, sanat da… Birisi pornografik film yapıyor, kalitesizliğinden dolayı hakettiği bir not alıyor ve öğretim görevlileri okuldan atılana kadar ortaya hiç tepki çıkmıyor. Zaten bir filmin o kadar ahlak dışı ve kabul edilemez olması durumunda halk tarafından benimsenmeyeceği, kimseyi doğru düzgün etkilemeyeceği ortada.

    Sonra tepeden birileri kalkıyor, kimseyi ilgilendirmemesi gereken bu olayı bir anda ülke çapında bir rezalete çeviriyor.

    Ne diyeyim. Filmi çeken genç haklıymış: “Üniversitelerde özgürlük yok”. Bugüne kadar en çok muhafazakar kesimin, genellikle başörtüsünü örnek verip kurduğu bu cümleyi bugün porno film çeken bir yönetmen aynen kuruyorsa, düşündüğümüzden çok daha büyük sorunlarımız var demektir.

  • Toplumu Eylemsizleştirmek Gerek Mümtaz'er Hoca!

    Mümtaz’er Türköne yukarıdaki resme “patolojik olarak eğilmemiz gerekir” diyor! “Patolojik” kelimesi “hastalık” demek. Aman yanlış anlaşılmasın, burada hasta olan polis değil ona göre! Diyor ki Mümtaz’er hoca, yerde saçından sürüklenen, apışarasına tekmeler yiyen kızımız hasta! Tedavi görmesi lazım!

    Zaman yazarlarının sıkça oynadığı iki oyun var:

    1. “Türkçesini kullanırsak herkes anlar, tepki olabilir, biz yabancı bir kelimeyi kulanalım, öyle anlamadan baş sallasın okuyan…
    2. “Başlıkta veya yazının başlangıcında bir mesaj verir gibi gözüküp, yazının sonunda tam ters bir anafikirle bitirelim. Sık sık tekrarlar yapalım, okur ne olduğunu anlamadan onayladığını sansın.”

    Bu yazıda bu oyunların ikisi birden ustalıkla uygulanıyor:

    • “Hastalık demeyeyim, patolojik diyeyim!”
    • “Başlıkta Polisin Orantısız Gücü diyeyim, bütün yazı binbir tekrarla eylemcilere saydırayım!”
    • “Oooh ne güzel de yazdım, ninni gibi oldu vallahi.”

    Yazıda 54 cümle var. Bu 54 cümlede 11 kere eylemcilere ve eylem yapmaya “patolojik” diyor hocamız. Yani 5 cümleden birisinde eylemcilere “hasta bunlar” demiş oluyor.

    Ne diyeyim. Mümtaz’er hoca da kendince haklı tabi. En nihayetinde kitleleri kontrol altında tutmak için toplumu eylemsizleştirmek gerek.

    Aman kimse eylem yapmasın!

    Aman kimse fikrini öyle ulu orta söylemesin!

    Aman… Amannn…

    Güneş girmeyen eve doktor girer der atalarımız. Bakın hava gitgide kararıyor, kara kış geldi geliyor… Siz siz olun aman ha hastalanmayın!

  • Gerçekten Özgür ve Şeffaf Bir Dünya İçin

    WikiLeaks yıllardır yayında ama hiç bu kadar ilgi çekmemişti. Bugüne kadar herkes alternatif bir “gazetecilik kaynağı” olarak yorumlamıştı… Ama bunun bir günde değişmesi için Wikileaks’in ve kurucusu Julian Assange’nin Amerika’yı “yeterince” kızdırması yetti.

    Önce alelacele İsveç’te Assenge için tecavüz davası açıldı. Bu ilk defa değil, aynı oyun daha önce de oynanmış, sonra karar geri çekilmişti. Bu defa ise geri çekilmedi ve tutuklama emri İnterpol’e iletildi.

    Bilmeyenler için söylemek gerek, İnterpol tarafından aranmak için, memleketinizde size karşı bir dava açılması gerekiyor. Yani Amerika’da açılan bir dava İnterpol’u bağlamıyor. Assange’ı dünya çapında aramak için tek çare İsveç’te bir tutuklama kararı çıkartmaktı, o da ne hikmetse anında oluverdi!

    Yetmedi, sanki ağız birliği etmiş gibi tüm liderler ve ülkelerindeki yandaşları medyalar wikileaks’in güvenilirliğini sorgulamaya, haberleri sulandırarak magazine indirgemeye başladı.

    Yetmedi, wikileaks’e doğrudan yüklenmeler başladı. Wikileaks alan adı sağlayıcı şirket servisi durdurdu… Ama wikileaks’i durduramadı. Wikileaks http://213.251.145.96/ üzerinden alan adı kullanmadan doğrudan yayın yapmaya devam ediyor.

    Bu hikaye sırasında gözlerden kaçan o kadar çok saldırı, iftira, hakaret yapıldı ki, saymakla bitmez.

    Herşeye rağmen gerçek anlamda özgür ve şeffaf bir dünya için Wikileaks ve benzeri projeleri destekliyorum, takip ediyorum. Umarım bu konuda sizin de gözünüz ve aklınız açık olur.

  • Günün Sorusu: "WikiLeaks Nedir?"

    WikiLeaks.org sitesi 4 yıldır yayında olan bir “gizli belge” sitesi. Ne hikmetse Dünya basınının ilgisini çekebilmek için gizli Amerikan Büyükelçilik dedikodularını yayınlaması gerekti. Halbuki WikiLeaks bundan ibaret değil. WikiLeaks gazeteciler için paha biçilmez bir maden… farkedene.

    Öncelikle wikileaks ile ilgili bilinmesi gereken ilk şey şu:

    Wikileaks’in açıkladığı belgelerin hepsi gerçek ve resmi gizli belgeler!

    Ha, belgelerin gerçek olması, içindeki tahmin ve fikirlerin doğru olduğunu göstermiyor. Ama burada önemli olan, belgelerle ortaya çıkan, toplumlardan ve diğer devletlerden gizlenen görüşler.

    Örneğin ABD’nin İsrail devlet başkanı için “asla sözünü tutmaz” notunu düşmüş olması çok önemlidir.

    Örneğin ABD’nin Davutoğlu için “tehlikeli” yorumu yapıyor olması çok önemlidir.

    Örneğin ABD’nin belgelerde “incirlik üssü ABD için hayati önem taşıyor, bu yüzden Türkiye’nin suyuna gidilmesi”nin önerilmesi çok önemlidir.

    Bazıları bunları “zaten tahmin ediyorduk” veya “bildiğimiz şeyler” diye geçiştirse de, bu belgelerdeki yorumlar, resmi ve kesin yorumlar olduğu için artık tahmin yapmaya gerek bırakmıyor.

    Wikileaks’in bazı belgelerindeki yorumlar, benzetmeler çok ilgilendirmiyorsa da Dünya’da olan biten diğer olaylarla ilgili öyle belgeler var ki,  tarihin akışını değiştirebilecek öneme sahip (örneğin bkz. geçen Mart’ta wikileaks ne açıklamıştı).

    Özgür bir dünya için, bilgi özgürlüğünü ve şeffaflığını sonuna kadar destekliyorum. Wikileaks’i takibe devam.

  • "Yandaş Medya" Şimdi Ne Yapacak?

    Yıllardır AK Parti’ye verdiği destekten çok muhalefete yüklenen nam-ı diğer “yandaş medya”, son gelişmeler sonrasında CHP’ye nasıl yaklaşacak merakla bekliyorum.

    Önder Sav’ı tartışmaya gerek yok. CHP içinde duyulan saygı, harcadığı emek falan biz vatandaşı ilgilendirmez. İstatistikler yalan söylemez. Fatih Altaylı’nın geçenlerde yazdığı gibi Önder Sav 53 yıldır CHP’deyim diye gururla söylüyor ama CHP de 53 yıldır iktidar olamıyor. Tesadüf olabilir mi?

    CHP’yi hedef alan haber ve yazılarda bugüne kadar hep “CHP zihniyeti” diye bir yafta ve “Kılıçdaroğlu’dan lider olmaz” teziyle sayısız yorum yayımlandı. Ama ayrıntılara baktığımızda “CHP zihniyeti” diye tanımladıkları şeyin en katı temsilcisi de, Kılıçdaroğlu’ya yöneltilen eleştirilerin temelinde de Önder Sav ve ekibi vardı her zaman…

    Örneğin Zaman, Türkçe yayınlarının aksine İngilizce yayınlarında genellemelerden uzak, doğrudan Önder Sav’ın hegemonyası olduğunu ve iplerin onun elinde olduğunu belirten haberler yaptı. Yani Türkçe yayınlarında (siyasi mecburiyetten olsa gerek) CHP’yi topyekün bombalayan gazete, İngilizce yayınında CHP’yi değil, onu rahat bırakmayan Önder Sav’ı suçluyordu.

    Bugün ise Zaman’da ufak da olsa “CHP’de Önder Sav dönemi kapandı” manşetiyle son gelişmeler verildi. Acaba “yandaş medya” başından beri CHP’ye değil, Önder Sav’ın temsil ettiği gruba mı karşıydı?

    “Yandaş medya” da yeni CHP‘de bir umut görüyor olabilir mi, yoksa ben mi hayal kuruyorum?