Yazar: ufak oğlan

  • Eyvah! Kevin Costner Demokratik Açılımı Desteklememiş!

    AK Parti’nin “Kevin Costner bile demokratik açılımı destekliyor” reklamına MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’dan cevap geldi (Bkz. haber). Sağolsun Sn. Vural olayı kaynağından öğrenmiş ve Kevin Costner’ın Halkla İlişkiler Şirketi aracılığıyla Kevin Bey’in bu konuda hiçbir yorum yapmadığını onaylayan bir e-posta almış.

    Bu sayede biz de artık içimiz rahat uyuyabiliriz. Şahsen benim gözüme uyku girmiyordu “ya Kevin abi açılımı desteklemiyorsa” diye…

    .

    Oktay Vural, MHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’su olma yolunda ilerliyor. Kılıçdaroğlu kadar olmasa da dikkat çeken, yolsuzluk ve dolandırıcılıkları kurcalayıp ortaya çıkarmaya çalışan, çalışkan bir kişi. Fakat bu tür magazin reklamlarla dalga geçerek AK Parti’nin seviyesizleştiği durumları göstermek yerine aynı magazin tavırları sürdürerek muhalefet yapmak onu aşağı çekmiş oluyor.

    Eğer son seçimlerde “tek başına iktidar” sloganıyla çıkmış, oy oranını arttırmış ve bir dahaki seçimde daha da arttırması beklenen bir muhalefet partisi bu tür reklamlara muhalefet ederek kendi reklamını yapmaya kalkarsa asıl önemli konularla kim ilgilenecek? Hadi magazin boyutunu geçtim, demokratik açılıma karşı ol veya olma, bu kadar kapsamlı bir konuya muhalefet böyle mi yapılır? Oyuncak mıdır bu?

  • Sola Kalan, Dona Kalır…

    İstanbul’da IMF toplantıları başladı. Uzun süredir planlanan ve değişik kampanyalarla halka duyurulmaya çalışılan IMF ve Dünya Bankası karşıtı eylemler de aynı saatlerde İstanbul’da başladı. Fakat umulan olmadı.

    Eyleme, sayıyı her kaynak farklı verse de, birkaç bin kişiden fazla olmadığı anlaşılan bir grup katıldı. Olması gerekenin veya beklenenin oldukça altında bir sayı bu.

    Eyleme katılanların taşkınlıkları sıradan bir Türkiye içi siyasi eylem görüntüsü çizdi. Polis yine aynı müdahaleleri yaptı. Şu ana kadar 1 gösterici hayatını kaybetti.

    Dış basın gösterileri “ufak sol partilere mensup eylemciler” tarafından gerçekleştirilen anarşist tavır olarak tanımladı. Polisin müdahaleleri “kontrol altına aldığını” yazdı.

    Özetle şahsen benim haftalardır heyecanla ve merakla beklediğim ana eylem, beklenenden çok uzağa düştü.

    Sebeplerini düşündüğümde ise geçen birkaç günde olanlar bir film şeridi gibi gözümün önüne geldi.

    Önce IMF başkanına ayakkabı fırlatıldı. Basında “yaratıcı değil”, “kopya eylem” gibi burun kıvırmaların yanısıra, eylemi gerçekleştiren kişi için “sol görüşlü gazete yazarı” sıfatı sıklıkla kullanıldı. Eylem bir anda Bush’a yapılan hareketin anlam ve içerik olarak birebir aynısı olmasına rağmen, muhafazakar Arap eyleminin tam aksi yöne, “aşırı solcu” eylemine dönüştürüldü. Dış basında da satır aralarında bu şekilde bahsedildi.

    Aylardır Facebook başta olmak üzere her yerde ister istemez karşıma çıkan IMF ve Küresel ekonomi karşıtı milliyetçi videolar ve yorumlar bir anda kesildi. Arkadaşlarım dahil, bu tür notları gördüğüm kişiler yalnızca “sol” görüşlüler olarak kaldı. Bir anda ne olduysa sağdan ses kesildi.

    Özetle bir şekilde yapılan eylem, bugün yapılacak eylemler ve IMF karşıtı isyanlar “aşırı sol”un başına kaldı.

    Kabul edelim. Yalnız bizim halkımız değil, Dünya’nın çoğunluğu “sol” dendiği zaman ne olduğunu bilmeden burun kıvırır. Türkiye’de ben bile kısacık ömrümde kaç parti gördüm “sol parti” damgasını yediği gibi eriyip biten. Obama için bile bugün Amerika’da kalkıp bazıları “solcu olmak” sebebiyle Facebook’ta “öldürülmeli mi?” diye anket oluşturabiliyor.

    Özetle, sol demek, kitleler için öcü demek. Sol varsa, “aman boşver bulaşma” demek…

    IMF eylemlerinde de sanki bu tiksinti vardı.

    Aylardır krizi bahane edip kapitalizm ve ABD düşmanı kesilen “sağcı” gençleri bugünkü eylemde görmedik. En üst düzey AB yetkilisine “şerefsiz” diyerek milliyetçilik pompalayan köşe yazarının ayakkabı eylemine nispeten burun kıvırışını gördük. Her konuda kükremesini bilen en büyük gençlik kitlemizin bir anda kedi gibi köşesine çekilip susmasını izledik.

    Ve sonunda bugünkü eylem birkaç “aşırı sol” partiden başka pek de kimsenin katılmadığı bir vasati eylem olarak tarihe geçti. “Aşırı sol” eylemlerin hepsinde olduğu gibi bir yerler kırılıp döküldü, polise şiddetle sataşıldı. Hedef IMF olmaktan, konu da halkı kurtarmaktan uzaklaştı.

    Eylem, biraz da uzaktan baktığımdan olsa gerek, beni tatmin etmedi.

    .

    Peki ne olması gerekirdi? Nasıl olmalıydı?

    Öncelikle partilerüstü bir eylem olmalıydı, çünkü mesele Türkiye üstü, siyaset üstü bir meseleydi. Sorun açlık sorunuydu. Sorun insanlık sorunuydu.

    Eylemde hiçbir partinin hiçbir şekilde kendisini öne çıkarmaya çalışmaması gerekirdi. Bunu baştan düşünmelilerdi ki birbirini “karşıt” görüş sanan sözde sağcı ve sözde solcu, emperyalizm karşıtlığı konusunda birleşen herkes eyleme katılmalıydı.

    Konu o kadar önemliydi ki, seni beni bırakıp, bizim için, herkes için birlik olunmalıydı.

    Olunamadı, belki de oldurulmadı.

    Eylem günü geldiğinde de ne olursa olsun hiçbir şekilde zarara yol açılmamalıydı. Amaç, konu hakkında fikir ve bilgi sahibi olmayan halkı konu hakkında bilgilendirmek, dikkat çekmek olmalıydı. Şiddetle, taşla sopayla çekilen dikkat, nefret olarak aynen sırtını dönecekti elbet. Bu baştan bilinerek Taksim’e gidilmeliydi.

    Eylem ibret alınacak şekilde gerçekleşmeliydi ki küresel kodamanlara “bakın şu çapulcu anarşistlere” dedirtme imkanı sunulmamalıydı.

    Mevcut düzen yüzünden her gün yeterince insan açlıktan ölüyor. Birileri birilerinin malını, emeğini, toprağını, kaynağını, hayatını çalıyor. Sömürge düzeni sürüyor. Buna dikkat çekilmeliydi.

    Kimse ölmemeliydi.

    .

    Allah rahmet eylesin.

    .

    .

    not: Özel olarak tırnak içinde kullanılmış terimler, yaygın tanım ve kanıları tiye almak için tırnak içinde kullanılmıştır.

  • Site Tekrar Yenilendi… Nasıl Olmuş Acaba?

    Bugün ne düzgün bir haber, ne önemli gördüğüm bir olay gördüm. Bu sayede bugünden tezi yok kullanıma açtığım yeni görünümü sormuş olayım dedim.

    Tekrar virüs ve trojen gazabına uğramazsam, servis sağlayıcı firma tekrar bir haltlar karıştırmazsa uzunca bir süre kalıcı olmasını umduğum yeni görüntü hakkında atış serbest.

    Bana ulaşabilenler herhangi bir yoldan, ulaşamayanlar yorumlarla fikirlerini iletirse harika olur.

    Saygılar.

    .

    not: RSS bağlantısı düğmesini vakit olmadığı için ekleyemedim, şimdilik e-posta ile idare edebilirsiniz 😉

  • Konuşarak Anlaşamıyorlardı, Yazışarak Ne Olacak?

    Önce “ya sev ya terket” yaklaşımıyla doğuya sırtını dönüp sonra bir anda silkinip  “demokratikleşme için işimiz çok, koşar adım sorunları çözmeye devam edeceğiz” diyen Başbakan yine bir U dönüşü ile fren yaptı. Önce Ağustos ayında “Ekim’deki kongreyi bekleyeceğiz” dedi, Ekim ayı gelince de muhalefete “mektup” gönderme yöntemini seçti. İşlerin aciliyetinden o kadar çok bahsetti ki, ben mektubu APS ile gönderdiğini tahmin ediyorum.

    Öte yandan “körler sağırlar birbirini ağırlar” denkleminin kör kısmında ise Deniz Baykal, “mektuba mektupla cevap veririz” dedi. Sanki mektupta ne yazdığını bilmiyor, sanki Başbakan’ın görüşme talebini mektupla göndermiş olmasının ne kadar büyük bir koz olduğunu görmüyor. Kör sağır ikilisindeki yeri de sanırım bu sayede korunmuş oluyor.

    Deniz Baykal’ın bu anlamsız nazı sayesinde de pastanın aslan payını yine Türkiye’nin bir numaralı muhalefet adamı olan Başbakan götürecek. Birkaç güne kalmaz kendisi sanki mektup göndererek işleri hiç yavaşlatmamış gibi üste çıkar, “bakın muhalefet bize mektupla cevap verecekmiş” diye suçu onlara bırakıverir. Ooh, gelsin oylar!

    Yahu bizim muhalefette, hadi iktidar yapmayı geçtim, muhalefet yapmayı bile becerebilecek bir kişi yok mu Allah aşkına?!

  • Evrim Teorisinde Ortak Ataya Doğru Bir Adım Daha

    Evrim konusunda – ben dahil – konunun uzmanı olmadan bilip bilmeyen herkes yorum yapadursun, bilim adamları teoriyi destekleme yolunda gelmiş geçmiş en büyük kanıtlardan birisiyle ilgili açıklamayı dünya kamuoyuna geçtiğimiz hafta yaptılar (Türkçe haber).

    Kaynaklarda bu konunun üzerinde çok durulmaması sanırım çıkabilecek tartışmaların büyüklüğünden kaynaklanıyor. İnsanlar belli ki konuyu uzatmaktan bıkmış. İnancı doğrultusunda, ne inancının söylediklerini, ne de bilimsel kanıtları bilmeden “evrim yoktur” diye ısrar edenler ısrarlarından sıkılmış, konu her tekrar açıldığında tekrar geriliyor; bilim adamları da dilinde tüy bitmiş, yorulmuş. Halbuki henüz bilimsel olarak ispatlanmamış bir “teoriyi” bu kadar tartışmak bile bence oldukça anlamsız.

    Bilim, önce teori üretir, sonra ispatlamak için çalışır. Teori veya aksi ispatlanana kadar teori ne doğru sayılabilir ne de yanlış. Dolayısıyla sırf inanç sebebiyle teoriyi yok saymak cahillikten başka bir şey olamaz. Bunun benim gözümde ortaçağda inanç doğrultusunda Dünya’nın güneşin etrafında dönüyor olması fikrini reddedenlerden bir farkı da yok maalesef. Hatırlayın, o zamanlarda insanın Tanrı tarafından özel olarak yaratılmış olması sebebiyle, Dünya’nın özel olduğu ve aynı sebepten Evren’in merkezi olması gerektiği savunuluyordu. Bugün de aynı mantıkla “özel” insan varlık soyunun diğer tüm canlılardan farklı olması varsayımı da yine insanoğlunun kendini “Tanrı”nın düzenini tahmin edebiliyor zannetme küstahlığından farklı mıdır?

    İnanç aleminin en büyük destekçisi olabileceğinin farkına varıp desteklemek varken, bilimi küçümseyerek bir yere varılamayacağı ne zaman farkedilecek acaba?

    .

    Resimdeki fosil insansı’ya Ardi ismi verilmiş. Kendisi 4.4 milyon yıl önce yaşamış ne maymun ne insan olan bir “ara canlı”. Zaten evrim teorisinin kayıp halkası da buna benzer, fakat tam olarak bu olmayan, bir türmüş.

    Sanılanın aksine evrim teorisi insanın maymundan geldiğini savunmuyor. İnsan ve maymunun, İngilizce “Ape”, Türkçe “insansı” olarak adlandırılan bir türden geldiğini savunuyor. Yani teoriye göre Maymun bizim atamız değil, kuzenimiz oluyor. Teorinin eksik halkası da hem maymun hem de insan için “ata” sayılabilecek özelliklere sahip bir canlı fosili.

    Kayıp halkaya en yakın bir önceki fosil olan “Lucy” 3 küsür milyon yaşındaydı. Ardi’nin 4.4 milyon yaşında olması biraz daha geriye gidildiğini ve teorik olarak aranan kayıp halkaya yaklaşıldığını gösteriyor. Bu da bir gelişmedir, fakat yeterli bir kanıt değil elbette.

    Bu buluş üzerindeki incelemeler 15 yıl sürmüş. Bunun bir sebebi de beklenmeyen bir çok özelliğin fosilde bulunması. Yani bilimadamları tahminleri üzerine ısrar etmeyerek, kafalarındaki teoriyi uyarlamak durumunda bile kalmış. Açıklamalardan birisinde espriyle karışık bir bilim adamı “belki de maymunlar insanlardan gelmiştir” diyerek hala sonucun kestirilemez olduğunu vurguluyor.

    Evrim tartışmasında bilim adamları teoriye inanıyor olsa bile, bilim, inanç gibi işlemez. Ne kadar inanırsanız inanın, sonunda ispat yoksa sonuç yoktur. Dolayısıyla teoriyi ezbere kabul etmek veya körü körüne reddetmektense bilimsel sonuçları sabırla beklemeyi kendime doğru yol olarak seçiyorum.

    Bekleyelim ve öğrenelim bakalım, Tanrı’nın yarattığı düzen nasıl gelişmiş.