Yazar: ufak oğlan

  • Al Birini Vur Ötekine

    CHP’den Hakkı Süha Okay, seçim barajının indirilmesi için kanun teklifi hazırlamış. Bu şekilde söylediğimizde kulağa yeterince hoş geliyor. Önerideki ayrıntıları ekledikçe ise soru işaretleri artıyor:

    • Seçim barajı %10’dan %7’ye indirilsin.

    Bu kadarcık indirim için hiç zahmet etmeseydiniz keşke…

    • Barajı geçen partilerin toplam oy oranı %70’in altında kalırsa barajı geçemeyen en büyük oy oranına sahip parti de sayılsın.

    Neden %70?

    Hadi AK Parti’yi biliyoruz. Açık açık söylüyorlar “istikrar için seçim barajının aynı kalması gerekir” diye. Bu açıklamanın anlamını hepimiz biliyoruz:

    AK Parti birinci parti olduğu sürece, seçim barajı ne kadar yüksek olursa, mecliste o kadar çok sandalye kapar. Bunu ufak particiklere kaptırmak da işlerine gelmez.

    Peki CHP’nin %7, %70 gibi ince hesaplanmış rakamları ortaya atarken mantığı ne olabilir?

    • BDP’nin barajı geçmesi korkusu mu?
    • Olur da solda rakip ufak partilerin türeyip barajı geçme vaadiyle CHP’den oy kırpması ihtimali mi?
    • Yoksa CHP de AK Parti gibi yalnızca kendine kadar demokrasi, numaradan halkı temsil, sözde eşitlik taktikleri mi uyguluyor?

    Seçim barajı konusunda demokrasinin, çağdaş dünyanın, halkın eşitliği ilkesinin gerektirdiği çözüm açıktır:

    Seçim barajı ya kaldırılır, ya en aza indirilir (ki bu %7 değil, olsa olsa %1 veya %2 olur) ya da en azından iki turlu seçim yapılır (ki ikinci turda baraj olmaması sebebiyle nispeten kabul edilebilir).

    Bu evrensel çözümlerin dışında sunulan her öneri yapmacık, göstermelik ve geçici olmaya mahkumdur.

  • Herkes Yalnızca İşinden Sorumludur

    Zaman gazetesi cemaat bağlantısı sebebiyle doğal olarak dindar kesime hitap ediyor. Bunda yanlış veya gocunacak bir taraf yok. Fakat hangi gazete olursa olsun, birisini doğrudan hedef göstermek ne hak, ne habercilik ne de yayın ahlakına uygun düşer.

    Bugün bu bahsettiğim şekilde doğrudan hedef gösterilerek bir kişinin olduğu iddia edilen bir ses kaydıyla haber yapılmış. Ses kaydındaki kişi kurban, kandiller ve türban hakkında aşağılayıcı yorumlarda bulunuyor…

    Bu haberdeki en vahim nokta, Zaman gazetesinin bu olayı “ordumuzu bakın kimler yönetiyor?” isyanı eşliğinde alttan alttan “ordu halkın dini değerlerine karşı” havası vererek yayınlamış olması. Halbuki bu haberin içeriğinde, verilişinde ve hatta yapılan yorumda bir dizi yanlış var:

    1. Ses kaydındaki kişinin haberde bahsi geçen kişi olduğu bilinmiyor. Yalnızca bir iddia.

    2. Yalnızca bir iddia üzerinden doğrudan isim verilerek hedef gösteriliyor. Yetmediği gibi resim de konuyor. Ergenekon davasında resim koymayıp robot resimlerle yapılanın ötesinde, bu haberde adeta Vakit gazetesi seviyesinde bir hedef gösterme yöntemi kullanılıyor.

    3. Tümamiral’in birisi bırakın kandilleri, türbanı aşağılamayı, ateist, satanist olsa ne farkeder? Bir mühendisin 5 vakit namaz kılması mı önemlidir, işini iyi yapması mı? Bir hakimin dindar olması mı gerekir, yoksa tarafsız olması mı? Bir askerin sizin gibi düşünmesi mi önemlidir, askeri bilgi ve birikimi mi?

    Ordu sahip olduğu bireylerden öte ne olursa olsun Türk halkının ordusudur, Mehmetçiktir. Nasıl Türk halkının her bireyi 100% aynı fikirde değilse, orduda da, diğer meslek gruplarında da bu farklılık normal karşılanmalı, herkes yalnızca bu halka hizmet için üstlendiği görev üzerinden değerlendirilmelidir.

  • Yobazlığın Tek Sonucu Ölüm

    17 sene önce 2 Temmuz Cuma günü, Cuma namazı çıkışı planlı şekilde ortalığı karıştırıp şehir dışından otobüslerle gelmiş bulunan kalabalığın tekbir sesleri ile pompalanan bir eylemde tarihimizin en büyük katliamı yaşandı.

    Bir kısım yobaz aşırı dinci sünni grubun, dönemin iktidar partisinden bazı aleni desteklerle kurguladığı ve 35 kişiyi öldürdüğü kitlesel linç ile bir taşla iki kuş vurulmuştu. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne yapılan bu saldırı hem Alevileri hem de olaydan kısa süre önce açıkça ateist olduğunu açıklamış olan Aziz Nesin başta olmak üzere bazı aydınları hedef alıyordu.

    Hikayenin net bir özetini Can Dündar’ın yıllar önce hazırladığı belgeselden izleyebilirsiniz.

    Bugün ise Sivas Katliamının yıldönümünde ilk defa bakan düzeyinde bir ziyaret gerçekleşti. Bu ziyaretin bazıları tarafından ısrarla Refah Partisi’nin uzantısı olarak yansıtılmaya çalışılmış AK Parti’den gelmiş olması, bu ithamın çoktan beri zayıf olduğunun veya en azından artık geçersiz olduğunun bir yeni göstergesidir.

    Fakat her ne kadar anma törenine katılınması olumlu bir adım olsa da, yine de yapılan açıklamalar, bakanın konuşması bu ziyaretin aslında katliamla değil, tabiri caizse “Alevi açılımı” ile ilgili olduğunu gösteriyor. Alevi sünni birliğinden bahsediliyor, Alevi çalıştaylarında ne kadar “yol katedildiğinden” dem vuruluyor ama olayların sorumluları yalnızca laf arasında “birliğimizi bozmak isteyenler var” şeklinde özetleniyor.

    Bahsi geçen “birliğimizi bozmak isteyenler” o dönemin yüzde 20den fazla oy almış partisinin desteğine sırtını dayıyordu, kimse bundan söz etmiyor. Kendi geçmişleri de aynı partiye dayandığı için midir, seçmen tabanlarının bir kısmının ortak olduğu için midir bilinmez, o konuda kimse ağzını açamıyor.

    Yıllardır her türban konusu açıldığında demokrasi, eşitlik, bireysel özgürlükler deniyor, Sivas’ta asıl hedeflerin başında olan ateistlere sıra gelince herkes sus pus oluyor. “Anti-semitizmi insanlık suçu adlederim” diye uluslararası ekonomi forumlarında reklam yapan Başbakan, ateistlerin inanç özgürlükleri hakkında tek kelime etmiyor.

    Sivas katliamı ayrımcılığın, ırkçı yobazlığın, kitlesel nefretin ürünüdür. O gün baskın yobazlığın hedefinde Aleviler vardı, yarın şartlar değişecek, kurban başkası olacaktır. Sorunun özüne inmeden yalnızca Alevilere başsağlığı dileyip çalıştaylar düzenlemek ne geçmişi temizler ne de geleceği.

  • Yol, Su, Elektrik… ve İnternet

    Bugün itibariyle yürürlüğe giren yasa ile artık Finlandiya’da hiçbir kamu veya özel kuruluşun vatandaşın “en temel ihtiyaçlarından” sayılan interneti kesme hakkı bulunmuyor. İnternet yasaklarını sabit fikirli bir tutuculukla ele alan kanunlarımız bir yana dursun, bu kanunlara el atacak yüreklilikte ve ileri görüşlülükte bir liderimiz, partimiz ve hatta sivil toplum kuruluşumuz bile bulunmuyor. Bu durumda bize de Finlandiya’ya bakıp bakıp iç geçirmekten başka çare kalmıyor.

    Finlandiya yanlış hatırlamıyorsam Dünya’da benzinli arabaların kullanımdan kaldırılması ile ilgili kararı veren de ilk ülkeydi. Sanıyorum 2012 yılından itibaren Finlandiya’da tüm araçlar ya elektrik ya da hidrojen ile çalışıyor olacak. Biz ise daha doğal gazla çalışan otobüslere, metrobüslere sevineduralım.

    Temiz enerji kaynakları, internet devrimi, basın ve ifade özgürlüğü bizden çok uzak kavramlar. Dünya politikasının bana göre en önemli bu 3 konusunda bu kadar silik olmamız içimi parçalıyor.

  • Medvedev Twitter Açtı, Bizde Youtube Yasak

    Türkiye’de internet konusunda insanlar gözlemlediğim kadarıyla 2 buçuğa ayrılıyor:

    1. grupta internetti sallamayan, ne işe yaradığını ve kapsamını bilmeyen veya yeterince ileri görüşlü olmayan tutucu kesim yer alıyor. İnternet yasaklarını savunanlar da zaten çoğunlukla bu kesime dahil.

    2. grupta da internet yasaklarına karşı olup, bu yasakları kullanıcı seviyesinde bir şekil alt etmek mümkün olduğu için olaya teoride karşı olup pratikte eyleme geçmeyenler bulunuyor. Bu gruptakiler yasak sitelere önce diğer siteler üzerinden IP gizlemesiyle, şimdilerde ise meşhur “host dosyası” üzerine ekleme yaparak giriyor. Sitelere girdikleri için yasakların bir zararı olmadığını sanıyor ve onlara dokunmayan yılanı bin yaşatıyorlar. Maalesef ki çoğunluğumuz bu gruba dahiliz.

    2 buçuğuncu grupta ise yine yasaklara karşı fakat eyleme geçen pek ufak bir azınlık var. İnternetin kapsamının ve gidişatının farkında olup, gelecekteki internet kullanım alanlarını, bugünkü uluslararası gidişatın farkında olan kesim bu gruba dahil. İnternet yasaklarının her türlüsüne karşı olanlar, internet veya yazılım sektöründe çalışanlar, korsan dosya paylaşımını destekleyenler çoğunlukla bu gruba dahil.

    Özetle çoğunluğumuz interneti kullansak da kapsamının, sosyolojik gidişatının, teknolojik getirilerinin, ekonomik dengeleri nasıl altüst ettiğinin farkında değiliz.

    Medvedev’in Twitter ve Google merkezlerine yaptığı ziyaret gösteriyor ki Rusya bu bahsettiğim önemi farketmiş. Maalesef bizim basınımız bunu her zamanki gibi “tüketim çılgınlığı” bakış açısıyla ele alıp “Medvedev dünyadaki ilk iPhone 4 sahibi” şeklinde vermiş. Halbuki burada önemli olan apple, google, twitter gibi yeni iletişim çağı devlerinin öneminin vurgulanmış olması.

    Obama son seçimde en büyük farkı facebook üzerinde yaptı. İran’da son seçimler sonrası Ahmedinejad karşıtları tüm siyasi ve askeri baskılara rağmen tüm eylemleri aylarca Twitter sayesinde yürütebildi. İnternet korsanları yıllardır kodaman şirketlerin devletler yoluyla uyguladığı baskıya rağmen yaşıyorsa bunun tek sebebi de internetin karşı konulamaz gücüdür. Toplumsal örnekler saymakla bitmiyor. Ekonomik ve teknolojik örneklere ise hiç girmeyeceğim.

    Her fırsatta bu fikrimi dile getiriyorum: İnternet, insanlık tarihindeki ikinci “matbaa”dır. Benzer bir devrim kaçınılmaz.

    İnternet, yeni fikirleri, gerçekleri, insanlığın ekonomik, sosyolojik ve hatta politik evriminin yeni dönüm noktasıdır.

    Biz ise kalkmış hala yasaklar hukuki mi, hukuka uygun nasıl yasaklar koyarız, yasakları nasıl kaldırabiliriz gibi anlamsız tartışmalar içindeyiz. Allah aşkına birileri çıksın artık şu millete internetin komik videolar ve pornodan ibaret olmadığını anlatsın.

    İnternet bağımsızlıktır!