Etiket: taraflı gazetecilik

  • Cem Uzan Fransa’ya Sığındı, Nobel Barış Ödülü Erdoğan’a?!

    Cem Uzan artık resmen Fransa’da ikamet ediyormuş. Bir habere göre Türkiye’de kendisi üzerine yürütülen siyasi linç kampanyası dolayısıyla Fransa’dan siyasi sığınma talep etmiş, kabul edilmiş ve Cem Uzan Türkiye’ye dava açmış (Bkz. haber). Diğer tarafta siyasi linç düzenlediği iddia edilen tarafın (yani hükümetin) ilişkili olduğu kaynağa göre ise (bkz. Zaman’ın haberi veriş şekli) bu haberin aslı yokmuş, Cem Uzan “normal oturma” izni için başvurmuş.

    Zaman gazetesi haberini her zamanki üslubuyla çıktığı varsayımsal noktadan açılarak binbir gereksiz bilgi ile süslemiş. Verilen bilgiler doğru, fakat konuyla doğrudan ilişkisi olmak durumunda değil. Okuyanlar için ekleyeyim ki en azından ben biliyorum ki Cem Uzan’ın “recippise” almış olması siyasi irtica olmadığını göstermez. Ayrıca Türkiye’deki uzmanların “bizce öyle olması mümkün değil” demiş olması da bir şey ifade etmez, keza uzmanlar kimdir belli değil, ayrıca Fransa’da bürokrasinin ne kadar “esnek” olduğunu ancak yaşayan bilir (bkz. ben).

    Ancak Zaman’ın taraflılığından zaten dem vurmaya gerek yok. “Nobel Barış Ödülünü Başbakan Erdoğan alsın” başlıklı bir yazıyla bile karşılaşabildiğimiz bir gazeteden Cem Uzan’a karşı yürütülen, haklı veya haksız, süreci kabullenmesini zaten bekleyemezdik.

    Lafı açılmışken, bahsettiğim yazıda da evrensel çarpıtma taktiğini görüyoruz. Şu sıralar Taraf yazarları da sıklıkla bu taktiğe başvurmaya başladılar. Sanırım Zaman’dan ders almışlar, işe yaradığını görmüşler.

    Bir kaç doğru, kimsenin itiraz edemeyeceği kavramdan bahsedin, ardından yumuşakça güzel şeyler anlatın, sonunda ne sonuca bağlarsanız bağlayın, sanki o da doğruymuş gibi olsun! Okuyanlara da afiyet olsun.

  • “Çakma” Nike ile Kapitalizm Protestosu Olur Muymuş…

    Dün IMF başkanına fırlatılan ayakkabı ilk dakikadan itibaren neredeyse tüm basın yayın organları tarafından beceriyle magazinleştirilerek eylemin içi başarıyla boşaltıldı. Bugün ise çoğu kaynakta yeni bir bilgi veya düzeltme eklenmezken pek azı da olayın ardından gazetenin siyasi duruşunu yansıtır yorumlar yaptı.

    Yapılan yorumların taraflı olmasını habercilik yönünden incelemeye gerek yok, olan olmuş bir kere… Fakat her zaman sinirlerimi geren, vatandaşı salak yerine koyan haberleri çarpıtma anlayışına ne olursa olsun katlanamıyorum. Mesele küresel ekonomik düzen (kapitalizm), haberin kaynağı da Zaman gazetesi olunca maalesef bu tür uygulamalar kaçınılmaz oluyor. Zaman bunu her zaman yapıyor.

    Taktik şu: “Manşette yönlendirme ve ithamı yapalım, içeriği uzun ve karmaşık cümlelerle dolduralım, nasılsa oturup kimse hepsini okumaz, manşetten insanları yönlendirmiş oluruz.”

    Bugünkü haber başlığı “Nike Marka Ayakkabıyla Kapitalizm Protestosu“. Bunu okur okumaz hemen tezat varmış hissi uyanıyor insanda. Bu da ayrı bir tartışma konusu zaten, insanın ne giydiği, kiminle görüştüğü, ne yiyip ne içtiği ile dünya görüşü, savunduğu değerler 100% örtüşemeyebilir. Ayrıca kişi ne giydiği midir? Bunu sorgulamak buluttan nem kapmaktan başka bir şey olamaz. Ama konumuz o değil.

    Haber başlığını okuyup geçersek ayakkabı eylemini yapan kişinin kapitalizmin “nimetlerinden” sonuna kadar faydalanıp sonra kalkıp eylem yapmasının garipliği hissi uyanmış oluyor. Fakat üşenmeyip yazıyı açtığınızda ise daha ilk paragrafta görüyorsunuz ki ayakkabı “nike” falan değil, bilhassa nike markası taklit edilerek üretilmiş yan sanayi ürünü, nam-ı diğer “çakma nike”.

    Başlık ile içeriğin zıtlığını bir yana koysak bile bu haberin magazinleştirilmiş olması bile bir basın kuruluşu için utanç verici olsa gerek. Haydi o da bir yana dursun, eylemi desteklemediğini belli eden bir yazıda eylemin yetersiz bulunmuş, düzgün tasarlanamamış olmasını eleştirilmiş olması nasıl bir bakış açısıdır?

    “Sonuna kadar demokrasi”, “herkese ifade özgürlüğü”, “halkın hiçbir kesiminin küçümsenip aşağılanmaması” temalı yazılar ve haberleri (kendi siyasi görüşüne uydukça) sıklıkla veren bir gazetede halkın gazeteden farklı bir siyasi görüşteki kesimine karşı takınılan bu tavır hangi demokrasi tanımına dahil olabilir ki?

    Bu ne perhiz, bu ne demokrasi turşusu?

  • 1. Geleneksel “Üstün(körü) Habercilik” Ödülleri

    Daha önce defalarca belirttiğim üzere gazetelerimizin çoğu, habercilikten çok reklamcılık yapıyor. Haberi veriş şekillerinde tarafsızlık, doğruluk, bütünlük gibi lüzumsuz(!) uğraşlardan çok haberi okutmaya yönelik çoğu zaman yönlendirici, zaman zaman da yanıltıcı manşetlere önem veriliyor. Bu durumu, bugün karşılaştığım manşet kirliliği sebebiyle özel ödüllerle taçlandırmak istedim. İşte sizler için derlediğim 1. Geleneksel “Üstün(körü) Habercilik Ödülleri

    il-430xn-28538478

    İÇERİĞİ SALLAMADAN BAŞLIK ATMA ÖDÜLÜ

    Tarkan Bu Ne Hal? manşeti altında, Tarkan’ın Hasankeyf’in Unesco tarafından “Doğal ve Kültürel Miras” listesine alınıp korunması için Kültür ve Turizm Bakanı’na rapor sunması ile ilgili haberi “Tarkan Gene İmaj Değiştirdi” temasıyla verdiği için;

    Çöp Konteynerine Atılan Muzları Yediler başlığı altında, onları o hale düşürenleri değil de Adapazarı’ndaki taşeron firma çalışanlarını aşağılık yaratıklarmışçasına gösterdiği için;

    Çalışma Saatleri Azalıyor manşeti altında, yalnızca doktorları kapsayan, haftalık çalışma saatlerinin 45’ten 40’a indirilmesi ihtimali ile ilgili açıklamayı sanki ülke çapında bir devrim gerçekleşiyormuşçasına verdiği için;

    Ödülü VATAN GAZETESİ‘ne veriyorum.

    .

    “KÖR GÖZÜME DEĞNEK” (Göze Sokmak İçin İçeriği Şişirerek) BAŞLIK ATMA ÖDÜLÜ

    Adli Tıp’ta İstifa Depremi manşeti altında, Hüseyin Üzmez davasında Adli Tıp raporundan sorumlu uzmanın istifasını ve arkasındaki olayları vurgulamak için suyunu çıkartıp konuyu sanki Adli Tıp kurumu darmadağın olmuşçasına yansıttığı için;

    Ödülü HÜRRİYET GAZETESİ‘ne veriyorum.

    .

    “KÖŞE YAZISINDAN HABER YARATMA” Jüri Özel Ödülü

    Ergenekon Davasını Sulandırmak İçin Operasyon Başlatıldı manşeti altında, ortada ne haber ne bir şey yokken bir köşe yazısını habermişçesine sunup, upuzun ve sıkıcı yazıyı okumaya üşenen bizlerin beynine yalnızca başlıktaki yönlendirmeyi kazıdığı için;

    Ödülü ZAMAN GAZETESİ‘ne veriyorum.

    (not: Zaman Gazetesi bu işi her gün ısrarla yaptığı için bu ödül “Jüri Özel Ödülü” sıfatıyla verildi. Bu alandaki başarılarının sürmemesi dileğimiz.)

    .

    “HÜSEYİN ABİ” Özel Ödülü

    Ooooooo…Bama! Obama! Obama! yazısında anlattığım üzere, TRT sayesinde Barack Hussein (pardon, Hüseyin) Obama’ya artık Hüseyin Abi diyorum. Hüseyin Abi ve temsil ettiği Amerika Birleşik Devletleri politikalarına ve Amerika sevgisini onurlandırmak üzere verdiğimiz bu ödülü…

    Enerji Türbinine Kredi Onayı haberi ile, ABD’den Türkiye’ye satılmak üzere türbin yapacak firmaya kredi verilmesinin onaylanmasını sevinçle duyurduğu için;

    ABD Haydutları Bitirmekte Kararlı haberi ile, daha dün yazdığım yazının aksine, korsanları “haydut” olarak nitelendirip Somali’nin değil ABD’nin tarafını tutarak umut saçtığı için;

    Pakistan’da Kısmi Şeriat haberi ile, Pakistan’daki yaşamdan ve yönetim biçiminden* haberi olmayan bizleri alakasız fikirlere sürüklediği için;

    Ödülü TRT‘ye veriyorum.

    .

    Bugünkü Üstün(körü) Habercilik Ödülleri’ni kazanan tüm kurumların bu alanda başarısız, habercilik alanında kat be kat daha başarılı olmalarını diliyorum.

    .

    .

    *Pakistan’lı arkadaşımız Usman sayesinde haberin aslını öğrendik. Ortamda şeriat kanunları yok. Yalnızca yasal olarak bağımsız olan bazı bölgelerde aşırı dinci yönetim hakim. Swat’da bu bölgelerden birisine dahil edilmiş. ABD’nin Afganistan’a saldırmasının temel dayanağı da bu bölgelerdeki aşırı dinci yaklaşım. Yani sözde Usame Bin Ladin zihniyeti…

  • Uzaktan Bakarak, Günün Yorumu

    2 haberi ve bir yazıyı önem sırasına göre yorumlamak istiyorum.

    1. Sonunda gerçek hızlı trene kavuştuk (Haber için tıklayın)

    Sürekli “hızlı” olduğu iddia edilen ve en az 20 sene öncesinin teknolojisiyle yapılan tren yolları ve trenlerle yıllarca kandırıldıktan sonra sonunda Dünya standartlarındaki ilk hızlı trenimize kavuştuk. Dünya’da “hızlı” tren olmak için saatte en az 200km hızla gidiyor olmak gerekiyor. Bizimkisinin 230km’ye çıkabiliyor olması aslında oldukça vasat da olsa yine de gerçek bir hızlı tren. Bana göre Türkiye’nin ikinci en önemli ihtiyacı demiryolları gelişimi. Ekonomik büyüme, Avrupa Birliği, sözde demokrasi… Bunlar aslında bence ikincil ihtiyaçlar. Bu kadar önemli bir ihtiyacın anca geliştirilmeye başlanması elbette ki siyasi yönetim yanlışıdır fakat onların da kendilerince belirli kaygılarından dolayı bu gecikmenin olmuş olması normal. En azından iyimserim bu konuda.

    Geç de olsa hızlı tren atağına başlanmış olması iyi bir işaret. Umarım bu gelişmeler yalnızca 230km/saat hızla giden vasat hızlı trenlerle ve yalnızca şehirlerarası ulaşımda kalmaz, tüm şehirlere ve şehir merkezlerine, Dünya standartlarını zorlayacak örneklerle yayılır.

    Darısı, bana göre en önemli ihtiyacımız olan, tarımsal gelişimin başına…

    .

    2. Zaman sustu sustu, yetkinliği olmayan bir “yorum”u manşete taşıdı… (Yorum yazısı için tıklayın)

    2 gündür ısrarla Zaman gazetesinde çıkacak Tubitak-Darwin tartışmasının haberini bekliyorum. Günde en az 3 defa girip haberi nasıl vereceklerini merak ederek siteyi dolaşıyorum… 2 gündür ne haberden ne de konudan bahsetmeyen Zaman internet sitesinde bir “profesör” yorumu yayınlanmış. Şahsen haberi “Zaman” gözüyle görmek isterdim ve anlayışla karşılardım fakat haberini yapmadıkları bir şeyi eleştirmeyi, o konuda bilimsel anlamda yetkinliği olmayan bir eğitim bölümü profesörünün mektubuna bırakmayı bir gazeteye yakıştıramadım. Muhtemelen Zaman kendi tarafını alenen ve resmen belli etmemek için yine bir sözde uzmanın mektubunun arkasına saklanmış.

    Yazıya değinmeyeceğim. Yalnızca bu yazının altında aramamız ve bulmamız gereken anlama değineceğim. Öncelikle “Evrim teorisi” veya “Evrim kuramı” adı üzerinde halen ispatlanmamış fakat çoğu bilimadamı tarafından mantıklı ve olası bulunan bir fikir. Evet, evrim henüz tam olarak ispatlanmadı. Buna sebeple tüm Dünya’da “gerçek” bilimadamları halen bu konuyu araştırmaya devam etmekte. Yapılmış bu yorum ise evrimin kendisi gibi ispatlanamaz önerilerle dolu. Bunu tartışmak, gereksiz yere kitleleri kışkırtmaktan başka bir yere bizi götürmez.

    Hepsini bir yana bırakalım, bu yorumu yazan “profesör” de aslen bir biyoloji veya genetik profesörü değil, biyoloji eğitimi profesörü (halk arasındaki adıyla lise biyoloji öğretmenliği bölümü profesörü). Herkesin hakkını vermek gerekir. Bir konu üzerinde çok okunup çok araştırma yapılabilir, benim de yapmaya çalıştığım gibi. Bir konu üzerinde fikir yürütülebilir. Herşey yapıldıktan sonra son noktaya gelindiğinde, tüm yorumların ve fikirlerin ardından geçerli bilimsel gerçekler ise ancak bilimadamlarının bilimsel çalışmaları sonucunda ortaya çıkar.

    Bugün itibariyle ne “Evrim vardır” demek ne de “evrim yoktur” demek bilimselliğe sığmaz. Dolayısıyla bu tür tartışmalar ve yorumlar ancak “Fenerbahçe mi daha büyük Galatasaray mı?” sorusu kadar anlam ifade eder…

    Burada önemli olan nokta yine de evrimin olup olmaması değil, Zaman’ın gazete olarak ne haberi ne de Tubitak’ın resmi açıklamasını manşetten vermemiş olmasına rağmen bir “yorum”u tutup manşete yerleştirmesidir. Bu da tarafsız yayın anlayışına uymaz. Tarafsız yayında haber içeriklerine eşit önem verilmelidir. Tarafsız habercilikte bir haberin eleştirisi, haberin kendisinden daha öne çıkartılamaz, tersi durumda da eleştiriler saklanamaz.

    .

    3. 40 Hadis Ezberleyene 100 TL Yarışması (Haber için tıklayın)

    Her ne kadar bu konuda tahminimce bir sürü tartışma yapılacak olsa da bana göre hepsi yersizdir. Resmi kayıtlara göre %99’u müslüman olan bir ülkede Hz. Muhammed’in doğumu ile ilgili bir haftanın kutlanması kadar doğal bir yaklaşım olamaz. Yine de bunun elbette ki adaletli bir şekilde yürütülmesi ve yansıtılması ilk koşul olmalı.

    Çocuklara hadisleri ezberletici bir yarışma elbet olabilir, fakat bBana sorarsanız hadis ezberletmek yerine bir hadisi ele alıp bir kompozisyon yazdırıp kompozisyon yarışması yapmak daha uygun olurdu, fakat yine de henüz bu yetkiye sahip olmadığımdan bunu yalnızca bu yazıyı okuyanlarla paylaşabilirim. Ezberciliğe karşı, edebiyatı destekleyici bir yaklaşım, daha yapıcı olurdu.

    Bu haberdeki yanlış ne “Kutlu Doğum Haftası” kavramı, ne de çocuklara hadis ezberletilmesi durumu. Haberdeki yanlış, “Laiklik” ilkesi ile ne kadar çakıştığını yargının daha iyi bileceği üzere, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yarışmayı duyurmuş olması. Ramazan Bayramı ile ilgili yarışma olsa duyuracaklar, Noel yarışması yapılırsa duyurmayacaklarsa bu laikliğe uymaz. Laiklik tüm dinlere eşit yakınlık göstermektir… Dolayısıyla ya hiç bulaşmayacak, ya da hepsine eşit yakınlıkta olacaksınız. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı kendi kendine diğer dini bayramları ilgilendiren yarışmaları da duyurma görevini üstlenmelidir. Haydi buradan yak…

    Bir diğer yanlış da “yarışma” adı altında bu işin bir çeşit sömürüye uygun hale getirilmiş olması. Benim bildiğim yarışmada kazananlara ödül verilir. Bir kompozisyon yarışmasında her kompozisyon yazana ödül verilmesi ne kadar anlamsız ise, bu “yarışmada” da her 40 hadis ezberleyene para verilmesi anlamsız oluyor. Bu şekilde tasarlayarak, bu kriz döneminde, gerçekten belirli bir suistimali işe dahil etmiş oldukları ortaya çıkıyor. Bu yanlışın tekrarlanmaması ummaktan başka yapabileceğim bir şey de yok.

  • Haberci Olmayan Gazeteler

    Habercilik bir meslek. Tüm meslekler gibi okulu olan, öğretilen yöntemlere ve ilkelere bağlı olarak uygulanması gereken bir meslek.

    Bir inşaat mühendisinin kurallara, meslek ilkelerine uymaması durumunda olabilecekleri bir düşünün. Bir doktorun yeminini tutmayarak keyfi olarak bir hastayı tedavi etmemesinin sonuçlarını düşünün. Bir milletvekilinin yeminini, meslek ilkelerini hiçe sayarak vatana ihanet etmesinin sonuçlarını düşünün… Bütün bunlar bu kadar kitlesel kötü sonuçlar doğururken bir habercinin, gazetecinin meslek ilke ve kurallarına uymamasının sonuçlarını gözünüzde canlandırın. Herhangi bir habercinin kaç kişiyi derinden etkileyeceğini, toplumu bu zihniyetin topyekün nasıl hızla çürütüp parçalayacağını zihninizde canlandırın.

    Yurtdışında yaşamanın getirdiği “herkese uzak, her fikre uzak” kalma etkisinden olsa gerek, Türkiye’deyken de çeşitli “kutuplardaki” gazeteleri birlikte takip etmeme rağmen aralarındaki uçurumun bu boyutta olduğunu farketmemiştim. Hangi gazete olursa olsun, hangi haber olursa olsun, “haberci”nin en temel ilkesi, toplumsal olarak hayati sayılan kuralı “tarafsız” olmaktır. Bir haber taraflı veriliyorsa, bir haber müdürü haberleri taraflı olarak ayıklıyorsa uzun vadede işini baştan savma yapan inşaat mühendisinden, adam kayıran doktordan farkı kalmaz.

    Takım tutmayı, taraf olmayı çok seven bizler ise en masum duygularımızla her ne kadar bu tür gazeteleri ve kanalları yaşatmaya devam etsek de ne kadar büyük bir yanlışa kendi kendimizi sürüklediğimizi görmemiş oluruz.

    Çoğunlukla kendimize yakın gördüğümüz kanalları ve gazeteleri takip eder, karşıt görüştekilere burun kıvırırız taraflılar diye. Aman bize dokunmayan yılan bin yaşasın. Bizim fikirlerimize sahip, onları savunan gazeteler bin yaşasın. Diğerleri kahrolsun…

    Gazetelerin amacı yaşamak değildir. Gazeteler bir yayılma yarışı içinde olmamalı, hizmet yarışı içinde olmalıdır. Gazetelerin haber vermeyi engellediği an, birilerinin bizleri parmağının ucuna takıp oynatmaya başladığı andır… Ve Türkiye’de neredeyse tüm gazeteler ve kanallar bu duruma geleli yıllar oluyor… Birileri bizi parmağında oynatmak için birbirini yiyor. Biz de en saf fikirlerimizle en azından bize yakın bulduklarımızın bizi oynatmasına razı olarak, dönen bu devasa dolaba bakakalıyoruz.

    Gazeteler ticari şirketler olmamalıdır. Tıpkı vakıflar ve dernekler gibi, haberi halka ulaştırmak için, kar amacından uzak, güç ve yetki amacından uzak, tarafsız olmalıdır. Bunun için seçtiği haberler eşit, atılan başlıklar yorumsuz, yazı dili tarafsız olmalıdır. Çoğu gazetede artık bunu görmesek de doğrusu budur.

    .

    not: Gazetelerdeki köşe yazarlarının tarafsız olmaması normaldir. Köşe yazarının görevi fikir vermektir. Yapılan en büyük yanlış, köşe yazılasından haber, gazeteden yorum almak olur. Tam tersi olması gerekirken, bizler ters yüz olmuş yapıya teslim oluyoruz…