Etiket: PKK

  • Erdoğan Da Mı Açılım’a Karşı?

    DTP’nin karşılama törenine tepkiler büyürken bundan 3 gün önce Ahmet Altan’ın yazdığı yazıyı atlamışım, bir arkadaşım* sayesinde okudum (Bkz. “Barışa Alışmak“). Ahmet Altan’ın yazısının en can alıcı bölümünü aynen paylaşıyorum:

    “Türk tarafı kendi çocuklarını nasıl “şehit” gördüyse Kürtler de kendi çocuklarını “şehit” gördü.

    İki taraf da diğer tarafın ölüsünü aşağıladı.

    İki taraf da kendi haklılığına inandı.

    Şimdi iki taraf da yeni bir hayatı, yeni bir barışı kabullenirken zorlanacak.

    İki taraf da barış kapımıza geldiğinde “biz kazandık” diye bağırmak istiyor.

    Ama barış, savaş değil.

    Savaşı sadece tek taraf kazanabilirken, barışı iki taraf da kazanabiliyor.” (Ahmet Altan, 20.10.2009)

    Ahmet Altan’ın yazılarıyla çoğunlukla çelişirim. Özellikle neoliberal yaklaşımları, taraflı yorumları genellikle sinirlerimi germekten öteye geçmez. Fakat özgürlük ve eşitlik söz konusu olduğu zaman, her ne kadar çoğu zaman olayları çarpıtarak yorumlasa da genellikle haklı noktalara parmak basar. Özetle yazılarının çoğu zaman tümünü değil, yalnızca belirli bölümlerini onaylarım. Bu alıntıda da (özellikle ilk yarısı tarışmaya açık gözükse bile) tamamen açık ve doğru bir tespitle belirtmiş.

    Yıllarca “biz”i “sen” ve “ben” olarak ayrıştıran bir iç savaşın asıl yüzünü vatandaşın çoğunluğu görmedi. Sen ve ben düşman belledik, yaşananı da savaş. Sıra barışa geldiğinde artık seni beni bırakma vaktidir. Sen bana, ben sana yanaşarak, biz barışa yanaşıyoruz. Biz kazanıyoruz.

    .

    Peki bu yorumda 3 gündür yazdıklarımla çelişiyor muyum? Hayır. DTP’nin yaptığı barışa çomak sokmaktır. Alevi sönmek üzereyken, tekrar körüklemektir. Barışı suistimal ederek, savaşın galibi gözükmeye çalışmaktır. Apo’yu yüceltme çaresizliğidir. Halbuki savaşmak bir insanı asla yüceltemez. Gelmiş geçmiş bütün yüce liderlerin tek ortak yönü barıştır.

    .

    DTP’nin bu tavrı karşısında açıklama yapan Erdoğan’ın açıklamasında ise iki nokta dikkatimi çekti (Bkz. haber).

    1. “Bütün olay silahın bırakılmasında. Silah bırakılmadıktan sonra söylenecek bir şey yok.” derken Baykal’ın aylardır söylediğini aynen tekrar ediyor.

    Elbette ki basının haberleri veriş şekli, Baykal ve CHP’nin yorumlarını sunuş tavırlarındaki hatalar bu benzerliği neredeyse farkedilemez kılıyor. Vatandaş hala CHP’yi açılıma karşı sandığına göre, bu durumda Erdoğan da mı açılıma karşı olmuş oluyor?

    2. (PKK’nın lider kardosundan bahsederken) “Şu anda zaten üçüncü ülkedeler.”

    Özellikle hiçbir gazete bu cümleyi irdeleme gereği bile duymamış… Başbakan bunu biliyorsa, nerede olduğunu neden açıklamıyor? Neden kimse bir şey yapmıyor? Daha kötüsü yapamıyor? Haydi ikinci ülke Irak anladık, üçüncü ülke hangisidir? Bilginin kaynağı neresidir?

    Bu soruların cevapları verilmedikçe, PKK lider kadrosu teslim olmadıkça, tabandan 34 veya 340 vasıfsız çete üyesi teslim olsa ne farkeder?

    .

    * Fatma’ya selamlar.

  • DTP Ahmak Mı, Hain Mi, Yoksa Yalnızca Çaresiz mi?

    DTP, teslim olan PKK’lıları parti otobüsüyle şehir turuna çıkardı.

    Yıllarca güya demokrasi, güya barış, güya eşitlik istediğini iddia edenler bir anda son birkaç haftada aşırı kürt milliyetçisi, faşist yüzlerini göstermeye başladı. Fikirlerine çok değer verdiğim bir dostumun tanımıyla “PKK açırı kürt milliyetçiliğini temsil ediyor*”. Bu yüzlerini gösterdikleri andan itibaren de ne Türk milliyetçileri (ister aşırı olsun ister kendi çapında), ne solcular, ne muhafazakarlar onların yakınında olacak.

    Belki de DTP’nin amacı budur. Terörün bitmesi durumunda siyaset olarak nerede kalacaklar? Huzurun bulunması durumunda ne yapacaklar?

    Belki de DTP’nin amacı terör ile savaşı resmen kaybedip devlete sığınmak zorunda kalan PKK’nın karizmasını biraz toparlamaya çalışmaktır. Ne yani, kendilerince PKK’yı övmeye mi çalışıyorlar? Ayrıca öyleyse bile Apo’nun bu tavırdaki yerini merak ediyorum şahsen. Uzun vadede PKK’nın Apo’ya özgürlük istediği ortada. Bunun akla ve mantığa sığmayacağı da ortada. Bu çabalar Apo’ya ve hatta yok olmaya yüz tutan PKK’ya ne kazandırabilir ki?

    DTP alenen saçmalıyor. Buna karşı taraftan birileri lüzumsuz oranda sinirlenip olay çıkarmadan önce akılları başına gelse bari.

    Belki de herkesin şüphelendiği gibi yalnızca kışkırtmaya çalışıyorlardır… Ama ben buna inanmak istemiyorum. Kimsenin aynı anda bu kadar ahmak ve hain olabileceğini sanmıyorum.

    .

    *Tuğrul’a selam olsun.

  • AK, ER tamam; OK Parti, AĞ Parti, EL Parti yolda…

    Bu hafta Türkiye’de haberler tek koldan değil, güldür güldür geliyor… Takip etmesi çok heyecanlı. İşte bugünden seçtiklerim:

    .

    Erdoğan’dan CHP’ye de “Van Minüt”

    Başbakan Erdoğan Davos’un ardından Baykal’a da “daha da gelmem” dedi (bkz. haber). Baykal’ın bir çayını içemeyeceği için üzgün görünen Başbakan, CHP’nin anlamsız kamera dayatmasını da çok iyi kullanarak, şanına yakışır bir konuşmayla kabahati Baykal’ın üzerinde tutmayı başardı. 1 kişi ile yaptığım ankete göre Erdoğan, %100 oranla yeniden Türkiye’nin en başarılı muhalefet yapan kişisi seçildi.

    Bu sırada Kamera teklifinin geri çevirileceğini bile bile bu kadar abartılı bir istekte bulunan CHP’nin ise amacı halen kestirilemiyor. Kafaları kurcalayan sorular arasında “acaba baştan beri görüşmek istemiyorlardı da reddedilmesini mi istediler?”, “görüşmektense Başbakan’ı korkaklıkla suçlamayı tercih edip mi bu kadar uç bir istekte bulundular?” ve “Kamera örneği vermek yerine ucunu açık bıraksalardı Erdoğan’a malzeme vermeyeceklerini farkedemediler mi?” soruları geliyor. Yine 1 kişi ile yaptığımız ankete göre CHP, %100 oranla Türkiye’nin doğruları en yanlış şekilde ifade eden partisi seçildi.

    .

    Hükümet – PKK pazarlığında peşinat ödendi, ilk taksit yolda

    Öcalan’ın emriyle PKK üyeleri teslim olmaya başladı. Peşinat olarak teslim olan üyelerin beşi hariç hepsi yasa gereği serbest bırakıldı. Kalan beş kişiden de yavaş yavaş serbest bırakma haberleri geliyor.

    Bu konuda PKK’nın vasıfsız elemanlarını göndermesi yargıyı zorlamamak için iyi niyet göstergesi midir, yoksa çekinme midir bilemiyorum. DTP’nin istediği “tutuklanmasınlar” talebi de yalnızca 5 kişinin tutuklanmış olmasıyla kabul edilmiş sayılır mı onu da bilemiyorum ama görebildiğim bir şey var, o da içişleri bakanının da dediği gibi arkasının geleceği.

    Pazarlık havası yaratmamak için hükümet elinden geleni yapıyor. PKK ve DTP ısrarla sanki bu havaya girmeye çalışsa da hükümeti bu konuda takdir etmek lazım, henüz resmen bir “falso” yapmadılar.

    Umarım sonucunda yasalara uygun olarak, dağdan herkes iner, kimseyi haklı veyza haksız konuma düşürmeden bu sorun yumuşar. Sonuçta bugün dağdan çoğunluğun inmesi en kötü ihtimalde bile en azından terörü aylarca, yıllarca geriye götürecektir. En iyi ihtimalde ise sorun kendiliğinden halının altına süpürülmüş olur.

    .

    Ergenekon Partisi (ER Parti) Kuruluyor!

    Buyurun buradan okuyun… AK Parti’nin başlattığı, Türkiye Partisi’nin devam ettirdiği parti kısaltmasıyla mesaj verme furyasına da uyan “ER” parti kuruluyormuş. Türkiye’yi 2 kutpa bölmeye devam. Aman 2den fazla fikir olmasın…

  • Ahmet Türk: “Teröristler Tutuklanmasın”… Suyundan Da Koysunlar Mı?

    Son iki günde iki ayrı haber ile gördük ki DTP nihayet “PKK temsilciliği” sıfatını resmen üstlendi (Bkz. son haber). Böylece aylardır bir o yanda bir bu yanda görünmelerinin de sonuna gelinmiş oldu.

    Son durumda PKK, “barış grubu” adı altında bir grup terörüstin teslim olmasına karar vermiş. Gelecek bu grup hakkında uygulanacak işlem, DTP başkanı Türk’e göre demokrtaik açılımın kaderini belirleyecekmiş. Örneğin 1999’da teslim olan grup tutuklanmış, onlara yapılan bu yeni barış grubuna yapılmamalıymış… Dahası;

    Gelen kişilerin tutuklanmasını biz de halkımız da kabul etmeyeceğiz” – Ahmet Türk

    …miş.

    Eğer yasadışı bir iş yapılırsa, görev tanımı aşılır, veya şişddet uygulanırsa elbette kabul edilebilir bir durum olmaz. Ancak teslim olan teröristin tutuklanmamasını kabul etmemek nasıl bir anlayış olabilir?

    O gelen teröristler muhakkak ki tutuklanacak. Peki bunu bile bile bu açıklamayı yapmak ne anlama geliyor? Tehdit desem tehdit değil, uyarı desem uyarı değil, mesaj veriyor desem anlam olarak bomboş bir cümle…

    Açıklamanın en önemli kısmı ise bu değil. Haberin başlığına taşınan “Devlet 1 adım atarsa PKK 10 adım atar” sözü. B cümlenin altında neler yatmıyor ki… 1e 10 benzetmesiyle devlet ile terör örgütü arasında nasıl bir karşılaştırma yapabiliriz ki? Sanki bombalanan, taşlanan vatandaşın huzurunu kim bozduysa, huzurun kurucusu PKK olacak diye mi düşünelim? PKK’nın aslında terör örgütü değil  bir çeşit sufizm cemaati olduğunu mu zannedelim?

    Ahmet Türk ve gelen barış grubunun tahminimce elinden gelen tek şey ortalığı karıştırmak. Açılım maçılım bahane, bölgeye iki damla huzur gelecekse de ona çomak sokmak…

  • Maskelerin Arkasından Gülenler

    Bilgi ilginç bir kavram. Ne kadar az olursa o kadar zehirli, çoğaldıkça zararsızlaşan bir ilaç gibi. Ters etkili bir aşı, başka bir deyişle bir anti-panzehir. Tarafsız olma arzum da çoğu zaman bilginin bu yapısını hatırlamamdan kaynaklanıyor. Biliyorum ki daha çok öğrendikçe anlayışım ve tarafsız olabilme özelliğim artacak. Gel gör ki bazı konularda şaşkınlıkla ve ısrarla gerçekler insanı akıl almaz taraflara ayırmaya itiyor, teorileri haklı çıkartıyor.

    Çoğu konuda ne kadar işin içinde olsam da, ne kadar ayrıntısına kadar çoğunluktan daha kapsamlı incelemiş olsam da mütevazı olmayı doğru biliyor, Dünya tarihinin en bilinen ve takdir edilen sözlerinden birisini sürekli kendime hatırlatıyorum. Bildiğim bir şey varsa o da hala ve ısrarla hiçbir şey bilmediğim diyorum kendi kendime. Mevlana’dan tutun da Konfiçyus’a kadar sayısız kültüre dahil olmuş sayısız bilgenin de doğruladığı, peygamberlerin bile yerine göre “Allah bilir” demeyi seçtiği bir alemde ben de aynı yolu izlemeyi akıllı buluyorum. Bu sebeptendir ki yalnızca yandaşları tarafından “bilge” veya “dahi” diye adlandırılan bir kişinin kapısına “Burada her suale cevap verilir, her müşkül hallolunur;…”(1) yazmış olduğunu öğrendiğimde tarafsız olmaya kendini zorlayan zihnim bir örnekle daha bir tarafa doğru dürtüldü. Hangi bilge bu cüreti kendinde görebilmiş olabilir? Hangi dahi bunu kendine yakıştırabilir? Herşeyi geçtim, kimse alınmasın, sırf bu tavır bile bir kişiyi bilge veya dahi olarak kabul etmeme bir engeldir.

    Aynı “dahi”nin varisi olan “bilge” de, onursal başkanı olduğu dernek (2) ve benzeri örgütlenmeler ile evrensel barışa katkı sağlama yolunu seçtiğini vurgulasa da, bahsi geçen dernek bu seneki “demokrasi” tartışmasını “Kürt sorunu” üzerine yapmayı uygun görmüş, ilgili toplantıyı da her ne hikmetse Türkiye’de değil, Erbil’de düzenlemiş. Hemen eklemem gerekir ki bu toplantının yapılması çok doğru bir adımdır fakat tarafsız ve demokratik olması için ustalıkla planlanmış olmalıdır, yoksa siyasi oyunlara alet olur veya çoktan alet olmuş olduğunu gösterir. Keza gösterdi de. Çağrılan konukların taraflılığı ve hatta tek taraflılığı, derneğin ve toplantının internet sitesinden manşet olarak verilen açıklamaların tek yönlülüğü gösterdi ki bu toplantı sonucunda sanki tek bir ortak vurgu ortaya çıkmış: Batı denetimli fakat her ne hikmetse bağımsız bir Kürt devleti kurulması ihtiyacı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin buna nedense bir türlü izin vermiyor olması (3). Bu fikre tarafsız hiçbir ciddi toplantı sonucu ulaşılamayacağı gibi hem geçmişteki yönetimleri suçlayan hem de gelecek nesilleri kışkırtan açıklamalar ile bu sonuca varılması ayrıca üzücü. Tarafsız toplantılarda bu tür ortak çıkarımlar yapılamaz. Tarafsız ve gerçekten demokratik tartışmalar bir oturumda sonuç çıkartmaz, çıkartamaz, demokrasinin gerekleri gereği de çıkartmamalıdır.

    Aynı toplantının konuşmacılarından birisinin “Kürt sorunu” adıyla bahsi geçen meseleyi Osmanlı sonrası bir sorun olarak adlandırması da Ermenilerin herhalde akıl edemediği bir cinlik olsa gerek (4). Bu sayede bundan 20 sene sonra birileri sözde Kürt katliamı için lobi çalışmaları ile tazminat istemlerinde bulunurken kaçış yolu bırakmamış olmayı umuyor olmalılar.

    Bu konuda daha fazla kafa karıştırmak istemiyorum. Açıkçası tek yazıda çok bilgiyi paylaşmak imkansız olduğundan yalnızca birleştirdiğim noktaları gözönüne çıkararak ilgilenenlerin de farketmesini sağlamak asıl amacım. Bahsi geçen maddelerde ilgili bağlantıyı kurar, ilgili kişilerin hayat hikayelerini, içerisinde bulunduğu eylemleri ve hareketleri inceler, kimler ile ilişkili olduklarını dikkatle takip ederseniz eminim göstermek istediklerime ulaşacaksınız.

    Bugün yanılıyor olabiliriz, başkaları yanlış işler peşindeyken biz doğru da olabiliriz. Önemli olan, gelecekte doğruluğun zaten er veya geç ele geçireceği hakimiyetine en kısa zamanda ulaşmasına yardımcı olmaktır. Bunun yolu da bilgidir, takiptir, adaletle ve saygıyla paylaşmaktır. Yanlışsak doğru yola bilgiyle elbet gireriz. Başkaları yanlış yoldaysa da bunu ancak bilgi ile farkedebiliriz.

    Hepimizin gözümüzün ve yolumuzun açık olması dileğimle…