Etiket: muhalefete muhelefet etmek

  • AKP CHP Farkı

    CHP’nin kadrosunda Kemal Kılıçdaroğlu olmasa ne olacaktı gerçekten merak ediyorum. Tam olarak popülist, hızla oy kazandıracak bir çizgisi olmasa da uzun vadede saygı uyandırdığı kesin. Bugün de çıktı ve haftalardır CHP’li bir sürü vekilin beceremediğini yaptı ve Deniz Feneri ile ilgili “ıslak imzalı” belgeler çıkartıp basına dağıtarak nihayet konuya tekrar dikkat çekti. Hızını alamamış olacak ki pek sevdiğim “Ankara Kralı” İ. Melih Gökçek’e de iki soru gönderdi.

    Kemal Kılıçdaroğlu Gökçek’e soru sordu ama aslında Melih Gökçek günlerdir Deniz Baykal ile laf dalaşına girmeye çalışıyordu. Siyaset raconu malum, Deniz Baykal’ın makam olarak muhatabı Gökçek değil. O yüzden cevap vermemesine şaşırmadım. Peki ya Kemal Kılıçdaroğlu olmasaydı? Bu karşılık kimden gelecekti? Karşılık veren kişi acaba nasıl bir tavırla karşılık verecekti? CHP yatıp kalkıp dua etsin ki Kemal Kılıçdaroğlu var imdada yetişecek. Yoksa eminim kim olursa olsun Melih Gökçek’in pişmiş gülüşü karşısında vızır vızır zırvalardı.

    Tek istisna Kılıçdaroğlu hariç, CHP’nin topyekün muhalefet tavrı anketlere göre CHP seçmeninin bile sinirlerini bozuyor. Her fırsatta söylediğim gibi AK Parti Türkiye’de en iyi muhalefet yapan parti. Muhtemelen açık ara birinci olmalarının en büyük sebebi de bu. Acaba geçen 8 senede CHP bunu farkedip, gözünün önündeki nimetten yararlanıp iki damla muhalefet olmayı öğrenseydi bugünkü haberi okuyanlara saç baş yoldurtur muydu?

    Habere göre CHP farketmiş ki AK Parti anayasa teklifini önceden toplanmış imzalar ile vermiş. Yani aslında imzalar teklifi okuyup ona göre toplanmamış, kimbilir ne zaman ezbere “imza at” demişler, vekiller de atmış.

    Buna yapılacak o kadar çok yorum varken CHP ise kalkmış adeta 5 yaşında çocuk gibi isyan ediyor:

    Bana ne bana ne, saylanmaz! Teklif meklif yok işte, saylanmaz! Oynamıyorum yaa!

    Bu mudur? Allah aşkına buradan çıkacak yorum bu mudur?

    “Demokrat olduğunu iddia eden bir parti ezbere imza mı toplar?” demek yerine bu mu denir?

    “Yargı ve hukuk reformu paketi verilirken kuralları çiğnemek nasıl bir tezattır” diye sorgulamak yerine verilecek tepki bu mudur?

    AK Parti’nin CHP karşısındaki en büyük üstünlüğü bu. Birisi haksızken bile her zaman zeytinyağı gibi üste çıkmasını biliyor; öteki haklıyken haksız duruma düşecek kadar şımarık…

    Eldeki seçenekler bunlar olunca da başımıza ne gelse müstahak…

  • Ben Zaten Sakinim, Ne Zaman Hangi Sıkıntılar Bitecek?

    Sitemizde, Emre Cemil Ayvalı dünkü “Biraz Sükûnet, Yakında Bu Sıkıntılar Bitecek” yazısında uzun uzadıya AK Parti yeni anayasa paketi taslağına karşı çıkanları eleştirmiş, paketin içeriğine hiç değinmeden aynen bir AK Parti üyesi taktiğiyle “muhalefete muhalefet ederek” paketi savunmuş. Sonunda da ben de dahil pakete karşı çıkanların hepsini bir kefeye koyarak kendimize 2 soruyu sormamızı istemiş. Ben de sordum. İşte sorular ve cevaplar:

    Soru: Ben bu Yargı reformuna mı karşı çıkıyorum, yoksa Yargı reformunu AK Parti’nin yapmasına mı?

    Ben BU yargı reformuna karşı çıkıyorum. Yargı’nın düzenlemeye, yeniden yapılanmaya ihtiyacı olduğu gerçek. Bunu kim yaparsa yapsın, yeter ki doğru yapsın. Bana göre bu paket taslağı doğrularının yanında yanlışlara da sahip olduğu için yalnızca bu pakete karşı çıkıyorum.

    Pakette;”ailenin korunması ve çocuk hakları ile ilgili madde, yurtdışına çıkma meselesini düzelten madde ve en önemlisi 12 eylül darbesinin yargılanmasını sağlayan maddeyi desteklemek, paketin tümüne olur demek için yeterli değil.

    Soruya soruyla cevap vermek gibi olacak ama madem şu soruları da ben sorayım:

    1. Memurlara grev ve sendika haklarında kısıtlama ve yasak getiren bir paket nasıl demokratik bir reformun parçası sayılabilir?

    2. Yargının en üst kademesine hükümetin adam seçmesi ne kadar bağımsız yargı yaratabilir? Bugün yargı belki baskı altında olabilir. Bu baskı kaldırılıp yerine yürütme baskısı konarak nasıl bağımsız yargıdan söz edilebilir? Onun yerine yargının uyguladığı yasaları düzenleseler de toptan çözüme ulaşsak daha mantıklı değil mi? (bkz. yukarıda bahsettiğim mantıklı maddeler)

    3. Batılı yargılardan verilen örneklere, AB kriterleri ve Avrupa insan hakları mahkemesi kararlarına göndermeler havada uçuşurken AB gelişim raporunda yapılması önerilen “HYSK’dan bakan ve müsteşarın çıkarılması” talebinden neden hiç bahsedilmiyor? Üstüne hangi mantıkla bunun tam tersi uygulanıyor ve bunun için de AB örnek gösteriliyor? Bu nasıl AB kriterlerine uymaktır?

    Soru: Bu anayasa değişikliğine olan itirazımın asıl nedeni ‘ülkemin ve hukukumuzun zarar göreceğine inanmam’ mı, yoksa kişisel önyargılarım sonucu objektifliğimi kaybetmeme yol açan ve beni her geçen gün daha da esir alan ‘AK Parti’ye olan kinim’ mi?”

    AK Parti’ye kini olanlar elbette vardır. CHP’ye ve MHP’ye de kini olanların oldukça fazla olduğu gibi. Fakat yukarıda uzun uzadıya açıkladım ki benim ve eminim benim gibi bir çok kişinin itirazının nedeni ülkemizin ve hukukumuzun daha iyiye bu paketle gitmeyeceği gerçeği. Anlıyorum, değişim her zaman iyidir, fakat her değişim daha iyiye götürmez.

    Bütün bunların ardından açıklanan anayasa değişiklik paketini bu haliyle destekleyenler de kendilerine şu soruları lütfen sorsunlar:

    “Benim desteklediğim; tüm maddeleriyle bu anayasa paketi mi, yoksa ne yaparsa yapsın AK Parti mi?”

    “Bu anayasa değişikliklerine olan itirazları görmezden gelmemin nedeni hepten haksız olmaları mı, yoksa muhalefete olan kinim mi?”

    Siyasette artık herkes iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmaya başladı. Halbuki başkalarını eleştirdiğimiz konularda hepimiz arada bir durup halimize dışarıdan bakmalıyız.